Tuesday, 9 April 2024

Sembol Dili ve Müteşâbihlerin Te’vîli/Dili, Doğu’dan ve Batı’dan İki Örnek Yaklaşım

Sembol Dili ve Müteşâbihlerin Te’vîli/Dili, Doğu’dan ve Batı’dan İki Örnek Yaklaşım 

Beyan ilmi içinde, Kur'an, diğer semavi kitaplar ve pergamberlere ait sözlerdeki müteşâbihtlerin tevili konusunda, bu izah biçiminden daha, elverişli ve problem çözücü bir yaklaşım bulamazsınız. (Beyan ilminin konularının) ana hatları tahayyüllere dayanır ki, çokları bu konuda hataya düşmüştür. Onların bu hataya düşmelerinin nedeni pek az araştırma yapmalarıdır. Nitekim, ilimler arasında öyle bir ilim vardır ki, insanlar bu ilmin hakkını verdikleri  takdirde, diğer bütün ilimlerin bu ilme muhtaç ve bağlı olduğunu anlayacaklardır. Zira bu ilim olmadan, diğer ilimlerin düğümleri çözülememekte ve kapalı noktalar açığa çıkmamaktadır. Nice Kur'an ayeti ve Peygamber hadisi var ki, basit te'viller ve tutarsız yorumlarla zayi edilmiş ve bayağı hale getirilmiştir. Çünkü bu ilmi bilmeyen hiçbir şeyi bilemez.


Kaynak: Zemahşeri, el Keşşaf c. 2, s. 270 


***


Bu kitap, unutulmuş bir dili yeniden anlamamıza yardıma olabilmek için yazılmıştır. Eğer sembol dili, iddia edildiği gibi başlı başına bir dil ise ve gerçekten de insanlığın geliştirebildiği tek evrensel dil olma özelliğini taşıyorsa, amacımız onu yorumlamak değil, onu bütünüyle anlamak olmalıdır. Çünkü ortada yapay olarak üretilmiş gizli bir kod yoktur. Öyleyse yorum yapmaya da gerek kalmamaktadır. Sembol dilini anlayabilmenin önemi, işi ruhsal bozuklukları ortadan kaldırmak olan psikoterapistler ile sınırlı değildir. Bu kişilerin dışında, merakı olan ve kendi başlarına bu engin alanı incelemek isteyenler için de çok önemlidir. Bence bu yüzden yüksekokul ve üniversitelerimizde "yabancı dil" derslerinin yanında "sembol dili" dersleri de verilmelidir. s. 13-14


**

İnsanlık tarihinin ilk günden bugüne geliştirdiği tek ortak dil, sembol dilidir. s. 8


**


Sembol dilinin özelliklerini kavrayabilmiş olan bir insan, bu tecrübe ve hatıralar yardımıyla müthiş bir buluşu gerçekleştirebilir. Bu buluş şudur: İnsanlık tarihinin en eski eserlerinden olan mitlerle, günlük yaşantımızın ürünleri olan rüyalar, birbirleri ile şaşırtıcı bir benzerlik gösterirler. Günümüz insanları, mit ve masallara gereken değeri vermeyi, onları bir tecrübe ve hatıra hazinesi olarak görmeyi unutmuşlardır. Bu nedenle biz çağdaş insanlar artık onların dillerini anlayamıyoruz. 


Mitler ve masallar, kendilerini sembol dili aracılığı ile ifade eden, geçmiş zaman bilgelikleri ve özdeyişleridir. s. 9 


**


Sembol dilinin temelinde, kişisel tecrübe, his ve düşüncelerin sanki çevremizde oluşan olaylar ve bunların algılanmasıymış gibi olması yatar. Sembol dili, gün boyu kullandığımız konuşma dilinden çok farklı bir mantığa sahiptir. Bu dilin mantığında önemli olan zaman ve mekan değil, yoğunluk, anlam ve çağrışımdır. Sembol dili, insanlığın geliştirdiği tek evrensel dildir ve tarihin akışı içinde oluşan tüm kültürler için aynıdır. 


Kendine has bir dilbilgisi ve cümle yapısı olan mitlerin, masalların ve rüyaların dilini anlayabilmek için, ilk önce bu sembol dilinin özelliklerini çözmemiz gerekecektir.


Çağımızın insanı, uyumadığı zamanlarda sembol dilini unutmuş gibi görünmektedir. Ayrıca, uyanık halimizdeyken bu dili anlamamız bize pek de gerekli değilmiş gibi gelir.


Geçmişte Doğu'nun ve Batı'nın büyük kültürlerinde yaşamış olan insanlar için mitler ve rüyalar, ruhun kendisini ortaya koyduğu en anlamlı ve en güzel anlatım biçimi idi. O çağ­ da, mit ve rüyaları anlamamak, okuma-yazma bilmemek gibi olurdu herhalde. Son birkaç yüzyılda ise, Batı kültüründe bir değişim yaşandı ve artık mitlere ve rüyalara verilen önem giderek azalmaya başladı. Sözgelimi, mitlere, bilim öncesi aklın basit ürünleri olarak bakılır oldu. Bu düşünce yapısına göre mitler, insanın doğa ile ilgili büyük buluşlarım yapmadığı ve ona biraz da olsa hükmetmediği çağlarda doğmuşlar ve bilimin gelişmesiyle birlikte işlevlerini yitirmişlerdir. ss. 20-21


**


Sembol dediğimiz şey nedir? Sembolün tanımı, çoğunlukla, "Başka bir şeyin yerinde duran, onun yerini alan, onu temsil eden" olarak yapılmaktadır. Bu haliyle bu tanımı, pek anlayamayız. Fakat beş duyumuzu da bazı sembollerle temsil edebileceğimizi düşünür ve bu sembolleri inceleyecek olursak, konu biraz daha ilginçleşecektir. Bunu yapmak için, sözü edilen bu sembollerin bir tecrübenin, bir duygunun ya da bir düşüncenin yerine geçtiğini varsaymamız gerekecektir. Böyle bir sembol, benliğimizin dışını yansıtmaktadır. Sembolize ettiği şey ise içimizde saklıdır. Sembol diliyle, içimizdeki duyguları, sanki somut birer algıymış gibi açıklayabilir ve birçok şeyi temsili olarak anlatabilme imkanına kavuşuruz. s. 28


Somut bir şeyin, duygularımız gibi soyut bir şeyi açıklayabilmesi, yani, cisimlerin duygularımızın sembolleri olabilmeleri aslında pek de şaşılacak bir durum değildir. Çünkü ruhumuzda oluşan duyguların, bedenimize aynen yansıdığı ı hepimiz biliyoruz. Örneğin sinirlendiğimizde beynimize kan fışkırdığını söyleriz ya da korktuğumuzda, "başımızdan aşağı kaynar sular döküldü" deriz veya kızdığımızda kalbimiz hızla atmaya başlar. Ayrıca üzgün olduğumuz zaman kendimizi, mutlu olduğumuz zamanlardan daha farklı hissederiz. Düşüncelerimiz, yüz ifademizi ve duygularımız da davranışlarımızı o kadar etkiler ki, insanlar bizi dinlemekten çok bu belirtileri gözleyerek ruhsal durumumuz hakkında önemli bilgiler elde ederler. Yani bedenimiz, ruhumuzun bir sembolüdür! Derinden ve gerçekten hissedilen bir olay ya da düşünce bütün organizmamıza yansıyacaktır. İşte evrensel sembollerde de böyle bir ruh ve beden ilişkisini görebiliriz. Çünkü bazı bedensel olaylar birtakım duygusal ve ruhsal gerçeklere işaret etmektedirler. Durum böyle olunca da duygularımızı, bedenimizin oluşturduğu bir dil ile açıklayabilme imkanına kavuşmuş oluruz. s. 33


**


Semboller tüm insanlar için geliştirilmiştir. Çünkü bütün insanlar düşüncelerini, duygularını ve hissettiklerini başkalarıyla paylaşma arzusunu taşımaktadırlar. Bir insanın sahip olduğu duygu, düşünce ve ruhsal haller, diğer insanlarda da benzer bir biçimde vardır. Sahip oldukları bu ortak özellikleri sayesinde sembol dilini kullanabilmek­ te ve bu yolla anlaşabilmektedirler. Hiç kimse bize ağlamayı öğretmez. Üzüldüğümüzde ağlarız ya da sinirlendiğimizde yüzümüz kendiliğinden kızarır. Bu duygusal tepkiler, hiçbir ırk veya toplum ile sınırlı değildir ve bütün insanlarda ortak olarak görülür. İşte bundan dolayı da sembol dili bütün insanlar tarafından paylaşılabilme özelliğine sahiptir. Belki bu dili oluşturan bazı kelimeler hafızamızdan silinmiş olabilir. Ama bu dilin temel yapısını unutmak asla mümkün değildir. O, biz ölünceye kadar beynimizde saklı kalacaktır. Tarih boyunca (ilkel bir uygarlıktan, gelişmiş Mısır ve Yunan uygarlıklarına dek) mitler ve rüyalar her zaman sembol dili ile anlatılmışlardır. Bunun da ötesinde, çok farklı uygarlıklarda bile bazı ortak sembollere rastlanılmaktadır. Çünkü bu sem­ bollerin ardında gizlenmiş olan duygu ve düşünceler bütün insanlar için aynıdır ve insanlık var olduğundan beri de aynı kalmıştır.  s. 34


**


Evrensel bir sembolü anlatan güzel örnek de Yunus Peygamber'in sembol dili ile yazılmış olan hayat hikayesidir. Hikayenin özeti şöyledir: Yunus Peygamber, Tanrı'nın sözlerini işitir ve insanları doğru yola döndürmek için Ninova’ya gider. Onlara artık doğru yola dönmezler, şehirlerinin başlarına yakılacağını anlatır. Yunus, Tanrı'nın sesini duymuş ve böylece bir peygamber olmuştur. Ama bu, kendi isteği ile olmadığı için, görevini bilmesine rağmen Tanrı'nın (ya da buna, vicdanının da diyebiliriz) emirlerinden kaçmaya çalışmaktadır. Çevresiyle pek fazla ilgilenmeyen bir insan olan Yunus, kanun ve düzene sıkı biçimde bağlılığı ile tanınır. Ama çevresine karşı gösterdiği sevgi de yetersizdir. 


Şimdi bu olay sırasında Yunus'un kalbinden geçenlerin, hikayede nasıl anlahldığına bakalım:

Yunus'un önce Jafo'ya gittiğini, oradan da Tarşiş'e giden bir gemiye bindiğini öğreniyoruz. Gemi denizin ortasındayken ansızın büyük bir fırhna patlayıverir. Herkes korku ve heyecan içinde koşuşurken, Yunus geminin alt bölümüne iner ve derin bir uykuya dalar. Denizciler bu fırhnayı Tanrı'nın bir cezası olarak düşünürler. Çünkü Yunus onlara Tanrı'dan kaçtığını söylemiştir. Bu nedenle onu uyandırırlar. Durumu fark eden Yunus denizcilere kendisini denize atmalarını söyler. Belki o zaman deniz durgunlaşacaktır. Denizciler önce bu isteği yerine getirmekten çekinirler ama sonunda Yunus'u kolundan tutup denize atarlar. Yunus suya düşer düşmez deniz durgunlaşır. Daha sonra büyük bir balık Yunus Peygamber'i yutar. Yunus, bu balığın karnında tam üç gün ve üç gece saklı kalır. Bu duruma dayanamayan Peygamber, Tanrı'ya kendisini affetmesi için yalvarır ve bu hapisten kurtulmak için dua eder. Bunun üzerine Tanrı balığa karnındaki Yunus'u karaya kusmasını emreder. Daha sonra Yunus Ninova’ya gider, Tanrı'nın buyruğunu yerine getirir ve Ninovalıları felaketten kurtarır. Hikayede anlatılan olaylar, sanki gerçekten de yaşanıyormuş gibi anlatılmasına rağmen bu hikaye aslında baştan sona sembol diliyle yazılmıştır. Bundan dolayı da anlatılan bütün olaylar, Yunus Peygamber'in ruhsal durumu hakkında verilmiş bilgilerdir. Burada birçok sembol ardı ardına dizilmiştir. "Gemiye binme, geminin alt bölümüne inme, uykuya dalma, denizde seyretme ve balığın kamında hapsolma" bu sembollere verilebilecek örneklerdir. Sözü edilen sembollerin her biri ayrı bir ruh halini temsil etmektedir. Ama genelde kendi içine kapanmayı ve kendini toplumdan soyutlamayı sembolize ederler. Böyle bir durumu anne karnındaki cenin sembolüyle de açıklayabiliriz. Geminin, derin uykunun, denizin ve balığın anne karnından çok farklı oldukları doğrudur. Ama hepsinde de güvenlik ve korunma duygulan egemendir. Bu yüzden anılan semboller içerik açısından aynıdır. Yunus Peygamber hikayesinde olaylar mekan ve zaman akışı içinde geçer. Peygamber, ilk önce gemiye biner, sonra uyur, daha sonra denize atılır, ardından da balık tarafından yutulur. Yani olaylar birbirini takip eder. Hikayenin bazı olayları gerçekdışıdır. Ama bir bütün olarak ele alındığında hikaye sağlam bir mantığa sahiptir. Bu hikaye, bize Yunus Peygamber'in içdünyası hakkında bilgi verir. Burada, Yunus'un vicdanı ve kaçma isteği arasında nasıl bocaladığını görmekteyiz. Peş peşe sıralanan olaylar işte bu durumu anlatır. Olayların gitgide şiddetlenmesi ve büyümesi, Yunus'un duygusal durumu ile bir paralellik gösterir. Yunus, hikayenin başında insanlardan ve görevinden kaçar. Giderek onlara daha fazla yabancılaşır ve sonunda balığın karnındaki mutlak soyutlanma ile insanlardan tamamen uzaklaşmış olur. Ama kendi yarattığı bu hapis onu çok sıkmıştır ve kendini yalnız hissetmektedir. Buradan kurtulmak için sonunda Tanrı'dan yardım diler. (Aslında bu hikayede, tipik bir nevrozun gelişimini izleyebiliriz. Böyle durumlarda hasta olan kişi, belirli bir tehlikeden korunmak için ortaya bir tavır koyar. Ama sonunda bu tavrın kendisi de onun için yeni bir tehlike yaratır. Ve hasta kişi, artık öncelikle kendi tavrından kurtulmak için büyük çabalar göstermeye başlar.) Sonunda Yunus da, güvenliğe kaçmayı ve kendini içine hapsetmeyi bir yana iter ve hayatına bıraktığı yerden devam etmeye karar verir.


Yazılı bir belge olarak önümüzde duran bu hikayede, sa­tırların aralarına dağılmış bazı önemli bilgiler vardır. Bunların başında, olaylar arasında mantıksal bir neden-sonuç ilişkisinin bulunması yer alır. Yunus, Tanrı'dan kaçmak istediği için denize açılıyor. Yorgun olduğu için uyumaya başlıyor. Fırtınaya neden olduğu için denize açılıyor. Ve denizde insan yutan balıklar olduğu için bir balık tarafından yutuluyor. Görülebileceği gibi belirli bir olay, ondan bir önceki olayın sonucudur. (Yunus Peygamber'in hikayesi, son bölümü gerçekdışı olmasına rağmen mantıksal bir bütünlük içinde gerçekleşmiştir.) Oysa satırların arasına gizlenmiş olan bilgilerin sahip olduğu mantık buradakinden farklıdır. İçsel bir bağ ile birbirine bağlanmış ve çağrışımlarla yönlendirilmiş olan ruhsal yapının dile gelişi demek olan bu "iç hikaye"de de neden­ sonuçlu dizilişler vardır. Ama ardındaki mantık, kelimeler­ le anlatılan hikayenin dünyasal mantığından daha farklı bir yapı taşımaktadır. ss. 36-38


Kaynak: Erich Fromm - Rüyalar Masallar Mitler, Unutulan Dil: Sembol Dili/nin Çözümlenmesi, Çevirenler: Aydın Arıtan, Kaan H. Ökten, Say Yayınları, 3. Baskı, 2017, İstanbul 

Post-Oryantalizm - Hamid Dabâşî

Post-Oryantalizm: Terör Çağında Bilgi ve İktidar —  Hamid Dabâşî Kitabın Tümünün Özeti Hamid Dabâşî’nin Post-Orientalism: Knowledge and Powe...