HALİDE EDİP ADIVAR'LA, DÜNYA GÖRÜŞÜ DOĞRULTUSUNDA BİR SÖYLEŞİ
Dostluk? - Kanaatimce, birbirine benzemeyen insanların dostluğu her ikisinde ferahlatır. Mal mülk edinmediniz... - Sahip olmaya değil, sevmeye inanırım. Esasen sevdiğimiz şey bizimdir. Dünyanın tüm orduları gelse kalbimizden onu söküp atamaz. Savaş kahramanıydınız ama aslında şiddete karşıydınız. - Doğru, Amerikan Kız Koleji'nde medeni bir insan ve insaniyetkâr [hümanist] olarak yetiştirildim. Bütün milletlerin kudurmuş gibi gırtlak gırtlağa gelmeleri, milyonlarca insanın birbirini parçalaması manasız ve korkunç bence. Bir insana intikam veya ceza maksadıyla dahi eziyet edilmesini kabul edilemez buluyorum. Şiddet karşıtlığı benim en güçlü yanımdır. Şiddet, zannedilen aksine cesaretle ilgili bir şey değildir. Cepheye çağrıldığınız fakat savaştan sonra kurulan Meclis'e çağırılmadınız? - Maalesef. Siz söyleyin, bir kadın için Meclis cepheden daha uygun bir yer değil mi? Hintli Müslümanlar, sizin aracılığınızla, Milli Mücadelede kullanılmak üzere para yollamışlardı? - Evet o zamanın parasıyla 100 bin dolar. 6 Nisan 1920'de Yunus Nadi'yle birlikte Anadolu Ajansı'nı kurdunuz... - Kurduk, çünkü Milli Mücadele'nin en zayıf yanı haberleşme ve propagandaydı. İtirazlarıyla maruf bir yazarsınız. Atatürk'e bile itiraz ettiniz. Neden? - Mütefekkirler menfi ihtimalleri görmezden gelemez. İnsan, endişesini canlı tutarsa, Kurtuluş yolunu bulma haysiyetini de korur. Cumhuriyetin ilanından 1950'ye kadar Türkiye'de aydın, münevver, okur-yazar ve entelektüel olmak devletle uyumlu olmak, aynı doğrultuda hareket etmek anlamına geliyordu. Fakat siz Mustafa Kemal'i daha demokratik bir yaklaşıma davet ettiniz... - Hükümdar kim olursa olsun, onun sözüne kapılan münevverin sonu kişiliğini yitirmek veyahut zindandır. İstiklal Harbi döneminde Mustafa Kemal Paşa mütevazı odasında, bir millet yaşasın diye ölmeyi göze alan gençleri temsil ediyordu... 1925'te Takrir-i Sükun Kanunu çıkarıldı ve hükümet, muhalifleri İstiklal Mahkemeleri'ne sevk etme yetkisi aldı. O sıra sizde önce Viyana'ya ardından Londra'ya gittiniz... - Evet.... Muhalefeti hain ilan etmek, demokrasiden kopuş klişesidir. Eleştiriye kapalılık gibi siyasi lüksler, halkı zayıf düşürür. Mustafa Kemal Paşa, Nutuk'ta aleyhinize konuştu? - Mutlak itaat beklediğini yüzüme söylemişti. Maalesef benim mandacılıkla itham etti. Bu doğru değil. Erzurum Kongresi'nden önce, Amerika'nın maddi desteğini alabileceğimizi benimle birlikte çok kimse düşünüyordu. Çünkü Amerika uzak bir ülke. İngiltere ise ülkemizi işgal eden devletlerden biriydi. Milli Mücadele anılarınızı anlattığınız Türk'ün Ateşle İmtihanı'nı, ''Türkiye'nin tüm gençlerine'' ithaf ettiniz. Liderleri ilahlaştırmayan, özgür ve çoğulcu bir toplum istiyordunuz, öyle mi? - Elbette. Liderin sembol değeri, itibarı vardır. Fakat asıl mücadeleyi halk verdi. Cumhuriyet'e geçişi mümkün kılan tohumlar Osmanlı'da atılmıştı. Dünyanın kahrını bir adam tek başına çekmiş değildi. Özgürlük mücadelesi sembollere ve liderlere indirgendiğinde anlamını da değerini de kaybediyor. İradesiyle, azmiyle, mücadelesiyle ayakta kalan, özne vasfı taşıyan halk, kurtarıcı bekleyen bir sürüye mi dönüşmeli? Bir lideri ilahlaştırırsanız artık onunla konuşamaz, onu insan nitelikleriyle tanıyamazsınız. Yine de Ahmet Emin Yalman 1938'in Kasım'ında, Paris'te size Atatürk'ün öldüğünü haber verince ağladınız? - Doğru. Benim hayatımda iki Mustafa Kemal var. Ben, açıkçası gözyaşlarımı Kurtuluş Savaşı yıllarındaki Mustafa Kemal'e hasretmiştim. Darmadağın, perişan bir millete yaşama azmi aşılayan o masum ve çalışkan genç adama. Atatürk'le barıştınız bir bakıma? - Kalbimizde, bize ıstırap verenleri hiç affetmeyen bir kuruluğa mahal vermemeliyiz. Kindarlık, insanı hayatın tadından alıkoyar. Elbette barışacağız. Dünya zannedildiğinden ziyade saadetle, teselliyle dolu. 1925'te 1939'a kadar yurtdışında sürgün hayatı yaşadınız... - Halimize şükrediyor, tencerede pişirip kapağında yiyorduk. Fakat memleket hasretini tarif edemem. Sultan Ahmet'in, Ayasofya'nın semâya yükselen minarelerinin o ilahi güzelliği gözümde tütüyordu. İstanbul'u seviyordunuz?.. - Kuşkusuz. Hem de çok. İstanbul'un hangi yıldızı yaz gecesi insan gönlüne büyük vakalar arifesi hissini vermez? Beyazıt civarında bir apartman dairesinde oturdunuz. Saraylardan uzak durdunuz, Neden? - Çünkü saraylara 'kudret' mefhumunu yanlış anlayanlar alaka gösterir. İhtişam ve merasim sahnesi saraylar, gecekondu kadar bile sağlam değildir, çöküp gitmeye mahkumdur. Şapka Kanunu'na karşı çıktınız. Harf Devrimi'nin aceleye getirildiğini söylediniz... - Yoksul Anadolu köylüsüne zorla şapka takarak modernleşmeyiz. Şapkalar başımızda durmadı, uçup gitti zaten. Maziyi unutturmak için tarih ve dil değiştirildi. Halbuki geçmiş olmaksızın milli bir kültür ve estetik inşa edilemez. Modernleşme nasıl olmalı sizce?
- Evvela modern düşünce sistemlerini bilmeliyiz. Batıyı yarım ve yüzeysel bir şekilde taklit ederek modernleşmeyiz. Mesele 'modern değerleri' özümsemek ve kendimize mal etmektir. Hâlâ mimarisi çarpık şehirlerdeki çirkin evlerde oturup modernlikten bahsetmemiz acıklı.
1950'de Demokrat Parti aracılığıyla İzmir bağımsız milletvekili seçildiniz ve...
Nazım Hikmet'in hapisten çıkması için hazırlanan dilekçye ilk imzayı attım.
Yine ilk?
Öyle... Aynı yıl Nazım Hikmet hapisten genel afta çıktı nihayet.
1954'te siyaseti bıraktınız...
- Savaşta, edebiyatta ve akademide başardıklarımı siyasette yapmama imkanı verilmedi zira.
Demokratik bir yönetim, demokrat bir nasıl ortaya çıkar?
- Demokrasi yavaş yavaş gelişir. Tek kişinin veya bir zümrenin demokrasiyi yaşatması mümkün olmaz. Özgür bireylerden oluşan, bilgili bir topluma ihtiyaç var. Dolayısıyla her demokratik hareket, halkın eğitimi ve özgürlüklerini öncelik edinmelidir.
Başka?
- Demokraside çoğunluğu mutluluğunu sağlamanın yanında, azınlığın ve bireyin hakkını da korumak da elzemdir.
Gençliğinizden itibaren hep demokrat mıydınız?
- Fikirlerim zamanla değişti, olgunlaştı. Bununla birlikte hiçbir zaman ideolojiler ve particilik bana göre değildi. Rakiplerde haklı yönler bulabilen biriyim ben.
Yurtseversiniz. Orası kesin. Milliyetçilikten uzaksınız fakat? İkisi arasında fark ne?
- Vatanseverlik insana korkunç felaketlere dayanma, zorlukları aşma, azimle çalışma gücü veriyor. Öte yandan ideoloji olarak milliyetçilik saldırganlığa dönüşebiliyor.
Laiklik?
- Laiklik bizde maalesef dinci ve seküler bağnazlar arasında oynanan bir top oyunu olmuştur.
Bağnaz derken?
- Bağnaz bir kimsenin zihni hapishane gibidir. Sizi orada tutar hep.
Anladığıma göre inançlı birisiniz, dua eder miydiniz?
- Tabii ki dua ediyorum. Allah bizi bağnazlardan; fikire zincir vuran, öğrenme-bilme arzusunu uyuşturan her beladan korusun!
Romanlarınızdan birine, Milli Mücadele'nin zorluğunu ifade eden Ateşten Gömlek adını verdiniz. Sizin kişisel mücadeleniz de epey meşakkatliydi, haksız mıyım?
- Haklısınız. Benim sırtımdan bu ateş gömlek hiç çıkmayacak, öldükten sonra da onu ebediyen taşıyacağım.
Maziye bakınca onca felaket ve güçlüğü hatırlayıp hüzünlenir misiniz?
- Hayır. Aksine, tecrübelerimizin yoğun bir anlama kavuşmasında felaketlerinin katkısı var bence. Hayatta her istediğini elde eden insanlar, fıçıdaki balıklar gibi pörsür, hayat tazeliğini kaybeder.
Murat Menteş - Derde Deva Randevu 2, 108-114