Zamanımızın garip, uydurma değerler sisteminin mağdurlarıyız. Ama bu böyle devam etmeyecek..
Yeni bir metafizik, yeni bir din, yeni bir değerler sistemi ikame edilmek isteniyor, lakin bu eşyanın tabiatına aykırı. Gelin bu sorunla yüzleşelim:
**
Kusursuz bir sürü karmaşıklığa doğru ilerliyoruz. İnsanlar hem çevrimiçi hem de çevrimdışı , kamusal ve özel alanlarda giderek ölçüsüz, çatışmacı, sürü hâlinde ve kötücül davranıyorlar. Günlük haber döngüsü sonuçlardan ibaret. Nedenler toplumsal yaşamın her alanında açıkça ortadayken, neden sadece sonuçlar görülüyor?
Birçok açıklama yapılıyor; bu açıklamalar tüm bu çılgınlığın bir başkanlık seçiminin veya bir referandumun sonucu olduğunu öne sürüyor. Fakat bu açıklamaların hiçbir olayın köküne inmeyi başaramıyor. Bu günlük olayların çok gerisinde, çok daha büyük hareketler ve çok daha büyük olaylar var. Yanlış giden şeylerin, gerçek nedenleriyle yüzleşmeye başlama zamanı geldi.
Bu durumun kaynağı bile nadiren kabul ediliyor. Bu, tüm büyük anlatılarımızın çöktüğü, çeyrek yüzyıldan fazla bir süredir yaşadığımız basit bir gercektir. Sahip olduğumuz anlatılar tek tek yalanlandı, onları savunmak popülerliğini kaybetti ya da sürdürülmesi imkânsız hâle geldi. Önce varlığımız hakkındaki dine dayanan açıklamalar değerini yitirdi, 19. yüzyil itibariyle gözden düştüler; son yüzyıl boyunca tüm siyasi ideolojilerin seküler umutları dinin ardından yok olmaya başladı. 20. yüzyılın son döneminde 'Postmodern Çağ'a girdik. Kendini tüm büyük anlatılara karşı şüpheci olarak tanımlayan ve öyle tanımlanan bir çağ. Bununla birlikte, ilkokul çocuklarının bile öğrendiği gibi, doğa boşluklardan hoşlanmaz; kendi açıklama ve anlamlandırmalarını oluşturan yeni fikirler, post-modern boşluğun içine sızmaya başladı.
Bu ıssız topraklar için bir atılım yapılması kaçınılmazdı. Bugün zengin Batı demokrasilerindeki insanlar, burada ne yaptığımızla ilgili hiçbir açıklamaya ve yaşam amacı verecek bir hikâyeye sahip olmayan, kayıtlı tarihteki ilk insanlar olarak kalamaz. Eksikleri ne olursa olsun, geçmişin büyük anlatıları en azından hayata anlam kazandırıyordu. Şu anda tam olarak ne yapmamız gerektiği sorusu, fırsat bulduğumuz her şekilde zengin olmak ve elimizdekileri eğlenceye dönüştürmek dışında bir şey tarafından cevaplanmak zorunda kalacaktı.
Son yıllarda kendini gösteren cevap; yeni savaşlara girmek, daha da şiddetli kampanyalar yapmak ve daha fazla iş talebinde bulunmak yönündedir. Belki de sadece yeniden şekillenen ve cevabı daha yeni değiştirilmiş olan bir sorunun yanlış tarafında olan herkese savaş açarak anlam bulmak...
Bu sürecin inanılmaz hızı, esas olarak artık sadece dünyadaki çoğu insanın bildiklerini, düşündüklerini ve söylediklerini yönlendirmeye değil; "Başkalarının davranışlarını değiştirmek için para ödemeye hazır müşteriler bulmak." olarak tanımlanmış bir iş modeline sahip olan Silikon Vadisi'ndeki bir avuç firma, özellikle Google, Twitter ve Facebook tarafından belirleniyor.
Yetişebileceğimizden çok daha hızlı ilerleyen teknoloji tarafından kışkırtılmamıza rağmen bu savaşlar boşa yapılmıyor. Sürekli olarak belirli bir yöne doğru savaşılıyor. Bu yönün geniş bir amacı var. Amaç, bazı insanlar için farkında olmadan, diğerleri için ise kasıtlı olarak toplumlarımıza yeni bir metafizik yerleştirmektir. Mutlaka bir şey demek gerekirse: Yeni bir din!
Temelleri onlarca yıl önce atılmış olsa da 2008'in mali çöküşünden bu yana, daha önce sadece akademinin en karanlık uçlarında bilinen fikirler anaakım hâline gelmeye başladı. Bu yeni inanç setinin çekiciliği apaçık ortadadır. Sermayeyi biriktiremeyen bir kuşağın neden kapitalizme karşı büyük bir sevgiye sahip olması gerektiği yeterince açık değil. Asla bir ev sahibi olamayacağına inanan bir kuşağın neden sadece kendi yaşamında değil, dünyadaki her eşitsizliği çözmeyi vaat eden ideolojik bir dünya görüşüne ilgi duyabileceğini anlamak da pek zor olmasa gerek. Dünyanın 'sosyal adalet', 'kimlik politikaları ve kesişimsellik merceğinden yorumlanması, soğuk savaşın yeni bir ideoloji yaratma sürecinden bu yana muhtemelen en gözü pek ve kapsamlı çabasıdır.
Bugüne kadar en uzun süreni 'sosyal adaler' oldu çünkü kulağa bazen çekici gelebiliyor. Terimin kendisi bile muhalefet karşıtı olacak şekilde belirlenmiştir.
"Sosyal adalete karşı mısın?"
"Ne istiyorsun? Sosyal adaletsizlik mi?"
'Kimlik politikaları', sosyal adaletin kendi sonuçlarını bulduğu bir yer hâline geldi. Toplumu cinsiyete, ırka, cinsel tercihe ve daha fazlasına göre farklı çıkar gruplarına ayrıştırır. Bu özelliklere sahip kişilerin kayda değer tek özellikleri olduğunu ve bu özelliğin beraberinde bazı artılar getirdiğini varsayar, örneğin; Amerikalı yazar Coleman Hughes'un belirttiği gibi, siyahi, kadın veya eşcinsel olunduğu zaman yükseltilmiş bir ahlaki bilgi' geldiği varsayılır? İnsanların soru sormaya başlamasının ya da "Bir (...) gibi konuşmam gerekirse." diye başlayan cümleler kurma isteklerinin ardında yatan sebeptir. Hem yaşayan insanların hem de ölülerin doğru tarafta olmaları gerekir. Bu nedenle, yanlış tarafta olduğu düşünülen tarihsel figürlerin heykellerini aşağı indirmek için çağrılar vardır ve bu yüzden kurtarmak istediğinizde herkes için geçmişin yeniden yazılması gerekir.
Kimlik politikaları, azınlık grupların aynı anda ayrışmış, örgütlü ve kararlı olmaya teşvik edildiği yerdir.
İnsanları yeni varsayımlar kabul etmeye zorlamak için yeni buluşsal yöntemler gereklidir. Anaakımlaştırıldıkları hız, şaşırtıcıdır. Matematikçi, yazar Eric Weinstein'in belirttiği ve Google Kitaplar aramasının da gösterdiği üzere 'LGBTQ', beyaz olma ayrıcalığı ve 'transfobi' gibi ifadeler hiç kullanılmazken anaakım hâline geldiler. Bunun sonucunda ortaya çıkan grafik hakkında, Y kuşağı ve diğerlerinin 'binlerce yıldır süren baskı ve medeniyeti parçalara ayırma çabası için, "Uyanık ol (...) daha 20 dakika önce uyduruldu." dediklerini söyledi. Yeni fikirleri ve ifadeleri denemede yanlış bir şey olmasa da, "Ailenizin elli yıldan kısa bir süre önce bulduğu, denenmemiş alanlarda bu kadar çok test edilmemiş sezgisel tarama yapmak için çok fazla pervasız olmalısın." diye devam etti.' Benzer bir şekilde, Greg Lukianoff ve Jonathan Haidt 2018'de yayımladıkları The Coddling of the American Mind isimli kitaplarında bu buluşsal yöntemlerin kontrol edilmesi ve uygulanmasının ne kadar yeni bir süreç olduğundan bahsediyorlar. "Tetiklenme, 'güvensiz hissetme' gibi ifadeler, yeni dine uymayan kelimelerin 'zarara neden olduğu iddiası ancak 2013'ten itibaren artışa geçti.' Sanki yeni metafizik ne istediğini belirledikten sonra, takipçilerini anaakıma sürmek adına nasıl korkutacağına karar vermek için bir beş yıl daha harcadı. Ancak bunu büyük bir başarıyla gerçekleştirdi.
Amerikan Psikoloji Derneği’nin üyelerine çocuk ve yetişkin erkeklerin zararlı geleneksel erkeklikten nasıl çıkartılacağı yönünde tavsiyelerde bulunma ihtiyacı ile ilgili yayımladığı haberlerin ardında bu yatıyor? Daha önceden kimsenin tanımadığı bir Google programcısının (James Damore) bazı işlerin kadınlardan çok erkeklere hitap ettiğini belirttiği bir yazı paylaşması nedeniyle işten çıkarıldı. Ayrıca bu sebeple ırkçılığı büyük bir sorun' olarak gören Amerikalıların sayısın2011 ile 2017 yılları arasında iki katına çıktı.
Her şeye bize sunulan yeni mercekler aracılığıyla bakmaya başlamamızla birlikte her şey silahlaştırılıyor ve sonuçlar hem dengesiz hem de delirtici bir hâl alıyor. The New York Times'ın siyahi bir yazar tarafından kaleme alınan Can my Children be Friends with White? başlıklı bir makale yayımlama kararının ardında da bu yatıyor. Bu tür söylemler sadece mevcut olan ayrımları daha da kötüleştiriyor ve yenilerini yaratıyor. Ama neden? Neden birbirimizle daha iyi anlaşacağımızı göstermek yerine, son on yıla dair dersler birbirimizle yaşamak konusunda başarılı olmadığımız hissini derinleştiriyor?
Çoğu insan için bu yeni değerler sistemi hakkında bazı farkındalıklar, deneme yanılma yolundan ziyade, kamusal hatalar ile net hâle gelmiştir. Çünkü son yıllarda herkesin en azından algılamaya başladığı bir şey, kültürün içine yerleştirilmiş mayınların varlığıdır. İster bireyler, topluluklar, ister bazı ilahi hicivciler tarafından yerleştirilmiş olsunlar, insanların geçerken üstüne basmasını bekliyorlar. Bazen bir kişi, farkında olmadan mayına basar ve hemen havaya uçar. Diğer zamanlarda insanlar, cesur bir delinin, yaptıklarının tamamen farkında olarak sahipsiz topraklara doğru yürümesini izler. Ortaya çıkan her patlamanın ardından bir miktar tartışılır, ara sıra hayranlık mırıldanmalarından sonra dünya tekrar dönmeye devam eder ve bir kurbanın daha zamanımızın garip, uydurma değer sistemine mağdur olduğunu kabul ederiz.
Bu mayınları net bir şekilde tanımlamak biraz zaman aldı ama artık netler. Başta eşcinsellik ile ilgili bir şeydi. 20. yüzyılın ikinci yarısında, eşcinsel eşitliği için son derece başarılı olan ve korkunç tarihi adaletsizliği tersine çeviren bir múcadele vardı. Sonra savaşın kazanılması ile birlikte aslında sona ermediği ortaya çıktı. Gerçekten de dönüşüm geçiriyordu. GLB -Gay, lezbiyen, biseksüel- kısaltması, lezbiyenlerin görünürlüğünü azaltmamak adına LGB'ye dönüştü. Sonra -çok daha kısa bir sürede- bir T eklendi. Sonra bir Q ve sonra bazı yıldızlar ve yıldız işaretleri... Eşcinsel alfabe genişledikçe hareket de dönüşüme uğradı. Rakiplerinin bir dönem yaptığı gibi zaferle davranmaya başladı. Durum tersine dönünce çirkin bir şey oldu. On yıl önce neredeyse hiç kimse eşcinsel evlilikleri desteklemiyordu. Stonewall gibi eşcinsel haklarını savunan gruplar bile buna sıcak bakmıyordu. Birkaç yl içinde modern liberalizmin temel değerlerinden biri hâline getirildi. Eşcinsel evlilik sorunu konusunda başarısız olmak, eşcinsel hakları grupları da dahil, neredeyse herkes başarısız oldukları yıllar sonra kabul edilebilir bir durum değildi. İnsanlar bu hak iddiasına katılabilir ya da aynı fikirde olmayabilirler ancak seçenekler arasındaki geçiş olağanüstü hassasiyet ve derin bir düşünce ile yapılmalıdır.
Bunun yerine diğer sorunlar da benzer bir yönü takip etti. Kadin hakları, eşcinsel hakları gibi, 20. yüzyıl boyunca istikrarlı bir şekilde birikmişti. Onlar da bir tür karara varmış gibi görünüyordu. Daha sonra tren, son durağa varmak üzereyken bir anda hızlanıp raylardan çıktı ve yuvarlanarak uçurumdan aşağı düştü. Düne kadar zar zor tartışılan şey, bugün birinin hayatını mahvetmek için bir neden hâline geldi. Tren yolu boyunca hızlandıkça dağılan ve ortaya saçılan kariyerler oldu.
72 yaşındaki Nobel ödüllü Profesör Tim Hunt'inki gibi güçlü bir kariyer, Güney Kore’deki bir konferansta, laboratuvarda birbirine âşık olan erkekler ve kadınlar hakkında yaptığı basit bir şaka nedeniyle yok edildi. ‘Toksik erkeklik’ gibi ifadeler kullanılmaya başlandı. İki cinsiyet arasındaki ilişkiyi bu kadar gergin bir hâle getirip, türün erkeklerden oluşan yarısına kansermiş gibi davranmak veya erkeklerin, kadın cinsiyeti hakkında konuşmaya hakkı olmadığı fikrinin geliştirilmesi erdemli miydi? Neden kadınlar tarihteki herhangi bir zamana göre çok daha fazla cam tavanı kırıp aşarken, 'ataerkillik' ve ‘erkeklik taslamak-mansplaining' feminizmin uç görüşleri olmaktan çıkıp Avustralya Senatosu’nda kendine yer buldu?
Benzer bir şekilde tüm tarihi yanlışların en dehşet verici olanlarını düzeltmek için başlayan Amerikadaki yurttaş hakları hareketi, umut edilen bir çözüme doğru gidiyormuş gibi görünüyordu ama yine de zafere yaklaşıldığında her şey bir anda çirkinleşti. Her şey, her zamankinden daha iyi görünürken söylem, olayların hiç bu kadar kötü olmadığını öne sürmeye başladı. Aniden, çoğumuzun bir sorun olmaktan çıktığını umduğumuz bir anda, her şey ırkla ilgili bir hâl almış gibi görünüyordu. Diğer tüm mayın tarlalarında olduğu gibi, sadece bir aptal ya da bir deli, bırakın tartışmayı, olayların bu dönüşümü, hakkında spekülasyon yapmayı düşünebilir.
Sonra hepimiz, şaşkın bir biçimde bu keşfedilmemiş topraklarda bulduk kendimizi. Bu aramızda yanlış bedenlerde olan çok sayıda insanın yaşadığı ve bunun sonucunda toplumlarımızda var olan kesinliğin, bilim ve dile dayanan kesinlikler dahil, ne olduğunu tamamen yeniden tanımlamak gerektiği iddiasıydı. Bazı açılardan, “trans birey” sorununun tartışılması en önemlisidir. En yeni hak sorunları sayıca en az insanı etkilese bile, neredeyse emsalsiz bir vahşet ve öfke ile mücadele ediliyor. Problemin yanlış tarafında olan kadınlar, eskiden erkek olan insanlar tarafından taciz edildi. Düne kadar ortak olan inançları dile getiren ebeveynlerin bugün ebeveynlik yetkinlikleri sorgulanıyor.
Bu meselelerin ortak noktalarından biri, meşru insan hakları kampanyaları olarak başlamış olmalarıdır. Bu yüzden bu noktaya kadar geldiler. Ama bir noktada hepsi çarpma bariyerini aştı. Eşit olmaktan memnun olmayıp, "dahası' gibi sürdürülemez konumlara yerleşmeye başladılar. Bazıları amacın, tarihsel oyun alanını düzleştirmek için belirli bir süreyi daha iyi konumunda geçirmek olduğunu düşünebilir. #MeToo hareketinin ardından bu duyguları duymak yaygınlaştı. Bir CNN sunucusunun dediği gibi, "Aşırı düzeltme yapılıyor olabilir ama bu kabul edilebilir bir durumdur. Bir düzeltme yapmak için geç bile kaldık." Şimdiye kadar hiç kimse aşırı düzeltmenin ne zaman gerçekleştirilebileceğini veya kimin bunu duyurmak için güvenilir olabileceğini söylemedi.
Herkesin bildiği şey, insanların ayakları bu yeni döşenmiş mayınlara azıcık değse bile arkalarından neler söyleneceğidir. Yobaz, 'homofobik, 'cinsiyetçi, 'kadın düşmanı, ırkçı ve transfobik' bunlardan sadece birkaçı. Zamanımızın hak savaşları bu toksik ve patlayıcı meselelere odaklanmıştır. Ancak süreçte bu haklar, bir sistemin ürünü olmaktan çıkıp, yeni bir sistemin temeli hâline gelmiştir. Sisteme bağlılığını göstermek için insanlar kimliklerini ve taahhütlerini kanıtlamak zorundadır.
Bu, ihtiyaç olmasına bakılmaksızın, sisteme olan sadakatin kamusal beyanının yüksek sesle yapılmasını gerektiren bir seçme sorunu yaratır. Bu, liberalizmde tanınmış, bir zamanlar soylu bir kavga ile mücadele edenler arasında bile kabul edilen bir sorunun uzantısıdır. Avustralyalı siyasi filozof Kenneth Minogue tarafından 'emekli St. George sendromu' olarak tanımlanan bir eğilimdir. Ejderhayı öldürdükten sonra cesur savaşçı kendini daha görkemli kavgalar ararken bulur. Ejderhalara ihtiyaç vardır. Bir süre sonra, küçük ejderhaların peşinden koşturmaktan yorulmuş bir hâlde, kılıcını havada sallayıp, hayali ejderhalarla dövüşürken görülebilir!
Kamusal yaşamımız, devrimin sona ermesinin üzerinden çok fazla zaman geçmiş olmasına rağmen barikatları güçlendirmeye çalışan kalın kafalı insanlarla doludur; ya barikatları evleri zannettikleri ya da gidecek bir yerleri olmadığı için. Bir erdem gösterisi, her durumda sorunun abartılmasını gerektirir, bu da beraberinde sorunun yüceltilmesine neden olur.
Bu meselelerin her birinde, giderek artan sayıda insan, kanunu da yanlarına alıp, kendi sorunlarının ve hatta tüm sorunların sona erdiği ve üzerinde anlaşıldığı yönünde davranmak zorunda kalıyor. Durum ise bundan çok uzak. Bu nedenle, yeni bir ahlakın ve metafiziğin temel taşları olarak bir araya getirildiğinde, genel bir çılgınlığın temelini oluştururlar. Gerçekten de sosyal uyum için daha istikrarsız bir temel hayal edilemez.
Çünkü ırksal eşitlik, azınlık hakları ve kadın hakları liberalizmin en iyi ürünleri arasında yer almasına rağmen aynı zamanda en istikrarsızlaştırıcı temelleri de oluşturmaktadır, Onları temel yapmaya çalışmak, bir bar taburesini baş aşağı çevirip daha sonra üzerinde dengede durmaya çalışmak gibidir.
Hem çevrimiçi hem de gerçek hayattaki tartışmanın çirkinliğinin temel sebebi budur çünkü yapamayacağımız ve belki de yapmamız tavsiye edilmeyen bir dizi sıçrama ve atlama yapmamız isteniyor. İnanılmaz olan şeylere inanmamız ve çoğu insanın güçlü bir şekilde itiraz ettiği şeylere -çocuklara ergenlikten geçmelerini önlemek için ilaç vermek gibi- itiraz etmememiz isteniyor. Bazı önemli konularda sessiz kalmanın ve diğerlerinde beklenmedik sıçramalar yapmanın beklenmesinin yarattığı acı korkunçtur çünkü içsel çeliskiler dahil, tüm problemler çok nettir.
Totaliterlik altında yaşayan herkesin de söyleyeceği gibi, doğru olduğuna inanmadığınız ve doğru olamayacak iddialarla aynı fikirde gibi davranmak aşağılayıcı ve zamanla insanın ruhunu yok eden bir şeydir. Eğer inanç tüm insanların eşit değere sahip olarak kabul edilmesi ve eşit onurla tanınması gerektiği ise o zaman bu iyi olabilir. Eşcinsellik ve heteroseksüellik, erkekler ve kadınlar, ırkçılık ve ırkçılık karşıtı olmak arasında hiçbir fark olmadığına inanmanız istenirse, bu zamanla dikkatinizi dağıtır. Bu dikkat dağıtıcı şey -ya da kalabalıkların çılgınlığı- tam ortasında olduğumuz ve çıkış yolumuzu bulmaya çalışmamız gereken bir şeydir.
Eğer başarısız olursak, bu yolculuğun hangi yöne devam edeceği şimdiden aşikâr. Sadece gittikçe artan ayrışma, öfke ve şiddetle dolu bir gelecekle değil, iyi olanlar da dahil olmak üzere tüm hakların ilerlemesine karşı tepkinin arttığı bir gelecekle karşı karşıyayız. Irkçılığa ırkçılıkla, toplumsal cinsiyete dayalı aşağılanmaya toplumsal cinsiyete dayalı aşağılanmayla yanıt verilen bir geleeek.
Bu kitap, bundan çıkış için birkaç yol öneriyor. Kendi mütevazi tarzımla, tüm mayın tarlasını temizlemeyi hedeflemiyorum, istesem de bunu başaramam. Ama umarım bu kitap, üzerinde insanların güvenle yürüyeceği yollar açmaya yardımcı olur.
Kaynak: Douglas Murray - Kalabalıkların Çılgınlığı: Cinsiyet, Irk ve Kimlik, ss. 9-19