Oysa Tuzaktan Kurtulmak Mümkün - Wilhelm Reich
İnsanlığın
kendi yazgısına egemen olabilmek üzere kısa bir süre önce Rusya'da giriştiği
son büyük girişimin tatsız sonuçlarına bakacak olursak, Katolik görüşe katılasımız
geliyor. Bu tür girişimlerin yıkıcı sonuçları herkesin gözünün önündedir. Ne
yana baksak, insanoğlunu tuzağa düşmüş, umutsuz ve boş çabalarla oradan
kurtulabilmek için olduğu yerde dönerken görüyoruz.
Oysa
tuzaktan kurtulmak mümkün.
TUZAĞA
DÜŞMÜŞ HERKES ÇIKIŞ KAPISINI AÇIK SEÇİK GÖRMEKTEDİR. ÇIKIŞ KAPISININ NEREDE
OLDUĞUNU HERKES BİLMEKTEDiR. BUNUNLA BİRLİKTE KİMSE KAPIYA YÖNELMEMEKTEDİR.
DAHASI VAR: PARMAĞIYLA KAPIYI GÖSTEREN CEHENNEMDE YAKILACAK KADAR GÜNAHKAR, KAÇIK
VE SUÇLU.
Peki
ama neden şu açıkça görülen kapıyı görmüyor, oraya doğru seğirtmiyorlar? İçerdekiler
kapıya yaklaşınca avaz avaz bağırmaya başlayıp tabanları yağlıyorlar. İçlerinden
biri kaçmaya kalkıştı mı üstüne çullanıp gebertiyorlar.
Kanser
salgını göründüğü kadar büyük bir sorun değildir. Sorun, büyük bir ustalıkla bu
salgına yan çizmeyi beceren kanser uzmanlarının kişilik yapısındadır. İnsanın
sorunu, İLKE OLARAK ASAL ÖĞEDEN KAÇMASI'dır. Bu kaçma ve kaçınma insanın köklü
yapısından gelmektedir.
İnsanoğlunun
kişilik yapısının sonucudur tuzağın çıkış yolundan kaçınması. İnsan zindandan çıkmaktan
korkmakta, nefret etmektedir. Çıkış kapısını bulma girişiminden özenle kaçınmaktadır.
Büyük bilmece budur.
BAĞIŞLAYICI
BİR TANRI ADINA, KARABASANLARLA DOLU BİR ZİNDANIN DİBİNDEKİ ŞU KORKUNÇ DURUMA
NASIL DÜŞTÜK?
İNSANOĞLU
CENNET'İ NEDEN YİTİRDİ?
GÜNAHIN
KURBANI OLDUĞUNDA GERÇEKTEN NE YİTİRDİ?
İnsanoğlu,
zindanda, binlerce yıl boyunca, büyük bir kitap yaratTI: KUTSAL KİTAP. Bu kitap
insanın zindanda işlediği günahların, çektiği acıların, arzularının, umutlarının,
utkularının, sıkıntılarının, kavgalarının öyküsüdür. ASLINDA dünyadaki tüm
Kutsal Kitaplar, insanoğlunun insanın günahına karşı giriştiği kavganın anlatılarıdır.
Kutsal
Kitap insanın zindandaki yaşamından bol bol sözetmekte, ama oraya nasıl düştüğüne
pek az değinmektedir. Şurası açık ki, çıkış kapısı, insanoğlunun Cennet'ten
kovulduğu zaman bu zindana girdiği kapının aynısıdır. Kutsal Kitap'ın içinde
milyonda bir oranında yer tutan, sözcüklerin gösterdiği şeyi gizlemek
istercesine ağır mı ağır bir dille yazılmış ender satırların dışında, neden
kimse bu konuda bir şey söylemiyor acaba?
Adem'
le Havva'nın düşüşü, hiç kuşkusuz. Tanrı'nın yaratılışla ilgili yasalarından
birini çiğnemelerinden ötürüydü:
"Ve
ikisi de, erkekle kadını çıplaktı, ve birbirlerinden utanmıyorlardı."
(Yaratılış 2: 25).
Bu
metin, kadınla erkeğin çıplaklıklarının bilincinde olmadıklarını ve bundan
utanmadıklarını, bunun da Tanrı'nın isteği olduğunu kanıtlamaktadır. Peki
sonradan n'oldu acaba? Kutsal Kitap bunu bize açıklıyor: (Yaratılış 3: 1-24.)
Demek
ki, "Ulu Tanrı'nın kırlarda yarattığı hayvanların en kurnazı" yılan
vardı Cennet Bahçesi'nde. Yılanın her devinimi alımlıdır, birçok yılan türünün
canlı renkleri vardır. İblis, yılanda, ilkin bir Işık Meleği gibi gözükmüştür.
Demek ki yılan Yaşam'ın simgesidir, erkeklik organıdır.
Derken,
nedendir bilinmez, o güzelim yılan, "Işık Meleği", "yaratıkların
en incesi", "insandan sonra gelen yaratık" lanetlenmiş, "günahın
doğadaki kötülüklerini göstermek üzere Tanrı tarafından ortaya konmuş kanıt"
haline gelmiştir: "yaratıkların en incesi, en güzeli", "tiksinç
bir sürüngen"e dönüşmüştür.
Ve
insan soyunun tarihindeki en acıklı, en şeytansı, en yıkıcı olayı gözlerden
saklamak, onu yüreğin ya da aklın kavrayışından kaçırmak üzere özel bir kurul
toplanmış gibi, bu yıkım bir bilmece haline gelir, elsürülmez olur; insanın
tuzağa düşmesinin, o büyük bilmecenin bir parçası haline gelir; ve hiç kuşkusuz,
insanın, neden geldiği kapıdan bu zindanın dışına çıkmadığının anahtarı işte bu
yıkımdadır.
Cennet
Bahçesi'nde özel bir ağaç vardı. Geçip giden altı bin yıl içinde kimse açıkladı
mı bu ağacın ne olduğunu? Hayır. Neden acaba? Bu ağacın ardındaki gizem, insanın
tuzağa düşmesini örten giz perdesinin bir parçasıdır. Ağaçla ilgili bilmeceye
bulunacak çözüm büyük bir olasılıkla insanın neden tuzağa düştüğü sorusunu da
aydınlığa kavuşturacaktır. Meyvesi yasaklanmış ağaçla ilgili bilmecenin çözümü
hiç kuşkusuz, ters yönde kullanıldığı zaman çıkış kapısı haline gelecek zindana
giriş kapısını gösterecektir bize. Oysa, bugüne dek hiç kimse meyvesi yasaklanmış
ağacı örten giz perdesini kaldırmaya kalkışmamış; zindandakiler, binlerce yıldır,
kafalarında bir tek maksatla: Meyvesi yasaklanmış ağaç bilmecesinin çözümünü önleme
kaygısıyla, milyonlarca kitap yazıp dağlar kadar sözcük kullanarak, zindanda
olmanın kötülüğünü akıl çerçevesine oturtmaya, yorumlamaya, bu konuya bulaşan
cinleri kovmaya uğraşmışlardır.
Peki,
insanın düşmesine o güzelim yılan yolaçtıysa, bütün şunların anlamı nedir?
Tanrı'nın
arzusuna uygun olarak cennette mutlu yaşayan insanoğlu, belli bir ağacın
meyvesinden yediğinde Tanrı'ya benzeyecekse, gözleri açılacaksa, "iyiyi kötüyü
ayırdedecekse", nasıl olmuş da böylesine şeytansı bir ağaç Tanrı'nın bahçesinde
baş köşeye kurulmuştur?
Sizi
Tanrı'ya benzer kılacak bir ağacın meyvesinden, bilgi yemişinden yiyince neden
cenneti yitiriyorsunuz? Bildiğim kadarıyla, Kutsal Kitap bunu söylemiyor. Ayrıca,
sözkonusu ağaç iyiyle kötüyü birbirinden ayırdetmeye yarayan bilgi yemişini taşıyan
ağaçsa, meyvesini yemenin ne kötülüğü olabilir?
Yoksa
bütün bunlar, zindanın dışında geçmiş günlerini şöyle böyle anımsayan tuzağa düşmüş
insanoğlunun uydurduğu şeyler mi? Doğrusu, bu varsayım hiç de akla aykırı gözükmüyor.
Gerçekte, insanoğlu, yüzyıllardır Tanrı'yı tanıma, Tanrı'nın arzusuna uyma,
Tanrı sevgisini ve yaşamını tatma arzusuyla kıvranmıştır: ve Bilgi ağacının
meyvesini yiyerek bunu ciddi olarak gerçekleştirmeye başladığı an cezalandırılmış,
cennetten kovulmuş, sonsuz mahrumiyete mahkum edilmiştir.
İnsanoğlu
böylece ilk kez tuzağa düştüğünde, kafası karıştı. Neden böyle ansızın tuzağa düştüğünü
anlayamıyordu. Yanlış bir şey yaptığını duyumsadı, ama neyi yanlış yaptığını
anlayamadı. Eskiden çıplaklığından utanmıyordu, derken, ansızın üreme organlarından
utandı. Yasaklanmış "Bilgi" ağacının meyvesini yemiş, Kutsal Kitap
diliyle söylersek, Havva'yı farketmiş, cinsel anlamda ona sarılmıştı. Ve işte
bu yüzden Tanrı'nın Cennet'inden kovulmuştu. Tanrı'nın malı olan güzelim yılan
onları baştan çıkarmıştı: kıvrılıp bükülen, canlı Yaşam'ın ve erkeklik organının
simgesi yapmıştı bu işi.
Sessiz,
acı çeken, düş kuran, uğraşıp didinen, Tanrı'nın yaşamından koparılmış insan yığınlan
dinadamlarıyla dinadamlarının, peygamberlerle peygamberlerin, krallarla kralların,
başkaldıranlarla kralların çatıştıkları verimli toprağı; zindanda insanoğlunun
içine yuvarlandığı yoksulluğu ortadan kaldıran büyük iyileştiricilerin, üfürükçülerin,
büyük tıp "otoriteleri"nin, kırık çıkıkçıların, gizli bilimcilerin
boyattıkları bahçeyi oluşturdu. İmparatorların yanında özgürlük satıcıları boy
gösteriyor, zindana düşmüş insanoğlunun yaşamına çekidüzen veren büyük örgütçülerin
yanında siyasal yosmalar, Barabbas'lar ve halk mahkemelerindeki zehirli yılanlar
doğuyor; Yasa'ya karşı işlenen Günah ve Suçlar, bunların yanında onları yargılayacak
yargıçlar ve cellatlar; tuzaktaki yaşamla bağdaşmayacak özgürlüklerin yürürlükten
kaldırılması, zindandaki Yurttaşlık Özgürlükleri'ni savunacak Dernekler
beliriyordu. Yine bu bataklıkta "parti" adı verilen büyük siyasal örgütler
yeşeriyor: kimisi, tuzaktaki "yerleşik düzen" adını verdikleri şeyi
korumak üzere sözümona "tutucu" (koruyucu) adını alıyor (bunlar
zindandaki yaşamı çekilir kılan yasalarla yönetmelikleri olduğu gibi saklamaya çalışıyor),
bunların karşısındakiler, yani sözümona "ilericiler"se, zindanda
biraz daha özgürlük istedikleri için savaşıyor, acı çekiyor ve kodeslerde can
veriyorlardı. İlericiler şurada burada tutucuları işbaşından uzaklaştırmayı başarmış,
"Zindanda Özgürlük"ü ya da "ZİNDANDA EKMEK VE ÖZGÜRLÜK"ü
gerçekleştirmeye girişmişlerdir. Ancak o kocaman insan sürüsüne ekmekle özgürlüğü
şıp diye veremediğinden, bunun için çok çalışmak gerektiğinden, ilericiler kısa
sürede, kendilerinden önce tutucuların yaptığı gibi, düzeni ve yasaların egemenliğini
sağlayabilmek üzere tutucu olup çıkmışlardır. Derken, zindanda acı çeken insan
yığınları'na, yazgısını papazlara, krallara, düklere bırakmaktansa yaşamlarına
kendi elleriyle çekidüzen verme olanağını sağlamayı kafasına koymuş yeni bir
parti ortaya atılmıştır. Bu yeni parti yığınların başını yerden kaldırmak,
onları eyleme geçirmek için çok çabalamıştır; ancak, birkaç kişinin öldürülmesiyle
bir kaç varlıklı evin yıkılmasının dışında, elle tutulur gözle görülür bir değişiklik
olmamıştır. İnsan yığınları, bütün çabalara karşın, binlerce yıldır kendilerine
söylenmiş olanları yineliyor, her şey eskisi gibi kalıyordu; özellikle kurnaz
bir parti insanlığa "ZİNDANDAKİ HALKI ÖZGÜRLÜĞE KAVUŞTURMA" sözü
verince işler iyiden iyiye kötüleşti, eskiden kralların, düklerin, zorbaların
kullandıkları sloganların kullanılmasıyla dünya cehenneme döndü. Halk'a özgürlük
getirmek isteyen partiler asıl niyetleri ortaya çıkana dek, başlangıçta büyük
başarılar elde ettiler. Tuzakta keyfi sürülen öbür özgürlüklerden ayrı tutulan
"zindandaki HALKA özgürlük" sloganlarıyla eski krallara özgü beylik yöntemlerin
kullanılması kısa sürede insanları etkiledi, çünkü zindana kapatılmışlar sürüsünden
çıkmış önderleri özgürlük satıcısı kesilmişlerdi; küçük bir alanda yetkiyi
ellerine geçirdikleri vakit, güvenlik güçlerinin, orduların, elçilerin, yargıçların,
akademi üyesi bilginlerin, yabancı devlet temsilcilerinin zillerin düğmelerine
basar basmaz, çıngırakların ipini çeker çekmez nasıl da kolayca eyleme geçtiklerini
görüp şaşırdılar. Bu küçük özgürlük satıcıları düğmelere basmaktan öylesine hoşlandılar
ki "ZİNDANDAKİ HALKIN ÖZGÜRLÜĞÜ"nü unuttular, bu oyundan büyük haz
duyarak, kılıçtan geçirdikleri eski yöneticilerin saraylarına yerleştiler. Böylece
diledikleri zaman yönetim göstergesindeki düğmelere basma esrikliği sardı
kafalarını. Ancak uzun süre orada kalamadılar ve yüreklerinde hata eski Cennet
günlerinin belirsiz acısını taşıyan eski, iyi, dürüst düğmeye basıcılara bıraktılar
yerlerini.
Hepsi
birbiriyle itişip kakıştı, tartışıp dövüştü, yasal ya da yasadışı yollardan
birbirini öldürdü: kısacası, insanoğlunun Günah'ı ve Cennet Bahçesi'nde çarptırıldığı
lanetin gerçekleşmesi konusunda canlı bir örnek verdiler. Tuzağa düşmüş insanlığın
büyük kesimi Zindan'daki bu vebalı Yaşam'a etkin olarak katılmadı. İki milyar
insanın ancak birkaç bini bu hayhuya karıştı. Öbürleri acı çekmekle, düş
kurmakla, beklemekle yetindi... NEYİ?... Kurtarıcıyı, ya da onları özgürlüğe
kavuşturacak görülmemiş olayı: zindan adını verdikleri "beden"den
tinlerinin kurtarılmasını: büyük kozmik tin'le ya da cehennemle yeniden birleşmeyi
bekledi. Her türlü siyasal itiş kakışın dışında yaşayan büyük insan kalabalığının
başlıca işleri düş kurmak, acı çekmek, beklemekti. Pek çoğu, zindandaki büyük
savaşlarda can verdi, banka gişelerinde para toplayanlar gibi savaştığı düşmanlar
da her yıl değişti. Değişikliğin hiç önemi yoktu. Çekilen acı aynıydı. Acı çeken
büyük insan kalabalığı o arada bu günahlı yaşamdan kurtarılmayı bekliyor ve
Evren'deki Yaşam ya da "Tanrı" açısından bakıldığında, ortalıktaki
bir avuç karıştırıcının sürünün dışında kaldığı görülüyordu.
Tanrı'nın
Yaşamı zindanda doğan milyarlarca çocukta dile geliyordu, ama daha o anda çocuklarındaki
Tanrısal yaşamı göremeyen ya da canlı, kıpırdayan, edepli, çocuksu Yaşam'ı görür
görmez ödleri kopan analar babalar tarafından öldürülüyordu. Böylece insanoğlu
düştüğü tuzakta kalmayı sürdürdü. Tanrı'nın yarattığı gibi bırakılsaydılar, çocuklar
tuzaktan çıkış yolunu bulurlardı kuşkusuz. Ama kimse buna göz yummuyordu. Giderek,
"ZİNDANDAKİ HALKIN ÖZGÜRLÜĞÜ" döneminde çıkış yolu aramak kesinlikle
yasaklandı. Zindan'a bağlı kalmak, yeni doğmuş bebeklere hiç bakmamak
gerekiyordu, yoksa "Bütün Mahpusların Dostu, Büyük Önder" tarafından ölüm
cezasına çarptırılırdınız.
Kaynak:
Dirimin/Yaşamın Öldürülüşü, Wilhelm Reich, s. 16-32
No comments:
Post a Comment