Türk-İngiliz İlişkilerinin Başlangıcına Dair - Nabil Mattar
16. yy’da İngilizler, dünya
siyasetinde gücü ve etkisi olmayan bir devletti. Katolik İspanya ile Fransa
arasına sıkışmış durumdaki ülkesini bu durumdan kurtarmak isteyen Kraliçe I.
Elizabeth o dönemin Avrupa ve Dünya siyasetindeki en güçlü aktör olan Osmanlı
Devleti’nin desteğini almak amacıyla William Harbourn’u payitahta elçi olarak
göndermiş ve III. Murattan ticari imtiyaz ve İspanyaya karşı askeri destek
istemiştir. Osmanlı askeri sözü vermemiştir, fakat İngiltere’ye bir takım
ticari kolaylıklar sağlamıştır. Bu kadarı bile İngiltere için bir dönüm noktası
olmuş, İngilizlere Akdeniz ticaretinin önünü açmıştır. Akdeniz’e açılmak
Britanya Sömürü İmparatorluğunun ilk adımıdır ve bu adım atılmamış veya bu
adıma izin verilmemiş olsa idi Büyük Britanya İmparatorluğu ya hiç ortaya
çıkmaz ya da bu kadar kalıcı ve güçlü olamazdı. s. 16
Osmanlı Devleti ile kurulan
dostluk bir çok İngiliz tüccar, korsan, sefir ve seyyaha Ortadoğu’nun ve Kuzey
Afrika’nın kapılarını açmıştır. Ticari ilişkilerde Osmanlı dünyasını görme
imkanı elde etmiş olan bir çok İngiliz tüccar, sefir, korsan veya esir Osmanlı
İmparatorluğu’nu bir fırsatlar dünyası olarak değerlendirir. s. 16
Shakespeare döneminin
“öteki” dünyası Osmanlı Dünyası ve temsil ettiği coğrafyasıdır. Bu dünyanın
cazibesine kapılarak Müslüman olanlar için İngilizler “Türk olmak” deyimini
kullanmaya başlamıştır. Shakespeare bu duruma atfen Hamlet’de “ne oldu yoksa
Türk mü olduk (dinden çıkmak anlamında)” der. s. 17
İngiltere’nin Fas elçisi
John Harrison Kral I. Charles’a yazdığı bir mektupta “majesteleri Senegal
Limanına gelen İngiliz gemileri ve korsanları bir süre sonra korsanlığın
cazibesine kapılarak Türklere katılıyorlar; neticede Majesteleri bir çok tebaasını
Dinimiz de bir çok temiz ruhu kaybediyor” diye şikayette bulunmuştur. s. 18-19
Müslüman bayrakları altında
tayfalık yapan İngiliz, İskoç ve İrlandalı tayfaların sayısı her geçen gün
artmıştır. Bu insanlar için Müslümanlar arasında yaşamak onlara bir çok
iktisadi fırsatlar sunuyor ve maddi olarak onları fazlasıyla tatmin ediyordu.
Bu dönem İngilteresinde olmayan pek çok şey Osmanlı Dünyasında vardı: Osmanlı
Devleti’nin kendi toplumu içerisinde yaşayan İngilizlere sunduğu en önemli
fırsat, belki de bir imparatorlukta yaşamanın her hangi bir dil, din, etnik
veya ulusal kimlikten bağımsız bir şekilde, sadece insan olarak yaşamanın ne
anlama geldiğini göstermesidir. Bu durum modern kapitalizm öncesi Avrupanın çok
kültürlü, seküler ve iktisadi değerleri önceleyen yeni kimliğinin de temelini
oluşturmuştur. s. 19
17. yy’dan itibaren artık
İngilizler Osmanlı İmparatorluğuna sadece macera ve zengin olmak için
gitmemiştir. Osmanlı ülkesi artık bir yaşam alanıdır. 1640’lara gelindiğinde
İzmir’e yerleşmeye başlayan İngilizlerin sayısı küçük bir topluluk oluşturacak
kadar olmuştu. İzmir’de kozmopolit ve küresel diyebileceğimiz türde bir yaşam
vardı. İzmir, bir çok Avrupalının ortak bir kültür oluşturduğu nispeten özgür
bir dünyaydı. İngilizler Fransız Mahallesi ile kapalı çarşı arasındaki bölgede
mesken tutmuştu. Kendilerine ait kiliseleri ve okulları vardı. İzmir bir çok
İngiliz seyyah ve tüccar için hem iktisadi hem de sosyal olarak cazip bir yaşam
alanı oluşturmaktaydı. Bu nedenle bir çok diplomat İzmir’de görev almak için
adeta diğeri ile yarışmıştır. 1667’de İzmir’e atanan Sir Paul Rycaut bunun için
epey bir mücadele etmişti. s. 19-20
İzmir’in İngiliz ekonomisine
de önemli katkısı vardı. Osmanlı İmparatorluğundaki İngiliz imalathanelerinde
üretilen mamuller İzmir Limanından dünyanın farklı yerlerindeki pazarlara
ulaştırılırdı. Bu nedenle bir çok seyyah, tüccar ve yatırımcı İngiliz İzmir’e
yerleşmiştir. İzmir’de yaşayan bir çok seyyah ve tüccar Osmanlı tebaası
Ortodoks Rum ve Ermeni kadınlarla evlenerek Osmanlı Levanten toplumuna
katılmıştır. Hatta bu durum İngiliz devletini bir süre sonra tedbir almaya
zorlamıştır. 1677 yılında Kral II. Charles yayınladığı bir genelge ile İngiliz
Yakın Doğu Şirketi çalışanlarına Osmanlı tebaası ile evlenmeyi yasaklamıştır. s.
20
Bir tarafta tiyatro
sahnesinde Türkleri ötekileştiren Shakespeare ve çağdaşları, diğer tarafta
Türklerin ve Protestanların ortak inanca sahip olduğunu varsayarak (Tanrının
gerçek kulları), Osmanlı Sultanı’na iktisadi ve siyasi işbirliği için yakaran bir
Kraliçe vardır. (Kraliçe I. Elizabeth’in Osmanlı Sultanına yazdığı mektuba
bkz.) s. 20
İngilizlerin makus talihini
değiştiren en önemli unsur belki de denizdir. Büyük Britanya İmparatorluğunu
besleyen en önemli damar da hiç şüphesiz denizdir. İngiliz-Osmanlı ilişkisinin
temelini de bu gerçeklik oluşturmuştur. Osmanlı’nın İngilizlere Akdeniz’in
kapılarını açması, İngiliz Devleti için dönüm noktası olmuştur. Kraliçe I.
Elizabeth’in Osmanlı Devletine elçi göndermesiyle başlayan ve Osmanlı-Rus
Harbi’ne kadar süren ikinci dönemde, Osmanlı Dünyası İngiliz tüccarlar,
sefirler, seyyahlar, askerler ve hatta köleler için bir fırsatlar dünyasıdır.
s. 21
İngiliz elçisi Edward Burton
Sultan III. Mehmet ile sefere katılmış ve sefer dönüşünde hayatını kaybetmiştir.
Bunun üzerine III. Mehmet Kraliçe I. Elizabeth’e bir mektup göndermiştir. s. 21
1642 yılında Kral I. Charles
Osmanlı ile ticaret ve dostluk ilişkilerinin devam etmesini arzuladığını
belirten bir mektup yazmıştır. s. 22
1600 yılında İngiliz avukat
R. Carr, “nasıl olur da bu kadar çok yurttaşımız (din kardeşimiz) bitmeyen bir
başkaldırı ile Hıristiyan inancını terk ederek zındık Muhammed’in dinine
girerken, hemen hiç bir Müslüman Hıristiyan olmuyor” diye isyan ediyordu. s. 31
Kraliçe I. Elizabeth, Mağrip
Kralı Ahmet el-Mansur’dan (1578-1603) defalarca diplomatik ve askeri alanda
yardım talep etmiştir. s. 31
Mansur 1603'de Kraliçeye
yazdığı bir mektupta Mağrip ve İngiliz birliklerinin İngiliz gemilerini
kullanarak Batı Hindistan'daki (Amerika Kıtasının Karayip Havzası) İspanyol
sömürgelerine saldırmayı ve bu toprakları İspanyollardan temizleyerek,
Tanrı’nın yardımıyla “ele geçirmeyi” ve bu toprakları “sonsuza dek birlikte
yönetmeyi” önermiştir. Mansur mektubuna şöyle devam etmiştir:
''Ve bu sebepten dolayı,
buralara kendi askerlerimizin yerleştirilmesi gerekecektir, isterseniz sizin ve
bizim askerlerimizden oluşan bir güç yerleştirelim ya da biz buralara, sizin
askerleriniz olmaksızın, sadece kendi askerlerimizi yerleştirelim. Bunu bu
bölgenin çok sıcak bir iklimi olması ve sizin ırkın insanlarının bu
sıcaklıklara dayanamayacağını, buna karşın bizim askerlerimizin sıcağa karşı
dayanıklı olmalarını göz önünde bulundurarak söylüyorum.''
Mansur'un planına göre,
İngiltere Amerikanın sömürgeleştirilmesinde Mağriplilere yardım edecekti. s. 32
İngiltere’nin Mağrip/Fas
elçisi John Harrison 1630 Ekim ayında Kral I. Charles’a yazdığı bir mektupta
“majestelerinin onurunu ve Tanrı’nın ihtişamını yüceltmek için bu topraklarda
bir Hıristiyan toplumunun kurulması gerektiğini” yazmıştır. s. 32-33
Kraliçe I. Elizabeth
öldüğünde (1603) İngiltere’nin Amerika kıtasında tek bir santimetrekare sömürge
toprağı yoktu. İngiltere 1607’de Virginia’da ilk sömürgesini (koloni)
kurmuştur. Daha sonra Massachusetts (1629), Maryland (1632) Rhole Island (1635)
ve Connecticut (1636) kolonilerini kurmuştur. s. 33
1617 yılında Cezayirli
korsanların İngiliz ve İskoç gemilerine saldırıları artık baş edilemeyecek
kadar yıkıcı bir duruma geldiğinde, Lord Bacon tüccarlar ve deniz kaptanlarıyla
durumu değerlendirmek için bir toplantı yaptı. Hollanda, Fransa ve İspanya ile
güç birliği kararına vardılar. s. 33-34
Bu dönemde İngiltere
emperyal bir güç değildi. Bundan yarım asır sonra, Oliver Cromwell’in güçlü
yöneticilik yeteneği sayesinde İngiltere emperyal bir güç olma yolunda
denizlerdeki yerini aldı. s. 34
Virginia’da efendi olan
İngilizler Cezayir’de köleydiler. s. 38
İngilizler, Mağrip’in Atlas
Okyanusundaki kıyı kenti Tanca’yı 1683 yılında kaybettiler. 1683 ve 1684
yıllarında binin üzerinde İngiliz askerinden oluşan sömürgeci topluluklar,
Tanca’yı terkederken geride hiç bir eser bırakmadılar. s. 40
16. yy’ın ikinci yarısında
bir takım Portekizli ve İspanyol Maronlar ile birlikte Hollandalı ve diğer
ülkelerden gelen Protestan göçmenler Londra’da yerleşmeye çalışırken, sadece
sonradan dinini değiştiren ve Anglikan Kilisesinin üyesi olan bir kaç
Müslüman’ın Londra’ya yerleştiği biliniyordu. s. 43
Kraliçe I. Elizabeth,
vatandaşlarını hiç bir cezai yaptırıma maruz bırakmadan, Müslümanlarla açıkça
dayanışma içine girmelerine, ticaret yapmalarına ve iletişim kurmalarına izin
veren ilk hükümdar olmuştur. Kraliçe; İngiliz tüccarlar için yeni pazarlar elde
etmek ve 1580 ila 1590 yılları arasında İspanyollara karşı müttefik bulabilmek
için Osmanlı Sultanına ve Mağripli idarecilere her iki tarafı da memnun edecek
anlaşmalar önerdi. 1597 yılında Kraliçe’ye yazdığı mektupta Osmanlı Sultanı
“İngilizler imparatorluğumuzun sınırları içinde özgürce giriş ve çıkış
yapabilirler” diye yazmıştır. s. 44
Kraliçe de cevabında “aynı
şekilde imparatorluğunuzun tabiiyetindeki tacirler ülkemizin sınırları içinde
tanımış olduğunuz özgürlük nispetinde, istedikleri zaman ve istedikleri
sıklıkla krallığımıza gelip gidebilirler” garantisini Sultan Murat’a vermiştir.
İngiltere’nin kapıları artık “Türklere” açıktır. Kraliçe I. Elizabeth’in
Osmanlı Sultanı ve Mağrip Kralı ile yaptığı karşılıklı antlaşma İngiliz ve
Galler limanlarını Müslümanlara açmış, bundan sonraki dönemde I. Charles ve
Commonwealth (İngiliz Milletler Topluluğu) yöneticilerinin, Kuzey Afrikalı
devletlerle yaptıkları karşılıklı antlaşmalar İngilizlerin ticaret ağını
genişletmiştir. s. 44, 47
Kraliçe; Türklerle ve
Mağriplilerle başlatmış olduğu dostane ilişkilerin devam etmesi için İngiliz
denizcilerden ellerinde bulunan esir Müslüman denizcileri serbest bırakmalarını
istemiştir. s. 44
Aralık 1602’de Kraliçe I.
Elizabeth “Türk gibi giyinmiş” olduğu kendisine haber verilen bir yabancıyı
huzuruna kabul etmişti. Yabancı kraliçenin alicenaplığına teşekkür etmiş ve
kendisine kolsuz bir manto hediye etmiştir. s. 46
Ekim 1628’de Kral I.
Charles, komisyoncu olarak İngiltere’ye gelen Mağrip gümrük memurları Muhammed
Kalveço ve İbrahim Mokadem’i huzuruna kabul etmiştir. s. 44
Eylül 1637’de Eş-Şeyh Molla
Muhammed ile Kral I. Charles arasından imzalanan diğer bir antlaşma gereğince
“Mağrip Kralının tebaasının Büyük Britanya Krallığı sınırları içinde dini
ibadetlerini özgürce yapmalarına” izin verilmiştir. s. 48
Cezayir’e yapılan 1621’deki
başarısız İngiliz saldırısından sonra, Berberi korsanlar İngiliz korsanlara ve
tüccarlara misilleme yapmış, binlerce Britanyalıyı esir alarak Kuzey Afrika
köle pazarlarında satışa çıkarmışlardır. Benzer şekilde, Müslümanlar da
İngilizler tarafından esir alınarak ya idam edilmiş veya İngiliz zindanlarına
atılmışlardır. 1620’de İngiliz gemilerinin “korsan bir Türk gemisini” ele
geçirdikleri ve gemide bulunan 200 kişinin idam edildiği rapor edilmiştir. s.
49
1635’de Robert Blake kırk
beş Mağripli esiri Berberi kıyılarına götürüp, İngiliz esirlerle takas etmek
üzere görevlendirilmiştir. s. 54
Kraliçe I. Elizabeth, en çok
Müslüman elçiye müsade eden tek hükümdardı. İslam dünyasını o kadar ilgi çekici
buluyordu ki, İstanbul’daki elçisinden kendisine Türk elbiseleri almasını
istemiş, tıpkı babası gibi, doğulular gibi giyinip kuşanmak istemiştir.
Elizabeth’in halefi I. James, 1607 yılında “yerel kıyafetlerinden vazgeçmeye ve
İngiliz kıyafetlerine girmeye niyetli Mustafa isminde bir elçiyi kabul
etmiştir. 1611 yılında Londra’ya Türkiyeden “iki çavuş veya elçi” gelmiştir ve
1618’in Kasım ayında törenin baş görevlisi John Finet’in işaret ettiği üzere,
“özellikle Kral’ın kendi ihtişamını Türklere göstermek için verdiği” ziyafet
salonundaki davete bir başka “çavuş” katılmıştır. s. 60-61
Cezayirli bir çavuş, tahta
geçtikten kısa bir süre sonra Kral I. Charles’a 1625 Nisanında ülkesinden
atlar, kaplanlar, aslanlar gibi çeşitli Berberi hediyeleriyle birlikte gelmiş
ve İngiltere’de dokuz ay boyunca kalmıştır. s. 61
1600 yılında Mağripli bir
elçi beraberinde 9 Hollandalı, 1626 senesinde, ise başka bir elçi 100 kadar
İngiliz esir getirmiştir. s. 63
Kral Charles, mağrip ile
barışı sağlamak ve korsanlık faaliyetlerini azaltmak isterken, tebaasından bazı
kimseler Müslüman nakliye gemilerine saldırmaktan vazgeçme konusunda
isteksizdiler. s. 63
Günümüze ulaşan Türk ve
Mağripli esir kayıtlarında çok sayıda İngiliz kadının tutsak edildiği ve Kuzey
Afrikada köle olarak bilgileri vardır; fakat hiç bir Müslüman kadın sığınmacı
veya esir olarak İngiltere’ye ayak basmış görünmemektedir. Herhangi bir
Müslüman elçinin de maiyetine Müslüman kadın dahil ettiğine dair hiç bir kayıt
bulunmamaktadır. s. 66
Britanyalılar ile
Müslümanlar arasındaki derin kişisel ilişkiler bağlamında tüm Rönesans dönemi
boyunca evlilikler de gerçekleşmiştir. Bir İngiliz kadının din değiştirmemiş
bir Yahudi veya Kızılderili ile evlendiğine veya evlenmeyi düşündüğüne dair hiç
bir kayıt yoktur; ancak İngiliz-Müslüman evlilikleri ya da ilişkileri hakkında
çok sayıda kayıt bulunmaktadır. s. 67
17. yy’ın ikinci yarısında
Cezayir beyinin eşlerinden biri İngilizdir, ayrıca kudretli Mağrip Kralı Molla
İsmail’in hareminde de bir İngiliz kadın bulunmaktadır. Molla İsmail’in bu
kadından iki tane oğlu olmuştur. s. 67
İngiltere’ye gelen ve
Hıristiyan olmayan insanlar arasında, Britanyalılarla Londra’da veya Londra
dışında, en fazla iletişim kurabilen topluluk Müslümanlar olmuştur. s. 68-69
Kaynak: Nabil Matar - Keşifler Çağında Türkler Mağripliler ve
İngilizler, Çev. Hasan Baktır, Mustafa Kırca, 1. Basım, Vadi Yayınları, Ekim
2012, İstanbul
***
1580 yılında I. Elizabeth,
Osmanlı İmparatorluğunda ticaret yapmak üzere, on yıl sonra Levant Şirketi
adını alacak olan Türkiye Şirketi’ne yetki vermişti.
Kaynak: Denise A. Spellberg - Thomas Jefferson’un
Kur’an’ı, 74
No comments:
Post a Comment