Sunday, 1 October 2023

Emperyalizm Özür Dilemez - Mehmet Efe

 Emperyalizm Özür Dilemez


Dünya hepimizin ama küçük bir azınlık, İsa’yı çarmıha gerenlerin torunları, dünyanın tüm zenginliğini ele geçirdi.” 


—Hugo Chavez


NATO’nun varoluş amacı yaşam tarzımızın müdafaasıdır. Kominizim yerle bir edildi. Artık hiçbir inandırıcılığı kalmamıştır. İslamcılık yeni Bolşevizmdir.” 


— Margaret Thatcher 


Kimse özür dilemedi Afrika’dan. Kimse özür dilemedi Afrika’dan kaçırılıp binek atlarından daha ucuza satılanlardan ve kırbaçlar altında büyüyen çocuklarından. Şu anda her gün ortalama 60 bin insan açlıktan ölürken, Afrika’nın altınları Avrupa saraylarını kaplamaya, elmasları diyet programlarıyla depresyona giren şişman beyaz boyunları süslemeye devam ediyor. Kimse özür dilemedi Amerika’nın yerlilerinden, Latin Amerika’nın kesik damarlarından. Kimse özür dilemedi Asya’dan; yakın, uzak ve ortası dahil. Kimse özür dilemedi Uzak Doğu’dan, en çok da Orta Doğu’dan özür dilemedi kimse. 


Bir tanrı ulaşmak isteyen Silahlı Beyaz Adam vardı, bir de ötekiler. Ötekiler insan değildi. Siyah derililer insan değildi. Kızılderililer insan değildi. Sarı benizliler insan değildi. Esmerler insan değildi. Beyazlar asla insanları öldürmediler. Ötekileri öldürdüler. İnsana benzeyen ama karanlıkta, cahil, geri, ruhu yok bir şeylerdi onlar. Tanrı’nın yarım kalmış işleri. Teslim olanların ise, işe yaradıkları müddetce yaşamalarına izin verildi.

Zamanla, yeterince aydınlanmamış herkes insan olmamaya başladı. Komünisler insan değildi. Yahudiler insan değildi. Beyaz kadınlar bile olsa kullanışlı insanımsılardı. 


Egemenliğini tahkim ettikçe “emperyal” alanı büyüdükçe, silahları da büyüdü. Tüm yağmalarının, tüm birikimlerinin en büyük payını daha büyük silahlar inşa etmeye ayırdı; olabildiği kadar çok ötekini, olabildiği kadar kısa sürede imha etmek için. Her şeyi silahlandırmayı, silaha çevirmeyi başardı. Sanatı, müziği, şiiri bile.


Boyun eğmeyenler, Aydınlanmak istemeyenler vurula vurula direnmeyi öğrendikçe, Aydınlanmış Beyaz Adamın ötekiler tarifi de değişti. 


Yukarı kendisiydi, ötekiler aşağı. İleri kendisiydi, ötekiler geri. Birinci dünyaydı o, ötekiler üçüncü dünya. Geri kalmışlar insan değildi, az gelişmişler insan değildi. Gelişmekte olanlar, gelişmekten ileriye geçmeye kalkarlarsa, insanlıktan uzaklaşmaya başlarlardı; ülkelerinde terör patlar, ticaretleri iflas eder, sokaklarına kaos çullanırdı. Ötekiler barbardı, ötekiler ilkel.


Dünya tasavvuru egemenlik esaslı olan aydınlanmış adamın, egemen olduğu dünyaya verdiği nizam bir piramit düzeni oldu. Egemenlerin de egemenleri oldu.


Her şeyi parçaladı aydınlanmaya devam etmek için. Yeri, göğü, uzayı, toprağı, tohumu, atomu, genleri parçaları. En çok da insanı parçaladı. Parçalardan öğrendiği her şeyi piramidini tahkim için kullandı. Fitne çıkarmak, savaş kışkırtmak, farklılıkları kanla derinleştirmek, kayıtlarını gömmekle meşgul kazananı imha etmek, yerle bir ettiği ülkeleri tarifesi üzerinden inşa etmekteki mahareti, kutsal kitaplardaki bütün şeytan tariflerine rahmet okuttu. Aşmadığı sınır kalmadı, özür dilemek hariç. Her şey, her şeyin onun kontrolüne geçmesi içindi. Makbul bulduğu yaşasın, bulmadığı ya makbul olmaya çalışsın ya da gebersin için. Tek dünya, tek dil, tek kültür. Her yaştan, her dilden insanın en derinlerine nüfus edecek kıvraklıkta telkinler üretti. Bu telkinleri sindirmeyi sağlayacak melodiler, ışıklar, renkler geliştirdi. Kültür bombaları. Telkinlerini, gücünü ve aydınlığını yayacak endüstriler geliştirdi. Ekranlar, sayfalar, uydular, idoller, putlar hatta. İnsan haklarını, doğayı savunan sivil toplum kuruluşları üçüncü dünyanın gözlerinin içine söktüğü parmakları oldu. Herkes ona benzemek istemeliydi. İstemeliydi ki hep geri de dursun.


Piramidin karşısına halkayı, paylaşmayı koymak cüretini gösteren komünistlerin gelip herkesin elindekini avucundakini alacağını, herkesi aynı elbiselere zorlayacağını telkin etti mesela. Komünistlerden daha beter ve insanın insan üstünde salahiyetini temelden reddettiği için daha etkili olan İslam’ın da çağın gerisinde kalması gerekti. Nispeten aydınlanmaya yaklaşmış müslümanların kıymeti bilinmeyen işlerini, sanatlarını, icatlarını yağmalayıp geliştirmek de Silahlı Beyaz Adamın en tabii hakkıydı. Arab’ı İslamdan soyup Arap olmasının tek başına bir değer olduğuna ikna etmek de öyle. Müslüman olmak, Arap olmak insana shekem benzeyen ama aslında “başka” bir “öteki” şey olmalıydı. Olmalıydı ki filitresiz, frensiz imha edebilirsin, kobay farelerinden beter olabilirsin; kayıtsız, şartsız teslim alınabilsin.


Şimdiki ötekiler terörist, 1985 yılında Amerika başkanı Ronald Reagan, Beyaz Saray’da bir grup sakallı ve cübbeli insanı ağırladı. Onlarla toplandıktan sonra düzenlediği basın toplantısında, parmağıyla, eski bir yüzyıldan gelmişe benzeyen o sakallıları işaret edip “bu adamlar” dedi, “bunlar, kurucu babalarımızın ahlakının timsalleridir.” O adamlar, Sovyet Rusya’nın işgaline direnen afkan gerilla liderleriydi. CIA ajanları bütün İslam ülkelerinden “mücahit” toplamaya başladı. Aynı adamlar kısa süre sonra terörist oldular. 6 milyon insanı bir çırpıda katleden İngilizlere “bizi rahat bırakın” dediği için Gandhi de terörist idi, sapanla bilye atan, taş atan 14 yaşındaki çocuklar da. 


Oyunbozanlık eden beyazları da acımadı, Aydın gibi davranmaya çalışan aydınları da. Beyaz Adamı herkesle eşitlemeye kalkan her kültür, düşünce, inanç ve felsefeye diz çöktürmeliydi o. 


Aydınlanmış ve Silahlı Beyaz Adam, zorba egemenliğini o kadar ileriye ve o kadar çıldırtırcı bir kibirle götürdü ki kurbanlarının ya onun gibi olmaya çalışmak ya da çıldırmaktan başka seçeneğin kalmadı. Bazıları onun kadar ileri gitmeye kalkıştı öteki saydığını öldürmekte. Ama ne onun kadar imha gücü yüksek ne de onun kadar aklanır olabildi eylemleri.


Bilinen ve en yüksek perdeden yapılan ilk terörizm tarifi, Amerika’nın eski dışişleri bakanı George Shultz tarafından 1984’te yapıldı. Dört kez tarif etti terörizmi Shultz: “Terörizmin bir nedeni yoktur.” Nedenler ve tanımlar, çifte standardı zorlaştıran şeylerdir. 


Aydınlanmış Beyaz Adamın dünyaya egemen kıldığı dil, çatal bir dildir. Kurdu her cümlenin en az iki anlamı vardır. Bir kendisi içindir; diğeri, ötekiler için.


“İnsan” dediğinde kastettiği kendisidir. Kendisine boyun eğmeyenleri ifritleştirmek, insanlardan daha az bir şeye döndürmek için hümanizm.


İnsan hakları dediğinde kastettiği sadece Aydınlanmış Beyaz Adama benzemeye çalışmak özgürlüğüdür. Demokrasi, ötekiler için gereksiz bir lükstür aslında. Tattırılıp geri alınacak bir lolipop. Değerler sistemi ötekiler için kutsal, kendisi için keyfidir. Çünkü o yaratmıştır o değerleri, dilediği anlam ve bağlama yüklemek yetkisindedir. Yetkisini gücünden alır. Meşruiyeti kendinden menkuldür.


Elindeki güç, ondan başkası için en iyi ihtimalle tehlikelidir. Ötekiler her an bir çılgınlık yapabilir çünkü. Hiroşima’yı gelecek bin yılı için hayattan silen bombayı atmak çılgınlığı artık sadece ötekilere mahsustur. 


Aydınlanmış Beyaz Adamın tahkim ettiği dünya düzeni için gerçek, onun gerçek dediği şeydir ve dilediği zaman, gerçek dediğini gerçekdışı kılmak gücünde olmak ister. 11 Eylül günü ikizkulelere kaçırdıkları uçakları ve indirenler Arap teröristlerdir. Geride bıraktıkları pasaportlardan bellidir. O halde doğal olan 2 Müslüman ülke işgal edip yerlebir etmektir. 


11 Eylül’ün aktörleriyle hiçbir ilişkisi olmayan milyonlarca Afganlı ve Iraklı masum insan bombalandı, sakatlandı, kurşunlandı, dul bırakıldı, yetim bırakıldı; 3000 Amerikalıyı öldüren saldırının intikamı için dünyanın gözlerinin içine baka baka yalan söyleyerek. Beşyüz bin masum çocuğun katledilmesine “elbette değer” diyen Madeleine Allbright’a kimse özür dileyin demedi, kimse sokakları mumlarla donatıp yas tutmadı o çocuklar için. Kimse Afganistan’dan ve Irak’tan özür dilemedi. Afganistan ve Irak halkı, Amerikan bombaları ve kurşunlarıyla milyonlarca parçalanarak 11 Eylül saldırısı için özür dilediler, dinlemeye devam ediyorlar.


11 Eylül 2001’den sonra Avrupa’da, Amerika’da ve tüm dünyada sivilleri terörize eden tüm saldırıların %1’i bile dinin nedenlerle motive edilmiş değildir. Salt çoğunluğu ayrılıkçı, ırkçı saldırılardır. Ama 11 Eylül’den beri, gerçek, müslümanların namlunun ucunda değil, arkasında olduklarında haber değeri taşıdıkları gerçeğidir. Müslüman oldukları için öldürülen öğrenciler, depresyondaki çılgın bir adamın kurbanı olmuşlardır sadece; beyaz, Anglosakson bir Hıristiyanın değil. Anders Breivik yüze yakın Müslüman çocuğu infaz etti ve bunu Müslüman oldukları için yaptığını, Hıristiyan olduğunu ilan etti, ama Hristiyanların bu katliamın lanetlenmesi gerektiği, sesi duyulmayan bir avuç insanın aklına geldi. 


Charlie Hebdo dergisini çalışanları katledildiğinde dünyanın liderleri bir araya gelip kolkola teröre karşı yürüdü ve Müslümanların bu saldırıyı lanetlemesinde ısrar ettiler. Saldırıdan sonraki ilk altı günde, sadece Fransa’da, Müslüman sivillere yönelik 60’tan fazla saldırı tespit edildi resmen. 


Aynaya baktıklarında aydınlanmış bir beyaz adam görmek isteyenler, dünyanın her yerinde Müslüman göçmen çocuklarının ve inandıkları Muhammed peygamberin keçilerle pornografik maceralarını gösteren Charli Hebdo karikatürlerini yayınlamak için kolları sıvadı. Benzetmek gerekirse, sınıftaki yoksul Kürt çocuklarını aşağılayıp intihara sürüklemekle öğlen bir öğretmen, Milli Eğitim Bakanlığına olan nefretlerinin ruhlarını karartıp katillere döndürdüğü kişilerce katledildi diye iyi bir öğretmene döndü. Kimse horlanan Cezayirli çocuklardan özür dilemedi. Afganistan’da, Irak’ta, altı Müslüman olan ülkelerin çoğunda, beyaz adamın bizzat veya koalisyonları eliyle katlettiği binlerce yazar, şair, sanatçı, aydın, gazeteci için kimse lanetlenmedi, kimse özür dilemedi. 


13 Kasım 2015, Cuma günü aydınlanmanın başkenti Paris’i dehşete boğan koordine saldırılarla yüzden fazla sivil Fransız katledildi. Egemenlerin ekranları, hoparlörleri, manşetleri ve gür sesli kocaman ağızları derhal, cehenneme çevrilmiş hayatlarından, o cehennemden sorumlu olanlara sığınan göçmenlere kapıların kapatılmasını haykırdı. İslam’ın şiddet dini olduğu, barbarlık ürettiği hatırlatıldı. Amerika’da iki başkan adayından biri camileri kapatıp Müslümanları toplama kamplarına almaktan dem vururken, diğeri Suriyeli ve Iraklı göçmenlerin ülkeye girmesine izin vermeyi, kuduz köpeklerin mahallede dolaşmasına izin vermekle aynı olduğunu söyledi mesela. Gerçekten IŞİD eylemi henüz üstlenmeden oldu bunlar üstelik. Otomatikman. Saldırganlar, Fransız Emperyalizminin kurbanı Cezayirden Fransa’ya kaçmış göçmenlerin çocuklarıydı.


Kimse Cezayir’den, Fas’tan, Tunus’tan, [400 bin sivilin Fransız askerlerince infaz edildiği], Senegal’den özür dilemedi kimse. Cezayir 1 milyon insanı katlettiği için özür dilemesini istediğinde, “Bu işi tarihçilere bırakalım” cevabını veren Fransa, Türkiye’nin “Ermeni soykırımını tarihçilere bırakalım” önerilerini tüküren yasalar çıkardı. 1994’te Ruanda’da 800 bin insanın katledilmesine askeri destek götüren, 2011’de Libya’ya ilk hava saldırısını düzenleyen savaş Fransız uçakları, Paris’teki saldırıların hemen ardından, daha eylemi kimlerin yaptığı bilinmezken, Suriye’yi, Rakka’yı bombalamak üzere havalandı. Cumhurbaşkanı Franchise Hollande, “intikamımız merhametsiz olacak” dedi. Öyle oldu. Bombaların üstüne “Paris’ten sevgilerle” yazdılar. O sırada Türkiye gibi “gelişmekte olan ülkeler”in televizyon ekranları, İslam’ın reformu konularını tartışan uzmanlarla doluydu. Stüdyoda oturan ve kimsenin görmek istemediği fil şuydu: İslam asla yeteri kadar reforma olamayacak zaten. Başından itibaren şikeli bir maç bu. 


Bir ideolojiden, hatta bildiğimiz İslam’dan, bir sistem manifestosundan, bir felsefeden doğmadı IŞİD. Kan, ateş, işgal, çatışma, katliam ve umutsuzlukla Orta Doğu’yu kasıp kavuran kabustan doğdu. Aydınlanmış Beyaz Adamın dayattığı çözümlerin ürünü IŞİD. El Kaide’yi de aşan ve İslam’ı kelle kesmekle eşitleyen global bir algı operasyonu ve Müslümanların ortasında patlatılan adeta kimyasal bir saldırının adıdır. Amerikalı ve İsrailli uzmanlarca kullanıp gözetilmiştir. Komünizmi yendikten sonra İslami yeni öteki olarak kodlayan Aydın Beyaz Adamın yeni “İslami Şeytan” şehveti ile pompaladığı bir kara propagandanın adıdır IŞİD ve İslam toplumlarının gerçeği kılınmıştır.  “İslami Ötekiler” tipinde birileri ne zaman bir cinayet işlese, 1.6 milyar Müslümanın kolektif olarak özür dilemesi, saldırıları lanetlemesi, terörizme karşı olduğunu ilan etmesi istenir. Saldırganların sakallı olması veya tekbir getirmesi bile gerekmez. Esmer tenli olmaları yeterlidir. Kimse Amerika’yı terörist örgütler listesindeki örgütleri eğitip-donattığı için teröre destek vermekle suçlamadı. Suçlayamaz.


Kimyasal silahlarla donattıkları, katliamlarını akladıkları, sevip kolladıkları diktatör Saddam’ın Irak’ına 2 milyon sivili katlederek demokrasi götüren Amerika, Mısır’a demokrasiyi çok gördü. Desteklediği cunta rejimi binlerce silahsız protestocuyu kitlesel kıyımlarda katledip, kanguru duruşmalarda yüzlerce Müslüman Aydın’ı idam ederken sesi çıkmayan “hür dünyanın lideri”, haber bültenlerini yarıda kesip televizyonlardan canlı yayında, tüm dünyaya seslendi ve “iğrenç” Paris saldırılarını lanetledi, kurbanların ailelerine ve Fransa halkına başsağlığı diledi. Paris saldırısından sadece bir gün evet bir gün önce, iki IŞİD intihar militanı, Beyrut’ta Şiilerin yaşadığı kalabalık bölgede 43 kişiyi paramparça etti, 230 kişiyi yaraladı. Obama onlar için değil dünyaya, karısına bile seslenmeyi düşünmedi. Haber yapanlar, “IŞID, Hizbullah’ın sivil kalkanlarını vurdu, al birini vur öbürüne” şeklinde duyurdu Beyrut katliamını. [New York Times]. Beyaz Saray, birkaç hafta önceki Ankara katliamını da duyurmak ve lanetlemek için haber bültenlerinin arasına girmeye yeltenmedi. Aynı hafta Afrika’da Boko Haram tarafından binlerce sivil, yine Yemen’de, Suriye’de yüzlerce sivil katledildi ama kimse lanetlenmedi. Banyas’da Esed’in varil bombaları çocukları imha ederken haber bültenleri yarıda kesilmediği gibi. Çünkü ölenler beyaz değildi. 


Bir tek İsrail işgal askeri veya sivilinin burnunu kanatmayan roket atışları için sadece dünyanın en büyük açık hava hapishanesi ve toplama kampında yaşayan Filistinliler ve ülkelerinden atılmış vatansız milyonlarca Filistinlinin değil, aynı zamanda tüm İslam dünyasının özür dilemesi istenir.


Kimse her seferinde binlerce insanı hurdahaş eden Gazze bombardımanları için İsrail’den özür beklemez. Obama “meşru bir devletin kendini savunma hakkı vardır” der mesela dünyaya. Kimse işgali ve işgale direnmenin meşruiyetini tartışmaz. Rakka‘da mahsur yaşayan ve şimdi de Fransız bombalarıyla imha edilen siviller için dünya liderliği “Je Suis Syrians” demedi. Tıpkı kimsenin insansız hava uçaklarının her seferinde öldürdüğü esmer çocuklar ve Amerika başkanıyla aynı ten rengindeki çocuklar için oralı olmadığı gibi. 


Müslümanlar, Araplar, Türkler, Kürtler için Amerika’da “Sub-Human” [Alt-İnsan] tabirini açıkça kullanan politikacılar, aydınlar, sanatçılar vardır. Alt-İnsanlar, öyle kalmaya devam edeceklerdir vatan için, soy için, din için, mezhep için, ekonomik büyümeleri için. Aydınlanmış Beyaz Adamın Dünya düzeni için, onun gibi yaşamaya çalışmak için öldükleri müddetçe. Dünyaya herkesin hakkı ve insanları eşit görmeye kalkmadıkları müddetçe. Kötülüğü kötüler, zulmü zalimler değil, ötekiler yaptığı müddetçe. Mazlumlar “bizden” değillerse mazlum olma hakkını elde edemediği müddetçe. Katliam fotoğraflarıyla bombardıman edilir dururuz, kimse dumura uğratılan kalplerden özür dilemez. 


Müslüman olmanız da gerekmiyor, öteki olmak için. Yeterince aydınlanmamışsınız, Hristiyan ya da beyaz olmanız da yetmez yeterince insan olmanız için artık. O aydınlanma, artık öğrenilir bir şeyde değildir. İleri, çağdaş, medeni, modern aydınlık; artık babadan oğula geçen bir ayrıcalıktır ve kraldan özgürlük, eşitlik gibi anlamlarını içermeye değer bulduğu insan sayısı iyice daralmıştır. Sadece 10 uluslararası şirket, tüm dünya gıda piyasasının %73’üne sahiptir. 85 kişidir dünyanın en aydınlık insanları. Gerçekten, bugün, sadece 85 kişi, ayakta yolcusu olmayan bir İngiliz otobüsüne sığacak sayıda insan, tüm dünyadaki servetin toplamının yarısından fazlasına sahiptir.


Emperyalizmin doğal çocuğudur Kapitalizm. Satın almak için en çok çalışmamız gereken, hayatımızın her anında sürekli bir telkin ve reklam bombardımanı altında o arzulamamız istenen her şeyin adı İngilizcedir.


İkiyüzlülükten her yerde ve ısrarla hesap sormaya başlamadıkça, güce tapmayı bırakıp herkese adalet istemedikçe; [Emperyalizm yalakalardan asla özür dilemez]; çıldırmaya, ölmeye ve özür dilemeye devam edeceğiz.


Bana gelince: Bir tek masumun kanı ve canı pahasına özgür yaşamaktansa, ellerim temiz bir köle olarak ölmeyi tercih ederim. 


Kaynak: Mehmet Efe - Zulüm Bizden, İnsanlara Yayın. 1. Basım Mayıs 2023, ss. 315-324

Post-Oryantalizm - Hamid Dabâşî

Post-Oryantalizm: Terör Çağında Bilgi ve İktidar —  Hamid Dabâşî Kitabın Tümünün Özeti Hamid Dabâşî’nin Post-Orientalism: Knowledge and Powe...