Rahipler/Din Adamları Üzerine
Bir defasında Zerdüşt havarilerine bir işaret vermiş ve onlara şu sözleri söylemişti:
"Bunlar rahiplerdir: düşmanım olsalar
da kılıcınızı kınından çıkarmadan sessizce geçin önlerinden!
İçlerinden birçoğu çok fazla acı çekmiştir
-: bu yüzden başkalarına acı çektirmek isterler.
Kötü düşmanlardır onlar: Onların
alçakgönüllülüğünden daha intikamcısı yoktur. Ve kolayca kirlenir onlara
saldıran.
Ve rahipler geçip gittikten sonra bir ağrı
musallat oldu Zerdüşt'e; ağrısıyla henüz baş etmişti ki, şöyle konuşmaya
başladı:
İçim parçalanıyor şu rahiplere. Hiç de
hazzetmiyorum onlardan; ama insanlar arasında olduğumdan beri, en önemsiz şey
bu benim için.
Oysa ben acı çektim ve çekiyorum onlarla
birlikte: tutsaktırlar onlar benim gözümde, damgalıdırlar. Onların kurtarıcı
dedikleri kişi sıkı sıkıya zincirlemiş onları: -
Sahte değerlerin ve kuruntu-sözlerin
zincirleriyle- Ah, birisi de kurtarıcılarından kurtarsaydı onları!
Deniz onları aniden yollarından saptırınca,
ıssız bir adaya yanaştıklarını zannettiler; gel gör ki, uyuyan bir canavardı
yanaştıkları!
Sahte değerler ve kuruntu - sözleri:
faniler için en kötü canavarlardır bunlar, - uzun süre uyur ve bekler bunların
için deki felaket.
Ama sonunda vakit gelir, canavar uyanır ve
üzerinde kulübeler inşa edenleri yalayıp yutar.
Ah, şu rahiplerin yaptığı kulübelere bakın!
Kilise diyorlar tatlı kokulu mağaralarına.
Ah, bu sahte ışık, bu sıkıcı hava! Burası
ruhun kendi yüceliğine doğru - uçamadığı yer!
Aksine, şöyle buyurur onların inancı:
"Dizlerinizin üzerinde tırmanın merdivenleri siz günahkarları "
Sahiden, onların utanç ve adanmışlıktan
yuvasından fırlamış gözlerini görmektense, utanmazları görmeyi tercih ederim!
Kim yarattı kendine böylesi mağaraları ve
çile merdivenlerini? Kendilerini gizlemek isteyenler ve duru gökten utananlar
değil mi?
Duru gök, tavanın çatlakları arasından
harap duvarlarda ki otlara ve kızıl gelinciklere yeniden baktığında - ancak o
za man yeniden bu tanrı evlerine yöneltirim yüreğimi.
Kendileriyle çelişen ve onlara acı veren
şeye tanrı dediler: sahiden, kahramanlara özgü çok yön vardı tapınışlarında!
Ve insanı çarmıha gerdiklerinde
bilmiyorlardı tamıyı sevmenin başka bir yolunu!
Cesetler olarak yaşamaktı niyetleri,
simsiyah süslediler cesetlerini; sözlerinden bile hala ölüm odalarının pis
kokusu geliyor burnuma.
Ve onların yakınında yaşayanlar, felaket
habercisi karakurbağaların tatlı bir hüzünle şakıdıkları kara göllere yakın
yaşarlar.
Onların kurtarıcılarına inanabilmem için
daha güzel şarkılar söylemeliydiler bana: kurtulmuş görünmeliydi bu
kurtarıcının havarileri bana!
Çıplak görmek isterim onları: çünkü sadece
güzellik tövbe vaaz etmeli. Ama kimi ikna eder ki bu gizlenmiş elemleri!
Sahiden, onların kurtarıcıları da
özgürlükten ve özgürlüğün yedinci göğünden gelmiyor! Sahiden, kendileri de asla
yürümediler idrakin halılarının üstünde!
Boşluklardan oluşuyordu bu kurtarıcının
tini; Ama her boşluğa yerleştirdiler kendi kuruntularını, tanrı adını
verdikleri boşluk doldurucularını.
Merhametlerinde boğulmuştu tinleri ve
merhametten şişip kabardıklarında, her zaman büyük bir budalalık yüzüyordu en
üstte.
Gayretle ve bağırış çağırışla sürdüler
sürülerini köprülerine: sanki geleceğe uzanan sadece bir köprü varmış gibi! Bu
çobanlar da haIa koyunlardandı doğrusu!
Küçük tinleri ve geniş ruhları vardı bu
çobanların: ama şimdiye dek, kardeşlerim, ne kadar küçük ülkeler olmuştur en
geniş ruhları bile!
Kan izleri bıraktılar geçtikleri yollarda;
hakikatin kanla kanıtlandığını söylüyordu budalalıkları onlara.
Oysa kan en kötü tanığıdır hakikatin; kan
en saf öğretiyi bile zehirler kuruntuyla ve yüreklerin nefretiyle.
Ve biri öğretisi uğruna ateşin içinden
geçerse - neyi kanıtlar ki bu! İnsanın kendi öğretisinin kendi yangınından
geldiği daha doğrudur!
Sıkıntılı yürek ve serin akıl: bunların
buluştuğu yerde ortaya çıkar o şiddetli rüzgar, o "kurtarıcı".
Halkın kurtarıcı dediklerinden, bu alıp
götüren şiddetli rüzgarlardan daha büyükleri de, daha yüksekte - doğanları da
vardı elbette!
Ve özgürlüğün yolunu bulmak istiyorsanız
kardeşlerim, tüm kurtarıcılardan daha büyük olanlardan da kurtulmanız gerekir!
Şimdiye kadar henüz bir Üstinsan yoktu.
Çıplak gördüm ikisini de, en büyük ve en küçük insanı: -
Hala çok benziyorlar birbirlerine. Sahiden,
bence en büyükleri bile - pek insanca!
Böyle söyledi Zerdüşt.
Kaynak: Friedrich Nietzsche - Böyle Söyledi
Zerdüşt, 86-88