Dört Hükümdar: Fransa Kralı I. François, Alman İmparator V. Karl, İngiltere Kralı VIII. Henry ve Osmanlı Sultanı Muhteşem Süleyman - John Julius Norwich
On altıncı
yüzyılın başı, yaşamaya değer heyecanlı bir dönemdi. Ortaçağın feodal Avrupası
hızla değişerek bir ulusal devletler topluluğuna
dönüşüyordu; Batı Hıristiyanlığının birliği hiç olmadığı kadar tehdit
altındaydı. Norwich, Dört Hükümdar,
s. 15
Fransa Kralı I. François Yunanca, Latince
ve İbranice eğitim verecek yeni bir okulun yöneticisi olması için devrinin
en büyük beşeri âlimi Rotterdamlı Erasmus’u davet etmiş, Bude de Erasmus’a
bu daveti kabul etmesi çağrısında bulunan bir mektup kaleme almıştı. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 18
Erasmus, ikna olmamış, daveti geri çevirmiş,
proje rafa kaldırılmıştı. François eğitim konusundaki büyük zaferini
1529’da, Sorbonne’u küplere bindirerek geleceğin College de France’ı olacak
College des Lecteurs Royaux’yu kurduğunda kazanmıştı. Kısacası, modern
Fransız kültürünün ve temsil ettiği hemen her şeyin I. François
tarafından başlatıldığını söylemek hiç de abartılı olmaz. François,
sonunda Fransa’ya medeniyeti getiren büyük beyaz umut olarak görülür. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 19
Hükümdarlığının son on yılında daha fazla
sayıda Protestan’a karşı zulüm göstermesini affetmekte zorlanırlar. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 20-21
Yenidünya’dan kayınbiraderi ve rakibi
İmparator V. Karl’ın kasalarına akan yeni zenginlik karşısında afallayan
François, Karl’ın her şeyi kendi bildiği gibi elde etmemesinde kararlıydı.
Atlantik ötesine bir kaç büyük keşif seferi düzenledi, bunun sonucunda da
Newfoundland ile birlikte Manhattan Adası’ndaki New Angouleme kentinin Fransa’ya
ait olduğunu ileri sürebildi. Norwich, Dört Hükümdar, s. 23
Burası 1625 sonrasında Nieuw Amsterdam adıyla bir
Hollanda sömürge yerleşimi haline gelecekti. 1664’te İngilizler tarafından
yeniden fethedildi ve New York adını aldı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 23, 11 nolu
dipnot
Din meselesine gelince, François’nın
hükümranlığının neredeyse tamamı Reform’la aynı döneme rastladı. François
başta, (sapkınlığın beri tarafında kaldığı sürece) Protestanlığa yakınlık
duyma eğili mindeydi, zira böylelikle Karl’a sorun çıkarmış oluyordu. (Kız
kardeşi Margueritte’in Reformcu eğilimleri daha güçlüydü ve tam anlamıyla
hak etmiş olmasa dala mere poule de la
Reforme (Reform’un anaç tavuğu) diye tanındı.) 1 534’te Almanya’ya
Reformcularla dostane ilişkiler tesis etmek için bir misyon göndermeye
kalktı. Ne var ki bütün bunları yaparken, ateşli bir biçimde Katolik
yanlısı kalan, 1521’de Martin Luther’i şiddetli bir dille kınayan Sorbonne’u
karşısına alması gerekti. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 23
Sorbonne 1523’te da ha da ileri gitti,
Yeni Ahit’in Fransızca versiyonunun basımı karşısında beyninden vurulmuşa
dönerek, Kutsal Kitap’ın yabancı dillerdeki çevirilerini de yasaklamaya
kalktı; ama bu noktada François devreye girdi. Fransızca versiyonun yazarının
Avrupa’nın her yerinde takdir ve hürmet gören, son derece saygın bir ilim
olan Üstat Jacques Lefevre d’Etaples’den başkası olmadığına dikkat çekti.
Bundan böyle onun çalışmalarına itiraz etmek yasaktı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 24
François, hükümranlığının son
yıllarında kâfir denilen Sultan Süleyman’Ia son derece dostane ilişkiler
içindeydi. Dinden ziyade siyasetten kaynaklanan bu dostluk, Hıristiyan Avrupa’nın
geri kalan kısmında kralın itibarına büyük bir hasar verecekti. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 24
François
gibi İngiltere Kralı VIII. Henry de kral olmak
için doğmamıştı. VII. Henry’nin ikinci oğlu olarak
28 Haziran 1491’de Greenwich’te doğan VIII. Henry, tacın, ağabeyi Arthur’a geçmesini
bekleyerek büyümüştü. VIII. Henry’nin gençliği hakkında çok az bilgi
sahibi olmamızın nedeni de muhtemelen budur, herkes Henry’den ziyade Arthur’la
ilgiliydi. Norwich, Dört Hükümdar,
s. 24
14
Kasım 1501’de ağabeyinin genç eşi, Aragon Kralı Fernando ile Kastilya Kraliçesi
Isabel’in kızı Prenses Catherine’e eşlik eden tören alayının başında,
düğün için St. PauI’e giderken dikkat çekti. Arthur 1502’de, daha on beş
yaşında veremden ölüp genç Catherine’i dul bıraktığında Henry kendisini
tahtın vârisi olarak buldu. Ertesi yıl resmen yengesiyle nişanlandı (Henry on
iki yaşındayken, Catheri ne on yedisine girmişti), 1506’da da papanın
tanıdığı özel bir izinle evlendiler. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 25
Ağabeyi
Arthur hastalıklı bir çocuktu, sekiz çocuğunun beşini zaten yitirmiş olan
babası da pekala ikinci oğlunun abisini izleyebileceğinden korkup onu
yakınlarında tutmak istemiş olabilir. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 25
Kral
VII. Henry 22 Nisan 1509’da öldü. Tuhaftır, vârisi olan oğlunu krallık
sanatında eğitmek için hiç çaba sarf etmedi. Bu nedenledir ki genç Henry
ertesi gün kral ilan edildiğinde, ne yapacağına dair şaşırtıcı derecede az
fikri vardı. Ne var ki bu durum yeni rolüne utanmaz, muazzam bir iştahla,
olabildiğince sıkı sarılmasını engellemedi. Babası sayesinde hiç olmadığı
kadar güvende bir taht, gayet hatırı sayılır bir servet ve Hıristiyan âleminin en iyi yönetilen krallığını
miras almış tı. Norwich, Dört Hükümdar,
s. 25
Boyu
1. 80’i buluyor, her zaman da son derece gösterişli giyiniyordu. Venedik
büyükelçisi, ‘‘Parmakları mücevherli yüzüklerle dolu, boynunda da, ucunda
ceviz büyüklüğünde bir elmasın asılı olduğu altın bir kolye var” diye
yazmıştı. Başka bir Venedikli, “Majesteleri gelmiş geçmiş en yakışıklı
kral” diye buyurmuştu. Henry, François’dan daha yakışıklıydı, bunun da farkındaydı.
Ne var ki başından beri aralarındaki acı rekabetin bilincinde olmuştu. Norwich, Dört Hükümdar, s. 25-26
Henry’nin yaptırdığı, bugün hala ayakta
olan yegane büyük bina Londra’daki St. James Sarayı’dır. Norwich, Dört Hükümdar, s. 26
Öte yandan Henry, öyle görünüyor ki
hem fiziksel hem entelektüel olarak Fransız kralından üstündü. Müthiş bir
biniciydi, söylendiğine göre avdayken bir günde sekiz-on at değiştirirdi.
Güreşirdi, tenis oynardı, maiyetindeki herkesten iyi mızrak atardı; mızrak
dövüşünde krallığındaki bütün şövalyeleri indirebilecek yetenekteydi;
muhafız alayındaki okçularla birlikte ok attığında “hedefi tam ortadan vurup
hepsini geride bırakırdı.” Aynı zamanda hatırı sayılır
bir âlimdi, ilahiyatta da fena değildi. Fransızcası akıcıydı, Latincesi
de bir o kadar iyiydi, Catherine sayesinde İspanyolcası çat pat olmanın
ötesin deydi. Kendisini Avrupa kültüründen
haberdar eden Erasmus’la yakın temas halindeydi. Gökyüzünün açık
olduğu gecelerde Sir Thomas More’la birlikte sarayın
çatısına çıkar, yıldızları incelerdi. Norwich, Dört Hükümdar, s.
26-27
Hepsinden de önemlisi müzik âşığıydı. Samimi,
gerçek bir dindardı, günde en az bir kere missa dinlerdi.
Aslında tuhaf bir bileşimdi Henry, hem Katolik’ti hem
püriten. İngilizce İncil’in yayımlanmasına
izin veren oydu, bütün bölge kiliselerinde “herkesin okuyabilmesi için” bir
kopyasının bulundurulmasını da emretmişti; ama aynı zamanda ilk İngiliz ikonoklasttı, kiliseler
deki haçların yerine kraliyet armaları koydurmuştu; manastırları kapatarak
ingiliz sanatı ve edebiyatına verdiği hasarsa ölçülebilecek boyutların ötesindeydi.
Katolik Kilisesi’yle kavgası kuramsal değil, kişisel
bir kavgaydı. Evliliğinin iptal edilmesi talebini sürekli reddeden
Medici sülalesinden Papa VII. Clemens’i hedef alıyordu. O tarihlerde, ölmüş kardeşinin karısıyla evlenmenin kilise hukukuna
karşı gelmek olduğuna, Catherine’in (sayılamayacak kadar fazla
düşük ve ölü doğum sonrasında) ona bir oğul verememesinin, ilahi
hoşnutsuzluğun bir kanıtı olduğuna yürekten inanıyordu. Henry İngiltere Kilisesi’nin kurulması sonrasında bile
kendisini Katolikliğin bayraktarı olarak gördü; kendisinin haklı, papanın haksız olduğundan, Tanrı’nın iradesini gerçekleştirenin Clemens değil,
kendisi olduğundan emindi. Norwich, Dört Hükümdar, s. 27
Henry sadece hükümet işleri söz konusu olduğunda
belirgin bir özgüven eksikliği göstermişti. Siyasal kararların çoğunu
memnuniyetle, son derece yetkin üç danışmanına bırakmıştı. Bu üç
danışman kısa bir süre içinde birbirlerinin yerini almış, Tudor Hanedanlığı boyunca her biri, kendisinden
önce gelenden daha büyük bir güce sahip olmuştu. Birincisi Henry’nin
karısı, Aragonlu Catherine’di. Onu Thomas Wolsey izledi. 1473 civarında Ipswich’te
doğan Wolsey 1507’de Kral VII. Henry’nin hizmetine girdi, kral da çok geçmeden
onu kraliyet vaizi olarak atadı; 1514’e gelindiğinde
Wolsey hükümetin kontrolünü elinde tutan kişiydi, ertesi yıl, hala kırklı
yaşlarının başındayken York başpiskoposu ve kardinal oldu. On beş yıl
boyunca İngiltere’nin kraldan sonra gelen en güçlü adamıydı. Ama
bütün bunlar uzun süre devam edemeyecek kadar iyiydi. Wolsey ne kadar çabaladıysa da Henry’nin evliliğini iptal
ettirmeyi başaramadı. Bunun sonucunda gözden düştü ve hükümetteki
görevlerinden azle dildi. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 28
Henry’nin üçüncü
danışmanı Thomas Cromwell’di. 1516’dan 1530’a kadar Wolsey’nin
hizmetindeydi, 1529’da da Wolsey’nin sekreterliğine atandı; ama tam da o yıl
Kardinal Wolsey gözden düştü. Cromwell bunun üzerinden on iki ay geçmeden
kralın gözdesi ve sırdaşı olarak eski üstadının
yerini aldı. Henry’nin krallık hayatındaki en
belirleyici adımı atmasını, Kraliçe Catherine’den boşanıp Anne Boleyn’le evlenmek
için Roma’yla bağları koparmasını, ardından kendisini İngiltere Kilisesi’nin
başkanı ilan etmesini mümkün kılan Wolsey değil, Cromwell’di.
Cromwell 1536’dan itibaren manastırların kapatılmasında da kilit bir rol
oynadı. Ne var ki Cromwell’in hayatı, selefininkin den çok daha kötü bir
biçimde aşağılanarak son bulacaktı. Wolsey en azından yatağında
ölmüştü, Thomas Cromwell ise Temmuz 1540’ta Kule Tepesi’nde kellesinden
oldu. Norwich, Dört Hükümdar, s. 28
Henry hükümranlığının ilk yıllarında tebaası
tarafından sevilirdi, açgözlü yaşlı babasının tam tersi bir kişilik olarak
görülüp hoş karşılanırdı; hayatının sonraki yıllarında sergilediği
aşırılıklara ve zalimliklere rağmen, popülerliği büyük ölçüde devam
etti. Norwich, Dört Hükümdar, s. 28
On altıncı yüzyılda insanlar, bugün
bizim olduğumuz kadar kolayca şaşırmazlardı; genellikle halka açık olarak
yapılan infazlar gayet sıktı. Kralın öldürttüğü Anne Boleyn’e de, Catherine
Howard’a da pek yakınlık duyulmamıştı, genel olarak sadakatsiz oldukları
inancı hakimdi, hatta Catherine’in önü ne gelenle yattığı söylenirdi. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 28-29
Boşanma meselesine gelince, gelecekteki
sükünetin sadece erkek bir vârisle güvence altına alınabileceğini herkes
anlıyordu. Papanın boşanmaya izin vermemesinin
tümüyle siyasal olduğu (Kraliçe Catherine’in yeğeni olan İmparator KarI’ı
kızdırmayı göze alamadığı) bilindiği için de hiç kimse, kanunu kendi eline
aldı diye Henry’yi suçlamıyordu. Henry, “büyük meselesi”
(Catherine’in bir kenara atılması) Reform döneminin
başlangıcına denk geldiği için aslında şanslıydı, Kuzey Avrupa’nın yarısı
aynı şeyle meşgulken Roma’yla kavga etmek çok daha kolaydı. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 29
Bilindiği kadarıyla Henry’nin iki gizli
ilişkisi olmuştu. Birin den, Kraliçe Catherine’in hizmetçisi Elizabeth
Blount’tan bir oğlu olmuş, Henry daha sonra çocuğu kabul edip Richmond
dükü ilan etmişti; diğeri ise Anne Boleyn’in kardeşi Mary’ydi. Henry’nin
eşleri arasında, samimiyetle sevdiği tek kadın muhtemelen Anne Boleyn’di,
gerçi onunla birlikteyken bile sık sık iktidarsızlık sorunu yaşardı, Anne
Boleyn bile sonunda kellesinden olmuştu. 1535’e gelindiğinde, Henry’nin onun
cadı olduğundan ciddi ciddi kuşkulandığını düşünmemiz için nedenler
mevcut. Kendisinin inandığı kadar şehvetli ve canlı bir adamın iktidarsız
olmasının başka ne sebebi olabilirdi ki? Norwich, Dört Hükümdar, s. 29
Henry, Kleveli Anne’le bir icraatta bile
bulunamamıştı. Diğer dört eşiniyse, farklı ölçülerde potansiyel anne
adayları olarak görmüştü. Ekim 1537’de Jane Seymour’un geleceğin kralı VI.
Edward’ı doğurması veraset sorununu biraz olsun hafifletmişti, ama o
günlerde bebek ölüm oranları o kadar yüksekti ki verasetin nispeten
güvence altına alına bilmesi için iki ya da üç oğul gerekliydi. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 29
Aslına bakılırsa Edward sadece on altı yıl hayatta kalacaktı, Prens
Arthur’dan farklı olarak onun yerini alacak küçük bir kardeşi de yoktu. Henry’nin gözünde, prenslerin yerini prenseslerin
alamayacağını söylemeye gerek bile yok; İngiltere’nin,
on ikinci yüzyılda tahta oturan, hükümranlığı büyük ölçüde taht için Kral
Stephen’la mücadele ederek geçen ve en hafif ifadeyle ayırıcı bir özellikten
yoksun olan Matilda dışında bir kraliçesi olmamıştı.
Norwich,
Dört Hükümdar, s. 30
Genç Prenses Catherine’in İngiltere’deki
ilk yılları mutlu geçmemişti. On beş yaşındaki genç Arthur’la
sadece beş ay süren evliliğinin ardından dul kalan Catherine, çok geçmeden
Arthur’un erkek kardeşi olan, artık Galler prensi unvanını almış Henry ile
evlendirilmişti; ama bundan sonraki yedi yıl boyunca ürkütücü bir
biçimde iki arada bir derede kalmıştı. Henry’nin kral babası bir ara onunla
kendisi evlenmeyi düşünmüştü; kral daha kırklı yaşlarının ortasındaydı,
hanedanının devamını sağlamak için daha fazla oğul sahibi olmak istemesi
hiç de mantıksız değildi. Ama evlenme teklifi, Kraliçe Isabel tarafından
reddedilmişti, bu da hiç şaşırtıcı değildi. Kraliçe Isabel kızının, ko
cası üzerinde diplomatik ve siyasal bir nüfuza sahip olmasında karar lıydı;
Henry gibi deneyimli bir kralla evlenirse böyle bir şey söz konusu
olmayacaktı. Ayrıca kendisinden iki kat daha yaşlı bir adamla evlenirse
ömrünün yarısını dul kraliçe olarak geçirmeye mahkum olacağı da neredeyse
kesindi, hiç de şükredilesi bir durum değildi bu. Norwich, Dört Hükümdar, s.
43-44
Sonra birgün, Nisan 1509’da VII. Henry Richmond’da veremden öldü ve her şey değişti. VII. Henry’nin
katılığı, kuşkuculuğu, hepsinden de önemlisi cimriliği, en ufak suçlara
bile ağır para cezalarının kesildiği, korku dolu, neşesiz bir atmosfer
yaratmıştı; kraliyet casuslarının her yerde kol gezdiği ülke, bugün polis
devleti diye nitelenebilecek bir hale gelmişti. Ama artık
müteveffa kralın muhteşem genç oğlunun yön timinde, özgürlük geri
gelmişti, onunla birlikte ülkeyi yeni bir neşe ve iyimserlik havası
sarmıştı. Hayat yine eğlenceliydi. Catherine de kendisini birden
bambaşka bir dünyada bulmuştu. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 44
Catherine elbette ki evlenecekti, hem de en kısa sürede. Haziran
başında Catherine ve nişanlısı gemiyle Greenwich’e gittiler, ayın 11’inde sarayın
dışındaki Observant Friars Kilisesi’nde evlendiler. On beş güne kalmadan da
24 Haziran Pazartesi’ye denk gelen Vaftizci Yahya Yortusu’nda Westminster’da
birlikte taç giyip tahta çıktılar. Catherine katedrale, beyaz atların
arasına gerilmiş altın kumaşların üstünde, bakire bir gelin gibi tümüyle
beyazlara bürünmüş bir halde gitti; ışıltılı saçları “upuzun, gür ve
göz alıcı bir biçimde arkasında salınıyordu.” Norwich, Dört Hükümdar, s. 45
Henry, Catherine’in Latincesinin
kendisininkinden çok daha iyi olduğunu anlamıştı, yabancı elçilerin
tumturaklı konuşmalarına doğaçlama cevaplar vermek te zorluk çekmiyordu;
Catherine, kendisi de elçi olduğundan özellikle şanslıydı bu konuda;
babası, evlenmeden epey önce onu St. James Sarayı’na tam yetkili İspanya büyükelçisi
olarak atamıştı. Rotterdamlı Erasmus’a göre de irfanı kralınkinden tamamen
farklı bir düzeydeydi. Çok geçmeden mükemmel derecede İngilizce
konuşacaktı, gerçi hafif bir ispanyol aksanı kalmıştı; bir yabancının kendi
dillerini konuştuğunu muhtemelen hiç işitmemiş birçok genç İngiliz bunu
gayet çekici bulacaktı. Catherine 1518’de bütün Oxford kolejlerini de dolaşmıştı.
(Öğrenmeye ve âlime büyük saygı duymasına karşın Henry’nin Oxford ya da
Cambridge’i bir kez olsun ziyaret etmemiş olması ilginç bir olgudur.) Ama daha önemlisi Henry onu sevmişti.
Fernando’ya yazdığı mektupta, tebrikleri için ona teşekkür ederken şu
satırları yazmıştı: “Özgür olsaydım da karım olarak onu seçerdim.” Norwich,
Dört Hükümdar, s. 45
VII. Henry savaştan nefret ederdi, VIII.
Henry ise savaşı çok severdi. Tipik özelliklerinden biri kendisini büyük
bir savaşçı, III. Edward ile V. Henry’nin halefi olarak görmesiydi; ona
göre Yüz Yıl Savaşları hâlâ devam ediyordu. Hem zaten bir kralın en önemli
görevlerinden biri savaşta ordusunun başını çekmek değil miydi? 1513 gibi
erken bir tarihte Catherine’i kraliyet naibi ilan etmiş, sonra İmparator
Maximilian’la ittifak kurarak Kanal’ın öte yakasına, tahminen kırk bin kişilik
bir işgal ordusunun başında mağrur bir sefer düzenlemişti. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 45-46
Kral başarılarına başarı ekleme
hevesindeydi, ama sonbahar yaklaştığından İngiltere’ye dönmenin daha iyi
olacağına karar verdi. Ancak Londra’ya vardığında yokluğunda kazanılan
mühim zaferden haberi oldu. İskoçya Kralı IV. James (VII. Henry’nin kızı
Margaret’in kocası) fırsattan istifade edip Tweed’i aşmış, çok küçülmüş
olduğuna inandığı İngiliz ordusuyla savaşa tutuşmuştu. Talihe bakın ki
Henry’nin Ülke Savunması Kuvvetleri başkomutanı unvanını da verdiği
Catherine hemen harekete geçmişti. Catherine, kocasının ordusunun toparlanması
için gerekeni yapmış, üstüne bir de kuzeyden gelen işgale direnme
sorumluluğunu üstlenmişti. Midlands’te çabucak ikinci bir savunma hattı
hazırlamış, bu arada İngiltere’deki bütün İskoç mülklerine el konmasını
emretmişti. Hiç kimse, ne Wolsey ne Cromwell, durumu bundan daha iyi idare
edemezdi. Norwich, Dört Hükümdar, s. 47
Kral James’in hasımlarını ciddi ciddi
küçümsediği çok geçmeden açıklık kazanmıştı. İki ordu 9 Eylül’de
Flodden’da karşı karşıya gelmiş, sadece üç saat süren kanlı savaşta Kral
James, İskoç soyluların büyük bölümü ve üst düzey din adamlarıyla
birlikte öldürülmüştü. Norwich, Dört Hükümdar, s. 47
Din adamlarının arasında St. Andrews
başpiskoposu, iki piskopos ve iki rahip vardı. Catherine bu haberleri alır
almaz, dul kalan Kraliçe Margaret’ı düşünmüş olsa gerek, tipik
özelliğiydi bu Catherine’in. Nihayetinde Margaret, Henry’nin kız kardeşiydi,
kocası savaşta ölünce bir yaşındaki oğlu V. James’in naibi olmuştu artık.
Norwich,
Dört Hükümdar, s. 47
VIII. Henry’nin 1512’deki Fransa işgalini
çok ciddiye almak zordur. Henry tahta çıkalı sadece üç yıl olmuştu;
gençti, hırslıydı, enerjiyle dolup taşıyordu; maceraya ve heyecana ihtiyacı
vardı, kendisini uluslararası arenada gösterecek bir fırsat peşindeydi.
Ömrü boyunca dikkatlerin kendisinin üstünde olmasından hoşlanacaktı. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 48
1520’de VIII. Henry on bir yıldır, I.
François beş yıldır tahtta oturuyordu, gelgelelim Rönesans’ın bu iki büyük
kralı henüz yüz yüze tanışmamışlardı, genel kanı tanışmaları gerektiği
yönündeydi. Bu ne denle de Kardinal Thomas Wolsey ilk zirve görüşmesi
için hazırlıklara başladı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 55
Wolsey kariyerinin zirvesindeydi. Enerji
dolu, çalışkan, son derece zeki, yaptığı her şeye sonuna dek güvenen
Wolsey kendisini çabucak efendisinin vazgeçemeyeceği bir isim haline
getirdi. Konsey toplantılarında Henry’nin ne kadar kolay sıkıldığını
biliyordu, onu devlet işleriyle uğraşmamaya, her şeyi kendisine bırakmaya
teşvik etti. Kral bunu yapmaktan ancak memnuniyet duyabilirdi, böylece
günlerce avlanmaya ya da başka şekillerde eğlenmeye gider, mektuplarını okuyup
yazmayı, kendisi adına kararlar almayı (neredeyse bütün kararları) kardinale
bırakırdı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 55
Ama sonra birden ruh hali değişirdi.
Böyle zamanlarda dizginleri ele alırdı. Çevresindekileri sadece çalışkanlığıyla
değil, muhakemesinin sağlamlığıyla da şaşırtırdı. Sonraları tabii boşanma
meselesini kafaya takacak, teoloji ve Kilise hukukuyla ilgili meseleleri
krallığındaki herkes kadar, bilgiye dayalı bir biçimde, zekice tartışa
bildiğini tekrar tekrar sergileyecekti. Kısacası Henry’nin mizacı şaşırtıcı
derecede değişkendi. Norwich, Dört Hükümdar, s. 55
Kardinal Thomas Wolsey 1518’de, o zamana dek dünya üzerinde
görülmüş, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne en yakın belgeyi
müzakereye açtı; en az yirmi devletin imzaladığı, Papa X. Leo’nun kutsadığı
bir barış antlaşmasıydı bu. Antlaşmanın başlıca maddeleri şöyleydi:
Birincisi, imzacı devletlerden herhangi biri saldırganlığa maruz kaldığında,
diğerleri topluca saldırganın geri çekilmesini talep edecek, saldırgan geri
çekilmezse onunla savaşacaklardı. İkincisi, daha önce imzalanmış olup bu
temel birlik antlaşmasına ters düşen bütün antlaşmalar lağvedilecekti. Böylece başkanı papa olan daimi bir birlik kurulmuş
olacaktı. İngiltere ve Fransa bundan böyle daimi bir barış içinde
yaşayacak, herhangi bir saldırıya karşı birbirlerine yardım edeceklerdi.
Wolsey metne, iki genç krala atıfta bulunan satırlar da eklemiş, Henry’nin en
kısa zamanda Fransa’yı ziyaret etmesi tavsiyesinde bulunmuştu. İki kralın
dostluklarını güçlendirebilmeleri için, François’nın sadece bir kac ̧ay önce
doğmuş Oğlu ve adaşı dauphin’in,
(Fransız tahtının veliahtlarına verilen unvan) Henry’nin o zamanlar daha iki
yaşında olan kızı Mary ile evlenmesine karar verildi. Uzun ve titiz diplomatik
görüşmeler sonrasında, iki kral arasında gerçekleşmesi önerilen toplantının
7 Haziran 1520’de yapılması kararlaştırıldı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 56
Ama tam bu sırada utanç verici bir
komplikasyon ortaya çıktı. Yeni İmparator Karl Henry’ye elçiler gönderdi ve
özel dostluklarının nişanesi olarak İspanya’dan Kuzey Avrupa’ya dönerken İngiliz
sara yını şahsen ziyaret etmeyi önerdi; böylece İngiltere, imparator olarak
ziyaret ettiği ilk ülke olacaktı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 56
Karl, 26 Mayıs’ta tam zamanında Dover’a
geldi, Henry alelacele onu karşılamaya gitti, Dover’a geceleyin vardı,
doğruca Karl’ın yatak odasına gidip onu kucakladı. Ertesi gün, Hamsin Yortusu
günü, heyetler Canterbury’ye gittiler, Karl burada başpiskoposun sarayında,
hayatında ilk kez teyzesi Kraliçe Catherine’le tanıştı. Henry’nin bayıldığı,
ama imparatorun nefret ettiği çeşitli ziyafetler ve danslarla geçen iki
günün ardından iki hükümdar arasında bir dostluk antlaşması imzalandı. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 57
On altıncı yüzyılda İngilizler ile
Fransızlar arasında normalde varolan nefreti anlamak bugün bizim için zordur.
Norwich,
Dört Hükümdar, s. 60
Henry 11 Haziran’da Calais ile Gravelines
arasında Karl’la buluştuğunda, çok farklı bir hava esiyordu. Dışarıdan
nasıl görünürse görünsün François’dan aslında pek hoşlanmamıştı, her
şey bir yana, Fransız kral epeyce ciddi bir rekabet gerektiriyordu. Henüz
sadece yirmi yaşında olan Karl’a karşı ise gerçek bir şefkat besliyordu.
Genç adam İngiltere’yi ziyareti sonrasında ona ve Catherine’e misafirperverlikleri,
özellikle de Henry’nin “Cantorberi’de ona iyi bir baba gibi verdiği” nasihat
için içtenlikle teşekkür ettiğini belirten bir mektup yazmıştı;
nihayetinde eniştesi olan Kral Henry ona karşı bir ölçüde babacan (en
azından korumacı) hisler beslemiş olabilir pekâlâ. Norwich, Dört Hükümdar, s. 61
Karl, Henry’yi Fransız karşıtı bir
ittifakın içine çekme ye, kızı Mary ile dauphin (veliahtı) arasındaki evlilik
sözleşmesini bozmaya çalışmıştı, ama Henry “verdiği sözü çiğnemesine
yönelik bu tür uyarıları” dinlemeye yanaşmamıştı. 1520’de ve 1521 başında
Fransa ile İmparatorluk arasındaki ilişkiler giderek kötüleşirken, Henry
kendini bir barış kurucu olarak görmüş, her iki tarafa da kışkırtıcı bir
şey yapmamaları, savaş patlak verirse “taraflardan ya birine ya diğerine
yardım etmek zorunda kalacağı” uyarısında bulunmuştu üstü örtülü olarak.
Norwich,
Dört Hükümdar, s. 61
Henry, Fransa’yı ya da İmparatorluğu
müttefik olarak seçecekse, tercihini her seferinde İmparatorluktan yana
kullanmak zorunda kalacağını gayet iyi biliyordu. François’yla ittifak
kurmanın ona sunacağı pek bir şey yoktu, Karl’la kurulacak bir ittifak ise
ordusunun fethedebileceği kadar fazla Fransız toprağı elde edilmesini vaat
ediyordu, ayrıca oldum olası hırslı bir adam olan
Wolsey’nin gönlünden geçen tek ödülü, papalığı elde etme şansını
da artırıyordu. Henry işte o yıl, 1521’de (önceki yıl dile getirdiği
itirazlara rağmen) Mary ile dauphin
arasındaki evlilik sözleşmesini bozdu, Mary’yi Karl’la nişanladı. Karl, Mary on iki yaşına gelir
gelmez onunla evlenmeye söz vermişti. Müstakbel gelininden on altı yaş
büyüktü, ama bu gibi yaş farkları, kraliyet hanedanları arasındaki
evliliklerde hiç rastlanmayan şeyler değildi. Norwich, Dört Hükümdar, s. 61
Kasım 1521’de (papanın desteklediği) Karl
ile François arasında çatışmalar başladığında Henry’nin imparatordan yana
çıkmasına hiç kimse şaşırmadı; Henry de dört ay sonra savaş ilan etti. İmparator
Karl, Kral Henry’ye desteğinden ötürü derin bir
minnet duyuyordu, o kadar minnettar olmuştu ki 1522’de İspanya’ya geri
dönerken İngiltere’de altı hafta geçirdi. Ziyareti sallantılı bir biçimde
başladı. 26 Mayıs’ta Dover’a geldi (ilk ziyaretinden iki yıl sonra), burada
üç gün boyunca eşyalarının gelmesini bekledi. Greenwich’e ancak eşyaları
geldikten sonra hareket etti, burada altı yaşındaki nişanlısı Mary’yle
tanıştı, sonra da Richmond ve Windsor’a geçti. Karl ilk vasiyetini İngiltere’de,
3 Temmuz’da kaleme aldı. Karl iki antlaşma daha hazırladı, böylece Henry’yi
Fransa’ya karşı toplu bir saldırı düzenleme konusunda bağladı. Santander’e
doğru yola ancak 6 Temmuz’da çıktı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 62-63
Beş yıl önce, 1517’de Martin Luther Wittenberg’deki kilisenin kapısına
Doksan Beş Tezini çivilemişti, bundan üç yıl sonra onu aforoz eden Papalık
bildirisini halkın gözleri önünde yakmış, 1521’de
Worms Meclisi’nde de hem papaya hem imparatora
karşı isyan bayrağını çekmişti. Karl’ın bakış açısı- na göre
Luther’i memnun etme umudu sadece, reformları tartışmak üzere Genel Kilise
Konseyi’nin toplanmasında yatıyordu. Norwich, Dört Hükümdar, s. 63
Kral Henry son beş altı yıldır kral dostları İspanya’nın en Katolik
kralı ile Fransa’nın en Hıristiyan kralı unvanlarına denk bir unvan için
Roma’nın başının etini yiyordu, Roma
da bu fikre soğuk bakıyor değildi. Norwich, Dört Hükümdar, s. 71
1521’de, Kral Henry kısa bir süre önce
yazdığı Assertio Septem Sacramentorum
(Luther’in Babil Esareti üzerine son kitabını çürüten bir eserdi) adlı
kitabının, muhteşem bir biçimde ciltlenmiş bir kopyasını Papa X. Leo’ya
takdim edinceye dek bu konuda değişen fazla bir şey olmadı. Leo bu kitaptan
derinden etkilendi, kitabı büyük bir dikkatle okudu, bir kralın böyle bir
kitap yazmış olması’ karşısındaki şaşkınlığını sık sık dile getirdi ve super sidera, “göklerde” diyerek
övdü. Kralın yeni unvanı meselesinden artık kaçamayacaktı, böylece “inancın savunucusu” anlamına gelen Fidei Defensor’da
karar kılındı. Kuramsal olarak bu unvan sadece Henry’ye verilmişti,
haleflerini kapsamıyordu, ama 1543’te, parlamentonun çıkardığı bir yasayla bu
unvan İngiliz tacına ait kılındı. Bu un vanın kısaltması (Fid Def ya da daha sıklıkla F
D) bugün hala İngiliz paralarında karşımıza çıkar. Norwich, Dört Hükümdar, s. 71-72
9 Ocak 1522’de on dört gün süren kabus
misali bir kardinaller toplantısının ardından Papa VI. Hadrianus İsa’nın
yeryüzündeki temsilcisi seçildi. Deniz yolculuğu yapan Papa, Roma’ya ancak
Ağustos ayında gelebildi. İtalyanca bilmiyordu, Latincesi anlaşılmazdı, yıl
sonu gelmeden herkesi kendine düşman etmişti. Norwich, Dört Hükümdar, s. 73
Hadrianus’un vaat ettiği reformların,
sonunda hiçbir yere varmadığını söylemeye pek gerek yok. Papa kardinalleri
denetlemeyi başaramadı, kardinaller yine birbirleriyle mücadele eden horozlar
gibi yaşamaya devam etti; endüljans satışının
denetimi konusunda da bir şey yapamadı, bu satış olmasa
Kilise iflasla karşı karşıya kalırdı. Bütün girişimleri felaketle
sonuçlandı. önemini bir türlü anlayamadığı Reform’u ele alma biçimi; Malta
Şövalyelerinin Rodos’tan çıkarılması sonrasında Hıristiyanlık aleminin
tamamında üç yıllık bir ateşkes ilan edilmesi önerisi bile. Roma’ya
gelmesinin üstünden, bir yılı biraz aşkın bir süre geçtikten sonra Eylül
1523’te hastalanıp öldüğünde herkes rahat bir nefes aldı. İtalya dışından bir sonraki Papa, ancak dört yüz elli yıl
sonra seçilecekti. Norwich, Dört Hükümdar, s. 74
Papa Leo’nun kuzeni Giulio de Medici, yeni
papa VII. Clemens adını aldı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 74
On bir yıl süren papalığı sırasında
Roma, barbar istilalarından beri görülmemiş düzeyde korkunç bir yağma
geçirmişti, Almanya’da Protestanlık ayrı bir din
olarak tesis edilmiş, İngiliz Kilisesi VIII. Henry’nin boşanma meselesi
nedeniyle kesin bir biçimde Roma’dan ayrılmıştı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 75
İmparator Karl ve kral Henry Fransa’yı
işgal edip aralarında paylaşacaklardı, kaybedecek bir dakikaları bile yoktu. İki
müttefik gücün artık Paris’e yürümesi, Henry’nin burada “miras hakkı olan
unvanı alıp” Fransa kralı olarak taç giymesi gerekiyordu. Norwich, Dört Hükümdar, s. 79
O ve Karl daha sonra İtalya’ya
geçeceklerdi, Henry burada Karl’ın haklarını geri almasına yardım edecek,
hatta sonunda Roma’da taç giymesine tanık olacaktı. Heyhat, onu ciddi bir
hayal kırıklığı bekliyordu.... Henry açısından bu ihanet demekti. Karl’ı
gerçekten sevmiş, ona yardım etmiş, tavsiyelerde bulunmuş, borç vermişti.
O ve Catherine, KarI’ın onların yeğenleri olmakla
kalmayıp damatları da olacağı günü
iple çekiyorlardı. Ama şimdi imparatorun borçlarını derhal
geri ödemesini beklediğini, yaptıkları bütün anlaşmaları geçersiz
gördüğünü söylemekten başka verecek bir cevabı yoktu Henry’nin. Norwich, Dört Hükümdar, s. 79-80
Henry belki de kısmen öfkesi ve hayal
kırıklığı nedeniyle karısına yüklenmeye başladı. İkisi on altı yıldır evliydi.
ilk baştaki tutkuları (tabii eğer tutkuysa) tükeneli uzun zaman olmuştu,
Catherine’in bir oğul doğuramaması da bunda etkili olmuştu. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 80
Henry’nin gözdesi Bessie
Blount’tan olan oğlu küçük Henry Fitzroy bu arada altı yaşına basmıştı, Henry muhtemelen
geleceğin kralı olarak gördüğü için onu halkın karşısına çıkarmaya
karar vermişti. 18 Haziran 1525’te Henry Fitzroy nehir yoluyla, babasının kısa
süre önce Blackfriars’ta yaptırdığı Bridewell Sarayı’na getirildi. Burada
bütün sarayın ve İngiltere soylularının büyük bölümünün huzurunda önce şövalye ilan edildi, sonra kendisine soyluluk unvanı
verildi; sonunda diz çöktüğü yerden kalktığın da Richmond ve
Somerset dükü ilan ediİdi. Akşam olduğunda İngiltere, Galler ve İrlanda,
Normandiya, Gaskonya ve Akitanya amirali, Garter şövalyesi, Carlisle kenti ve
şatosunun koruyucusu da ilan edilmiş ti. On ikinci
yüzyıldan bu yana ilk kez bir İngiltere kralı evlilik dışı oğlunu soylu
ilan etmişti. (Böyle bir şey ilk kez 1188’de, Il. Henry’nin, oğlu William
Longespöe’yi Salisbury k ilan etmesiyle gerçekleşmişti.) Norwich,
Dört Hükümdar, s. 80
Bir süre sonra Wolsey, önceden herhangi
bir bildirimde bulunmaksızın Catherine’in birkaç hizmetçisini, onun isyanını
teşvik ettikleri gerekçesiyle işten attı. Ama iş burada da kalmadı. Henry
kızının, dokuz yaşındaki küçük Prenses Mary’nin Ludlow Şatosu’na
yerleştirilmesini emretti; şato Londra’dan 150 mil —yaklaşık bir haftalık
yol— uzaktaydı. Prenses burada Galler prensesi olarak sorumluluklarını yerine
getirecekti. Norwich, Dört Hükümdar, s. 80
Rahat nefes aldıran
birtek şey vardı: Mary hala Galler prensesiydi. Vesayet konusunda Henry hala
net bir karara varmamıştı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 80
Mohaç’tan birkaç ay öncesiydi. Mart
1526’da, (İngiliz prensesini tamamen unutmuş olan) İmparator Karl, Portekiz
Kralı I. Manuel’in kızı, birinci dereceden kuzeni olan lsabel’le Sevilla Aldzar’da
evlendi. Isabel, anneannesi Kastilya Kraliçesi Isabel’in adını taşıyordu.
Isabel hayatı boyunca İspanya’da kaldı, on üç yıllık evlilik hayatının
yaklaşık yarısını kocasıyla birlikte yaşadı; ama imparator uzun süre
İspanya’da bulunmasa da Isabel’i çok sevdi ve öyle görünüyor ki, Isabel
ölünceye dek ona sadık kaldı. Ne var ki Isabel’in ölümü çok çabuk geldi.
Sevimli imparatoriçe 1536’da altıncı hamileliği sonrasında, daha otuz üç
yaşındayken öldü ve bu ölüm kocasını çok üzdü. Karl bir daha hiç
evlenmedi, ömrünün sonuna dek de siyah giyindi. Norwich, Dört Hükümdar, s. 91
VIII. Henry 30 Ağustos 1525’te Fransa’yla
bir barış antlaşması imzaladı. Henry kendi arzusu hilafına çok fazla şey
yapmıştı. Kralın Fransa’da daha
önce giriştiği maceralar hiç de kârIı olmamıştı, parlamentonun başka bir
macerayı finanse etmeye hiç niyeti yoktu. Wolsey bu nedenle, “dostane bir
bağış” dediği bir alternatif denedi; din adamlarının mallarından üçte bir
oranında, din adamları dışındaki kesimlerin mallarından da altıda bir ile onda
bir arasında değişen oranda vergi alındı. Sonuç dostane olmaktan çok uzaktı,
ülkenin dört bir yanında öfkeli gösteriler düzenlendi, birçok yerde
katkıda bulunma çağrısı tümüyle reddedildi. Suffolk Lavenham’da on bin
kişi fiili bir protestoda bir araya gelmeyi planladı, söylenenlere göre bu
girişim, isyanın başlangıcını haber verecek olan kilise çanlarının
tokmakları çıkarıldığı için başarısız oldu. Norwich, Dört Hükümdar, s. 91
Wolsey kötü bir durumdaydı ve bunun da
farkındaydı. Planıyla ilgili parlamentodan yetki almadığı için, bu fikirden
vazgeçmekten başka çaresi yoktu, dört yıl sonra iktidardan düşmesine
dolaylı olarak katkıda bulunmuş olabilecek, küçük düşürücü bir geri
adımdı bu; zira ilk kez efendisinin arzusunu gerçekleştirmekte ciddi bir
başarısızlığa uğramıştı. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 91
Nisan 1527’de François esaretin ardından
Paris’e tekrar dönmüşken ve durum iki yıl öncekinden çok farklı
görünüyorken bu barış bir ittifaka dönüştü, Wolsey’nin ertesi ağustos
Amiens’de François’yla bir araya gelmesiyle de antlaşma olarak imzalandı. Bundan
kısa bir süre sonra İngiltere ile Fransa İmparatorluğa savaş açtı, ama
Karl’ın işi başından aşkındı, durumu pek ciddiye almış gibi görünmüyordu.
Norwich, Dört Hükümdar, s. 91
Henry’nin de başka meşgaleleri vardı. Karısından ayrılması gerektiği kanaatine varmıştı.
Bu haberi ona vermekten korkuyordu, bu kötü haberi olabildiğince erteledi,
ama 1527 yazının ortasında birgün Catherine’i odasında ziyaret etti.
Catherine’e evliliklerinin geçersiz olduğunu söylemesi tavsiye edilmişti
ona; geçen on sekiz yıl boyunca günah içinde
yaşamışlardı. Levililer Kitabı her şeyi açıkça söylüyor du (XX, 21):
“Bir adam, kardeşinin karısını alırsa, murdarlıktır. Kardeşinin çıplaklığını
açmıştır; çocuksuz olacaklardır.”
(Kral, Tesniye XXV, 5’ten alıntı yapmaya
o kadar istekli değildi: “Kocasının kardeşi ona yaklaşacak ve kendisine karı
olmak için onu alacak...”) Henry ile
Catherine’in ayrılmaktan başka şansları yoktu, bu arada Henry papanın
evliliği resmen geçersiz ilan etmesini sağlamaya çalışacaktı. Elbette ki
bütün bunlar olurken Catherine’in lüks içinde yaşamaya devam etmesini de
arzuluyordu, Catherine tam olarak nereye gitmek isterdi acaba? Norwich, Dört Hükümdar, s. 92
Catherine hiç ses çıkarmadan uzunca bir
süre ona baktı, sonra gözyaşlarına boğuldu. Ama bunlar üzüntü değil,
öfke gözyaşlarıydı; zina yapmış biri olarak kınanması gerektiğine, kızının
piç ilan edilmesine duyduğu öfkenin gözyaşlarıydı, aynı zamanda önerilen
bu ayrılık için kendisine sunulan saçma mazerete duyduğu öfkenin de
gözyaşlarıydı. Anne Boleyn hakkında henüz hiçbir şey bilmediği için
kocasının sözlerini doğru kabul ediyordu ama, kocasıyla evliliğinin meşru
olduğundan hiçbir kuşkusu yoktu. Asıl geçersiz
olan, küçük Prens Arthur’la yapılan evlilik töreniydi, zira karı-koca
ilişkileri hiç tamama ermemişti. Henry’ye bir bakire olarak gelmişti,
bunu Henry de biliyordu, onunla evlenmiş, hatta onunla birlikte taç giymişti;
hem İngiltere’nin hem İspanya’nın en büyük ve en
bilgili kilise adamlarının huzurunda olmuştu. Norwich, Dört Hükümdar, s. 92
Geçen on sekiz yıl içinde hiç kimse bu
konuda bir kuşku dile getirmemişti. Henry ona karşı dürüst olsaydı,
vesayet konusunda şüpheleri olduğunu, bir oğul babası olmak için yeniden
evlenmesi gerektiğini söyleseydi, cevabı değişmeyecek olsa da Catherine en
azın dan onu anlayabilirdi. Bildiği kadarıyla kocasının yasal eşi, İngiltere’nin
yasal kraliçesiydi, ölünceye dek de öyle olacaktı. Nereye gitmek istediğine
gelince, niyeti olduğu yerde kalmaktı, bir yere gitmeye zorlanırsa Kule’ye
gitmeyi tercih ederdi, en azından İngiltere halkı onun başına ne geldiğini
anlar, onun için dua ederdi. Her halükârda, evliliğin iptal edilmesi söz
konusu olamazdı. Catherine yeğeni imparatora şöyle yazmıştı:
Zira
şimdiki papanın kendisinden öncekilerin yaptığını
bozması, onuruna ve vicdanına gölge düşürecek, kayası olan İsa’nın
üzerinde sağlamca durması gereken Vatikan’ın itibarını sarsacaktır. Bu
vakada papa, evliliği geçersiz ilan ederse birçok
kişi papanın doğruluk ve adaletten yana olmadığı düşüncesine kapılabilir.
Aragonlu Catherine çelik gibi bir
kadındı. Görev duygusunun gerektirdiği ölçüde kocasının karşısında
eğilebilirdi, ama asla kırılmazdı.
Norwich, Dört Hükümdar, s. 93
Cognac Birliği İmparatorluk yanlılarını
İtalya’dan sürüp çıkarma konusunda feci bir başarısızlığa uğramıştı,
ama Karl birliğe karşı başarıyla çarpışan askerlerin ücretini
ödeyememişti. Sonuçta derin bir memnuniyetsizlik içindeki 34.000 adam,
bulabildikleri en zengin kenti yağmalamaya girişti, o kent de Roma’ydı. Ordu
1527 başında Papalık devletine karşı ilerlemeye başladı. 6 Mayıs 1527 sabahı saat dörtte de
saldırı başladı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 93
Romalılar evlerini savunmak için sur
dışına çıktı, Papalık askerlerinin birçoğu canlarını kurtarmak için
düşman askerlerine katıldı. Sadece papanın şahsi İsviçre muhafızları, San
Pietro’nun basamaklarında toplu olarak katledilinceye dek kahramanca mücadele
etti. Norwich, Dört Hükümdar, s. 94
*** *** ***
İşgalciler Vatikan’a yaklaşırken papa
dairesinden alelacele çıkarılıp Passetto di Borgo’ya götürüldü, burası
paniğe kapılıp sığınacak yer arayan ailelerle doluydu. Santo Spirito
Hastanesi’ndeki hastaların hemen he men hepsi katledildi, Pieta’daki yetimlerin
biri bile sağ bırakılmadı. Gece yarısı çökmeden önce işgalciler Tiber
Nehri’ni geçtiler. Bundan sonrasında yaşanan yağma ‘‘tarihte yaşanmış en
korkunç yağmalardan biri” diye tanımlanır. Askerler ara vermeksizin kan dökmeye
devam ettiler, sokağa çıkmak kesinlikle ölmek anlamına geliyordu, evde
kalmak da güvenli değildi, hangi büyüklükte olursa olsun tek bir kilise,
saray ya da ev yağma ve yıkımdan kurtulamadı. Manastırlar yağmalandı,
kiliselere girildi, çekici rahibeler sokaklarda satıldı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 94
Venedikli bir görgü tanığı, “Cehennemi
Roma’nın bugünkü halinden aşağı kalır yanı yoktur” diyordu. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 95
Kentin hemen hemen her caddesi cesetlerle
dolmuştu. Esir edilmiş bir İspanyol askeri daha sonraları, Tiber’in kuzey
yakasında sadece kendisinin ve silah arkadaşlarının yaklaşık 10.000 ceset
gömdüğünü, 2.000 cesedi de nehre attığını bildirmişti. Bundan altı ay
sonra, açlık ve (yılın en sıcak mevsiminde binlerce cesedin gömülmeksizin
sokaklarda yatıyor olması yüzünden başlamış olabilecek) veba salgını
nedeniyle Roma nüfusu kuşatma öncesine oranla yarıya inmişti. Kültürel
olarak da muazzam bir kayıp söz konusuydu. Resimler, heykeller ve
kütüphaneler yağmalandı, harap edildi, Papalık arşivlerinin altı üstüne
getirildi. Papa Clemens Sant’Angelo Kalesi’nde kaldı, İmparatorluk
yanlılarının tutsağı oldu. Uzaklarda, İspanya’da bulu nan imparatorun kendisi
adına yapılanlardan, her şey olup bitene dek hiç haberi olmadı. İmparator V.
Karl doğal olarak hayrete kapıldı, ama yapabileceği hiçbir şey yoktu. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 95
Wolsey, işte bu tarihlerde,
karşısına bir fırsat çıktığını düşündü. O tarihlerde Wolsey’nin düşüncelerine de,
Henry’nin düşüncelerine olduğu gibi “kralın büyük meselesi” diye anılan
şey hâkimdi. Clemens, kraliçenin en sevdiği yeğeninin tutsağıyken onun
evliliğinin geçersiz olduğunu onaylamazdı; dolayısıyla böyle bir onay
alınacaksa, papanın hâlâ Sant’Angelo Kalesi’nde olduğu sırada alınması
gerekiyordu. Wolsey 22 Temmuz’da Fransa’ya giden
gemiye bindi. Planı iddialıydı. Avignon’da kendisi gibi düşünen bir grup
kardinalle buluşacak, Kilise yönetimini denetim altına almak için
papanın hapiste olmasından yararlanacak, sonra kralın
evliliğinin iptal edilmesine ve yeniden evlenmesine izin verilmesi için
bastıracaktı. Hatta Clemens’in imzasına sunmak üzere, kendisine “ilahi kanunları esnetmek, sınırlamak ya da ılımlı
hale getirmek için” mutlak yetki tanıyan bir görev planı bile hazırlamıştı.
Ama görünüşe bakılırsa Clemens hâlâ esaret altında olmasına rağmen,
denetimi en azından bir ölçüde elinde tutmayı başarmıştı; tehlikeyi
hissettiği için kardinallerinin Vatikan dışına çıkmasını yasaklamıştı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 95-96
Wolsey, Compiegne’in ötesine geçmeden
evvel bu haberi almıştı, ama hissettiği hayal kırıklığı, kralın sekreterlerinden William Knight’ın Henry’nin papaya
yazdığı bir mektupla Roma yolunda olduğunu öğrendiğinde kapıldığı
telaşın yanında hiç kalırdı. Bu mektupta, Catherine’le evliliği geçersiz
sayılmasa bile kralın yeniden evlenmesi ne izin verilmesi isteniyordu; aslında
iki eşlilik için izin isteniyordu. Aptalca bir ricaydı, ama Wolsey’ye
göre daha da kötücül bir mesaj taşıyordu: Kendi bilgisi ya da onayı
olmaksızın gönderilmişti. Öyle görünüyor ki,
Henry politikanın dizginlerini kendi eline alıyordu. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 96
Wolsey mektubu durdurmayı başardı, ama
bir iki gün sonra yeni bir teklif içeren başka bir mektup gönderildi: Kral,
ilk evliliği geçersiz sayılırsa, birinci dereceden akrabası bile olsa,
akrabalığı evlilik dışı iliş kiden kaynaklanmış bile olsa, kendisinin daha
önce ilişki kurduğu bir kadın bile olsa, herhangi bir kadınla evlenmesi
için izin verilmesini istiyordu. Bu mektup birçok bakımdan dikkat çekici
bir belgeydi: Kralın Anne Boleyn’le evlenmeye niyetli olduğunu kuvvetle ima
ediyor, Boleyn’in kız kardeşiyle ilişkisi olduğunu örtülü olarak itiraf
ediyordu. Elbette ki hiçbir etkisi yoktu, ama Wolsey’nin kalbine biraz daha
korku saldı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 96
En önemli meselelerde bile Henry artık
onun tavsiyelerine baş vurmuyordu. Alelacele Londra’ya dönüp de kralı Anne ile
odaya kapanmış halde bulunca korkuları daha da arttı; ilk kez kralıyla arasına
bir engel giriyordu, Henry metresi izin verinceye dek onu kabul etmemişti. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 96
Tarihte ilk kez etkili bir yönetimin
geliştiği Papalık devleti sarsılıyordu.
Clemens Aralık 1527 başında Sant’Angelo Kalesi’nden kaçtı. Roma hâlâ
yaşanabilir durumda değildi, bu nedenle mutsuz papa, yoksul bir seyyar satıcı
kılığına girerek Orvieto’daki birkaç kardinalle mücadele edip yöre
piskoposunun buradaki rüzgarlı, harap ve son derece soğuk sarayına yerleşti.
Kral Henry’nin elçilerini de işte burada kabul etti. Norwich, Dört Hükümdar, s. 97
En azından Papalığın mali durumunu biraz düzeltme
fırsatı yatıyordu burada. Clemens’in ingiltere kralının iptal talebini kabul
etmekten başka bir şansı yoktu, Henry bunun için ne kadar isterse öderdi.
Ama yine de papa konuyu geçiştirdi. Norwich, Dört Hükümdar, s. 98
İngiliz elçileri sonunda hiçbir
şekilde çok ileri gitmeyen, ama papanın kabul edebileceğini düşündükleri
bir taslak kaleme aldılar; kardinaller “her sözcüğün altında akrep
varmışçasına” belgeyi didik didik ettiler. Sonuçta ortaya çıkan belge, daha
da budanmasına rağmen 13 Nisan 1528’de mühürlendi. Elçiler
Clemens’i, efendilerinin bunu kabul etmeyeceği konusunda uyardı, ama papa
bunun bile imparatora karşı bir bildirge olduğunu, bu yüzden
cezalandırılmayı beklediğini söyledi. Norwich, Dört Hükümdar, s. 98
Karl tersine kendisini olağandışı
derecede güçlü bir konumda bulmuştu, İmparatorluk tacı giymeyi talep
edecek kadar güçlüydü. Taç giymek artık önceki yüzyıllarda olduğu gibi
vazgeçilmez bir tören değildi. Kendisi Aachen’de ilk kez taç giymesinin
ardından on yıla yakın bir süredir tahttaydı, bu süre zarfında otoritesinin
nihai onayından yoksun kalmıştı. Yine de gerçek şuydu ki, papa onu kutsayıp
tacı başına takıncaya dek teknik olarak Kutsal Roma-Germen imparatoru değildi;
ilahi bir görev hissi taşıyan biri için hem unvan hem kutsanma önemliydi. Norwich, Dört Hükümdar, s. 98
İmparatorluğun taç giyme törenleri
geleneksel olarak Roma’da yapılıyordu. Ne var ki imparator Ağustos 1529
ortasında Cenova’ya geldiğinde telaşlandırıcı haberler aldı. Sultan Süleyman
büyük bir ordunun başında Viyana’ya doğru ilerliyordu. Bu koşullarda
İtalya Yarımadası’nın aşağılarına doğru bir yolculuğa kalkışmak aptallık
olurdu; uzun zaman alırdı, ayrıca bir kriz halinde onu iletişim kuramayacak
bir durumda bırakırdı. Papa Clemens’e haberciler gönderildi. Clemens bu
koşullarda, Papalığa sıkı sıkıya bağlı ve erişilebilir durumda olan Bologna’da
bir tören düzenlemeyi kabul etti. Norwich, Dört Hükümdar, s. 98
V. Karl 5 Kasım 1529’da Bologna’ya vardı.
Papa Clemens büyük San Petronio Bazilikası’nın basamaklarında onu bekliyordu.
Yapılacak çok şey vardı, taç giyme töreninden önce bir çok sorunun
tartışılması ve çözüme kavuşturulması gerekiyordu. Nihayetinde Papalık
Roması’nın İmparatorluk askerlerince yağmalanmasının, Clemens’in Sant’Angelo
Kalesi’nde Karl’ın tutsağı olmasının üzerinden sadece iki yıl geçmişti;
dostane ilişkilerin bir şekilde yeniden tesis edilmesi gerekiyordu. Ancak
yarımadanın tamamında barış sağlanırsa, Karl
imparatorluk tacını takmak için papanın önünde diz çökme hakkını
kendisinde görebilirdi. Taç giyme günü olarak 24 Şubat 1530
kararlaştırıldı. İmparatorluk ve papa İtalya’nın geleceğini karara bağlama
konusunda kendilerine dört aydan kısa bir süre tanımışlardı. Bu kadarı
yeterliydi. Barış antlaşması imzalandı. Clemens’in Cognac Birliği ve Karl’ın
Roma’yı yağmalaması unutulmamışsa bile en azından zihinlerde geri plana
atılmıştı, belirlenen günde San Petronio’da Karl
önce kutsandı, sonra da papanın ellerinden Kutsal Roma-Germen
İmparatorluğu’nun kılıcını, küresini, asasını aldı ve sonunda tacını taktı.
Norwich, Dört Hükümdar, s. 99
Tarihte son kez bir papa bir
imparatora taç giydiriyordu. MS 800’de Papa III. Leo’nun imparatorluk
tacını Charlemagne’ın başına takmasıyla başlayan yedi
yüzyıllık gelenek o gün son bulmuştu. İmparatorluk hiçbir biçimde
son bulmamıştı, ama bir daha hiçbir zaman, sembolik olarak bile, İsa’nın
dünya üzerindeki temsilcisinin elinden devralınmayacaktı. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 100
Henry’nin Aragonlu Catherine’le evliliği,
ilk yıllarında yeterince mutlu bir birliktelikti. Henry, Anne Boleyn’in (kısa
süreli de olsa) onda uyandırdığı tutkuyu karısına karşı hissetmemişti muhtemelen,
ama onu yine de sevmiş, onunla gurur duymuştu; onun gençliği, güzelliği,
her şeyden önemlisi kendisininkinden çok daha güçlü olduğunu kabul
ettiği keskin zekasıyla gurur duymuştu. Catherine her yerde ona eşlik ederdi;
Henry mızrak dövüşlerinde kendisine “Sir Sadık Yürek” deyip, Catherine’in
isminin baş harflerini giysi kollarına işletirdi. Fransa’ya çıktığı ilk
seferden döndüğünde doğruca onun yanı na gitmiş, Therouanne ve
Tournai’nin anahtarlarını ayaklarının dibine bırakmıştı. Ama 1527’de, bunların hepsi uzun zaman önce
geride kalmıştı; Henry hâlâ genç ve güçlüydü, Catherine ondan beş yaş
daha büyüktü, (hiçbir şekilde onun kadar olmasa da) kilo alıyordu, ayrıca
fazlasıyla (belki biraz sıkıcı bir biçimde) dindardı. Anne’in tahta çıkması sonrasında hiç
de şaşırtıcı olmayan bir gelişmeyle Mary saraydan çıkarılmıştı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 103-104 (Catherine
epeyce çaba sarf etmişti. Birkaç düşük dışında, ya ölü doğan ya da
doğduktan sonra sadece birkaç saat yaşayan iki oğlan, bir kız,
doğumlarından bir hafta sonra ölen bir oğlan ve bir kız dünyaya
getirmişti. Sadece Mary büyüyüp yetişkin yaşlarına ulaşabildi.) Norwich, Dört Hükümdar, s. 104, 1 nolu
dipnot
Henry’nin, ona bir oğul vermesinden umudu
tümüyle kestiği Catherine’i’ bırakmaya kararlı olduğu biliniyordu. Havada boşanma
(yani evliliğin iptali) kokusu vardı.
Norwich, Dört Hükümdar, s. 104
1528 yazında Londra’yı etkisi altına alan
“terleme hastalığından” paçayı kurtaracak kadar şanslıydı Anne. Birkaç gün
boyunca feci bir şekilde hasta yattı; ölseydi, İngiltere’nin sonraki altı
yüzyıllık tarihi bambaşka olurdu. Henry onu ziyaret etme girişiminde bulunmadı,
ok gibi fırlayıp Hertfordshire’da Hundson’a gitti, günde üç ayin dinledi,
her gün günah çıkardı, patavatsızca Anne’e saraya çabucak dönmemesi için
yalvardı. Ayrıca Hampton Sarayı’na çekilmiş olan Wolsey’ye yazıp tıbbi
tavsiyelerde bulundu, kendisine iyi bakması için uyardı. Norwich, Dört Hükümdar, s.
104-105
Wolsey, Salisbury Piskoposu Lorenzo
Campeggio’yla birlikte Papalık Komisyonu’nun Blackfriars’taki eski Dominiken
manastırının parlamento odasında, evliliğin iptali sorununun halledilmesi
emriyle toplanmaya çağırdığı bir mahkemeye başkanlık edecekti. Mahkeme 18
Haziran 1529’da açıldı, ayın 21’inde Henry ile Catherine kanıtlarını sundular.
Olağanüstü bir gösteri olsa
gerekti. Kral bir gölgeliğin altında tahta kurulmuştu, iki yargıç (kardinal
kıyafetleri içinde) ondan alçakta oturuyordu, biraz daha alçakta da kraliçe
oturuyordu. Onların ayaklarının dibinde ise Canterbury Başpiskoposu William
Warham ile bir dizi piskopos yer alıyordu. Hiç kimse
daha önce böyle bir şey görmemişti, hüküm süren bir kral ile kraliçe
kendi topraklarında, dışarıdan bir otoritenin görevlendirdiği bir mahkemenin
huzuruna çıkıyordu. Henry daha önceleri böyle bir duruşmayı aklının
ucundan bile geçirmezdi, ama uzun zamandır beklediği evlilik iptali için bu
gerekliyse, varsın olsundu. Ona göre başka hiçbir şeyin önemi yoktu. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 105
Önce Catherine konuştu. Davanın Roma’da görülmesi gerekmez
miydi? Eğer öyleyse bu mahkeme tam olarak ne yapıyordu? Bu kez Catherine çok
farklı bir telden çaldı:
Efendim, aramızdaki
sevgi namına size yalvarırım ki, bana karşı adil ve hakkaniyetli olun, biraz
acıyın ve merhamet gösterin... Tanrı ve bütün dünya şahidim olsun ki,
dürüst, mütevazı ve itaatkar bir eş oldum, isteklerinize ve zevklerinize
her zaman uydum. Yirmi yılı aşkın bir süredir sadık eşinizim, benden
çocukla rınız oldu, ama Tanrı onları yanına çağırdı. Beni ilk aldığınızda,
Tanrı şahidimdir ki, erkek eli değmemiş gerçek bir kızdım. Bunun doğru
olup olmadığını sizin vicdanınıza bırakıyorum... Bu nedenle bu yeni mahkemenin
aşırılığından beni esirgemenizi talep ederim.. Esirgemeyecekseniz, davamı
Tanrı’ya bırakırım. Norwich, Dört Hükümdar, s. 105-106
Catherine bunun ardından büyük bir
saygıyla kralın önünde reverans yapıp salondan ayrıldı. Bir mübaşir onu
geri çağırdı, ama Catherine onu dinlemedi. Söylemesi gereken her şeyi
söylediğini belirtti. Mahkeme düşmanca bir tutum içindeydi, onunla
görülecek bir işi yoktu. Piskopos Rochester’lı John Fisher Catherine’in
gıyabında, onun adına kaplan gibi mücadele etti. Söylenen her şey doğruca
Roma’ya bildirildi, göreve çağırdığı mahkemenin hiçbir şey
başaramayacağını anlayan Papa Clemens, en başta böyle bir mahkemeyi
görevlendirdiği için büyük bir pişmanlığa kapıldı. 13 Temmuz’da
mahkemeyi sonlandırmaya karar verdi. Haftalar sonra Papalık mahkemenin
lağvedilmesini emredip Henry’yi Roma’ya çağırdı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 106
Elbette ki Henry’nin Papalığın emirlerine
uymak gibi bir niyeti yoktu. 1532 yazı geldiğinde Henry ciddi ciddi
sabırsızlanmaya başlamıştı. Catherine’e niyetini açalı beş yıl olmuştu,
ama Catherine yanında kalmış, karısı olarak her zamanki gibi davranmıştı. Henry,
Wolsey’ye yaptığı muameleden de pişmanlık duyuyordu. Son darbe Blackfriars
fiyaskosundan sadece birkaç hafta sonra, 1529 sonbaharında gelmişti. Wolsey
tutuklanmış, suçlanmış, suçlu bulunmuş, büyük mührü teslim etmesi emrini
almıştı. Kral daha sonra onu serbest bırakmıştı, ama şansölye olarak onun
yerine Sir Thomas More’u geçirmişti. (More bu görevi istemeye istemeye kabul etmişti. Kralın hızla
uzaklaştığı eski Katolik inancına sadıktı, ayrıca boşanmayı kınıyordu, gerçi
bunu dile getirmemeye özen göstermişti. İki yıldan biraz daha uzun bir
süre sonra istifa etmiş, kamu hayatından çekilmişti. Henry ona
“sataşmamaya” söz verdi, ama More kraliyet düğününe katılmayı reddedince
tutuklandı, ihanetten suçlu bulundu ve Kule’ye gönderildi. 6 Temmuz 1535’te
kafası kesildi. Norwich, Dört Hükümdar, s. 107, 4 nolu dipnot) Wolsey’nin Esher’dan çıkması yasaklanmıştı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 106
Wolsey 4 Kasım’da akşam yemeği sırasında
tutuklandı. Ümitsizce Londra’ya geri döndü, mahkemeye çıkacak, muhtemelen infaz
edilecekti; ama çok şükür ki bunlardan kurtuldu. 29 Kasım’da burada,
Abbey’de sessiz sedasız ölüp gitti. Elli yedi yaşındaydı. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 107
Wolsey’nin düşüşü genellikle efendisinin
evliliğini iptal ettirememesine bağlanır, ama başka gerekçeler de vardı.
Anne Boleyn’le ilişkisi Catherine’le ilişkisinden daha iyi değildi. Anne’in,
kralla sohbetlerin de, Wolsey’yi kötülemek, sadakatini sorgulamak ve
Henry’nin kalbine kuşku tohumları ekmek için her fırsatı kullandığı kesindi.
Kardinal boşanma meselesini gerçekten önemsiyor muydu? Bu kararın çıkması
için gerçekten elinden gelen her şeyi yapıyor muydu? Norwich, Dört Hükümdar, s. 107
Bu arada Henry’nin adamları, Catherine’le
evliliğinin gerçekten de iptal edilmesi gerektiğini doğrulamaya istekli
Yunan ya da İbrani, Hıristiyan ya da Yahudi âlimler ve ilahiyatçılar bulmak
için İngiltere ve kıta Avrupası’ndaki üniversiteleri ve manastırları
taramıştı; ama bu âlimlerin, ilahiyatçıların ifadeleri Roma’da işe yaramamıştı.
Tam tersine, Catherine’den yana olanları, kraliçeyi savunmaya teşvik
etmişti. (Piskopos Fisher Catherine’in adına en az yedi
savunma kaleme aldı ve birkaç vaaz verdi. 1534’te Kule’ye gönderildi, ama
Mayıs 1535’te Papa III. Paulus serbest bırakılmasını güvence altına alma
umuduyla onu kardinal ilan etti. Ne yazık ki papanın bu jesti tam tersi bir
etki yarattı: Henry, kardinalin şapkasının İngiltere’ye
girmesini yasakladı, sahibinin kellesini Roma’ya göndereceğini ilan etti.
Fisher 22 Haziran’da Kule’de infaz edildi. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 108, 5 nolu dipnot) Mesele gerçekten de bir çıkmaza girmiş gibi
görünüyordu. Kral müzakereler tam anlamıyla başarısız olursa hukuku kendi
ellerine almaya çoktan karar vermişti. Norwich, Dört Hükümdar, s. 108
Henry’nin şansına, siyaset çevrelerinde
Wolsey’nin rolünü hızla üstlenmekte olan yeni bir yıldız vardı. Putney’li
bir nalbandın oğlu olan Thomas Cromwell kardinale nazaran daha mütevazı bir
aileden geliyordu. Orta düzeyde bir hukuk öğrenimi görmüş ve bir süre Avam
Kamarası’nda görev yaptıktan sonra Wolsey’nin hizmetine girmişti. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 108-109
1530 başında, kırk dört yasındayken de
kraliyet hizmetine girdi; bundan üç yıl sonra Henry’nin başdanışmanı oldu.
Karısını ve iki kızını “terleme hastalığı” salgınında kaybeden Cromwell’in
aile hayatı yoktu, dolayısıyla günün on dört-on beş saatini kralının
çıkarlarına hizmet etmeye vakfedebiliyordu. Sadece yedi yıldır iktidardaydı,
Wolsey ise on beş yıl iktidarda olmuştu; ama Cromwell’in
başarısı, kardinalin başarısını gölgede bırakmıştı. Nihayetinde Roma’dan kesin olarak ayrılmayı, kraliyet üstünlüğünün
tesis edilmesini, manastırların lağvedilmesini ve bunların yanı sıra başka
birçok şeyi halletmişti. Dahi bir idareci olan Cromwell aynı zamanda
müthiş bir yayıncıydı; İngiltere’de William Caxton’ın birkaç kuşak önce tanıttığı
matbaanın muazzam gücünü ilk tanıyan ve kullanan da o olmuştu. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 109
Cromwell 1532’de, Henry François ile bir
görüşme daha yapmaya karar verdiğinde, çoktan güçlü bir konuma gelmişti.
Henry, Catherine’le evliliğinin iptali konusunda papanın ayak sürümesinin,
Catherine’in yeğeni imparatoru rencide etme korkusundan kaynaklandığının farkındaydı.
İki kralın bir araya gelip, Kutsal Baba’yı ikna etmesi mümkün değil miydi? İngiltere’yi
Katolik saflarda tutmak adına korkusunu bir kenara bırakamaz mıydı? Bu fikir
hayata geçirmeye değerdi hiç kuşkusuz. Temmuz 1532’de İngiltere ve Fransa
yönetimlerinin imzaladığı gizli antlaşmayla Henry’nin ertesi ekimde Manş’ı
geçmesine karar verildi. Biraz yüz kızartıcı olsa da Henry, Anne’i yanında
götürmeye karar verdi. Norwich, Dört Hükümdar, s. 109
Henry ile Anne 11 Ekim 1532 Cuma sabahı
erken saatlerde majestelerinin Swallow gemisine bindi. Deniz insafa gelmişti,
dingindi, sabah saatleri ilerlediğinde Calais’ye vardılar. Norwich, Dört Hükümdar, s. 110
İki kralın son toplantısının üzerinden on iki yıl geçmiş,
yıllar ikisine de hiç yaramamıştı. Henry François’den üç yaş daha büyük
olmasına rağmen epeyce kilo almıştı, kırk yaşından ziyade ellisine yakın
gösteriyordu. Norwich, Dört Hükümdar, s. 111
Henry gösteriş ve tören konusunda
mütevazı davranılmasını rica ettiği halde, François bu ikinci toplantının,
birincinin ardından düş kırıklığı yaratmaması konusunda kararlıydı. Dört
gün sonra grup Calais’ye geçti, burada ev sahibi olma sırası Henry’ye
gelmişti. François, Anne’le ilk kez burada tanıştı; Anne, Aragonlu
Catherine’in (söylemeye bile gerek yok, büyük bir gönülsüzlükle geri
verdiği) mücevherlerini çoktan takmaya başlamış olsa da, François ilk
akşam ona son derece büyük bir elmas gönderdi. François ile Anne çok iyi
anlaşmış görünüyorlardı. Dans etmişler, pencerenin önünde oturup bir
saati aşkın bir süre boyunca sohbet etmişlerdi. Norwich, Dört Hükümdar, s. 111
Törenler 29 Ekim Salı günü de sürdü.
Henry, Fransız topraklarına kadar olan yedi millik geri dönüş yolunda
François’ya eşlik etti. François’nın, dostunun
evliliğinin iptal edilmesi için elinden geleni yapması konusunda anlaşmaya
varılmıştı. François Henry’nin Anne’le evlenmesini çok istediğini
itiraf etmişti. İki kral Türk sultana karşı
savaşmaya söz vermişlerdi, ama sonraki yıllarda ikisi de bu yönde
bir eğilim göstermedi. Papa ve imparatorla ilgili olarak da bir şeyler yapmak gerektiği konusunda
uzlaşmışlardı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 111
François ile Henry bu nedenle resmi bir
girişimde bulunup, VII. Clemens’e sert sözler içeren, iki kralın
memnuniyetsizliğini, hoşnutsuzluğunu açıkça ortaya koyan
mektuplar göndermeye karar vermişlerdi; bu mektupları üst düzey iki Fransız
kardinali götürecekti. Henry’nin mektubu evliliğin iptali hakkındaydı. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 112
Belki François’dan aldığı cesaretle, belki
de artık hiç sabrı kalmadığı için Henry Dover’a
dönmelerinin hemen ertesinde gizli bir nikah
töreniyle Anne Boleyn’le evlendi. Birkaç haftaya kalmadan Anne hamile
kaldı, 25 Ocak 1533’te ikinci bir (halka açık) tören
düzenlendi. Norwich, Dört Hükümdar, s. 114
Canterbury Başpiskoposu Thomas Cranmer,
23 Mayıs’ta Dunstable’da St. Peter Manastırı’nda
toplanan özel bir mahkemede, Kral Henry’nin Aragonlu Catherine’le evliliğinin,
Catherine’in Arthur’la önceki evliliğinde gerçekten bir birleşme olduğu
gerekçesiyle, geçersiz olduğunu ilan etti. Bundan birkaç gün sonra
da Henry ile Anne’in (artık gizlenmesine gerek olmayan) evliliğinin geçerli
olduğunu ilan etti. Catherıne’in kraliçe unvanı
alındı, gelecekte Prens Arthur’un dul eşi olarak anılacaktı. Kızı Mary
gayrimeşru ilan edildi, dolayısıyla vesayet dışında tutuldu. Papa Clemens’in bu haberlere nasıl bir tepki verdiği tahmin
edilebilir. 11 Temmuz’da Kral Henry’nin evliliğini resmen kınadı; Henry
Catherine’le eylül ayına dek evlenmezse kiliseden aforoz edileceği tehdidinde
bulundu. Norwich, Dört Hükümdar, s. 115
Catherine için üzülmemek elde
değildir. Catherine hem kendi ülkesine hem ülkesi olarak benimsediği
İngiltere’ye gayet iyi hizmetlerde bulunmuştu. Venedik Büyükelçisi Ludovico
Falier“onun, adalılar tarafından gelmiş geçmiş bütün kraliçelerden fazla
sevildiğini” bildirmişti. 1507’de
İspanya Krallığı’nın İngiltere’deki resmi temsilcisi olarak atanan Catherine, Avrupa tarihinin ilk kadın büyükelçisi
olmuştu. Henry 1513’te sefere çıktığında onu naibi, yani İngiltere vali si
olarak görevlendirmişti. İskoçlar Eylül
1513’te ülkeyi işgal ettiğinde Catherine o tarihlerde hamileliğinin son
aylarında olmasına rağmen at sırtında Buckingham’a kadar gitmiş, burada
İskoçların Flodden’da yenildiklerini haber almıştı. Zaferin
kazanılmasından sadece bir ay sonra ölü bir oğlan doğurmuştu; sessiz
sakin sarayda oturmuş olsaydı, İngiltere tarihi tümüyle farklı olabilirdi. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 115
Catherine kocasını içtenlikle sevmişti,
ömrü boyunca da ona sadık kalacak, her zaman onun yasal eşi, İngiltere’nin
tek kraliçesi olduğunu ileri sürecekti. Bu nedenle Wolsey’nin evliliğini
bozup bir manastıra çekilmesi yönündeki (sonradan anlaşma önerisi olduğu
anlaşılan) önerilerini kesinlikle reddetmişti. Hayır, bunu asla yapmayacaktı.
Henry’ye bir bakire olarak gelmişti, Tanrı onu evliliğe çağırmıştı,
manastıra çekilmeye değil. Catherine reddedildikten sonra Hertfordshire’da
bir saray olan The More’a gitti, daha sonra buradan ayrılıp önce Huntingdonshire’daki Buckden’a, sonra da
Cambridgeshire’daki Kimbolton Satosu’na gitti, burada kendisine verilen
küçücük göz odadan çıkmayı reddetti ve 7 Ocak 1536’da hayata gözlerini
yumdu. Kraliyet emriyle (bugün katedral olan) Peterborough Manastırı’na gömüldü.
Çok eziyet çekmişti: hakaretler, aşağılanmalar, en beteri de ömrünün
son beş yılında Henry’nin (ya da daha büyük ihtimal le Anne’in), kızı
Mary’yi görmesini yasaklaması, darağacına gönderilme ihtimali... Ama
maneviyat ve sükûnetini kaybetmemişti. Düşmanı Cromwell bile ona hayranlık
duyduğunu itiraf etmişti. “Doğa, kraliçeyi erkek yapmamakla hataya
düşmüş” demişti Cromwell, imparatorun elçisi Eustache Chapuys’a.
“Cinsiyetine rağmen, tarihin bütün kahramanlarını geride bırakabilirdi.”
Catherine’in öldüğü haberi Henry’ye getirildiğinde, İngiltere kralı her
zaman yaptığı gibi tepeden tırnağa kutlama rengi olan sarılara bürünmüş,
kepine beyaz bir tüy takmış, bu haberi kutlamak için bir balo ve ziyafet
vermişti, ama Catherine’in cenazesinin kaldırıldığı gün Anne bir oğlan
bebek düşürdü. Norwich, Dört Hükümdar, s. 115-116
Artık dizginler Anne’in elindeydi,
İngiltere’de onun kadar sevilmeyen kraliçe pek azdır. 1 Haziran’da
(paskalyadan sonraki yedinci pazardı) Başpiskopos Thomas Cranmer manastırda
ona İngiltere kraliçesi tacını taktı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 116 (Cranmer Cambridge’de Jesus College öğretim üyesiydi. Evliliği
yüzünden istifa etmek zorunda kalmıştı, ama karısının doğum yaparken
ölmesi üzerine görevine iade edildi ve rahip cüppesi giydi. 1532’de V.
KarI’a elçi olarak Almanya’ya gönderildi. Bura da yine evlense de rahiplikten
istifa etmedi.) Norwich,
Dört Hükümdar, s. 116, 10 nolu dipnot
Catherine olsa büyük bir tezahürat
kopardı, oysa Anne için pek az tezahürat yapılmıştı. Bundan üç ay kadar
sonra, Anne 7 Eylül’de bir kız çocuk dünyaya getirdi, Profesör Scarisbrick
“Herhalde doğumuyla en fazla hoşnutsuzluk yaratan prenses ve İngiltere
tarihinin en ünlü kadınıydı” sözleriyle andığı bebekti bu. Bundan üç gün
sonra bebeğe Henry’nin annesi, Yorklu Elizabeth’in adı verildi. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 116
Kral François (doğal olarak bir
temsilcisi aracılığıyla) ile Cranmer, Elizabeth’in vaftiz babaları oldu.
Henry’nin bir oğlu oluncaya dek tahtın varisi Elizabeth’ti. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 117
François açısından da 1533 unutulmayacak
bir yıldı, oğlu papanın yeğeniyle evlenmişti o yıl. Papa düğün törenine
katılacağına söz vermişti. 11 Ekim’de altmış gemiden oluşan Papalık filosu
Marsilya’da demir attı, sahildeki toplar onları karşılamak için atış yaptı.
Papa ertesi sabah, hepsi de katırlara binmiş on dört kardinali eşliğinde
kente girdi. Ayın 28’inde Saint-Ferreol les Augustins Kilisesi’nde VII. Clemens,
yeğeni Catherine de Medici ile François’nın oğlu Orleans Dükü Henri’nin
nikahlarını kıydı. Gelin de, damat da on dört yaşındaydı. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 117
Henry’yle ilgili olarak François,
İngiltere kralının Kilise’den atılması meselesinin altı ay daha ertelenmesini
rica etmişti, ama Clemens ancak bir aylık bir ertelemeyi kabul edebilirdi. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 117
Kral Henry de biraz soğuk terler
döküyordu. Roma’dan kopuşu, onu hiç olmadığı kadar François’ya bağımlı
hale getirmişti. Öte yandan François artık resmen papanın akrabasıydı, ona
ne kadar güvenebilirdi ki? Henry’nin kuşkularından tamamen haberdar olan
François bunları sonuna kadar kullanmış, 1533’te Londra’ya yeni ve özellikle
yüksek yetkilere sahip bir elçi göndermişti. Elçi bir teklifle gelmişti
Londra’ya: Henry’nin kızı Mary’nin François’nın
üçüncü oğlu Angouleme düküyle evlendirilmesiydi bu teklif. Bu fikrin
asıl sahibi Mary’nin eski nişanlısı İmparator
Karl’dı, muhtemelen kısa süre önce gayrimeşru ilan edildiği için
onu teselli etmek istemişti. Mary papa tarafından hâlâ Henry’nin meşru vârisi
olarak tanınıyordu, dolayısıyla Karl François’nın bu fırsatı
kaçırmayacağından gayet emindi. Norwich, Dört Hükümdar, s. 118
Henry elçi yi muhteşem bir törenle
karşılamış, elçiye, Mary’yi Angouleme düküne ancak İngiltere tahtındaki
bütün hak iddialarından vazgeçmeleri koşuluyla verebilirdi. Bu olmazsa,
düke kızı Elizabeth’i vermeye, kendisinin Fransa tahtındaki hak iddialarından
vazgeçmeye hazırdı, tabii ancak François’nın papayı aforoz tehdidinden
vazgeçmeye ikna etmesi koşuluyla. Norwich, Dört Hükümdar, s. 118
Papa Clemens o yıl sonunda Roma’ya
döndüğünde hasta bir adamdı, 25 Eylül 1534’te öldü. Papa olarak
görevinde başarılı olmamıştı. Henry’yle hiç bitmeyecekmiş gibi görünen savaşında
elindeki kartları hiç iyi oynayamamıştı. Tehditte bulunmak yerine İngiltere
kralını aforoz edebilirdi, kendisine sadık olanları Henry’ye karşı koymaya
çağırabilir, onlara destek vaadinde bulunabilirdi; ama o neredeyse sessiz
kalmış, bir yandan imparatoru rencide etmekten, diğer yandan krala çok sert
cephe almaktan korkmuş, bir şekilde her şeyin sona ermesini ummuştu içten
içe. 1532’de İngiltere ile Papalık arasındaki iliş kiler bundan daha beter
olamazken, Henry’ye bir mektup yazarak, İngiltere’ye bir Papalık
kütüphanecisi gönderilmesi için iznini istemesi tam da ondan beklenecek bir
davranıştı; Vatikan koleksiyonunda henüz bulunmayan kitapların araştırılması
için kilise ve manastır kütüphanelerinin taranmasını rica ediyordu. Norwich, Dört Hükümdar, s. 118-119
Clemens’in ölümünden sadece iki ay sonra
İngiltere Parlamentosu, kralı “İngiltere Kilisesi’nin
toprakları üzerindeki tek üstün başkan” olarak ilan eden Üstünlük Yasası’nı onaylamış ve İngiltere’nin Roma’ya tabiiyetinden tümüyle silkinmişti.
O zamana dek Roma’ya bağımlı olan İngiltere Kilisesi
her şeyi başkalaştırmıştı. Henry kendisinin, seçilmiş halkını Papalığın
mahkum ettiği esaretten kurtaracak Musa olduğunu söyleyecek kadar ileri
gitmişti. Bu görülmemiş bir iddiaydı;
Avrupa’da daha önce seküler bir kral, tebaası üzerinde böyle manevi bir
otoriteye sahip olduğunu ileri sürmemişti. Zor olan şey tebaaya bu
gerçeği bildirmekti. Krallığın nerelere uzandığını bildiren fermanlar
çıkarıldı: Yetki sahibi herkesin Henry’yi «Kilise’nin
Yüce Başkanı” olarak tanıdıklarını, özellikle de Roma’yı kınadıklarını bildiren yeminler etmesi gerekiyordu.
Papanın adı litürjiden çıkarılacaktı, kilise
bölgelerinde üç ayda bir neler olduğunu anlatan, esaretten
kurtulmalarını kutlayan vaazlar verilecekti. Bütün bunlar sonu gelmek
bilmeyen kitaplar, broşürler, törenler ve oyunlarla desteklenecekti. Şimdi,
İngiltere tarihinde ilk kez matbaa neler yapabileceğini gösteriyordu. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 119-120
Henry’nin Papa Clemens’in ölümünü
coşkuyla karşıladığını söylemeye gerek bile yok, ama François için bu
haber kolunu kanadını kıran bir darbeydi. Uğruna o kadar çaba sarf ettiği
yeni uzlaşma yerle yeksan olmuştu. Clemens’in yerini başka bir aile mensubu
alsaydı, her şey yolunda gidebilirdi, ama 13 Ekim’de Alessandro Farnese’nin
Papa Ill. Paulus seçilmesi, Fransa’nın Vatikan’a karşı izlediği politikanın
tamamen değiştirilmesi gerektiği anlamına geliyordu. Norwich, Dört Hükümdar, s. 120
18 Ekim 1534 Pazar sabahı Paris’in her
yerinde ortaya çıkan afişler, büyük gotik harflerle yazılmış şu sözlerle
başlıyordu. “MiSSA AYİNİNiN
KORKUNÇ SUİİSTİMALİ HAKKINDA GERÇEKLER.” Norwich, Dört Hükümdar, s. 120
Söylentiler yayılırken kenti bir isteri
dalgası kapladı: Bütün Katolik kiliseleri yakılacaktı, bütün Katolikler
ibadet yerlerinde katledilecekti. Afişlerin Paris’le sınırlı kalmadığı öğrenildiğinde
panik daha da arttı. Hemen bu olayın arkasında kimlerin olduğu araştırılmaya
başlandı. Sayılamayacak kadar çok kişi tutuklandı, masum bazı talihsizler
yakıldı. Maalesef görünüşe bakılırsa François aklını yitirdi. Bunun
ardından engizisyon uygulamalarından farklı olmayan olaylar yaşandı. Bütün
yeni kitaplar yasaklandı. Teröristlere (böyle görülüyorlardı) karşı
koymak için 21 Ocak’ta Paris’te “genel bir geçit töreni” düzenledi. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 120-121
Notre-Dame Katedrali’ne geldiklerinde
büyük bir ayin düzenlendi, bunun ardından François ile Kraliçe Eleanor
piskoposun sarayında öğle yemeğine gittiler. Daha sonra kral çok büyük
bir kalabalığa hitap etti, dinden çıkmış kim varsa, ailelerini ve dostlarını
bile cezalandırmaya teşvik etti herkesi. Ogün, altı kişinin daha yakılmasıyla
son buldu. Norwich, Dört Hükümdar, s. 121
Saldırgan, rencide edici bir dille kaleme
alınmış afişler Kilise’yi, ayinleri, rahipleri, onlar
üzerinden kralın Tanrı korkusu taşıyan tebaasının her bir mensubunu hedef
alıyordu. En Hıristiyan kral unvanına sahip François bunları görmezden
gelemezdi ya da hafife alamazdı. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 121
İnkar edilemeyecek şey, bu olay
sonrasında Fransa’nın bir daha asla eskisi gibi olmadığıdır. 1541 ile 1544
arasında Paris’teki altı kitap satıcısı ya da matbaacı soruşturmaya tabi
tutuldu, birine işkence edildi, ikisi yakıldı, 1542’de Sorbonne yasak
kitapların ilk listesini derlemeye başladı. Bundan
böyle Protestanlık tehlikeli bir tehdit olarak görülecekti. Fransız
Katolikler kendilerini kuşatma altında hissediyordu; din savaşları, ortamı
gölgelemeye başlamıştı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 121-122
Os manlı İmparatorluğu çok uzaktaydı, en
azından Henry’yi doğrudan ilgilendirmiyordu pek. Öte yandan sultanı üç yıl
önce Viyana kapılarında gören V. Karl açısından
Türk ciddi bir tehditti. Sırf koşullar öyle gerektirdiğinden Türk
komşusunu yakından izliyordu. 1534’te birdenbire
alarm çanları çalmaya başladı. Bu yeni tehlike beklenebileceği üzere Doğu
Avrupa’da değildi, İmparatorluğun en
güneydoğu ucunda, Sicilya Adası’ndaydı. Bu tehdidin ardında şahsen sultan
değil, tebaasının en tehlikeli mensupları, Berberi korsanları vardı. 1492 sonrasında Mağribilerin İspanya’dan sürülmesi,
yersiz yurtsuz serserilerin, sefil olmuş, evsiz, duygusuz, intikam arzusuyla
dolu insanların yayılmasına yol açmıştı; aralarından birçoğu Kuzey
Afrika’daki dindaşlarına katılmış, korsanların hayat tarzını benimsemişti.
Tanca ile Tunus arası 1.200 mildi, kısmen verimli ve sulak bir sahil
şeridiydi; hiç gelgit yaşanmayan sayılamayacak kadar çok koyla korsanların
amaçlarına çok uygundu. Berberi efsanesi işte böyle doğmuştu. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 122
1530’ların başında bu korsanların lideri
Barbaros Hayreddin’di. Midilli Adası’nda doğan Barbaros Hayreddin’in babası,
Yunanistan doğumlu emekli bir yeniçeri, annesi ise Rum bir rahibin dul
kalmış eşiydi. (Yeniçerilerin hepsi zorla din değiştirmiş Hıristiyanlar
olduğu n dan, Hayreddin bir damla bile Türk kanı taşımıyordu.) Kuzey Afrika
sahil şeridinde hem Hıristiyan hem Müslüman gemileri arasında felaket
rüzgarları estiren, 1516’da Cezayir sultanını kendi sarığıyla boğan ağabeyi
Oruç’tan liderliği devralmıştı. Oruç ertesi yıl bugünkü Cezayir’in
büyük bölümünü İspanya’dan aldı ve Süleyman’ın babası I. Selim’e armağan
etti; sonuçta bu topraklar artık Osmanlı
İmparatorluğu’na aitti. Oruç 1528’de İspanya’nın Tlimsen kuşatması
sırasında öldürüldü, ama o yıl son bulmadan, kardeşi sultanı hükümdarı
olarak kabul etti; Barbaros Hayreddin’in sonraki on
beş yıl boyunca Kuzey Afrika sahillerindeki seferleri Sultan Süleyman’ı o
kadar etkiledi ki Süleyman 1533’te onu Osmanlı donanmasının kaptanıderyası
ilan etti. Norwich, Dört Hükümdar, s. 122-123
Böylece Barbaros 1534 yazının başında yeni
inşa edilmiş bir filoyla Altın Boynuz’dan ayrıldı, nihai amacı önemli bir
fetihte bulunmaktı. Tunus’un alınması zor bir iş değildi. Barbaros 16
Ağustos’ta Tunus limanına geldi ve derhal bombardımana başladı, ama sonra Mevlay
Hasan’ın çoktan kaçtığını anladı. O kış boyunca adamlarına liman
savunmasını güçlendirtti, 500 adamı alacak güçlü yeni bir kale yaptırdı. Tunus
artık Barbaros’un elinde olduğundan imparatorun (V. Karl) Sicilya’daki
hükümranlığı ciddi bir tehdit altındaydı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 123
Karl bu haberi alır almaz
(Reconquista’nın, yani yeniden fethin, ancak Batı Akdeniz bir “İspanyol
gölü” haline geldiğinde tamamlanacağını söyleyen büyükannesi lsabel’in
buyruğuna uyarak, Tunus’u geri almak için muazzam bir sefer planlamaya
başladı. Karl gut hastalığı yüzünden eziyet çekmesine rağmen, donanma savaşına
ilk kez bilfiil katılacağı bu seferde İspanyol filosuyla birlikte denize
açılmaya karar vermişti. Norwich, Dört Hükümdar, s. 124
Tahminen 400’den fazla gemiden oluşan,
27.000 asker taşıyan İmparatorluk filosu 1535 yılının Mayıs ayı sonunda
Barcelona’dan Sardinya’nın Cagliari limanındaki buluşma noktasına doğru yola
çıktı, 10 Haziran’da buraya geldi, çeşitli tipte 200 gemi daha İmparatorluk
filosuna katıldı. Daha sonra 13 Haziran’da filo güneye yöneldi, ertesi gün
Tunus’un hemen dışında bir koya demirledi. Böyle bir armadaya karşı sadece
60 gemisi ve birkaç bin Türk, Arap, Berberi askeri olan Barbaros kentte
tutunma umudunun fazla olmadığını anlamıştı. Gereğinden fazla gemi
kaybetmeyi istemeyen Barbaros en iyi on beş gemisini Bone’a göndermişti,
gemiler burada güvende olacaktı. Barbaros ve adamları Afrika sıcağında her
zaman olduğu gibi mertçe savaştılar, ama 14 Temmuz’da Karl’ın gelmesinden
tam bir ay sonra iç limanın savunmasını üstlenen Halkü’l-Vadi Kalesi Malta
Şövalyelerinin eline geçti, bundan bir hafta sonra da kentte esir tutulan
birçok Hıristiyan (tarihçilerin söylediğine göre 12.000 kişi, ama bu
mümkün görünmüyor) özgürlüklerine kavuştu ve onları esir tutanların
üstüne saldırdı. Şimdi kaçma sırası Barbaros’taydı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 124
Ama askerler (muhtemelen denizciler de) tecavüzle
ve yağmayla meşguldü, zira savaş kuralları üç gün üç gece buna izin
veriyordu. Mevlay Hasan imparatora yıllık bir haraç ödemeyi kabul edince yine
kentin başına geçirildi, Halkü’l-Vadi Kalesi’ni onaran ve güçlendiren
İspanyollar burayı İspanyol toprağı ilan edip, daimi bir garnizona
çevirdiler. Zafer kazanan Hıristiyanların hepsi de seferin büyük bir başarı
olduğunda hemfikirdi. Tunus bir kez daha dost ellere geçmişti, Sicilya güvendeydi,
yüzlerce, hatta binlerce Hıristiyan esaretten kurtarılmıştı, en iyisi de
önceden yenilmez olan Barbaros kesin olarak yenilgiye uğratılmıştı.
İmparator, Avrupa’nın asıl savunucusunun, kâfir seven Fransız değil, kendisi
olduğunu da açıkça göstermiş bulunuyordu. Norwich, Dört Hükümdar, s. 125
İmparator birkaç gün sonra, kaçak
korsanı bulması, yargılanmak için getirmesi için Andrea Doria’yı Afrika
sahillerinin batısına doğru sefere göndermişti. Ama çok geç kalmıştı ve
bu adamı tanımıyordu. Barbaros, sanıldığı gibi
Cezayir’e geri çekilmek yerine Böne’da kalıp daha fazla gemi ve erzak
toplamış, sonra hemen kuzeye yönelip Balear Adaları’nın yolunu tutmuştu.
Barbaros’un donanması yaklaşırken adalılar bu gemilerin imparatorun Barcelona’ya
dönen filosuna ait olduğunu düşünmüşlerdi, gemilerin
İmparatorluk renklerinde bayraklar taşıması da bu izlenimi güçlendirmişti. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 125
Karl Tunus’tan döndüğünde Sicilya’da, Trapani’de karaya
çıktı. Papayı ziyaret etmeye Roma’ya gidiyordu. Yeni seçilmiş Papa III.
Paulus, imparatorun Kuzey Afrika’da kilit önemde bir limanı ele geçirmesinden
o kadar etkilenmişti ki serseri oğlu Pierluigi’yi Napoli’ye imparatorla görüşmeye
gönderdi. Norwich, Dört Hükümdar, s. 126
Elizabeth’in doğumuna rağmen Henry ile
Anne’in evliliği, daha başlamadan bitmeye yazgılı olmuştu. Kabahatin büyük
bölümü Anne’deydi. Kaba, çekilmez, öfkeli bir mizacı vardı. Hiç kimse onu
sevmiyordu. Kral 1534 yazının ortasında, Anne’in nedimelerinden Jane Seymour
ile ciddi ciddi flört ediyordu. Norwich, Dört Hükümdar, s. 131
Henry açısından durum çok geçmeden
dayanılmaz bir hal alacaktı. Henry 1535’e gelindiğinde karısıyla temasını
kesinlikle asgari düzeyde tutmaya gayret ediyordu, giderek seyrekleşen
görüşmelerinde ona bir tek kelime bile etmiyordu. Anne ona bir oğul
doğursaydı her şeyi affedebilirdi, ama sadece gayet iyi bildiği sahte
hamilelikler ve ölü doğumlar olmuştu. Henry, bir erkek vâris sahibi
olmamasını, Catherine’le evliliği yüzünden (artık tam anlamıyla iptal
edilmiş olsa da) Tanrı’nın ona verdiği bir ceza olarak görüyordu hâlâ;
Anne’le evliliğinde oğul sahibi olmayı başaramamasını da henüz
affedilmediği şeklinde yorumluyordu. Ama bu tür düşünceler
talihsiz karısını kurtaramayacaktı. Anne, Henry’nin istediğini veremezse,
Henry’nin verecek birini bulması gerekiyordu. Catherine hayattayken Anne
güvendeydi, Anne’in ölmesi Henry’yi çok büyük zorluklara sokardı. Ama
Catherine ölmüştü; ölümü, Anne’in de kaderini belirlemişti. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 131-132
Henry 24 Nisan 1536’da, Anne’le
boşanabilmesi için uygun bir gerekçe bulunması amacıyla Thomas Cromwell ve
Norfolk dükü baş kanlığında bir komisyon topladı. Komisyonun işi çok
geçmeden bitti. Anne bir haftadan kısa bir süre içinde birkaç saray mensubuyla
zina yapmakla suçlandı; bu adamların hepsi de, doğru ya da yalan gerekli
kanıtların krala sunulması üzerine, ihanetten suçlu bulundu. Kral 2 Mayıs’ta
karısını Londra Kulesi’ne gönderdi, Anne sa dece zinayla değil, ensest ve
cadılıkla da suçlanıyordu, burada bir jüri karşısında yargılanacaktı.
Jüride amcası Thomas Howard ile yirmi iki yaşındayken gizlice nişanlandırıldığı
Northumberland dükünün Oğlu Henry Percy de yer alıyordu. Hüküm elbette ki
önceden verilmişti. Calais’den özel bir kılıç ustası getirildi, normal
cellat baltasının çok kör olduğu düşünülmüştü ve 19 Mayıs 1536 sabahı
İngiltere kraliçesinin başı, Kule’nin açık avlusunda kesildi. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 132
Anne suçlanan (aralarında kardeşi George
Boleyn’in de yer aldığı) yarım düzine adamla zina yapmış mıydı, yapmamış
mıydı hiçbir zaman kesin olarak bilemeyeceğiz. Böyle bir iddia pek olası
görünmüyor. Ancak kocasının ona veremeyeceğini düşündüğü erkek evladı
doğurmak umuduyla içlerinden biriyle ya da daha fazlasıyla yatmış
olabilirdi. Ama bunun riski çok büyük olurdu. Çünkü Tudor sarayında kraliçe
hiçbir zaman yalnız bırakılmazdı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 132
Aragonlu Catherine ve Anne Boleyn artık
ölmüş olduklarından, Henry’nin Roma Katolik saflarına geri dönmesinin vakti
gelmemiş miydi? Papa ona kucak açmaya, topraklarında, Karl ile François’nın
kendi ülkelerinde sahip olduğuna benzer bir yetki tanımaya kesinlikle
hazırdı. Ama Henry geri dönüş noktasını çoktan
ardında bırakmıştı. Aforoz tehdidinin kaldırılmasını isteyebilirdi, ama
Almanya’da Protestanlık hızla yayılıyordu, oda seçeneklerini açık tutmak
istiyordu, ayrıca kendisini (ve Thomas Cromwell’i) gelecek beş yıl boyunca
meşgul edecek bir projeye başlamıştı: İngiltere’deki
bütün manastırların lağvedilmesi, malvarlıklarına el konmasıydı bu proje. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 133 (Kültürel açıdan
yaklaştığımızda, meydana gelen kayıp dudak uçuklatıcıdır, özellikle de
kütüphanelerde büyük bir kayıp söz konusudur: Lağvetme sırasında York’ta
bulunan Augustin Rahipleri Manastırı’ndaki 646 kitaptan sadece üçü bugüne
ulaşmıştır. Öte yandan çok fazla sayıda dini kurum bulunduğunu ( yaklaşık
9.000) ve keşişleri kendi zevkleri için Kilise’nin zenginliğinden çok
fazla yararlandığını kabul etmek gerekir.) Norwich, Dört Hükümdar, s. 133, 2 nolu
dipnot
Kral Henry karısının infaz edildiği haberini
alır almaz gemisine binip doğruca Jane Seymour’un yanına gitti. Ertesi gün
ikisi nişanlandılar, 30 Mayıs 1536’da, Anne’in ölümünden sadece on bir gün
sonra Henry, Whitehall Sarayı’nda Jane’le evlendi. Norwich, Dört Hükümdar, s. 139
Yeni kraliçe, Catherine, hatta Anne kadar
bile eğitimli değildi. Muhtemelen okuyabiliyor, biraz da yazabiliyordu, ama
anlatılanlara bakılırsa en büyük becerisi iğne oyasıydı; iğne oyasının
görenleri hayretler içinde bıraktığı söyleniyordu. Ama karakteri, diğer
becerilerinden daha fazla takdir topluyordu. Sonraki yıllarda Henry’ye yüksek
amiral olarak hizmet edecek olan Sir John Russell, Jane’i “tanıdığım en kibar
hanımefendi” diye betimlemişti. Norwich, Dört Hükümdar, s. 139
Yeni kraliçe, Jane, karakteri giderek
zorlaşan kocasıyla ilişkisinde önemli bir başarı kaydetmişti. Üvey kızı
Prenses Mary ile ilgiliydi bu başarı. Son dönemde Mary’nin hayatı kabus
gibiydi. Üç yılı aşkın bir süredir babasını görmüyordu. Önce gayrimeşru
sayılmış ve bu durumun getirdiği her şeye katlanmak zorunda kalmıştı. Sürekli
bir büyük evden diğerine gönderilen Mary’nin, olmak istediği tek yerde,
annesinin yanında kalması yasaklanmıştı. Henry’nin, Catherine ölüm
döşeğindeyken bile anne kızın görüşmelerine neden bu kadar katı bir
tutumla karşı çıktığı merak konusudur. Henry’nin,
Catherine ile kızının imparatorla, onun üzerinden de papayla aralarındaki
gizli bağları koruduklarına inandığı ve bu gizli ilişkilerden korktuğu
ileri sürülmüştür. Norwich, Dört Hükümdar, s. 140
Jane önce Mary ile dostluk
kurmuş, sonra inceliği ve
sevimliliği sayesinde üzgün prensesin akraba olarak görülmesini
sağlamıştı. Ne yazık ki, Mary’nin tahtın vârisi sayılmasını başaramamıştı,
bu iş Henry’nin altıncı ve sonuncu eşi Catherine
Parr’a düşecekti, ama Jane en azından baba ile kızı arasında nispeten
sıcak ilişkilerin nihayet yeniden tesis edilmesini sağlayabilmişti. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 140
Jane Seymour, Henry’ye hiç sorun
çıkarmayan ilk eşiydi; Henry muhtemelen hiç olmadığı kadar mutlu olmuştu
onunla, ama kuzeyde, uzaklarda ciddi sorunlar vardı: Roma’dan ayrılmak,
manastırlara ve katedrallere yönelik saldırı, kralın önceki iki eşi ve iki
kızına karşı tutumu, verasetin güvenceye alınmamış olması, infazların devam
etmesi. Bütün bu nedenler bir araya geldi ve Ekim 1536’da hoşnutsuzluk
patlayıp açık bir isyana dönüştü. Norwich, Dört Hükümdar, s. 140
İsyan, İnayet Haccı olarak adlandırıldı.
İsyanın basını Robert Aske adında bir avukat çekiyordu. Aske 9.000
takipçisini York’a getirip kenti işgal etti. Bir iki hafta içinde
isyancıların sayısı 40.000’e yaklaştı, işte bu noktada Norfolk Dükü Thomas
Howard ile Shrewsbury Dükü George Talbot isyancılarla müzakereler yürütmeye
başladı. Norfolk dükü, kral adına genel bir af ilan edilmesi ve bir yıl
içinde York’ta bir parlamento toplanması, ayrıca parlamento toplanana dek dini
yapıların geri verilmesi vaadinde bulundu. Aske adamlarını dağıttı (sonradan
bu kararına pişman olacaktı), ardından Londra’ya gidip burada kralla
görüştü. Henry onu büyük bir nezaketle karşıladı, Yorkshire’a güvenli
bir biçimde geri gönderilmesi dahil başka vaatlerde bulundu. Ama Aske kuzeye
doğru yola çıkmıştı ki, çatışmalar yeniden başladı. Bu kadarı Henry’nin
fikrini değiştirmesine yetti. Kral derhal Aske’nin tutuklanıp Kule’ye
kapatılmasını emretti. Aske vatana ihanetle suçlanıp Westminster’da
yargılandı, sonra York’a gönderildi; burada, Clifford Kulesi’nde bulunan özel
bir darağacına, zincire vurulmuş bir halde asıldı. Kralın intikamının
başlangıç aşamasıydı bu. Sonraki iki yıl içinde toplam 216 kişi infaz
edildi: Bazıları asıldı, boğuldu ya da parçalandı, bazılarının kafası
vuruldu, bazılarıysa yakıldı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 141
1537 baharının başlarında Jane Seymour
kocasına hamile olduğunu fısıldadı. Bıldırcın aşeriyor du, Henry heyecan içinde
Flandre’dan bol miktarda bıldırcın sipariş etti. Ertesi yaz Jane bütün
randevularını iptal etti, krallıktaki en iyi doktorların ve ebelerin bakımına
alındı, sonunda 12 Ekim cuma sabahı saat ikide Hampton Court’ta sezaryen
ameliyatıyla kralın tek meşru erkek çocuğunu dünyaya getirdi. Üç gün
sonra vaftiz edilen bebeğe Edward adı verildi. Norwich, Dört Hükümdar, s. 141
Muhtemelen
bakteriyel bir enfeksiyon nedeniyle loğusa hummasına yakalanmıştı. Jane doğumun üzerinden on beş gün
geçmeden bu dünyadan göçüp gitti. Norwich, Dört Hükümdar, s. 142
Kocası arkasından yas tuttu, ama aşırıya
kaçmadı. Henry’nin ar tık bir oğlu vardı, önemli olan da buydu. Gerekli
görüldüğü üzere üç ay boyunca siyahlar giydi, ama bu kısa sürenin
tamamlanmasından çok önce fiilen yeni bir eş aramaya başlamıştı. İlk
tercihi, Danimarka’nın tahttan indirilen kralı Il. Christian’ın kızı, imparatorun yeğeni on altı yaşındaki Christina
oldu. (Kral Christian, Karl’ın kız kardeşi lsabel’le
evlenmişti.) Christina on
üç yaşındayken Milano düküyle evlendirilmişti, ama bir yıl içinde dul kalmıştı.
Heyhat, genç kız bu evliliğe pek de sıcak bakmıyordu. Norwich, Dört Hükümdar, s. 142
Henry, imparatorun Reform ve Kuzey
Afrika’da yaşadığı zorluklar nedeniyle kendisine karşı bir Katolik Haçlı
seferi başlatamayacak kadar meşgul olmasından memnuniyet duyuyordu; imparator
pekâlâ yapabilirdi böyle bir şey. Ama bu olasılık tümüyle geçmişte
kalmış da değildi. İmparator ile François,
Aigues-Mortes’ta İngiltere Kralı Henry’nin tümüyle görmezden gelindiği bir
antlaşma imzalamışlardı. Ayrıca ufukta Papa
III. Paulus’tan gelebilecek yeni bir tehlike belirmişti. Henry’nin manastırlara karşı devam eden saldırısı, Luthercilerle açıktan müzakereler yürütmesi,
Canterbury’deki Saint Thomas Becket de dahil olmak üzere kutsal mabetleri
yıkması, papayı onun bir kral olarak hoş görülemeyeceğine, yerini başka
birinin alması gerektiğine ikna etmişti. 17 Aralık
1538’de papa, Henry’yi aforoz etmenin yanı sıra, resmen tahttan indirilmesini, tebaasının
ona itaat yükümlülüğünden azade kılınmasını ön gören bir tasarı
imzaladı. Bundan on gün sonra da İngiliz Kardinal Reginald Pole’u,
Katolik güçleri toplaması ve onları eyleme geçmeye ikna etmesi için
İngiltere’ye gönderdi. Norwich, Dört Hükümdar, s. 142-143
İlk adım diplomatik ilişkilerin ke
silmesi ve ticaret ambargosu olacaktı, arkasından açıkça İngiltere’nin
silahlı işgali tasarlanıyordu. Bir aya kalmadan Karl ile François bu kez
Toledo’da başka bir antlaşmaya vardı, birbirlerinin rızası olmaksızın Henry ile
hiçbir antlaşma yapmamaya karar verdiler, bu arada Habsburg Hanedanı ile
Valois Hanedanı arasında başka evlilikler yapılması da kararlaştırıldı. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 143
Henry birkaç yıl önce papanın
temsilcisine aforoz edilmeyi hiç umursamadığını haykırmıştı, o sıralarda
muhtemelen öyleydi. Ama 1539 başına gelindiğinde neredeyse panik halindeydi.
İngiltere’nin savunması sadece güney ve doğu sahillerinde değil, İskoç
sınırında da güçlendirildi, zira İskoçlar da tehdit oluşturuyordu. Kral
harekete geçti, siperleri ve hendekleri, barikatları ve ablukaları denetliyor,
Londra ve Portsmouth’taki gemileri ziyaret ediyor, altı farklı bölgedeki
birlikleri gözden geçiriyordu. Kaygılanmakta haklıydı: Korkulan işgal
gerçekleşirse, 1536’da olduğu gibi ülkede devrim patlak verirse kral olarak
konumu gerçekten tehlikeli bir hal alacaktı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 143
Almanya’da Reform’la ilgili fikirlerin
ülkenin kuzeyinde bir çalı yangını gibi yayılması onu kurtardı. Protestan
prensler Saksonya’da ve Brandenburg’da yönetimi ele geçirmişti. Karl’ın
uğraşması gereken meseleler, Henry’yi işin içine katmadan halledemeyeceği
kadar fazlaydı. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 143
Kral Henry’nin düsünceleri yine evlilik
meselesine döndü, Jane Seymour öleli on sekiz ay olmuştu; Henry kırk sekiz
yaşındaydı, gençleşmek bir yana korkutucu bir hızla kilo alıyordu, bebek
oğlu zayıftı, hastalıklıydı, derhal başka bir oğula ihtiyacı vardı. Henry Almanya’nın Protestan prensleriyle ittifak kurmaya da
tedirginlikle bakıyordu. Her zaman olduğu gibi Cromwell’in teşvik
ettiği Henry, Kleve düküyle müzakereleri açtı, dükün kız kardeşi Anne,
İngiliz elçi Christopher Mont’un bildirdiği üzere “çehresiyle olduğu
kadar vücuduyla da” benzersizdi. Henry ilgi duydu, sonra da evlenme teklif
etme aşamasına geldi. Norwich, Dört Hükümdar, s. 144
Prenses 27 Aralık’ta Deal’a vardı, buradan
Rochester’a at sürdü ve 1 Ocak 1540’ta Rochester’a vardı. Kral gelinini
görmek için sabırsızlandığından, kaçamakça göz atmak için heyecanla
Rochester’a indi, ama gördükleri onu ürküttü. “Erkeklerin onu o kadar takdir
etmesi, ama benim beğenmemem karşısında mahcup oldum” diye bir açıklama
yaptı. Bir ay süren evlilik fazla zorluk çıkmaksızın 10 Temmuz’da iptal
edildi. Anne hiç sorun çıkarmadı. Kendisinden beklenen her şeyi yaptı ve
biraz şaşırtıcı bir biçimde, kardeşinin bütün girişimlerine rağmen
İngiltere’de kalmaya karar verdi. Zaman geçtikçe, Henry ile Anne şaşırtıcı
derecede iyi dost oldu, Anne’den “Kralın sevgili kız kardeşi” diye bahsedilirdi.
Kralın eşleri içinde en son ölen Anne oldu, Westminster Abbey’ye de sadece o
gömüldü. Norwich, Dört Hükümdar, s. 144
François Aigues-Mortes’tan Paris’e
döndüğünde, Protestanlara yönelik zulmün,
korkunç işkencelerle birlikte acımasızca devam etmekte olduğunu memnuniyetle
gördü. O zamana dek birkaç yüz Protestan yakılmış, binlercesi evsiz
kılınmıştı. François 1 Haziran 1540’ta Fontainebleau
Fermanı’nı çıkardı, bu fermanla Protestanlık “Tanrı’ya ve insanlığa karşı
işlenmiş büyük bir suç” olarak kabul ediliyor, dolayısıyla işkence,
mülke el koyma, toplum önünde aşağılama ve ölüm gibi cezaların meşru
olduğu ileri sürülüyordu. Bu yetmezmiş gibi, François’nın takipçileri de benzer türde kararnameler
çıkardı. Bu arada terör rejimi devam etti, Protestanların nüfusun
çoğunluğunu oluşturduğu yerlerde köylerin tamamı yakılıyordu. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 145-146
Bu kıyımların en korkunçlarından biri
1545 yazında Vaucluse’de küçük bir kasaba olan Merindol’da yaşandı. Olayın
kurbanları Huguenot’lar değil, kadim kökleriyle bugün hâlâ varlığını
sürdüren bir Hıristiyan tarikatı olan, kuramsal birkaç farklılığa rağmen
Protestan Reformu’na kucak açmış Valdoculardı. Valdocular bir şekilde
Paris’teki yetkili makamlar tarafından izlenmeye başlamış, bunun sonucunda da
18 Kasım 1541’de Provence parlamentosu aslında kasabanın ölüm emri anlamına
gelen Merindol Kararı’nı yayımlamıştı. Başarı elde edilemeyen dört yıllık
bir sürenin ardından 1545’te, İtalya’daki savaşlardan dönen 2.000 asker Merindol’e
geldi. Hiçbir biçimde merhamet göstermedi er, sadece kasabayı değil,
civardaki yirmi-yirmi beş köyü de yakıp yıktılar. Binlerce kişi
öldürüldü, binlerce kişi evlerinden oldu, yüzlerce güçlü kuvvetli adam
kürek mahkûmu olarak gönderildi. Bütün bu kıyım bittiğinde François ile Papa Paulus olup bitenleri coşkuyla onayladıklarını açıkladı, hatta papa olayın baş
sorumlusuna nişan takacak kadar ileri
gitti. Norwich, Dört Hükümdar, s. 146
Kleveli Anne’in evliliğin iptal
edilmesinden sadece bir ay önce, 10 Haziran 1540 Cumartesi öğleden sonra
üçte, Thomas Cromwell konsey masasında, etrafı bakanlarıyla çevrilmiş bir
halde otururken muhafız takımı yüzbaşısı tarafından tutuklandı. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 146
Cromwell’in düşüşü on yıl önce Wolsey’nin
başına gelenler gibi dikkat çekiciydi. Henry’nin Kleveli Anne’le evliliğinin
başarısız olması, bu evliliği ilk öneren ve coşkuyla destekleyen kişinin
de Cromwell olması komplocuların karşısına bekledikleri fırsatı çıkarmıştı. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 147
Kralla görüşmeye çalışan komplocular,
başbakana evliliğin başarısızlıkla sonuçlanmasının yanısıra, ihanet ve
heretiklik de dahil daha ciddi suçlamalar yönelttiler. Anabaptistleri
desteklediğini, heretiklik le suçlanan Protestanları koruduğunu, hatta
Prenses Mary’yle evlenmek için komplo kurduğunu ileri sürdüler. Cromwell
yargılanmadı, Kule’de kafası vuruldu ve kesilmiş başı Londra Köprüsü’nde
bir demire geçirildi. Norwich, Dört Hükümdar, s. 147
Henry en iyi, en inançlı danışmanının
infaz edilmesi gerektiğine nasıl ikna oldu, bunu anlamak zordur; o yıl sona ermeden
bundan büyük bir pişmanlık duyacaktı. Ama olan olmuştu, biyografisini yazan
önemli bir ismin belirttiği üzere “bir dâhiyi, bir İngiliz kralının sahip
olduğu en yetkin hizmetkârı, İngiltere tarihinde birçok kraldan daha derin
bir iz bırakan bir kraliyet bakanını ebediyen kaybetmişti.” Norwich,
Dört Hükümdar, s. 147
Henry, Anne Boleyn’in kuzeni Catherine
Howard’a ilk aşık olduğunda, onu “dikensiz bir gül” diye betimlemişti. Thomas
Cromwell’in idam edildiği gün Henry ile evlenmesinden sonra bile iflah
edilmez derecede işveli bir hanım olmayı sürdürdü. Henry ise çevresindeki
herkesin bildiği gibi her zaman yetersiz bir âşık olmuştu. Onagöre seks,
uzun zamandır bir çoğalma aracıydı, bunun ötesine pek geçmemişti: İş
bittiğinde, meseleye pek ilgi duymuyordu. 1541 yazının sonuna gelindiğinde
Catherine’in Kraliyet Danışma Meclisi üyelerinden Thomas Culpeper’la ve
Dereham’la ciddi bir yakınlık kurmuş olması pek de şaşırtıcı değildir bu
yüzden; bu ilişki Başpiskopos Cranmer tarafından ortaya çıkarıldığında
ikisine de ölüm getirdi. Culpeper hakkında verilen hüküm sadece kafasının
kesilmesiydi. Dereham daha talihsizdi, asıldı, sürüklendi ve parçalandı. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 147-148
Catherine’in ölümünün ardından birden Henry’nin
ruh hali değişti. Yirmi altı hanımın katıldığı büyük bir ziyafet verdi. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 148
Süleyman’ın Buda’ya girmesinden sadece
üç hafta sonra V. Karl Cezayir’e yelken açtı.
Bundan altı yıl önce Tunus’u alarak bir zafer kazanmıştı, bu kez felakete
koşuyordu. Cezayir, Türk korsan üslerinin en
güçlüsü haline gelmişti, daha önceki Kuzey Afrika macerasından
memnun kalan Karl, kenti yerle yeksan etmeye kararlıydı.
Norwich,
Dört Hükümdar, s. 153
Karl’ın şansına Barbaros o sıralarda
oralarda bulunmuyordu. O tarihlerde altmış yaşına gelmiş, ama belli ki
kendini çok daha genç hisseden Barbaros başka bir seferin tasarılarıyla
meşguldü, bu kez hedefi Güney İtalya’ydı. 1542’de Orta Avrupa’ya bir başka
büyük sefer düzenleme hazırlığında olan, bu yüzden de filoya ihtiyacı
olmayan sultan Nisan’da İstanbul’dan 120 gemiye hareket emri verdi, İtalya ve
Sicilya sahilleri yağmalandı, ama iddialara göre Kral François’nın ısrarı
üzerine Papalık Devletleri’ne dokunmaktan özellikle kaçınıldı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 153
12 Temmuz 1543’te Kral Henry Hampton
Sarayı’nda son kez evlendi. Catherine Parr altıncı karı sı oldu. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 156
Northamptonshire’lı bir toprak sahibinin
kızı olan Catherine, kendisinden önceki dört hanımın hepsine bedeldi, ama
Aragonlu Catherine’in eline su dökemezdi. Zeki, iyi eğitimli, ılımlı bir
Protestan’dı. Henry’nin üç çocuğu onun sayesinde hayatlarında ilk kez bir
araya geldi, Mary ile Elizabeth veraset sırasında birlikte yer aldı. Onun
önerisi üzerine ikisi de Erasmus’un eserlerini çevirmeye başladı. Elizabeth
ayrıca Navarre’lı Marguerite’in yazdığı Miroir
de l’ame pecheresse’i (Günah Bir Ruhun Aynası) çevirmişti. Norwich, Dört Hükümdar, s. 156
Henry’nin “Kilise
Yüksek Başkanı” yerine “İnancın Savunucusu” olarak tanımlanmayı kabul etmesi
üzerine mesele nihayetinde tatlıya bağlandı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 157
İşler daha da beter bir hal aldı. Henry, Karl’ı, İspanyol askerlerinin Fransızlar
için savaşmasına izin vermekle, engizisyonun
İspanya’daki masum İngiliz tüccarlara kötü muamele etmesini görmezden
gelmekle suçlamaya başladı. Karl, İngilizlerin İmparatorluk gemilerine
ve yüklerine el koyduğu, 700 İspanyol arkebüzcünün, başka bir savaşın
devam etmekte olduğu İskoç sınırlarına çekildiği, Henry’nin
Alman Luthercilerle gizli müzakereler yürütmekte olduğu yönünde
şikayetlerde bulundu. 1545 yazının ortasına gelindiğinde iki hükümdar
arasındaki ilişkiler bir kez daha kopma noktasına gelmişti. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 160
O tarihlerde Winchester piskoposu olan
Stephen Gardiner şöyle yazı yordu:
Fransa
ve İskoçya’yla savaştayız, Roma piskoposuna düşmanız, burada imparatorla
bir dostluğumuz yok, Protestanların lideri Alman prensi bizden son derece
hoşnutsuz. Savaşımız, ülkemizin ve Manş’tan gecen tüccarlarımızın midesini
bulandırıyor... Akıl ve öğrenimin galebe çalmadığı, anlaşmaların pek az
dikkate alındığı bir dünyada yaşıyoruz.
Sözleri tamamen gerçekleri yansıtıyordu.
1545 sonuna gelindiğinde İngiltere iflasa hiç olmadığı kadar yaklaşmıştı.
Norwich,
Dört Hükümdar, s. 162
Alman Protestanlara gelince,
onlar da sultandan nefret ediyordu, ama kabul etseler de etmeseler de ona hatırı
sayılır derecede borçluydular Ama Montpellier piskoposunun François’ya
işaret ettiği üzere, Türkler olmasaydı Reform
kolayca Albi heretikleriyle aynı akıbete uğrayabilirdi. (Albi heretikleri ya da Katharos tarikatı üyeleri,
Güneybatı Fransa’da bulunan, VIII. Louis liderliğinde bir Haçlı seferi ve engizisyonun acımasızca ortadan kaldırdığı bir ortaçağ
Hıristiyan tarikatıydı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 164, 7 nolu
dipnot) Gerçek şu
ki Karl Osmanlıların Orta Avrupa üzerindeki baskısına direnebilmek için Alman
Protestanlarına ihtiyaç duymuştu; dolayısıyla 1532’de Nürnberg Barışı’nı
imzalamaktan başka seçeneği yoktu. Bu antlaşma, Almanya’da Protestanlığın
varlığını resmen tanıyan 1555 tarihli Augsburg Barışı’na zemin hazırlamıştı.
Türkler bütün bunların farkındaydı. Protestanları,
putlara tapmayı onaylamadıkları için Katoliklere tercih etmişlerdi hep;
Protestanların onlara minnettar olduğu kadar, onlar da içten içe
Protestanlara minnet duyuyor olsa gerekti. Norwich, Dört Hükümdar, s. 164-165
Karl Protestanlarla kısmen uzlaşmış olsa
da Papa böyle bir uzlaşmaya hazır değildi henüz. Papa III. Paulus adam
kayırmacılıkta bir o kadar utanmazdı, torunlarının ikisini, birini on altı,
diğerini on dört yaşındayken Kardinaller Kurulu’na yerleştirmişti. 1536’da
karnavalı geri getirmişti, Roma yeniden boğa güreşleri, at yarışları ve
havai fişek gösterilerinin gürültüsüyle dolmuştu; Vatikan’da balolar ve
ziyafetler düzenlenir olmuştu. Yine de güçlü bir ahlaki bilince sahipti
(onu on altıncı yüzyılın en ilginç papalarından biri kılan şey de buydu) ve
Roma Katolik Kilisesi’nin en etkili reformcularından biri olmuştu. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 165
Papa III. Paulus isyanı yatıştırmanın en iyi yolu nedir
diye düşündükçe, bir genel konsil toplamak gerektiğine daha fazla ikna
oluyordu; böyle bir konsilin güçlü bir Lutherci ekip
de içermesi gerektiği kanısındaydı. Kaçınılmaz olarak bu düşünceye
her yönden itirazlar geldi. Kardinaller herhangi bir reform yapılmasını kendi
rahat hayat tarzlarına yönelik bir tehdit olarak görüyordu, önerilen konsilin öğretiler konusunda Protestan
tebaasıyla uzlaşmayı imkansız kılacak kadar sert bir tutum benimseyebileceğinden
korkan imparator, söz konusu konsilin bütün
teolojik meseleleri bir kenara bırakmasını ve kendisini Reform’a ilişkin
önlemlerle sınırlamasını tercih ediyordu; Lutherciler
bütün Hıristiyanların tamamen bağımsız bir toplantı düzenlemesini talep
ediyor, İtalya topraklarında gerçekleştirilecek ya da papanın başkanlık edeceği bir toplantıya katılmayı
kesinlikle reddediyordu. Norwich, Dört Hükümdar, s. 165
Karl, Roma’nın önerdiği ya da kabul
ettiği bir uzlaşmayı memnuniyetle kabul edebilirdi; tek istediği birlikti. Ama
Papa III. Paulus ısrarcıydı; bu arada özel bir komisyon
topladı, bu komisyona Kilise’nin bütün sağlıksız yönlerini rapor
etmesi, bu konulara çözüm getirilmesi için tavsiyelerde bulunması talimatı verildi.
Bu arada komisyon üyeleri raporlarını sundu. Hiçbir
şeyi saklamayıp meselenin üzerine gitmişlerdi. Hali hazırdaki
suistimalleri belirtmiş, bunlardan (endüljans satışı ve Kilise
görevlilerinin maaşları, arpalıklar, piskoposluk unvanları ve sayılamayacak
kadar çok başka şey) tümüyle Papalığı sorumlu tutmuşlardı. Bütün
bunların sonucunda Protestan Reform’un doğduğunu ileri sürmüşlerdi. Kilise
evini temiz tutsaydı, Reform diye bir şey olmazdı. Sonunda ortalığı reform
(ciddi bir reform) kokusu sarmıştı. Papa III. Paulus da bu reformu teşvik
etmek için elinden gelen her şeyi yaptı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 166
Nihayetinde 13
Aralık 1545’te, uzun zamandır ertelenen konsil Trento’da açıldı. Karl, imparatorluk topraklarının güvenli bir bölgesinde
bulunduğundan bu kenti önermişti. Konsil
sarsıntılı bir başlangıç yaptı, ilk toplantılara sadece bir tek kardinal,
dört başpiskopos ve otuz bir piskopos katıldı; ama toplantılar yavaş yavaş
hız kazandı ve aralıklarla Trento’da ve daha sonra Bologna’da on sekiz yıl boyunca
devam etti. Konsilde ezici bir biçimde İtalyanlar ağır basıyordu, katılım en
yüksek seviyede olduğunda, yani 270’ten fazla kardinal katıldığında bile
Almanların sayısı hiçbir zaman on üçü aşmıyordu. Ama konsilin asıl önemli
yönü (tüm muhalefete rağmen) fiilen gerçekleşmıiş olmasıydı; ayrıca
imparatora kafa tutmaya, öteden beri varlığını koruyan kuramsal meseleleri
tartışmaya hazır olduğunu da göstermişti: inancın onaylanması, din değiştirme,
araf ve daha başka birçok mesele. Norwich, Dört Hükümdar, s. 166-167
Konsil hiçbir zaman kısmi bir başarı
olmanın ötesine geçemedi. Sonunda bittiğinde, haklı olarak toplantıları Roma
kukla gösterisinden ibaret gören Protestanlar durumdan hoşnut değildi;
Katoliklere göre bile reformlar birçok kişinin umduğu kadar kökten ve
kapsamlı değildi. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 167
Uzun zamandır umut edildiği ve dualara
konu olduğu üzere Batı Hıristiyanlık aleminin tamamını bir araya getiren
ekümenik birlik konsili olmaya yaklaşamamıştı bile; kıtayı gerekirse kuvvet
kullanarak yeniden Katolikleştirmek amacıyla oluşturulmuş, Reform karşıtlarının
mezhebe dayalı konsili olmaktan öteye geçememişti. Sonuçlar bunu gayet açıkça
ortaya koyacaktı: Fransa’da Huguenot’lara karşı sekiz iç savaş (üç bini
aşkın Huguenot 1572 yazının sonunda Paris’te gerçekleştirilen Aziz
Bartolomeus Katliamı’nda ortadan kaldırılmıştı); İspanya ile Hollanda arasında
seksen yılı aşkın bir süre boyunca devam eden bir savaş; Kuzey Avrupa’nın
tamamında anlatılamayacak kadar büyük bir yıkıma neden olan, kabustan farksız
Otuz Yıl Savaşları (1618-48). Norwich, Dört Hükümdar, s. 167
Ama Trento
Konsili yine de Kilise’de disiplinin ve manevi hayatın yenilenmesi
yönünde sağlam bir temel atmıştı. Kilise
eskisinden çok daha güçlü ve daha kararlı bir biçimde çıkmıştı
konsilden. Konsil sonraki dört yüz yıl boyunca kullanılacak olan Trento
Ayini’nin kurallara bağlanmasını beraberinde getirmişti; sonunda Protestan
dalgasını bastırmayı başarmıştı. İşte tüm bunlar yüzünden aslan payı, zevkine düşkün, adam kayırmacı ve zinacı Papa
III. Paulus’un hakkı olmalıydı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 167
1545 sonuna gelindiğinde Kral Henry’nin
sağlığı hızla bozulu yordu. Aşırı şişmanlamıştı, çarpık bacakları artık
neredeyse hiç hareket edemiyordu; sadece arabalarla taşınabiliyordu, büyük
vinçler onu merdivenlerden indirip çıkarıyordu. Öte yandan kral dostlarıyla sonu
gelmez diplomatik mücadelelerini sürdürmeye son derece kararlıydı. Artık
onun için karar atacak bir Wolsey ya da bir Cromwell yoktu yanında, kendi
başına karar almaya hazırdı. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 168
Gerçek şu ki imparator birbiriyle
sürekli kapışan bu iki kraldan da bunalmıştı. Ama İmparatorun asıl amacı
Almanya’da Protestanlığı kökünden temizlemekti. Şimdilik başka hiçbir şeyin önemi yoktu. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 168
Eylül 1545’te Hessen, Saksonya ve Württemberg
İngiltere’ye ortak bir heyet gönderdi, doğrudan yardım istemek için
değil, Henry ile François arasında arabuluculuk yapmak, böylece yeniden dost olan iki kralın İmparatorluğun
saldırısına karşı onlarla birlikte direnmesini sağlamak için. Henry
öneriyi kabul etti, ama heyetin girişimleri başarısız oldu. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 168
François 1 Ağustos 1546’da antlaşmayı
onayladığında En Hıristiyan Kral olarak Henry’yi, onun arzu ettiği gibi
anmakta hiç tereddüt etmedi: İngiltere ve İrlanda
Kilisesi’nin Yüksek Başkanı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 169
Henry 1514’te çiçek hastalığı
geçirmişti; babasını, ağabeyini ve evlilik dışı oğlunu öldüren, ileride
de meşru oğlu Kral VI. Edward’ın hayatına son verecek olan belirtiler hafif
haliyle bile olsa onda görülmemişti.
Norwich, Dört Hükümdar, s. 170
1536’da Greenwich’te özellikle ciddi bir
kaza geçirmişti, zırhlı atı üstüne devrilmiş, Henry iki saat bilinçsiz bir
halde yatmıştı. O sıralarda kırk dört yaşındaydı, aşırı kiloluydu; onu iyi
tanıyanlara göre bu kazadan sonra bir daha asla eski haline kavuşamadı. Nedeni
ne olursa olsun bu rahatsızlık diğer bacağına da geçmişti; Henry’nin iki
bacağı da artık fena halde yaralıydı, ona sürekli acı veriyordu. Ama yine de
1544 gibi geç bir tarihte, Henry’nin eyere oturmakla kalmayıp Fransa’da
savaştığına tanık oluruz. Henry’nin sağlığının iyiden iyiye bozulması öyle
görünüyor ki, 1546 sonbaharında başlamıştı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 170
Henry 26 Aralık 1546’da çok hoşnutsuz
olduğunu açıkladığı vasiyetini düzenledi. Başka birkaç maddenin yanı sıra
kızları Mary ile Elizabeth’in meşruiyetini doğruladı, ikisine de veraset
sırasında yer verdi. Norwich, Dört Hükümdar, s. 170
Henry 28 Ocak 1547 Cuma günü sabah erken
saatlerde hayata gözlerini yumdu, elli beş yaşındaydı, otuz sekiz yıl
hüküm sürmüştü. Mumyalanmış bedeni 14 Şubat’ta dört mil uzunluğunda
bir tören alayıyla Windsor’a taşındı ve emrettiği üzere St. George Şapeli’n
de Jane Seymour’un yanına gömüldü.
Norwich, Dört Hükümdar, s. 171
Kral VIII. Henry’nin hikayesi burada
bitmedi. Üzüntülü ve hastalıklı oğlunun beş yıllık hükümranlığı
boyunca Henry’nin muhteşem mezarının inşası devam etti, ama Kraliçe Mary’nin
tahta çıkması üzerine inşa faaliyetleri birden durdu. (İnşa
edilen mezarın büyük bölümü iç savaş sırasında 1646’da kraliyet meclisi
tarafından yıktırıldı) Mary’nin kraliyet meclisi üyelerinden
Sir Francis Englefield daha sonraki bir tarihte, Henry’nin mezarı açılıp da
naaşından geri kalanlar alınarak törenle ateşe verildiğinde orada
bulunduğunu açıkladı. Henry, kraliçenin babası
olabilirdi, ama heretikliğiyle, Kilise içinde
bölünme yaratmasıyla iflah olmaz biriydi, kızının gözünde onu başka bir
akıbetin beklemesi imkânsızdı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 171
Norman fethinden bu yana gelmiş geçmiş
bütün krallar arasında VIII. Henry kesinlikle en iyi kral değildi, ama hiçbir kral onun kadar parlak olmamıştı, hiçbir kral İngiltere’nin
çehresini değiştirme konusunda ondan fazlasını yapmamıştı. Henry hem imparatora hem papaya meydan okumuştu; Roma’nın
sultasını sarsmıştı; ama Protestanlığa kucak açmamıştı, bu ancak
oğlu Edward’ın hükümranlığı sırasında olacaktı. Henry
ölümüne dek, X. Leo’nun ona İnancın Savunucusu unvanını vermesine neden
olan Luther karşıtı kitabının tek bir kelimesini bile değiştirmemişti;
sadece İngilizlerin papaya değil, krala itaat ettiğini açıkça ortaya
koymuştu. Komünyon ayini de dahil Katolik ibadetinin
diğer bütün esasları değiştirilmeden korunmuştu. Henry, Thomas
Cromwell’in yardımı sayesinde ülkeye müthiş bir idari örgütlenme kazandırmıştı,
daha önce olduğundan çok daha etkili bir örgütlenmeydi bu; tebaasına
İngilizce İncil’in görkemini armağan etmişti. Norwich, Dört Hükümdar, s. 171
Belirtmek gerekir ki öğretiyle ilgili
hiçbir sorun çıkarmadan manastırların gücünü kırmıştı. Borç hanesinde
ise, yüzlerce görkemli binanın ve içlerindeki binlerce değerli
hazinenin yerle yeksan edilmesi vardı. Henry hiç pişmanlık belirtisi
göstermemiştir. Sayılamayacak kadar çok girişimine ve vaadine rağmen, bu
tasfiyeden elde edilen muazzam geliri de gereği gibi kullanamamıştır.
Hastaneler ve okullar, üniversiteler ve düşkünlerevi inşa edebilirdi,
belki bir iki yol da yapabilirdi, ama hayır! Hatırı sayılır bir meblağ, Kasım
1545’te 24.000 sterline mal olan Nonsuch Sarayı’nın yapımına harcanmıştır muhtemelen,
bu saray yüz elli yıl sonra yıkılacaktı. Geri kalan paranın büyük bölümü
de Fransa’ya arka arkaya düzenlenen iki sefere harcanmıştır. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 172
Onun yaşadığı dönemde dünya üç kat
büyüdü; Amerika kıtasının keşfinde öncü rolünü üstlenen İspanya
muazzam ölçüde yarar sağladı, Portekiz önce Afrika sahillerine sonra Hint
Adaları’na açıldı, buralarda uçsuz bucaksız bir zenginlik kaynağıydı. Fransa
da kendine düşen rolü oynadı. Ama Henry’ye göre Yenidünya o kadar ilginç
değildi; babasına göründüğü kadar ilginç değildi, kızı Elizabeth’e
göründüğünden çok daha az ilginçti. Elizabeth sadık deniz kurtlarını
olabildiğince cesaretlendirmiş, İspanyolları para için koşturmaktan zevk
almıştı. Henry, Fransa’ya sergilediği modası geçmiş dikkatin yarısını
Güney Amerika’ya sarf etseydi, bu kıtanın bazı bölgeleri bugün İngilizce
konuşuyor olabilirdi. Norwich, Dört Hükümdar, s. 172
İngiltere Kralı VI. Edward tahta çıktığında
dokuz yaşında bir çocuktu, reşitlik yaşına erişemedi. Henry ile Jane
Seymour’un oğlu olan Edward, Protestan olarak yetiştirilen ilk İngiltere
kralıydı. Küçüklüğünden itibaren hastalıklı bir çocuk olduğu, babasından uzun
yaşayamayacağı genel olarak kabul edilen bir görüştü; ama yakın dönemde
tarihçiler bu fikre karşı çıkmışlardır. Norwich, Dört Hükümdar, s. 175-176
Edward’ın resmi eğitimi yedi yaşındayken
Latince, Fransızca, İspanyolca ve İtalyanca öğrenmesiyle başlamıştı,
küçük prens lavta ve diz üstünde çalınabilen küçük klavsen dersleri de
almıştı. Manevi gelişimine ise, toplu dua kitabı bugün hâlâ kullanılmakta
olan Başpiskopos Thomas Cranmer kılavuzluk ediyordu. 1549’a
gelindiğinde Edward, papanın İsa düşmanı olduğu üzerine bir tez kaleme
almış bulunuyordu, hevesli bir öğrenci olsa gerekti, doğru yönde
ilerliyordu. Norwich, Dört Hükümdar, s. 176
Daha 1 Temmuz
1543’te babası, İskoçya’yla, beş yaşındaki oğlunun, o
zamanlar yedi aylık olan İskoçya Kraliçesi Mary ile nişanlanmasını
öngören Greenwich Antlaşması’nı imzalamıştı.’ İskoçlar aralık ayında
antlaşmayı tanımadıklarında kral öyle öfkelendi ki oğlunun dayısı Hertford
Dükü Edward Seymour’a İskoçya’yı işgal etmesini, “her yeri ateşe verip kılıçtan
geçirmesi, Edinburgh’u yakıp yıkması”nı buyurdu: “Öyle bir yakıp yıkacaksın
ki, sahtekârlıkları ve sadakatsizlikleri yüzünden onları mahkûm eden
Tanrı’nın gazabının bir hatırası kalacak ebediyen.” Seymour onun talimatlarını
harfiyen uyguladı, İskoçya seferinde hiç insaf göstermedi, hiç esir
almadı. Tarihte İngilizlerin İskoçlara karşı
giriştiği seferlerin en acımasızı, en vahşisi bu sefer olmuştu. Bu
arada Mary aceleyle Fransa’ya kaçırıldı,
burada dauphin’le (daha sonra II. François) nişanlandı ve Temmuz 1559’dan ölünceye dek on yedi ay boyunca Fransa
kraliçesi oldu. Norwich, Dört Hükümdar, s. 176 Aralık 1542’de doğan Mary, babası İskoçya Kralı V. James’in öldüğü
ve onun yerine tahta çıktığı tarihte sadece altı günlüktü. Norwich, Dört Hükümdar, s. 176, 1 nolu
dipnot
Edward babasının gömülmesinden dört gün
sonra Westminster Abbey’de taç giydi. Törenler kısa tutuldu. Ama yine de Cranmer’ın
kraliyet üstünlüğünü (kralın artık İngiltere Kilisesi’nin başkanı
olduğunu) yeniden tasdik etmesine, küçük prense “Roma
piskoposlarının zorbalığı tebaanızdan uzak tutulsun, resimleri kaldırılsın” diyerek,
babasının bu konudaki çalışmalarını sürdürmesi
uyarısında bulunmasına zaman ayrıldı. Sonraki yıllarda dini resimler kaldırılmakla kalmayacak, paramparça
edilecekti. Edward’ın hükümranlığı sırasında korkunç bir ikon düşmanlığı
yaşanacaktı. Aslına bakılırsa onun tahta
çıkması sonrasında Protestanlığa yönelim dikkat çekici bir hızla ilerledi.
Neredeyse eski kral mezara girer girmez, ayin usulleri değiştirildi, eski
geleneksel Katolik cüppelerin yerini Cenevre
cüppeleri ve şeritleri aldı. Cranmer’ın moda haline getirdiği üzere
yüzlerce rahip evlenme sırasına girdi. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 177
Edward’ın hükümranlığı uzun
sürmeyecekti. Ocak 1553’te küçük kral ateşlenip hastalandı. Kısmen
iyileşti, Greenwich’e gidebilecek hale geldi, ama sonra yine fenalaştı,
bacakları o kadar şişti ki yürü yemez oldu. 6 Temmuz akşamı saat sekizde Greenwich’te
öldü, on beş yaşındaydı. Westminster Abbey’de, Cranmer’ın düzenlediği
reform geçirmiş bir cenaze merasimi sonrasında büyükbabası VII. Henry’nin
şapeline gömüldü. Norwich, Dört Hükümdar, s. 177
Söylentiler çıktı, kız kardeşi Mary’yi tahta geçirmek
isteyen Katoliklerin küçük kralı zehirlediği söylendi, ama bunlar
kesinlikle temelsizdir. En olası cevap Edward’ın tüberkülozu andıran bir
hastalık nedeniyle öldüğüdür, ama bu konu büyük ölçüde açıklık
kazanmamıştır. Önemli olan neden değil, sonuçtu; sonuçta da baba bir anne
ayrı kız kardeşi Mary, otuz bir yaşında tahta
çıktı; onun hükümranlığı Edward’ınkinden de kısa sürdü, ama gerçek bir
terör dalgası esti. Mary beş yıldan kısa bir süre zarfında 280’den fazla
Protestan muhalifi yaktırdı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 177
İmparator Karl İngiltere’de yaşanan
değişikliklerin tam anlamıyla farkındaydı, bu nedenle de çok büyük bir
sıkıntı içindeydi. Özellikle de (yeni Protestan
yasalarına uymakla yükümlü olduğu kesin
görünen) birinci dereceden
kuzini Prenses Mary için kaygılıydı, İngiliz bir elçi aracılığıyla, prensesin
dininin gereklerini yerine getirmesine izin verilmesini talep etmişti.
İmparator endişelenmekte haklı çıktı: Kraliyet
Meclisi, Mary’nin papazını, talimatlarının
dikkate alınmaması halinde ağır cezaya çarptırmakla
tehdit ediyordu. Norwich, Dört Hükümdar, s. 181 Zavallı
adamın verebildiği tek cevap, herkes Cranmer’ın kısa
süre önce yayımlanmış toplu dua kitabını benimsemişken, kendisinin
hanımının talimatlarına uymaktan başka bir seçeneği olmadığını söylemek
olmuştu. Mary’ye gelince bu ciddi bir kriz anlamına geliyordu. Ayin onu
rahatlatan tek şeydi, yegane kurtuluş umuduydu; ayini kınamak yeri ne ülkeyi
terk etmeye kararlıydı. Karl’ın istediği bu değildi ama, çünkü böyle
olması Mary’nin tahta çıkma şansını büyük ölçüde azaltırdı; ayrıca
Mary’nin sonunda onun sarayına gelmesi, çok büyük bir mahcubiyet kaynağı
olurdu. Ama nihayetinde Karl Mary’nin tek şansının başka bir yere kaçmak
olduğuna inandı, onu İngiltere’den çıkarmaya yönelik ayrıntılı bir casusluk
planını da onayladı. Plan asla uygulanmadı, ama her halükârda gereksiz
olacaktı. Mary olduğu yerde kaldı, kutsal ayin müziğini de dilediği gibi
(gizlice) dinlemeye devam etti.
Norwich, Dört Hükümdar, s. 182
Ne var ki 1553 yazında Edward’ın ölümünün
ardından bir dizi yeni sorun çıktı. Henry’nin vasiyetiyle onaylanan vesayet yasasına
göre Mary kraliçe olacaktı Öte yandan İngiltere artık iyiden iyiye Protestan
bir ülkeydi; Mary tahta çıkacak olursa Katolikler bir kez daha denetimi ele
geçirecek, geçen birkaç yıl içinde yapılan her şey bozulacaktı. Genç kral
bu düşünceyle ölüm döşeğinde, kız kardeşini değil, Protestan Lady Jane
Grey’i halefi ilan etti. Lady Jane, VII. Henry’nin küçük kızı Mary’nin
torunuydu, dolayısıyla Edward’ın da birinci dereceden kuziniydi; VIII.
Henry’nin torunları olmadığından, Roma’nın sultasından kaçınmayı sağlayacak
tek umuttu. Jane Grey 10 Temmuz’da resmen kraliçe ilan edildi. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 182
Katolik olmasına rağmen Henry’nin
yaşayan en büyük çocuğu olarak Mary’nin taht üzerindeki haklı iddiasının
bütün dinsel değerlendirme lerin üstünde olduğunu düşünen birçok
kişi vardı; bu nedenle, Protestan inancını reddeden herkes onu kabul etmeye
hazırdı. Mary kardeşinin ölümünden hemen sonra,
çok sevildiği ve destek toplayabileceğini bildiği Norfolk’taki mülküne
gitmişti. Buradan Kraliyet Meclisi’ne, taht
üzerindeki hakkını ileri süren, İngiltere’nin meşru kraliçesi ilan
edilmesini talep eden bir mesaj gönderdi, aslında kendisini çoktan
kraliçe ilan etmişti. Norwich, Dört Hükümdar, s. 182-183
Northumberland Mary’nin özgürlüğünü
asla tanımamalıydı; kralın ölüm döşeğinde olduğu anlaşılır anlaşılmaz
Mary tutuklanmalıydı. Northumberland 14 Temmuz’da 3.000 adamdan oluşan bir
grupla Doğu Anglia’ya doğru ilerledi, hala Mary’yi tutuklayabileceğini
umuyordu. Ertesi gün Cambridge’e vardı, ama çok geç kaldığını anladı. Mary,
Suffolk’ta Framlingham Şatosu’nda kuvvetlerini topluyordu, bir haftaya
kalmadan yaklaşık 20.000 kişilik bir ordu toplamayı başardı. Londra’daysa
Kraliyet Meclisi Mary’ye da ha fazla direnemeyeceğini anlamıştı. 19 Temmuz’da
(belki biraz fazla itaatkâr bir tutumla) meclis Mary’yi kraliçe ilan etti.
Lady Jane’in dokuz günlük hükümranlığı son bulmuştu. Mary’nin kraliçe
ilan edilmesi Londra’da coşkulu törenlerle kutlandı. Dük Northumberland 24
Temmuz’da tutuklandı, 22 Ağustos’ta da kafası kesildi. Zavallı Jane Grey
Kule’ye hapsedildi, kasım ayında da ihanetten suçlu bulundu. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 183
Bu arada Mary’nin tahta çıktığı haberi
Roma’da da hatırı sayılır bir heyecan uyandırdı. O zamanki Papa III. Julius
Kardinal Pole’u alelacele Londra’ya elçi olarak gönderdi. Pole istendiği
üzere Katolikliğin yeniden tesisini teşvik etme ve bunu başarma konusunda
tam yetkiye sahipti. İngiltere’nin Katolik saflarına dönmesine kesinlikle
sevinmişti, ama hayattaki başlıca amacının haz peşinde koşmak olduğuna
hiç kuşku yoktu. Şubat 1555’te ülkenin resmen itaat ettiğini bildirmek
üzere İngiltere’den papaya bir elçi gönderildi, ama elçi Roma’ya
vardığında papa ölmüştü. Oburluğuyla adı çıkmış bir adama göre
akıbetinde şiirsel bir adalet vardı: Sindirim sistemi çalışmaz olmuş,
esasen açlıktan ölmüştü. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 183
Yeni Papa Trento
Konsili’ni askıya aldı, yasak kitaplar dizini hazırlattı, Erasmus’un bütün
eserlerini bu listeye dahil ettirdi. Son olarak Papalık tarihinde
Yahudilere karşı en acımasız seferberliğe girişti; öyle ki papa olarak görev
yaptığı beş yıl içinde Roma’daki Yahudi nüfus yarıya indi. Onun döneminde
Yahudiler gettolarda toplandı, yiyecek ve ikinci el kıyafetler dışında bir
şeyin ticaretini yapmaları yasaklandı, her kentte sadece bir sinagoga izin
verildi (Roma’daki yedi sinagog yıkıldı), Yahudiler sadece İtalyanca ya da
Latince konuşmaya, sokakta sarı şapka takmaya zorlandı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 184
Papa nihayetinde ülkesinde Katolik
inancını yeniden tesis etmiş Mary’yle bile kapışmayı başardı. Saygın
Kardinal Pole’un elçilik görevine son verdi. Hakkında ileri sürülen heretiklik
iddialarını cevaplamak üzerine onu Roma’ya geri çağırdı, genel olarak o kadar
büyük tatsızlıklar çıkardı ki, Kraliçe Elizabeth’in
ülkede Protestanlığı yeniden tesis etme çabalarına büyük katkıda
bulundu. Papa 1559’da, on altıncı yüzyılın en sevilmeyen papası olarak öldü.
Öldüğü haberi Roma’da yayılınca halk sevinçle sokaklara döküldü. Önce engizisyon
merkezine saldırıldı, binalar yerle yeksan edildi, bütün mahkûmlar serbest bırakıldı;
halk sonra papanın Capitolino’daki heykeline
yürüyüp onu da alaşağı etti, heykelin kafası koparılıp Tiber
Nehri’ne atıldı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 185
Karl Temmuz 1553’te kuzini Mary’nin zafer
kazandığını öğrenince dikkatini yeni bir hedefe yöneltti. Bunun ilk adımı
açıktır ki Mary’nin, oğlu Felipe’yle evlenmesinden
geçiyordu. KarI’ı kaygılandıran bir şey vardı: Yeni kraliçe neredeyse deli denebilecek derecede fanatikti. Karl
Mary’ye tekrar tekrar, eski dini yeniden tesis etme kararlılığında fazla hızlı
hareket etmemesi tavsiyesinde bulunmuştu; aşırı yobazlığın Mary’nin
tebaasını kolayca düşmanlaştırabileceği, Katoliklik karşıtı duyguları
artırabileceği inancındaydı. Ama Mary onu dinlemeye
yanaşmamıştı. Roma Kilisesi’ne bağlılığı gerçekten de fanatik düzeydeydi;
ülkesi bir kez daha Kilise’nin yönetimine girmezse rahat etmeyecekti. Norwich, Dört Hükümdar, s. 185
Sonunda kraliyet düğünü 25 Temmuz
1554’te mutlu çiftin tanış masından iki gün sonra Winchester Katedrali’nde
gerçekleştirildi. Gelin hanımın gölgesinde kalmasın diye babasının Napoli
Krallığı’nı verdiği Felipe evlilikleri süresince Mary’nin bütün
unvanlarını ve şeref payelerini tasıyacaktı. Parlamentonun çıkardığı bütün
yasalar, ikisinin adıyla yayımlanacaktı; paralarda ikisinin de kabartması yer
alacaktı. Yeni İngiltere kralı bir tek kelime İngilizce ya da Fransızca
bilmediğinden devlet işlerine ilişkin bütün notların Latince ve
İspanyolca olarak da hazırlanması karara bağlandı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 187-188
Evlilikleri bir çocukla kutsanırsa, varisleri
hem İngiltere hem Burgonya topraklarına hükmedecekti. Felipe’nin oğlu Don
Carlos (deli olsun olmasın) İspanya ve İtalya’da tahta çıkacaktı. Çocukları
olmazsa Felipe’nin İngiltere’yle bütün bağlantısı Mary’nin ölümüyle son
bulacaktı. İspanya İngiltere’nin içişlerine hiç bir şekilde
karışmayacaktı; Felipe’nin heveslerine inen son bir darbeyse parlamentonun 26
Aralık’ta onun İngiltere kralı olarak taç giymesini onaylamaması oldu. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 188
Felipe babasının tersine doğma büyüme
İspanyalıydı. Kraliçe Mary ile evlenmek için İngiltere’ye gelmesiyle, İber
Yarımadası’ndan ikinci kez ayrılmış oldu; ilk ayrılışı 1549’da Felemenk’i ve
İmparatorluğu ziyaretinde olmuştu. Bu ziyaret yaklaşık iki yıl
sürmüştü; Felipe Kuzey Avrupa’dan nefret etmişti; soğuktan, biradan,
Protestanlıktan, anlayamadığı barbar dillerden, çevresindeki hemen herkesin
alışkanlık nedeniyle sarhoş olmasından nefret etmişti. İngiltere daha da
beteriyle tehdit ediyordu onu; bütün bu dezavantajların üstüne bir de çok
çekici olmayan yaşlıca bir hanımdan çocuk sahibi olması bekleniyordu. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 188
Eylül 1554 sonunda Mary’nin adetinin kesilmesi, kilo almaya
başlaması, sabahları midesinin bulanması durumu daha da iyileştirdi.
Doktorları dahil, neredeyse saraydaki herkes malum sonucu çıkardı. Nisan
1555’in son haftası Elizabeth’in ev hapsine son verildi; prenses kardeşinin
yanına, yaklaşmakta olan mutlu olaya tanıklık etmeye çağrıldı. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 189
Venedik Elçisi Giovanni Michiel’e göre,
Felipe karısının doğum yaparken ölmesi halinde Elizabeth’le evlenmeye hazır
bekliyordu. Norwich, Dört Hükümdar, s. 189
Temmuz 1555’te Mary’nin şişkinliği
inmeye başladı, klasik bir sahte hamilelik vakasıydı, muhtemelen Mary’nin
çocuk sahibi olma konusundaki büyük arzusu yol açmıştı bu şişkinliğe. Mary ondan bekleneceği gibi, bunu,
ülkesinde heretiklere hoşgörü gösterdiği için “Tanrı’nın kendisine
verdiği bir ceza” olarak gördü. Kalbi
kırılmış, aşağılanmış bir halde yakma cezalarına hız verdi ve derin bir
bunalıma girdi; Felipe’nin, Hollanda’da ona ihtiyacı olduğunu açıkça
bildiren babasını görmeye gideceğini söylemesi bütün bunların üstüne tuz
biber olmuştu. 4 Eylül 15 55’te,
İngiltere’ye ayak basmasından on dört ay sonra Felipe Manş’ı aştı ve
Brüksel’in yolunu tuttu. Norwich, Dört Hükümdar, s. 189
Mary aslında sandığından da hastaydı. On
altıncı yüzyılda her zaman olduğu gibi, kesin bir teşhiste bulunmak zordur;
ama eldeki kanıtlara göre hastalığın olası nedeni
rahim kanseriydi, bu durumda hastalık çoktan ilerlemişti. Mary 17 Kasım 1558’de öldü. Peterborough Katedrali’nde
annesinin yanına gömülmesi için verdiği talimata kulak asılmadı, onun
yerine Westminster Abbey’ye, bir gün kardeşi
Elizabeth’le paylaşacağı mezara gömüldü. O zamanlar Brüksel’de
olan kocası, kız kardeşi Avusturyalı Juana’ya onun ölümünden ötürü
“doğal olarak üzüntü” duyduğunu yazdı. Pek fazla kişi böyle bir üzüntü
duymamıştı. Mary’nin beş yıllık hükümranlığında
haftada bir kez gerçekleşen yakma cezaları nedeniyle,
Kanlı Mary’nin bu lakabı hak etmediğini ileri sürmek zordur. Sadece Protestanlar değil, Mary’nin Katolik tebaasının da
çoğunluğu onun zalimliğine isyan ediyordu. Norwich, Dört Hükümdar, s. 190
Felipe’nin ruhani başdanışmanı Alfonso
de Castro kraliçenin ipin ucunu kaçırdığını söyleyerek onu kınamıştı.
Mary’ye yönelik hoşnutsuzluğun hızla gelişmesine şaşmamak gerek; Felipe’yle
evlenmesi, Calais’yi kaybetmesi, kötü giden hava durumu, sonunda hasatların
son derece kötü olması bu hoşnutsuzluğu daha da artırmıştı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 190
Öldüğünde daha kırk iki yaşındaydı,
ama hayatı ona neredeyse hiç mutluluk getirmemişti, bu dünyadan göçüp
gitmeye muhtemelen dünden razıydı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 191
Söylenene göre Karl üç hafta
süren korkunç ıstıraplar sonrasında, 21 Eylül 1558 sabahı saat ikide hayata
gözlerini yumdu, orta yaşlarının başından beri canına okumuş gut hastalığından değil, sıcak geçen İspanyol
yazında kaptığı humma yüzünden öldü. Kutsal
Roma-Germen İmparatorluğu’nun bin yıllık tarihinde hiç bir imparator
görevine V. Karl’dan daha sadık olmamıştı, hiçbir imparator Hıristiyanlık âlemine
onun kadar hizmet etmemişti. Ona göre Hıristiyanlık
dünyadaki en önemli şeydi, sevdiği Kilise’nin önce Martin Luther ve
takipçileri, ardından Kral VIII. Henry tarafından ikiye ayrıldığını görmek
onu çok kederlendirmişti. Kilise’yi olabilecek tek biçimde, Roma’daki papanın yönetimi altında yeniden birleştirmek
için büyük gayret sarf etmişti. Roma’nın acilen reforma ihtiyacı olduğunu
biliyordu, hem sohbetlerinde hem de görüşmek
zorunda olduğu yedi ayrı papayla yazışmalarında vurgulamaktan hiç
vazgeçmediği bir gerçekti bu. Papaların hepsi de bu fikre kararlı bir
biçimde direnmişti ve Karl’ın da gayet iyi bildiği gibi, üzerlerine düşenleri yapmamışlardı. VII. Clemens
tam bir kabus olmuştu, IV. Paulus daha da beter çıkmıştı. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 199-200
Batı Avrupa’nın çehresi hızla
değişiyordu. Karl’ın ölümünden sa dece sekiz hafta sonra, İngiltere
Kraliçesi Mary öteki dünyaya yolcu oldu, tahtı kız kardeşi Elizabeth
devraldı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 200
Felipe 1550 yazında Türkleri halletme vaktinin geldiğine
karar verdi. Hedefi Trablus olacaktı, burası korsanlık
faaliyetlerinin en yoğun olduğu merkezdi. Norwich, Dört Hükümdar, s. 202
1560 sonrasında beş yıl boyunca Doğu ve
Orta Akdeniz’de nispeten sükunet hakim oldu. Norwich, Dört Hükümdar, s. 204
Türklerin bakış açısına göre, açık
arayla en büyük sorun kaynağı Malta Şövalyeleriydi. Şövalyeler artık
açıktan açığa korsanlık politikası benimsemiş, Mekke yakınlarındaki limanlara
demirlemiş hacı gemilerine saldırıyor, onları serbest bırakmak için büyük
fidyeler istiyorlardı. Şövalyelerin hareme mal getiren bir gemiyi ele
geçirip yükünü Malta’da boşalttırdığı haberi Babıâli’de büyük bir öfke
yaratmıştı. Norwich, Dört Hükümdar, s. 204
Sultan 1564’te yetmişinci doğum
gününü kutladı. 1522’de Rodos’u aldıktan sonra şövalyelere merhamet
gösterdiği için epeyce pişmanlık duymuştu. Bir daha kendisine saldırmayacaklarına söz vermelerine karşılık adadan
güvenli bir biçimde ayrılmalarına izin vermişti; hiçbir
söz bu kadar açıkça ya da bu kadar tekrar tekrar bozulmamıştır.
Şövalyeler yeni yerlerine yerleşeli otuz beş yıl olmuştu, her zaman
olduğu gibi sürekli bir baş ağrısı halini almışlardı. Açıktır ki onları
Rodos’tan sürüp çıkardığı gibi Malta’dan çıkarma vakti gelmişti. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 204-205
İngiltere Kralı VIII. Henry ömrünün yedi
yılını papayla Aragonlu Catherine’den boşanmayı tartışarak geçirmiş sonunda
Papalığın üstünlüğünü reddetmiş, İngiltere Kilisesi’ni kurmuştu. Norwich,
Dört Hükümdar, s. 221-222
Süleyman’a biat etmiş olan
Berberi sahili korsanları İspanya sahilleri, Balear Adaları ve Sicilya için sürekli bir tehlike
halini almıştı; bu, o kadar büyük bir tehlikeydi ki Karl Kuzey Afrika’ya
düzenlenen iki sefere şahsen katılmaya karar vermişti: Karl 1533’te Tunus’un alındığı, 1541’de Cezayir’i alamayıp
küçük düştüğü iki sefere şahsen katılmıştı. Ama bunlardan da
önemlisi imparator tanımı itibarıyla Hıristiyan aleminin savunucusuydu, Osmanlı sultanı ona göre Deccal’di. Karl gençliğinde,
Türkleri geldikleri Asya steplerine geri sürecek, Konstantinopolis’in bir kez
daha Hıristiyan başkenti olmasını mümkün kılacak, Avrupa çapında görkemli
bir Haçlı seferinin hayalini kurmuştu. Norwich, Dört Hükümdar, s. 223
Hikâyemizdeki dört büyük hükümdar arasında
son hayatta kalan, Süleyman olmuştu. Batı siyaset sahnesinde büyük bir rol
değişimi olmuştu. Devlerin çağı geride kalmıştı, on altıncı yüzyılın ikinci
yarısı, birinci yarısından çok daha farklı olacaktı. Dört kahramanımız kadar
büyük (hatta belki onlardan da büyük) bir tek hükümdar, Kraliçe I. Elizabeth öne çıkacaktı.
Norwich,
Dört Hükümdar, s. 224
On altıncı yüzyılın ilk yarısı gerçekten
de kutlamaya değerdi. Avrupa tarihinin tamamında böyle bir yarım yüzyıl
olmuş muydu acaba? Rönesans’ın zirvesi, Luther, Reform, Amerika kıtalarının
keşfedilmesi, Altın Çadır Ordugâhı’nın temsil ettiği debdebe, hepsinden de
önemlisi bu dört muhteşem, unutulmaz hükümdar elli yıl gibi kısacık bir
süre zarfında, bu dönemde karşımıza çıkar; bu hükümdarların her biri
yönettikleri topraklarda silinmez bir iz bırakmış, hep birlikte medeni
dünyayı dönüştürmüştür. Norwich, Dört Hükümdar, s. 224-225
Kaynak: Dört Hükümdar, John Julius Norwich Çev. Ebru Kılıç, Hep Kitap, TEAS Yayıncılık AŞ, 1. Baskı, Mart 2017, İstanbul