Sunday, 30 August 2020

Altının Gücü

Altının Gücü


İnsanlar yeni altın kaynaklarını aramak ya da başkalarına ait olan altınları yağmalamak için en barbarca maceraları göze alabilecek şekilde kışkırtıldıklarından, bu doyumsuzluk tarih boyunca her türlü tahribata neden olmuştur. s. 50

*

''Altın getirin, mümkünse insani yöntemlerle, ama ne pahasına ve ne kadar teh­likeli olursa olsun altın getirin!''

İspanya Kralı Ferdinand, Yeni Dünya'ya üçüncü yolculuğunda bile hâlâ Asya'da olduğunu düşünen Kristof Kolomb'a böyle emrediyordu. Emir kesindi ve Kolomb rotasını İspanya"ya çevirdiği 12 Ekim 1492’den 17 Ocak 1493'e kadar geçen süre içinde günlüğünde tam 65 kez altından söz ermişti. Kolomb'u Yeni Dünya'da ola­ğanüstü bir zenginlik bekliyordu; o topraklarda dünyayı bambaşka bir yer yapacak, insanlığın önünde yepyeni yollar açacak muazzam keşifler yapacaktı. Ama Kolomb tek bir hedefe odaklanmıştı: Altın.

Oysa o ışıltılı sarı metalin gücü ve yarattığı tutku, nadiren insani ve her daim tehlikeli olmuştu. Ferdinand'dan ve Kolomb'dan önce de, ne hükümdarlar tutkuyla, hatta saplantılı bir ihtirasla altına sahip olmak istemişti. Ancak gerçekte onlar altına değil, altın onlara sahip olmuştu: İşte altının gücü buydu.

*

Musa halkına On Emri bildirmek için Sina Dağı'ndan indiğinde Yahûdîleri altın bir buzağıya tapınmanın hezeyanı içinde bulmuştu. Onları tıpkı kızdıkları Mısırlılar gibi bir putun önünde eğilmiş görünce o kadar kızmıştı ki, Sina Dağı'ndan taşıyıp getirdiği, Tanrının Sözleri'nin (On Emir) yazılı olduğu tabletleri parçalamıştı. s. 20

*

Mısır’da altın kullanımı krala ait bir ayrıcalıktı. Firavunlar dışında hiç kimse altın kullanamazdı. Bu kısıtlama firavunların kendilerini halkın gözünde tanrıya benzetmelerini kolaylaştırmış ve tanrılarını güzelleştirdikleri maddeyle kendilerini de süslemeleri, onların ilahi niteliğini halkın gözünde kanıtlamıştı. s. 22

*

Yarattığı tüm karmaşık tutkulara rağmen, altın özünde olağanüstü basit bir madendir. Kimyasal simgesi AU, “tan vakti beliren ışıltılar” anlamında (aurora) seher sözcüğünden türetilmiştir. Ancak, AU sim­gesi parıltıyı çağrıştırmasına rağmen, altın kimyasal tepkimeye girmez. Sahip olduğu sonsuz ışıltının kaynağı budur. Kahire'de bir yer­lerde tesadüfen bulacağınız, bundan 4.500 yıl önce bir Mısırlı için ya­pılmış altın diş köprüsü, bugün rahatlıkla ağzınıza takıp kullanabile­ceğiniz kadar iyi durumdadır.

*

Pindar, M.Ö. 5. yüzyılda, altını, "O Zeus'un çocuğudur. Ne güveler ne de pas onu yok edebildi, fakat insan aklı onun yüce mülkiye­ti altında yok olup gitti," diye tasvir ederken, bütün hikayeyi aslında tek tümceyle özetliyordu. John Stuart Mill, 1848'de, "Altına güvenle dokunabilirsiniz, ama elinize bir kez yapışırsa, sizi çok çabuk yara­lar," derken aynı noktayı vurguluyordu. Gerçekten de altın bir çeliş­kiler yumağıydı. İnsanlar altını bir sığınak olarak görüyorlar, ama bir noktadan sonra lanete dönüşüyordu. s. 14

*

On dokuzuncu yüzyılın sonlarında, John Ruskin talihsiz bir adamın hikayesini anlatıyordu. Hikayenin kahramanı büyük bir çuvala doldurduğu altın sikkelerden oluşan tüm servetini de yanına alarak bir gemiye binmişti. Yola çıktıktan birkaç gün sonra korkunç bir fırtına patlamış, herkesin gemiyi terk etmesi bildirilmişti. Çuvalı beline saran adam güverteye çıkmış, aşağı atlamış ve tabii derhal denizin dibini boylamıştı. Ruskin soruyordu: battığına göre, adam hâlâ altının sahibi miydi yoksa altın mı adamın sahibi olmuştu?

*

Adam Smith’in zengin insanları anlatırken kullandığı ifadeyi hatırlayalım: “Zengin insanlar ancak sahip oldukları serveti ve zenginliklerini gösteren, başka kimsede bulunmayan, ayırt edici işaretleri taşıdıklarında kendilerini zengin addederler... Bu yüzden de bu tür eşyalara rahatlıkla çok yüksek paralar öderler; çok daha güzel ve yararlı olan eşyaları ise, sırf yaygın oldukları için istemezler.“ s. 174

*

Kaliforniya’da altın ilk kez 1848 yılında, bu bölgeye eyalet ünvanı verilmeden iki yıl önce, hatta Meksika Savaşı devam ederken bulunmuştu.

Kaliforniya’dan gönderilen ilk altın ABD Darphanesi’ne 8 Aralık 1848’de ulaşmış ve bir dergide “Yeni Efendi” olarak selamlanmıştı. s. 218

*

“Para insanın hizmetçisi olmalı, parayı baş tacı edip insanlığı aşağılayan bütün kuramları protesto ediyorum.”

William Jennings Bryan, 1896. s. 253

Kaynak: Peter L. Bernstein, Altının Gücü, Çev. Levent Konyar, Scala Yayıncılık, 2. Baskı, 2008, İstanbul

Saturday, 29 August 2020

Entellektüeller ve Kitleler - Eric Hoffer

Entellektüeller ve Kitleler

Modern batının doğuşundan önce, zayıfları ve mazlumları savunmak için seslerini yükselten "söz ehli" bir grupla ancak bir tek toplumda karşılaşıyoruz. Antik İbranilerin Akdeniz'in doğu sahillerindeki küçük ulusu, birçok yüzyıl boyunca, kurumları ve manevi hayatı itibariyle komşularından dikkat çekici bir farklılık arz etmedi. Fakat, M . Ö. VIII. yüzyılda, müphem çevresel nedenlerden dolayı, son derece tuhaf bir farklılık sergilemeye başladı. Geleneksel söz adamlarının -rahipler, danışmanlar, kahinler, katipler- yanıbaşında, yönetici seçkinlere ve mevcut toplumsal düzene karşı bayrak açan bir dizi olağanüstü insan ortaya çıktı. Peygamber olan bu kişiler, birçok açıdan, çağdaş militan entellektüelin ilk örnekleriydiler. Renan bu kişilerden, makalelerini caddelerde, çarşılarda ve şehrin kapısında okuyan "açık hava muhabirleri" olarak söz eder. "Uzlaşmaya yanaşmaz bir muhabirlik örneği olan ilk makale, aşağı yukarı M. Ö . 800 yılında Amos tarafından yazılmıştır. " Çağdaş entellektüelin -kendisini özdeşleştirdiği her grubu seçilmiş insanlar topluluğu, sarıldığı her hakikati tek ve yegane hakikat olarak görme eğilimi; yeryüzünde bin ·yıllık bir toplum kurgulayabilme yeteneği gibi- karakteristik özelliklerinin bir çoğu bu peygamberlerde mevcuttu. Günümüz entellektüellerinin savunduğu ve yaymaya çalıştığı idealler ve kutsal davalar da, bu peygamberlerin faal oldukları üç asır içerisinde son şekillerini aldılar. s. 42

Söz adamları ile eylem arasındaki husumet bir tarihi motif olarak ilk kez M. Ö . VIII. yüzyılda İbraniler arasında ortaya çıkarak onları ilginç bir halk haline getirmiş, onaltıncı yüzyılda modern batı hayatında yeniden ortaya çıktığında da batıyı diğer medeniyetlerden farklı bir yapıya büründürmüştür. s. 44

Entellektüeller, yığınlara itibar ve liderlik elde etmek için yanaşırlar. Eylem adamlarından farklı olarak, söz adamları, etki elde edebilmek için kelimelerin büyüsüne ve ideallerin kutsallaştırılma sına ihtiyaç duyarlar. Yönetmek, emretmek ve fethetmek isterler, fakat bu açlıklan tatmin ederlerken adi bir benliğin ihtiyaçlarını karşılayamadıklarını hissediyor olmalıdırlar. Yaptıklarını meşrulaştırmaya ihtiyaç duyarlar ve bunu muhteşem bir tertip içerisinde, kelimeleri kanlı canlı hale getirme ayiniyle gerçekleştirmek isterler. Ezilmiş, yoksun bırakılmış halklar için, özgürlük, eşitlik, adalet ve hakikat için savaş verirler, ama, Thoreau'nun da belirttiği gibi, bir entellektüeli harekete geçiren saik temelde "muzdarip hemcinsleri için duyduğu muhabbet değil, Tanrı'nın en kutsal oğlu olduğu halde yakasım sıyıramadığı özel sıkıntısıdır. "Özel sıkıntı"sı giderildiğinde, entellektüelin mazlumlar için duyduğu şevk hatırı sayılır ölçüde azalır. Entellektüelin kafa yapısı esasında aristokratiktir. Heraklitus gibi, o da, "[yığınlar arasındaki] onbin kişi, değerli bir tek adama karşı teraziyi dengeleyemez" ve "insanların çoğu bayağı, ancak az bir kısmı asildir" diye inanır. Kendisini bir lider ve bir üstat olarak görür. Yığınların kendi başlarına değer ifade eden herhangi bir şey yapıp yapamayacağından şüphe etmekle kalmaz, böyle bir şey yapmaya kalkıştıklarını gördüklerinde de içerlerler. Yığınlar itaat etmelidirler. Hem savaşta hem de barışta kendilerine yön gösterecek bir lidere muhtaçtırlar. Yığınların müreffeh bir hayatın olanaklarından yararlandıkları bir toplumda tipik entellektüelin kendini tam anlamıyla yuvasında hissedip hissetmeyeceği gerçekten şüphelidir. İnsanların hemen hemen dertsiz oldukları bir yerde pek liderlik şansı elde edemeyeceği gibi, müreffeh halkın kendini beğenmişliği ve cakası yüzünden muhtemelen aristokratik duyarlılığı da incinecektir. s. 44-45

Kaynak: Değişim Sancısı, Eric Hoffer, Çev. İhsan Durdu, Ayışığı Kitapları, İstanbul, Mayıs 2003

Post-Oryantalizm - Hamid Dabâşî

Post-Oryantalizm: Terör Çağında Bilgi ve İktidar —  Hamid Dabâşî Kitabın Tümünün Özeti Hamid Dabâşî’nin Post-Orientalism: Knowledge and Powe...