Friday, 31 January 2020

Şiddet - Yves Michau


Şiddet


"Şiddet"in Anlamı ve Etimolojisi

Şiddet; cinayet, işkence, darbe (vuruş) ve etkili eylem, savaş, baskı, suçluluk, terörizm vb. demektir. s. 5

Çağdaş Fransızca sözlükler (örneğin Robert, 1964), şiddet tanımlarından biri ''Bir kişiye, güç veya baskı uygulayarak isteği dışında bir şey yapmak veya yaptırmak'' şeklindedir. s. 5

İlk anlamıyla şiddet, huzur karşıtıdır. Onu bozar veya tartışmaya açar. İkinci anlamda sözkonusu olan ise ölçüleri aşan ve kuralları çiğneyen kaba ya da çılgın bir güçtür. s. 5

Terimin kökenine baktığımız zaman ise şunları görürüz: Şiddet, Latince violentia'dan gelmektedir. Violentia, şiddet, sert ya da acımasız kişilik, güç demektir. Violare fiili ise şiddet kullanarak davranmak anlamını taşır. Bu sözcükler vis ile bağlantılıdırlar. Vis ise, güç, erk, yetke, şiddet, bedensel güç kullanımı demektir. s. 5

Daha derine inecek olursak, vis sözcüğünün, etken güç, bir cismin gücünü kullanma olanağı yani etkinlik, değer, yaşam gücü anlamlarını da kapsadığını görürüz. s. 5 -6

Latince'den Yunanca'ya geçersek, yukarıda verdiğimiz anlam kökenlerini güçlendirebiliriz. Latince'deki vise karşılık Homeros'un dilinde is kullanılır ki o da kas veya bedensel güç demektir ve bia ile ilintilidir. Bia; yaşamsal güç, bedensel güç, esenlik ve aynı zamanda güç kullanımı, şiddet kullanımı, yaptırım uygulayan, şiddet kullanan anlamlarına gelir. Uzmanlar bu terimleri Sanskritçe'de üstünlük, güç, üstün egemenlik anlamlarına gelen j'(i)ya ile özdeşleştiriyorlar. s. 6

Hangi dile bakarsak bakalım, şiddet kavramının özünde, bir şeye karşı kullanıldığında şiddet olgusunu yaratan doğal gücü görüyoruz. s. 6

Sözcüğün günlük kullanımını incelersek, anlam çeşitliliğinin nerelere varabileceğini de anlayabiliriz. Çekirdek kavram "güç"tür. Bu yüzden şiddet dendiği zaman öncelikle anlaşılan bir 'bedensel davranışlar ve eylemler' dizisi olmaktadır. Şiddet her şeyden önce vurma ve kötü davranma eylemidir. Bu yüzden her zaman iz bırakır. s. 6

Hukuksal Tanımlamalar

Hukukçular bu tür eylemler için "insanın, benzerlerine karşı giriştiği, onlarda önemli ya da önemsiz hasarlar veya yaralar oluşturan, saldırganlık ve hoyratlık ifade eden hareketlerdir" açıklamasında bulunmaktadırlar. Bu tanım; şiddet ile kalıcı bedensel hasar yaratan güç kullanımı arasındaki bağı vurgulamaktadır. s. 6

Bugüne kadar kullanılan "Şiddet, Darbe ve Yaralama" kavramının yerini artık, daha özdeksiz (maddesiz/maddi olmayan/immateriel) bir kavram olan "Şiddet ve Etkili Eylem" aldı. Şiddet ve etkili eylemin kapsadığı davranışlar, kurbanın bedenini hedef almakla beraber darbe kadar güçlü olmayabilirler. Birini yere atmak, ona tükürmek, saçını yolmak şiddet ve etkili eylem kapsamına girer. Birini tehdit ederek veya malına kötü davranarak ruhsal durumunun bozulmasına neden olmak da bu kavramın içinde algılanır. Bir de, dördüncü sınıf suç oluşturan hafif şiddet eylemleri vardır. Bu kavramın kapsamı içinde, gerçek anlamda darbe içermeyen hareketler, itip kakma, isabet ettirmeden tükürme, üzerine çöp atma gibi eylemler bulunur. s. 7

Medeni hukukta, şiddet eylemi, bir insanın istemi üzerinde, onu geri adım atmaya zorlayacak baskı uygulaması olarak geçer. s. 7

Şiddetin Tanımları

Sosyolog H. L. Nieburg şiddeti, "Kişileri veya malları yaralamaya ya da yoketmeye yönelik doğrudan veya dolaylı eylem" olarak tanımlamaktadır. s. 8

Burada kişilerin ve malların bütünlüğü kavramı sözkonusu olmaktadır. s. 8
Hem şiddet durumlarını, hem de şiddet eylemlerini açıklayan bir tanım vermeye çalışalım: "Bir karşılıklı ilişkiler ortamında taraflardan biri veya birkaçı doğrudan veya dolaylı, toplu veya dağınık olarak, diğerlerinin bir veya birkaçının bedensel bütünlüğüne veya törel (ahlaki/moral/manevi) bütünlüğüne veya mallarına veya simgesel ve sembolik ve kültürel değerlerine, oranı ne olursa olsun zarar verecek şekilde davranırsa, orada şiddet vardır." s. 8-9

Şiddetin, kullanılan araçlara göre değişik şekilleri vardır. Elleriyle öldürmek, kurşunlamak veya bir bombalama emrini imzalamak aynı şey değildir. Teknoloji alanındaki ilerlemeler şiddet eylemlerinin giderek daha özgün yöntemlerin kullanımıyla dolaylı yollardan gerçekleştirilmesini sağlamıştır. s. 9

Şiddet eylemi bir kerede (toptan), kademeli, hatta hissettirmeden (zamana yayılmış olarak) gerçekleştirilebilir. Doğrudan öldürmek kadar, açlıktan ölmeye terketmek veya yetersiz beslenme koşulları yaratmak da olasıdır. Bir rakip doğrudan doğruya saf dışı bırakılabilir veya bir dizi mesleksel ve yönetimsel yasaklama ile onun siyasi ve toplumsal yaşamdan çekilmesine yol açılabilir. Burada şiddet durumu ile şiddet eylemi arasındaki fark açık bir şekilde belirmektedir. İşin zor yanı, şiddet durumlarının toplumsal yaşamın tüm yönlerini kapsayan ve bu yüzden saptanabilirlikleri giderek azalan bir dizi egemenlik (tahakküm) konumunu da içermesidir. s. 9

Verilebilecek zararın çeşitliliği, ağır veya hafif bedensel zararlar, ruhsal veya törel zararlar, mala verilebilecek zararlar, yakınlara veya ekinsel değerlere verilebilecek zararlar şeklinde uzayıp gider. Maddesel ve bedensel olanlar görülebildikleri için en önemli zararlar olarak algılanmaktadırlar, fakat ruhsal ve türel zulüm, sürekli baskı ve tehdit, geleneklere ve inançlara saldırı da çok ciddi boyutlara ulaşabilir. s. 9

Şiddet ve Kargaşa

Zihnimizde belirlediğimiz olgunun kapsamına, kargaşa, işlerin çığırından çıkması ve düzenin bozulması da girmektedir. s. 9

Şiddet, olacakları önceden kestirememe, kuralsızlık, mutlak dengesizlik ile özdeşleşmiş olmaktadır. s. 9

Kargaşa, toplu karışıklık, başkaldırı kavramları gibi, şiddet kavramı da, normlardan; doğal, olağan veya yasal olarak nitelendirilen durumlarda uygulanan yönetim kurallarından uzaklaşma anlamını içerir. Düzeni, istikrarı olmayan, her an herşeyin (ama herşeyin) olabileceği bir durum nasıl tanımlanabilir? Kurallara ve normlara karşı gelme olarak şiddet kavramı, bünyesinde alacağın kestirilememesi gözdağını barındırır. Düzgün ve düzenli bir dünya için, denge bozukluğu ve kargaşa demektir. Buna göre "şiddet" sözcüğü mutlak kargaşanın adı gibidir ve bu anlamıyla Hobbes'un sözünü ettiği "Herkesin herkesle savaşğı uygarlık dışı duruma" benzer. s. 9-10

Şiddetin Tarihi ve Sosyolojisi

Günümüzde toplumsal yaşamın bütün yönlerinin idaresi, teknoloji ve kitle iletişim araçları (basın) değiştiği için, şiddetin görüntüsü ve ölçüsü de değişmektedir. s. 13

Şiddetin tarihini yazma girişimi, yeterli verinin bulunmama sorunu ile karşı karşıyadır. Sosyoloji ise, konu ile ilgili verileri toplama ile ilgilenmeyen veya buna olanakları elvermeyen toplumlarda şiddetin derecesini saptayabilme zorlukları ile karşı karşıyadır. s. 14

Bir Anekdot

VIII. Henry (1509-1547), Enclosures (İngiliz soylularının arazilerini dikenli telle çevirmelerine verilen teknik ad. ç.n.) hareketinin yollara döktüğü serserileri denetim altına alabilmek için bazı önlemlere başvurmuştur. 1530 tarihli bir ferman ile, tutuklanan serserilerin kırbaçlanacakları kararlaştırılmış, 1547'de cezalar ağırlaştırılmıştı: Birinci tutuklanmada bir yıl serflik, ikincisinde ömür boyu toprak köleliği, üçüncüsünde idam! s. 25

Antropolojik yaklaşım toplumsal durumların karmaşıklığını bir yana bırakarak şiddet ile insan doğasının değişik yönleri arasındaki bağıntıyı irdelemektedir. s. 62

Antropolojik çalışmalar, şiddet kavramını bir yana bırakarak, saldırganlıktan, saldırıdan, savaşçılıktan sözetmeyi yeğlerler. Bu çalışmalarda en çok kullanılan saldırganlık kavramının anlamı, saldırmaya ve çatışmaya bir öneğilim içerir. s. 62

Saldırganlık, oldukça geniş bir anlamı olduğu ve olumlu ya da kesinlikle olumsuz yananlamlar da taşımadığı için, işin daha başında onun yaşamsal içgüdüler veya yıkıcı güçler arasında sayılmasına yol açacak yorumlar yapılmasını engeller. Biz bu sözcüğü, uyum sağlayıcı olsun, uyum bozucu olsun, bütün saldırıların kaynağını belirleyici anlamı ile kullanacağız. s. 62

En basit organizmalar bile yaşamlarını, içinde bulundukları çevreden gelen ve her biri birer saldırı olarak nitelendirilebilecek etkilere tepki göstererek sürdürürler. s. 63

Yaşam doğuştan var olan bir çatışma gücü tarafından biçimlendirilir. Lorenz'in kendi deyimiyle, "kötülük iyi işlere de yarayabilir."

Söz konusu insan saldırganlığı olunca, kötülüğün olumlu yanlarını görmek o kadar kolay olmamaktadır.

Bütün diğer hayvanlarda olduğu gibi insanlarda da saldırganlık vardır. İlk insanlarda bu içgüdünün uyumsal bir yanının olduğu düşünülebilirse de, insanlar çevrelerine egemen olmaya başladıkça, kalabalık gruplar oluşturacak pratikleri öğrendikçe ve kullanmaya başladıkça, içgüdü zararlı olmaya başladı. İnsanların yaratıcılıkları ve silahların gelişimi zararın artmasına neden oldu. Kurallar genellikle ya eksik kaldı ya da karmaşık ve yapay durumlara uyum sağlayamadı. Toplulukların boyutları ise bireyler arasındaki mesafeyi iletişim bozukluklarını arttırdı. Eğer insan ürkek ve araç-gereçten yoksun bir hayvan olarak kalmış olsaydı içgüdülerinin hepsine gereksinim duyacaktı. Doğal yapısı bozuk ve fethedici bir hayvana dönüşğünden beri ise, saldırganlığını türlerarası boyuta taşımış ve bu da tanık olduğumuz bütün yıkımlara yol açmıştır. Önceleri kültür, içgüdüleri tamamlar nitelikteydi. Fakat sonuçta kültür, içgüdüleri gereksiz ve tehlikeli kılmıştır. Eibi-Eibesfeldt, Lorenz'inkine yakın bir görüş bildirerek, içgüdüsel davranışların biyolojik filtreleri ile kültürel filtreleri arasında giderek büyüyen bir uçurumun oluştuğu savını açıklamıştır. s. 66

Bu tür görüşler iyimser olmamızı engellemektedirler. Saldırganlığın frenlenmesi için kitlelerin spora yönlendirilmeleri, kural düzeneklerinin geliştirilmesi, toplumsal birimlerin küçültülmesi öğütlenmişse de insan yine de saldırgan, kıpırdak, doğal yapısı bozuk bir hayvan olmaktan çıkarılamamıştır ve hayvanlarda içgüdünün lethalizasyonu olarak görülen -söylendiği kadar korkunç sonuçlar da vermeyen- durumun çok daha büyük boyutlu bir örneğini yaşamaktadır. Burada asıl zor olan kültürün yerini saptamaktır: Acaba kültür, insan doğasını -dengesini de bozarak- tamamlamakta mıdır yoksa insan, doğasından ötürü kültürel bir hayvan, içgüdülerini yapmacığa terketmiş bir hayvan mıdır? s. 66-67

Fethedici ve yayılmacı saldırganlık insanların araştırmacı ve sömürücü yönde uygulayımlar bulmasını sağlamıştır. Artık insanlar, bölgelerinin küçük alanlara sıkışmasıyla yetinemez olmuşlardı. Saldırganlık; fetih, yıkma ve sömürme duyguları ile koşuttur. Bu açıdan bakarsak, saldırganlığın insanların özünde olduğunu, buluşların, araştırmaların ve kültür üretiminin hep buna bağlı olduğunu görürüz. s. 67-68

İnsan yaratıcılığının, bütün araştırmacılığı, kullanıcılığı, fethediciliği ve saldırganlığı ile yadsınamazlığı karşısında, kültür tarafından dengesi bozulmuş ve yokedilmiş hayvan mitosunu terketmek gerekmektedir. Özünün bozulması, insan denen hayvanın özünde vardır. s. 68

G. Bataille, antropoloji uzmanı olmamasına karşın insanlığın bu yanını, yaratıcı, fethedici, meraklı araştırmacı ve çeşitli yöntemlerle sınırlarını sürekli zorlayan hayvan özelliğini çok iyi anlamıştır. Theorie de la Religion (Din Kuramı)'da, doğaya gömülmüş hayvanın doğrudanlığı ile, insan dediğimiz alet kullanıcı hayvanın çevresine karşı dışavurumculuğunu karşılaştırmıştır. Alet kullanan insan hayvanı, doğanın sürekliliğini, bilgisine hizmet edebilecek ve yönetilebilecek nesnelere ayırır. Burada ilk şiddet olgusu görülmektedir. Bu şiddet, yaratıcı bir şiddettir. İnsan süreklilikten, dolaysızlıktan ve giderek doğadan kopar ve kuralların hiçe sayıldığı bir aşırılıklar dünyasına girer. Aynı G. Bataille, hayvanlığın bu ilk yadsınmasıyla birlikte, hayvanlığa -artık olanaksızlaşan geriye dönüş özleminin de başladığını, bu özlemin şölenlerle, kurban törenleriyle, vahşetle belirlenen ve insanlığın giderek daha kökten aşırılıklara kaymasına neden olan değişik bir şiddet türünün oluşmasına yol açtığını da anlamıştır. Bu yeni şiddet türü, insanlığı hayvanlığa geri döndürememekle kalmamış, insana özgü denge bozukluğunu ve kural tanımazlığı daha kökten bir şekilde ortaya çıkarmıştır. İnsan artık dehşet yeteneği olan bir canlıya dönüşştür ve bu açıdan doğada bir benzeri daha yoktur. s. 68

Bakış açımızı böylesine değiştirebileceğimizi kabul ettiğimiz andan itibaren insan şiddetini artık evrimin bir hatası olarak göremeyiz. İnsan şiddeti kendi özgünlüğü içinde irdelenmelidir. Artık gözlerimizi, doğada benzeri olmayan insan yıkıcılığına ve acımasızlığına çevirebiliriz. Yırtıcı hayvanlarla çarpışmak zorunda bırakılan gladyatör zavallıdır. Fakat bu, şiddet, dehşet, işkence alanlarında insan yaratıcılığı için ne bir örnek ne de bir ölçü olabilir. İşkence, eziyet, ceza ve cinayet alanlarında insan yaratıcılığı sınır tanımaz. İşkence müzeleri acı, korku ve ölüm üretim hizmetlerine sunulan yaratıcılığın cinnete dönüşünü sergilemektedirler. Bilinen ve anında canlı vücutlara acı aracı olarak yansıtılmayan uygulayım yoktur. Uygulayımsal beceri, insan vücut duygularının ve dayanıksızlığının bilimi her zaman korkunç bir işbirliği içinde olmuşlardır. Bataille, insan acımasızlığındaki çılgınlığın, sadece öldürmeyi amaçlamayacak kadar gereksiz olduğunu, ancak haddini aşmaya çalışan bir varlıkça uygulanması durumunda anlaşılabileceğini görebilmiştir. Hayvanlar, bütün doğrudanlıklarıyla ve kendilerini durduran hiçbir yasak tanımadıkları halde ne barışçı ne de acımasızdırlar, sadece doğaldırlar. İnsan ise şiddet alanında giderek daha karmaşık, daha kapsamlı, daha gelişmiş buluşlara yönelmekte, çılgınca bir yaratıcılıkla bütün kuralları ayaklar altına almaktadır. s. 68-69

Şiddetin Psikolojisi

Şiddet ve saldırganlık değişik yaklaşımlarla irdelenmişlerdir. Bir kısım araştırmacılar şiddet yanlısı veya saldırgan kişilikleri birer klinik vaka olarak görür. Bazı uzmanlar ise saldırganlığa dayanan ilişkileri toplumsal etkileşim olarak algılarlar. s. 69

Davranışçı (behaviorist türden mekanik kuramlar kızgınlık ve saldırganlık tepkilerine yol açan etkilerden söz ederler. Hareket olanaklarından, yiyecekten veya içecekten yoksun bırakılan, genel anlamda kısıtlamalada karşı karşıya kalan çocuklarda hiddet belirtileri görülür. Aşırı etkiler ve ağır tahrikler de tezazarlık ve saldırganlık nedenleridir. Aşırı sıcaklığın, gürültünün ve nemin saldırganlığa etkileri deneylerle saptanmıştır. Son olarak, saldırganlık öğrenim ve koşullanmalarının son derece dayanıklı olduklarını, kişiliğin bütününü kapsadıklarını, bu yüzden de Skinner'in önerdiği karşı koşullandırmanın çok güç gibi göründüğünü de belirtelim. s. 69-70

Psikolojik kuramlardan bazıları saldırganlığın öğrenilmesinde örneklerin önemini vurgulamaktadırlar. Saldırganlık ve şiddet, duygusal yükü fazla birtakım örnekler yolu ile "öğrenilir". Örneğin genç suçluların çoğu, çocukluklarını geçirdikleri aile çevrelerinde dayak veya eziyet görmüşlerdir. s. 70

Saldırganlık ya taklit yoluyla, ya saldırgan içgüdülerin serbest kalmasıyla, ya geçmişte oluşmuş saldırgan davranış eğilimlerinin su yüzüne çıkmasıyla ya da genel tahrik unsurunun artmasıyla oluşmaktadır. s. 70

J. Dollard'ın ana kuramı, saldırganlığın (bir öznenin etkilere karşı yasak tepkiler gösterme durumu anlamında) huzursuzluk karşısında gösterilen ilk ve karakteristik tepki olduğudur. Saldırganlık, huzursuzluğun tahrik gücü, tepki girişiklik (interferance) derecesi ve yolaçtığı tepki ile doğru orantılı olarak azalır ya da çoğalır. Başka bir deyişle, etki ne kadar güçlü olursa huzursuzluk o kadar yoğun olur ya da saldırganlık, huzursuzluğun davranış biçimlerini etkilediği oranda etkili olur. Şiddet, doğrudan doğruya huzursuzluğun kaynağına yönelir. O da yasaklanmışsa, dolaylı saldırganlıklar ya da öznenin kendi kendine karşı giriştiği saldırganlık hareketleri görülmeye başlar. Sonuç olarak saldırganlık, huzursuzluğun boşalma ve patlama şekli olarak kabul edilebilir. Şiddet ve türevlerinin psikolojisi büyük ölçüde Selye'nin gerilim ve sonuçları hakkındaki görüşlerine dayanır. s. 70-71

Bu savlar, deneysel yollarla kanıtlanmışlardır. Örneğin bebeklerin yoksun bırakıldıkları süt miktarı ile kızgınlık derecelerinin oranları ölçülmüştür. Buradan çıkarılabilecek yorumlar, J. Dollard ve yardımcıları tarafından, toplumsal yaşamın çeşitli yönlerini kapsayacak şekilde geliştirilmişlerdir. Eğitim olanaklarına veya ekonomik ya da cinsel olanaklara ulaşamamanın, bu olanaklardan yoksun kalmanın yarattığı huzursuzluklar günümüz toplumlarında yaşanan saldırganlıkları kısmen de olsa açıklayabilmektedirler. s. 71

İstatistiksel araştırmalar ise insanın kendine karşı uyguladığı ve intihara kadar vardırabileceği saldırganlık ile başkalarına karşı uyguladığı saldırganlık arasında, sanki aynı saldırganlık, yerine göre öznenin kendisine, yerine göre de dış dünyasına karşı uygulanıyormuşçasına bir bağlılaşım olduğunu ortaya koymuşlardır. Aşk cinayetleri ve buna benzer bazı suç türleri, özsever (narsisik) tipler için intiharla özdeştir. Sadece kurban değişmekte, öznenin kendisi değil de bir başkası olmaktadır. Durkheim'in büyük araştırması başta olmak üzere, intihar hakkında yapılan sosyolojik çalışmalar, kişinin kah kendine kah başkasına doğru yönlendirdiği saldırganlığın dönüşlülüğü konusunda benzer sonuçlara ulaşşlardır. s. 71

Gerçek anlamda saldırganlık ve nefret özkorunmaya yani kişinin kendini ifade edebilmesine yönelik başka bir itkisel düzenekle ilgilidir. s. 74

Freud, genelde yaşam ve ölüm itkilerinin birbirlerini desteklediklerini ve beraber hareket ettiklerini vurgulamıştır. Öz korumacılık (yaşam itkisi) dış nesnelere karşı hedeflerine ulaşabilmek için saldırganlıktan yararlanır. Aynı bağlamda, aşk itkisi de doyuma ulaşabilmek için saldırganlık etkisine gereksinim duyar. Yıkıcılıktan ve saldırganlıktan alınan zevk, özellikle savaş ve kıyım sıralarında yüksek ve erotik güdülere karışır. s. 75

Aynı uygarlık ve toplumsal örgütlenme bir yandan da bireylerin birbirlerine karşı şiddet kullanmalarını yasaklayarak onların itkilerini kısıtlamakla ve bastırmaktadır. İçgüdülerin baskı altına alınması, yaşam güvencesinin bedelidir. Uygarlık bu baskıyı, öncelikle bilinç olgusunun oluşmasını sağlayan gücün zorlamasıyla sağlar. s. 75

Saldırganlığa getirilen antropolojik açıklamaların çeşitliliği, genel bir sonuca varılmasını güçleştirmektedir. Bu olumsuzluklara karşın, bu yaklaşımlar yine de belirli saptamalara olanak tanımaktadırlar. Bunlar bazen birbirleriyle çelişirler fakat varlıkları yine de yadsınamaz. Tarih öncesi antropoloji, aletlerin önemini vurgulamakta, çeşitli psikolojik yaklaşımlar da çocukluğun ve toplumsallaşma türlerinin önemi hakkında pek çok konuyu aydınlatmaktadırlar. Böylece şiddetin karşısında hissedilmeyen bir önlemler dizisi oluşmakta ve eğitim sistemi, toplumsal yardım, uyumsuz, zor veya tehlikeli ortamlardan gelen çocuklara yönelik özel merkezler, genç suçlular için yeniden eğitim kuruluşları aracılığıyla toplumsal yaşamımızdaki yerini almaktadır. Elimizde geçerli bir şiddetbilim olmamasına karşın, kişisel şiddete karşı yine de bir yönelim ve denetim düzeneği oluşturulmuştur. s. 76-77

Şiddetin Nedenleri: Sosyolojik Yaklaşımlar

Şiddetin sosyolojik açıklamaları birbirleri ile çelişkilidir. Bazı mikrososyolojik çalışmalar veya uluslararası ilişki araştırmaları, pratik ve somut kuramsal ereklere odaklanırken başka girişimler daha iddialı kavramsal ereklere yönelmişlerdir. s. 78

Gerçekte şiddet konusunda tek bir sosyolojik sav bulunması ya dünya görüşünün bağnazlığı ya da olanaksız bir iyimserlik demektir. s. 78

Kaynak: Şiddet, Yves Michaud, Çev. Cem Muhtaroğlu, İletişim Yayınları, Cep Üniversitesi, İstanbul, tsz.

No comments:

Post a Comment

Post-Oryantalizm - Hamid Dabâşî

Post-Oryantalizm: Terör Çağında Bilgi ve İktidar —  Hamid Dabâşî Kitabın Tümünün Özeti Hamid Dabâşî’nin Post-Orientalism: Knowledge and Powe...