Şiddet
"Şiddet"in Anlamı ve Etimolojisi
Şiddet; cinayet, işkence, darbe (vuruş) ve etkili eylem, savaş, baskı, suçluluk, terörizm vb. demektir. s. 5
Çağdaş Fransızca sözlükler (örneğin Robert, 1964), şiddet tanımlarından biri ''Bir kişiye, güç veya baskı uygulayarak isteği dışında bir şey yapmak veya yaptırmak'' şeklindedir. s. 5
İlk anlamıyla şiddet, huzur karşıtıdır. Onu bozar veya tartışmaya açar. İkinci anlamda sözkonusu olan ise ölçüleri aşan ve kuralları çiğneyen kaba ya da çılgın bir güçtür. s. 5
Terimin kökenine baktığımız zaman ise şunları görürüz: Şiddet, Latince violentia'dan gelmektedir. Violentia, şiddet, sert ya da acımasız kişilik, güç demektir. Violare fiili ise şiddet kullanarak davranmak anlamını taşır. Bu sözcükler vis ile bağlantılıdırlar. Vis ise, güç, erk, yetke, şiddet, bedensel güç kullanımı demektir. s. 5
Daha derine inecek olursak, vis sözcüğünün, etken güç, bir cismin gücünü kullanma olanağı yani etkinlik, değer, yaşam gücü anlamlarını da kapsadığını görürüz. s. 5 -6
Latince'den Yunanca'ya geçersek, yukarıda verdiğimiz anlam kökenlerini güçlendirebiliriz. Latince'deki
vise karşılık Homeros'un dilinde is kullanılır ki o
da kas veya bedensel güç demektir ve bia ile ilintilidir. Bia; yaşamsal güç, bedensel güç, esenlik ve aynı zamanda güç
kullanımı, şiddet kullanımı, yaptırım uygulayan, şiddet kullanan anlamlarına gelir. Uzmanlar bu
terimleri Sanskritçe'de üstünlük, güç, üstün egemenlik anlamlarına gelen
j'(i)ya ile özdeşleştiriyorlar. s. 6
Hangi dile bakarsak bakalım, şiddet kavramının özünde, bir şeye karşı kullanıldığında şiddet olgusunu yaratan doğal gücü görüyoruz. s. 6
Sözcüğün
günlük kullanımını incelersek, anlam çeşitliliğinin nerelere varabileceğini de anlayabiliriz. Çekirdek kavram "güç"tür.
Bu yüzden şiddet dendiği zaman öncelikle anlaşılan
bir 'bedensel davranışlar ve eylemler' dizisi olmaktadır. Şiddet her şeyden önce vurma ve kötü davranma eylemidir. Bu yüzden her zaman iz bırakır.
s. 6
Hukuksal Tanımlamalar
Hukukçular bu tür eylemler için "insanın,
benzerlerine karşı giriştiği, onlarda önemli ya da önemsiz hasarlar
veya yaralar oluşturan, saldırganlık ve hoyratlık ifade
eden hareketlerdir" açıklamasında bulunmaktadırlar. Bu tanım; şiddet ile kalıcı bedensel hasar yaratan güç kullanımı
arasındaki bağı vurgulamaktadır. s. 6
Bugüne kadar kullanılan "Şiddet, Darbe ve Yaralama" kavramının yerini artık,
daha özdeksiz (maddesiz/maddi olmayan/immateriel) bir kavram olan "Şiddet ve Etkili Eylem" aldı. Şiddet ve etkili eylemin kapsadığı davranışlar, kurbanın bedenini hedef almakla beraber darbe kadar güçlü
olmayabilirler. Birini yere atmak, ona tükürmek, saçını yolmak şiddet ve etkili eylem kapsamına girer. Birini tehdit
ederek veya malına kötü davranarak ruhsal durumunun bozulmasına neden olmak da
bu kavramın içinde algılanır. Bir de, dördüncü sınıf suç oluşturan hafif şiddet eylemleri vardır. Bu kavramın kapsamı içinde, gerçek anlamda darbe
içermeyen hareketler, itip kakma, isabet ettirmeden tükürme, üzerine çöp atma
gibi eylemler bulunur. s. 7
Medeni hukukta, şiddet eylemi, bir insanın istemi üzerinde, onu geri adım atmaya
zorlayacak baskı uygulaması olarak geçer. s. 7
Şiddetin Tanımları
Sosyolog H. L. Nieburg şiddeti, "Kişileri veya malları yaralamaya ya da
yoketmeye yönelik doğrudan veya dolaylı eylem" olarak tanımlamaktadır.
s. 8
Burada kişilerin ve malların bütünlüğü kavramı sözkonusu olmaktadır. s. 8
Hem şiddet
durumlarını, hem de şiddet eylemlerini açıklayan bir tanım
vermeye çalışalım: "Bir karşılıklı ilişkiler ortamında taraflardan biri veya birkaçı doğrudan veya dolaylı, toplu veya dağınık olarak, diğerlerinin bir veya birkaçının bedensel bütünlüğüne veya törel (ahlaki/moral/manevi) bütünlüğüne veya mallarına veya simgesel ve sembolik ve kültürel
değerlerine, oranı ne olursa olsun zarar
verecek şekilde davranırsa, orada şiddet vardır." s. 8-9
Şiddetin, kullanılan araçlara göre değişik şekilleri vardır. Elleriyle öldürmek, kurşunlamak veya bir bombalama emrini imzalamak aynı şey değildir.
Teknoloji alanındaki ilerlemeler şiddet eylemlerinin giderek daha özgün yöntemlerin kullanımıyla dolaylı
yollardan gerçekleştirilmesini sağlamıştır.
s. 9
Şiddet eylemi bir kerede (toptan), kademeli, hatta hissettirmeden (zamana
yayılmış olarak) gerçekleştirilebilir. Doğrudan öldürmek kadar, açlıktan ölmeye terketmek veya yetersiz beslenme
koşulları yaratmak da olasıdır. Bir rakip doğrudan doğruya saf dışı bırakılabilir veya bir dizi mesleksel ve
yönetimsel yasaklama ile onun siyasi ve toplumsal yaşamdan çekilmesine yol açılabilir. Burada şiddet durumu ile şiddet eylemi arasındaki fark açık bir şekilde belirmektedir. İşin
zor yanı, şiddet durumlarının toplumsal yaşamın tüm yönlerini kapsayan ve bu yüzden
saptanabilirlikleri giderek azalan bir dizi egemenlik (tahakküm) konumunu da içermesidir.
s. 9
Verilebilecek zararın çeşitliliği, ağır veya hafif bedensel zararlar, ruhsal veya törel zararlar, mala
verilebilecek zararlar, yakınlara veya ekinsel değerlere verilebilecek zararlar şeklinde uzayıp gider. Maddesel ve bedensel olanlar görülebildikleri için
en önemli zararlar olarak algılanmaktadırlar, fakat ruhsal ve türel zulüm, sürekli
baskı ve tehdit, geleneklere ve inançlara saldırı da çok ciddi boyutlara ulaşabilir. s. 9
Şiddet ve Kargaşa
Zihnimizde belirlediğimiz olgunun kapsamına, kargaşa, işlerin çığırından çıkması ve düzenin bozulması da girmektedir. s. 9
Şiddet, olacakları önceden kestirememe, kuralsızlık, mutlak dengesizlik
ile özdeşleşmiş olmaktadır. s. 9
Kargaşa,
toplu karışıklık, başkaldırı kavramları gibi, şiddet kavramı da, normlardan; doğal, olağan veya yasal olarak nitelendirilen
durumlarda uygulanan yönetim kurallarından uzaklaşma anlamını içerir. Düzeni, istikrarı olmayan, her an herşeyin (ama herşeyin) olabileceği bir durum nasıl tanımlanabilir?
Kurallara ve normlara karşı gelme olarak şiddet kavramı, bünyesinde alacağın kestirilememesi gözdağını barındırır. Düzgün ve düzenli bir dünya için, denge bozukluğu ve kargaşa demektir. Buna göre "şiddet" sözcüğü mutlak kargaşanın adı gibidir ve bu anlamıyla Hobbes'un sözünü ettiği "Herkesin herkesle savaştığı
uygarlık dışı duruma" benzer. s. 9-10
Şiddetin Tarihi ve Sosyolojisi
Günümüzde toplumsal yaşamın bütün yönlerinin idaresi, teknoloji ve kitle iletişim araçları (basın) değiştiği için, şiddetin görüntüsü ve ölçüsü de değişmektedir.
s. 13
Şiddetin tarihini yazma girişimi, yeterli verinin bulunmama sorunu ile karşı karşıyadır.
Sosyoloji ise, konu ile ilgili verileri toplama ile ilgilenmeyen veya buna
olanakları elvermeyen toplumlarda şiddetin derecesini saptayabilme zorlukları ile karşı karşıyadır.
s. 14
Bir Anekdot
VIII. Henry (1509-1547),
Enclosures (İngiliz soylularının
arazilerini dikenli telle çevirmelerine verilen teknik ad. ç.n.) hareketinin
yollara döktüğü serserileri denetim
altına alabilmek için bazı önlemlere başvurmuştur. 1530 tarihli bir
ferman ile, tutuklanan serserilerin kırbaçlanacakları kararlaştırılmış, 1547'de cezalar ağırlaştırılmıştı: Birinci tutuklanmada bir yıl serflik, ikincisinde ömür boyu toprak köleliği, üçüncüsünde idam! s. 25
Antropolojik yaklaşım toplumsal durumların karmaşıklığını bir yana bırakarak şiddet ile insan doğasının değişik yönleri arasındaki bağıntıyı
irdelemektedir. s. 62
Antropolojik çalışmalar, şiddet kavramını bir yana bırakarak, saldırganlıktan,
saldırıdan, savaşçılıktan sözetmeyi yeğlerler. Bu çalışmalarda en çok kullanılan saldırganlık kavramının anlamı, saldırmaya ve çatışmaya bir öneğilim içerir. s. 62
Saldırganlık, oldukça geniş bir anlamı olduğu ve olumlu ya da kesinlikle olumsuz yananlamlar da taşımadığı için,
işin daha başında onun yaşamsal içgüdüler veya yıkıcı güçler arasında
sayılmasına yol açacak yorumlar yapılmasını engeller. Biz bu sözcüğü, uyum sağlayıcı olsun, uyum bozucu olsun, bütün saldırıların kaynağını belirleyici anlamı ile kullanacağız. s. 62
En basit organizmalar bile yaşamlarını, içinde bulundukları çevreden gelen ve her
biri birer saldırı olarak nitelendirilebilecek etkilere tepki göstererek sürdürürler.
s. 63
Yaşam
doğuştan var olan bir çatışma
gücü tarafından biçimlendirilir. Lorenz'in kendi deyimiyle, "kötülük iyi işlere de yarayabilir."
Söz konusu insan saldırganlığı olunca, kötülüğün olumlu yanlarını görmek o kadar kolay olmamaktadır.
Bütün diğer hayvanlarda olduğu
gibi insanlarda da saldırganlık vardır. İlk insanlarda bu içgüdünün uyumsal bir yanının olduğu düşünülebilirse
de, insanlar çevrelerine egemen olmaya başladıkça, kalabalık gruplar oluşturacak pratikleri öğrendikçe
ve kullanmaya başladıkça, içgüdü zararlı olmaya başladı. İnsanların
yaratıcılıkları ve silahların gelişimi zararın artmasına neden oldu. Kurallar genellikle ya eksik kaldı ya
da karmaşık ve yapay durumlara uyum sağlayamadı. Toplulukların boyutları ise bireyler arasındaki
mesafeyi iletişim bozukluklarını arttırdı. Eğer insan ürkek ve araç-gereçten yoksun bir hayvan
olarak kalmış olsaydı içgüdülerinin hepsine gereksinim
duyacaktı. Doğal yapısı bozuk ve fethedici bir hayvana dönüştüğünden
beri ise, saldırganlığını türlerarası boyuta taşımış ve
bu da tanık olduğumuz bütün yıkımlara yol açmıştır. Önceleri kültür, içgüdüleri tamamlar
nitelikteydi. Fakat sonuçta kültür, içgüdüleri gereksiz ve tehlikeli kılmıştır. Eibi-Eibesfeldt, Lorenz'inkine yakın bir görüş bildirerek, içgüdüsel davranışların biyolojik filtreleri ile kültürel filtreleri
arasında giderek büyüyen bir uçurumun oluştuğu savını açıklamıştır. s. 66
Bu tür görüşler iyimser olmamızı engellemektedirler. Saldırganlığın frenlenmesi için kitlelerin spora yönlendirilmeleri,
kural düzeneklerinin geliştirilmesi, toplumsal birimlerin küçültülmesi
öğütlenmişse de insan yine de saldırgan, kıpırdak, doğal yapısı bozuk bir hayvan olmaktan çıkarılamamıştır ve hayvanlarda içgüdünün lethalizasyonu olarak görülen
-söylendiği kadar korkunç sonuçlar da vermeyen-
durumun çok daha büyük boyutlu bir örneğini yaşamaktadır. Burada asıl zor olan kültürün
yerini saptamaktır: Acaba kültür, insan doğasını -dengesini de bozarak- tamamlamakta mıdır yoksa insan, doğasından ötürü kültürel bir hayvan, içgüdülerini yapmacığa terketmiş bir hayvan mıdır? s. 66-67
Fethedici ve yayılmacı saldırganlık insanların araştırmacı ve sömürücü yönde uygulayımlar bulmasını sağlamıştır.
Artık insanlar, bölgelerinin küçük alanlara sıkışmasıyla yetinemez olmuşlardı.
Saldırganlık; fetih, yıkma ve sömürme duyguları ile koşuttur. Bu açıdan bakarsak, saldırganlığın insanların özünde olduğunu, buluşların, araştırmaların ve kültür üretiminin hep buna
bağlı olduğunu görürüz. s. 67-68
İnsan yaratıcılığının, bütün araştırmacılığı, kullanıcılığı, fethediciliği ve saldırganlığı ile yadsınamazlığı karşısında, kültür tarafından dengesi bozulmuş ve yokedilmiş hayvan mitosunu terketmek gerekmektedir. Özünün
bozulması, insan denen hayvanın özünde vardır. s. 68
G. Bataille, antropoloji uzmanı olmamasına karşın insanlığın bu yanını, yaratıcı, fethedici, meraklı araştırmacı ve çeşitli yöntemlerle sınırlarını sürekli zorlayan hayvan özelliğini çok iyi anlamıştır. Theorie de la Religion (Din Kuramı)'da, doğaya gömülmüş hayvanın doğrudanlığı ile, insan dediğimiz alet kullanıcı hayvanın çevresine karşı dışavurumculuğunu karşılaştırmıştır. Alet kullanan insan hayvanı, doğanın sürekliliğini, bilgisine hizmet edebilecek ve yönetilebilecek
nesnelere ayırır. Burada ilk şiddet
olgusu görülmektedir. Bu şiddet, yaratıcı bir şiddettir. İnsan süreklilikten, dolaysızlıktan ve giderek doğadan kopar ve kuralların hiçe sayıldığı bir aşırılıklar dünyasına girer. Aynı G. Bataille, hayvanlığın bu ilk yadsınmasıyla birlikte, hayvanlığa -artık olanaksızlaşan geriye dönüş özleminin de başladığını,
bu özlemin şölenlerle, kurban törenleriyle, vahşetle belirlenen ve insanlığın giderek daha kökten aşırılıklara kaymasına neden olan değişik bir şiddet türünün oluşmasına yol açtığını da anlamıştır. Bu yeni şiddet türü, insanlığı hayvanlığa geri döndürememekle kalmamış, insana özgü denge bozukluğunu ve kural tanımazlığı
daha kökten bir şekilde ortaya çıkarmıştır. İnsan
artık dehşet yeteneği olan bir canlıya dönüşmüştür ve bu açıdan doğada bir benzeri daha yoktur. s. 68
Bakış açımızı
böylesine değiştirebileceğimizi kabul ettiğimiz andan itibaren insan şiddetini artık evrimin bir hatası olarak göremeyiz. İnsan şiddeti
kendi özgünlüğü içinde irdelenmelidir. Artık gözlerimizi,
doğada benzeri olmayan insan yıkıcılığına ve acımasızlığına çevirebiliriz. Yırtıcı hayvanlarla çarpışmak zorunda bırakılan gladyatör zavallıdır. Fakat bu, şiddet, dehşet, işkence alanlarında insan yaratıcılığı için ne bir örnek ne de bir ölçü olabilir. İşkence, eziyet, ceza ve cinayet alanlarında insan yaratıcılığı sınır tanımaz. İşkence müzeleri acı, korku ve ölüm üretim hizmetlerine sunulan yaratıcılığın cinnete dönüşünü sergilemektedirler. Bilinen ve anında canlı vücutlara acı aracı
olarak yansıtılmayan uygulayım yoktur. Uygulayımsal beceri, insan vücut
duygularının ve dayanıksızlığının
bilimi her zaman korkunç bir işbirliği içinde olmuşlardır. Bataille, insan acımasızlığındaki çılgınlığın, sadece öldürmeyi amaçlamayacak kadar
gereksiz olduğunu, ancak haddini aşmaya çalışan bir varlıkça uygulanması durumunda anlaşılabileceğini görebilmiştir. Hayvanlar, bütün doğrudanlıklarıyla ve kendilerini durduran hiçbir yasak tanımadıkları halde
ne barışçı ne de acımasızdırlar, sadece doğaldırlar. İnsan ise şiddet alanında giderek daha karmaşık, daha kapsamlı, daha gelişmiş
buluşlara yönelmekte, çılgınca bir yaratıcılıkla
bütün kuralları ayaklar altına almaktadır. s. 68-69
Şiddetin Psikolojisi
Şiddet ve saldırganlık değişik yaklaşımlarla irdelenmişlerdir. Bir kısım araştırmacılar şiddet yanlısı veya saldırgan kişilikleri birer klinik vaka olarak görür. Bazı uzmanlar ise saldırganlığa dayanan ilişkileri toplumsal etkileşim
olarak algılarlar. s. 69
Davranışçı (behaviorist türden mekanik kuramlar kızgınlık ve saldırganlık
tepkilerine yol açan etkilerden söz ederler. Hareket olanaklarından, yiyecekten
veya içecekten yoksun bırakılan, genel anlamda kısıtlamalada karşı karşıya
kalan çocuklarda hiddet belirtileri görülür. Aşırı etkiler ve ağır tahrikler de tezazarlık ve saldırganlık
nedenleridir. Aşırı sıcaklığın, gürültünün ve nemin saldırganlığa etkileri deneylerle saptanmıştır. Son olarak, saldırganlık öğrenim ve koşullanmalarının son derece dayanıklı
olduklarını, kişiliğin bütününü kapsadıklarını, bu yüzden de Skinner'in önerdiği karşı
koşullandırmanın çok güç gibi göründüğünü de belirtelim. s. 69-70
Psikolojik kuramlardan bazıları saldırganlığın öğrenilmesinde
örneklerin önemini vurgulamaktadırlar. Saldırganlık ve şiddet, duygusal yükü fazla birtakım örnekler yolu ile
"öğrenilir". Örneğin genç suçluların çoğu, çocukluklarını geçirdikleri aile çevrelerinde dayak veya eziyet görmüşlerdir. s. 70
Saldırganlık ya taklit yoluyla, ya saldırgan içgüdülerin
serbest kalmasıyla, ya geçmişte
oluşmuş saldırgan davranış eğilimlerinin su yüzüne çıkmasıyla ya da genel tahrik unsurunun artmasıyla
oluşmaktadır. s. 70
J. Dollard'ın ana kuramı, saldırganlığın (bir öznenin etkilere karşı yasak tepkiler gösterme durumu anlamında)
huzursuzluk karşısında gösterilen ilk ve karakteristik
tepki olduğudur. Saldırganlık, huzursuzluğun tahrik gücü, tepki girişiklik (interferance) derecesi ve yolaçtığı tepki ile doğru orantılı olarak azalır ya da çoğalır. Başka bir deyişle, etki ne kadar güçlü olursa huzursuzluk o kadar yoğun olur ya da saldırganlık, huzursuzluğun davranış biçimlerini etkilediği
oranda etkili olur. Şiddet, doğrudan doğruya huzursuzluğun kaynağına yönelir. O da yasaklanmışsa, dolaylı saldırganlıklar ya da öznenin kendi kendine karşı giriştiği saldırganlık hareketleri görülmeye başlar. Sonuç olarak saldırganlık, huzursuzluğun boşalma
ve patlama şekli olarak kabul edilebilir. Şiddet ve türevlerinin psikolojisi büyük ölçüde
Selye'nin gerilim ve sonuçları hakkındaki görüşlerine dayanır. s. 70-71
Bu savlar, deneysel yollarla kanıtlanmışlardır. Örneğin bebeklerin yoksun bırakıldıkları süt miktarı ile kızgınlık
derecelerinin oranları ölçülmüştür.
Buradan çıkarılabilecek yorumlar, J. Dollard ve yardımcıları tarafından,
toplumsal yaşamın çeşitli yönlerini kapsayacak şekilde geliştirilmişlerdir. Eğitim olanaklarına veya ekonomik ya da
cinsel olanaklara ulaşamamanın, bu olanaklardan yoksun kalmanın
yarattığı huzursuzluklar günümüz toplumlarında yaşanan saldırganlıkları kısmen de olsa açıklayabilmektedirler.
s. 71
İstatistiksel araştırmalar ise insanın kendine karşı uyguladığı ve intihara kadar vardırabileceği saldırganlık ile başkalarına
karşı uyguladığı saldırganlık arasında, sanki aynı saldırganlık, yerine göre öznenin
kendisine, yerine göre de dış dünyasına
karşı uygulanıyormuşçasına bir bağlılaşım olduğunu ortaya koymuşlardır. Aşk cinayetleri ve buna benzer bazı suç türleri, özsever (narsisik) tipler
için intiharla özdeştir. Sadece kurban değişmekte,
öznenin kendisi değil de bir başkası olmaktadır. Durkheim'in büyük araştırması başta olmak üzere, intihar hakkında yapılan
sosyolojik çalışmalar, kişinin kah kendine kah başkasına
doğru yönlendirdiği saldırganlığın dönüşlülüğü konusunda benzer sonuçlara ulaşmışlardır. s. 71
Gerçek anlamda saldırganlık ve nefret özkorunmaya yani
kişinin kendini ifade edebilmesine yönelik başka bir itkisel düzenekle ilgilidir. s. 74
Freud, genelde yaşam ve ölüm itkilerinin birbirlerini desteklediklerini ve beraber hareket
ettiklerini vurgulamıştır. Öz korumacılık (yaşam itkisi) dış nesnelere karşı hedeflerine ulaşabilmek için saldırganlıktan yararlanır. Aynı bağlamda, aşk itkisi de doyuma ulaşabilmek
için saldırganlık etkisine gereksinim duyar. Yıkıcılıktan ve saldırganlıktan alınan
zevk, özellikle savaş ve kıyım sıralarında yüksek ve erotik güdülere
karışır. s. 75
Aynı uygarlık ve toplumsal örgütlenme bir yandan da
bireylerin birbirlerine karşı şiddet kullanmalarını yasaklayarak onların itkilerini kısıtlamakla
ve bastırmaktadır. İçgüdülerin baskı altına alınması, yaşam güvencesinin bedelidir. Uygarlık bu baskıyı, öncelikle
bilinç olgusunun oluşmasını sağlayan gücün zorlamasıyla sağlar. s. 75
Saldırganlığa getirilen antropolojik açıklamaların çeşitliliği, genel bir sonuca varılmasını güçleştirmektedir. Bu olumsuzluklara karşın, bu yaklaşımlar yine de belirli saptamalara olanak tanımaktadırlar. Bunlar bazen
birbirleriyle çelişirler fakat varlıkları yine de yadsınamaz.
Tarih öncesi antropoloji, aletlerin önemini vurgulamakta, çeşitli psikolojik yaklaşımlar da çocukluğun ve toplumsallaşma türlerinin önemi hakkında pek çok konuyu aydınlatmaktadırlar.
Böylece şiddetin karşısında hissedilmeyen bir önlemler dizisi oluşmakta ve eğitim sistemi, toplumsal yardım, uyumsuz, zor veya tehlikeli ortamlardan
gelen çocuklara yönelik özel merkezler, genç suçlular için yeniden eğitim kuruluşları aracılığıyla toplumsal yaşamımızdaki yerini almaktadır. Elimizde geçerli bir şiddetbilim olmamasına karşın, kişisel
şiddete karşı yine de bir yönelim ve denetim düzeneği oluşturulmuştur. s. 76-77
Şiddetin Nedenleri:
Sosyolojik Yaklaşımlar
Şiddetin sosyolojik açıklamaları birbirleri
ile çelişkilidir. Bazı mikrososyolojik çalışmalar veya uluslararası ilişki araştırmaları,
pratik ve somut kuramsal ereklere odaklanırken başka girişimler daha iddialı kavramsal ereklere yönelmişlerdir. s. 78
Gerçekte
şiddet konusunda tek bir sosyolojik sav
bulunması ya dünya görüşünün bağnazlığı ya da olanaksız bir iyimserlik demektir.
s. 78
Kaynak: Şiddet, Yves Michaud, Çev. Cem Muhtaroğlu, İletişim Yayınları, Cep Üniversitesi, İstanbul, tsz.