Thursday, 16 January 2020

Türk-İngiliz İlişkilerinin Başlangıcına Dair - Nabil Mattar


Türk-İngiliz İlişkilerinin Başlangıcına Dair - Nabil Mattar


16. yy’da İngilizler, dünya siyasetinde gücü ve etkisi olmayan bir devletti. Katolik İspanya ile Fransa arasına sıkışmış durumdaki ülkesini bu durumdan kurtarmak isteyen Kraliçe I. Elizabeth o dönemin Avrupa ve Dünya siyasetindeki en güçlü aktör olan Osmanlı Devleti’nin desteğini almak amacıyla William Harbourn’u payitahta elçi olarak göndermiş ve III. Murattan ticari imtiyaz ve İspanyaya karşı askeri destek istemiştir. Osmanlı askeri sözü vermemiştir, fakat İngiltere’ye bir takım ticari kolaylıklar sağlamıştır. Bu kadarı bile İngiltere için bir dönüm noktası olmuş, İngilizlere Akdeniz ticaretinin önünü açmıştır. Akdeniz’e açılmak Britanya Sömürü İmparatorluğunun ilk adımıdır ve bu adım atılmamış veya bu adıma izin verilmemiş olsa idi Büyük Britanya İmparatorluğu ya hiç ortaya çıkmaz ya da bu kadar kalıcı ve güçlü olamazdı. s. 16

Osmanlı Devleti ile kurulan dostluk bir çok İngiliz tüccar, korsan, sefir ve seyyaha Ortadoğu’nun ve Kuzey Afrika’nın kapılarını açmıştır. Ticari ilişkilerde Osmanlı dünyasını görme imkanı elde etmiş olan bir çok İngiliz tüccar, sefir, korsan veya esir Osmanlı İmparatorluğu’nu bir fırsatlar dünyası olarak değerlendirir. s. 16

Shakespeare döneminin “öteki” dünyası Osmanlı Dünyası ve temsil ettiği coğrafyasıdır. Bu dünyanın cazibesine kapılarak Müslüman olanlar için İngilizler “Türk olmak” deyimini kullanmaya başlamıştır. Shakespeare bu duruma atfen Hamlet’de “ne oldu yoksa Türk mü olduk (dinden çıkmak anlamında)” der. s. 17

İngiltere’nin Fas elçisi John Harrison Kral I. Charles’a yazdığı bir mektupta “majesteleri Senegal Limanına gelen İngiliz gemileri ve korsanları bir süre sonra korsanlığın cazibesine kapılarak Türklere katılıyorlar; neticede Majesteleri bir çok tebaasını Dinimiz de bir çok temiz ruhu kaybediyor” diye şikayette bulunmuştur. s. 18-19

Müslüman bayrakları altında tayfalık yapan İngiliz, İskoç ve İrlandalı tayfaların sayısı her geçen gün artmıştır. Bu insanlar için Müslümanlar arasında yaşamak onlara bir çok iktisadi fırsatlar sunuyor ve maddi olarak onları fazlasıyla tatmin ediyordu. Bu dönem İngilteresinde olmayan pek çok şey Osmanlı Dünyasında vardı: Osmanlı Devleti’nin kendi toplumu içerisinde yaşayan İngilizlere sunduğu en önemli fırsat, belki de bir imparatorlukta yaşamanın her hangi bir dil, din, etnik veya ulusal kimlikten bağımsız bir şekilde, sadece insan olarak yaşamanın ne anlama geldiğini göstermesidir. Bu durum modern kapitalizm öncesi Avrupanın çok kültürlü, seküler ve iktisadi değerleri önceleyen yeni kimliğinin de temelini oluşturmuştur. s. 19

17. yy’dan itibaren artık İngilizler Osmanlı İmparatorluğuna sadece macera ve zengin olmak için gitmemiştir. Osmanlı ülkesi artık bir yaşam alanıdır. 1640’lara gelindiğinde İzmir’e yerleşmeye başlayan İngilizlerin sayısı küçük bir topluluk oluşturacak kadar olmuştu. İzmir’de kozmopolit ve küresel diyebileceğimiz türde bir yaşam vardı. İzmir, bir çok Avrupalının ortak bir kültür oluşturduğu nispeten özgür bir dünyaydı. İngilizler Fransız Mahallesi ile kapalı çarşı arasındaki bölgede mesken tutmuştu. Kendilerine ait kiliseleri ve okulları vardı. İzmir bir çok İngiliz seyyah ve tüccar için hem iktisadi hem de sosyal olarak cazip bir yaşam alanı oluşturmaktaydı. Bu nedenle bir çok diplomat İzmir’de görev almak için adeta diğeri ile yarışmıştır. 1667’de İzmir’e atanan Sir Paul Rycaut bunun için epey bir mücadele etmişti. s. 19-20

İzmir’in İngiliz ekonomisine de önemli katkısı vardı. Osmanlı İmparatorluğundaki İngiliz imalathanelerinde üretilen mamuller İzmir Limanından dünyanın farklı yerlerindeki pazarlara ulaştırılırdı. Bu nedenle bir çok seyyah, tüccar ve yatırımcı İngiliz İzmir’e yerleşmiştir. İzmir’de yaşayan bir çok seyyah ve tüccar Osmanlı tebaası Ortodoks Rum ve Ermeni kadınlarla evlenerek Osmanlı Levanten toplumuna katılmıştır. Hatta bu durum İngiliz devletini bir süre sonra tedbir almaya zorlamıştır. 1677 yılında Kral II. Charles yayınladığı bir genelge ile İngiliz Yakın Doğu Şirketi çalışanlarına Osmanlı tebaası ile evlenmeyi yasaklamıştır. s. 20

Bir tarafta tiyatro sahnesinde Türkleri ötekileştiren Shakespeare ve çağdaşları, diğer tarafta Türklerin ve Protestanların ortak inanca sahip olduğunu varsayarak (Tanrının gerçek kulları), Osmanlı Sultanı’na iktisadi ve siyasi işbirliği için yakaran bir Kraliçe vardır. (Kraliçe I. Elizabeth’in Osmanlı Sultanına yazdığı mektuba bkz.) s. 20

İngilizlerin makus talihini değiştiren en önemli unsur belki de denizdir. Büyük Britanya İmparatorluğunu besleyen en önemli damar da hiç şüphesiz denizdir. İngiliz-Osmanlı ilişkisinin temelini de bu gerçeklik oluşturmuştur. Osmanlı’nın İngilizlere Akdeniz’in kapılarını açması, İngiliz Devleti için dönüm noktası olmuştur. Kraliçe I. Elizabeth’in Osmanlı Devletine elçi göndermesiyle başlayan ve Osmanlı-Rus Harbi’ne kadar süren ikinci dönemde, Osmanlı Dünyası İngiliz tüccarlar, sefirler, seyyahlar, askerler ve hatta köleler için bir fırsatlar dünyasıdır. s. 21

İngiliz elçisi Edward Burton Sultan III. Mehmet ile sefere katılmış ve sefer dönüşünde hayatını kaybetmiştir. Bunun üzerine III. Mehmet Kraliçe I. Elizabeth’e bir mektup göndermiştir. s. 21

1642 yılında Kral I. Charles Osmanlı ile ticaret ve dostluk ilişkilerinin devam etmesini arzuladığını belirten bir mektup yazmıştır. s. 22

1600 yılında İngiliz avukat R. Carr, “nasıl olur da bu kadar çok yurttaşımız (din kardeşimiz) bitmeyen bir başkaldırı ile Hıristiyan inancını terk ederek zındık Muhammed’in dinine girerken, hemen hiç bir Müslüman Hıristiyan olmuyor” diye isyan ediyordu. s. 31

Kraliçe I. Elizabeth, Mağrip Kralı Ahmet el-Mansur’dan (1578-1603) defalarca diplomatik ve askeri alanda yardım talep etmiştir. s. 31

Mansur 1603'de Kraliçeye yazdığı bir mektupta Mağrip ve İngiliz birliklerinin İngiliz gemilerini kullanarak Batı Hindistan'daki (Amerika Kıtasının Karayip Havzası) İspanyol sömürgelerine saldırmayı ve bu toprakları İspanyollardan temizleyerek, Tanrı’nın yardımıyla “ele geçirmeyi” ve bu toprakları “sonsuza dek birlikte yönetmeyi” önermiştir. Mansur mektubuna şöyle devam etmiştir:

''Ve bu sebepten dolayı, buralara kendi askerlerimizin yerleştirilmesi gerekecektir, isterseniz sizin ve bizim askerlerimizden oluşan bir güç yerleştirelim ya da biz buralara, sizin askerleriniz olmaksızın, sadece kendi askerlerimizi yerleştirelim. Bunu bu bölgenin çok sıcak bir iklimi olması ve sizin ırkın insanlarının bu sıcaklıklara dayanamayacağını, buna karşın bizim askerlerimizin sıcağa karşı dayanıklı olmalarını göz önünde bulundurarak söylüyorum.''

Mansur'un planına göre, İngiltere Amerikanın sömürgeleştirilmesinde Mağriplilere yardım edecekti. s. 32

İngiltere’nin Mağrip/Fas elçisi John Harrison 1630 Ekim ayında Kral I. Charles’a yazdığı bir mektupta “majestelerinin onurunu ve Tanrı’nın ihtişamını yüceltmek için bu topraklarda bir Hıristiyan toplumunun kurulması gerektiğini” yazmıştır. s. 32-33
Kraliçe I. Elizabeth öldüğünde (1603) İngiltere’nin Amerika kıtasında tek bir santimetrekare sömürge toprağı yoktu. İngiltere 1607’de Virginia’da ilk sömürgesini (koloni) kurmuştur. Daha sonra Massachusetts (1629), Maryland (1632) Rhole Island (1635) ve Connecticut (1636) kolonilerini kurmuştur. s. 33

1617 yılında Cezayirli korsanların İngiliz ve İskoç gemilerine saldırıları artık baş edilemeyecek kadar yıkıcı bir duruma geldiğinde, Lord Bacon tüccarlar ve deniz kaptanlarıyla durumu değerlendirmek için bir toplantı yaptı. Hollanda, Fransa ve İspanya ile güç birliği kararına vardılar. s. 33-34

Bu dönemde İngiltere emperyal bir güç değildi. Bundan yarım asır sonra, Oliver Cromwell’in güçlü yöneticilik yeteneği sayesinde İngiltere emperyal bir güç olma yolunda denizlerdeki yerini aldı. s. 34

Virginia’da efendi olan İngilizler Cezayir’de köleydiler. s. 38

İngilizler, Mağrip’in Atlas Okyanusundaki kıyı kenti Tanca’yı 1683 yılında kaybettiler. 1683 ve 1684 yıllarında binin üzerinde İngiliz askerinden oluşan sömürgeci topluluklar, Tanca’yı terkederken geride hiç bir eser bırakmadılar. s. 40

16. yy’ın ikinci yarısında bir takım Portekizli ve İspanyol Maronlar ile birlikte Hollandalı ve diğer ülkelerden gelen Protestan göçmenler Londra’da yerleşmeye çalışırken, sadece sonradan dinini değiştiren ve Anglikan Kilisesinin üyesi olan bir kaç Müslüman’ın Londra’ya yerleştiği biliniyordu. s. 43

Kraliçe I. Elizabeth, vatandaşlarını hiç bir cezai yaptırıma maruz bırakmadan, Müslümanlarla açıkça dayanışma içine girmelerine, ticaret yapmalarına ve iletişim kurmalarına izin veren ilk hükümdar olmuştur. Kraliçe; İngiliz tüccarlar için yeni pazarlar elde etmek ve 1580 ila 1590 yılları arasında İspanyollara karşı müttefik bulabilmek için Osmanlı Sultanına ve Mağripli idarecilere her iki tarafı da memnun edecek anlaşmalar önerdi. 1597 yılında Kraliçe’ye yazdığı mektupta Osmanlı Sultanı “İngilizler imparatorluğumuzun sınırları içinde özgürce giriş ve çıkış yapabilirler” diye yazmıştır. s. 44

Kraliçe de cevabında “aynı şekilde imparatorluğunuzun tabiiyetindeki tacirler ülkemizin sınırları içinde tanımış olduğunuz özgürlük nispetinde, istedikleri zaman ve istedikleri sıklıkla krallığımıza gelip gidebilirler” garantisini Sultan Murat’a vermiştir. İngiltere’nin kapıları artık “Türklere” açıktır. Kraliçe I. Elizabeth’in Osmanlı Sultanı ve Mağrip Kralı ile yaptığı karşılıklı antlaşma İngiliz ve Galler limanlarını Müslümanlara açmış, bundan sonraki dönemde I. Charles ve Commonwealth (İngiliz Milletler Topluluğu) yöneticilerinin, Kuzey Afrikalı devletlerle yaptıkları karşılıklı antlaşmalar İngilizlerin ticaret ağını genişletmiştir. s. 44, 47

Kraliçe; Türklerle ve Mağriplilerle başlatmış olduğu dostane ilişkilerin devam etmesi için İngiliz denizcilerden ellerinde bulunan esir Müslüman denizcileri serbest bırakmalarını istemiştir. s. 44

Aralık 1602’de Kraliçe I. Elizabeth “Türk gibi giyinmiş” olduğu kendisine haber verilen bir yabancıyı huzuruna kabul etmişti. Yabancı kraliçenin alicenaplığına teşekkür etmiş ve kendisine kolsuz bir manto hediye etmiştir. s. 46

Ekim 1628’de Kral I. Charles, komisyoncu olarak İngiltere’ye gelen Mağrip gümrük memurları Muhammed Kalveço ve İbrahim Mokadem’i huzuruna kabul etmiştir. s. 44

Eylül 1637’de Eş-Şeyh Molla Muhammed ile Kral I. Charles arasından imzalanan diğer bir antlaşma gereğince “Mağrip Kralının tebaasının Büyük Britanya Krallığı sınırları içinde dini ibadetlerini özgürce yapmalarına” izin verilmiştir. s. 48

Cezayir’e yapılan 1621’deki başarısız İngiliz saldırısından sonra, Berberi korsanlar İngiliz korsanlara ve tüccarlara misilleme yapmış, binlerce Britanyalıyı esir alarak Kuzey Afrika köle pazarlarında satışa çıkarmışlardır. Benzer şekilde, Müslümanlar da İngilizler tarafından esir alınarak ya idam edilmiş veya İngiliz zindanlarına atılmışlardır. 1620’de İngiliz gemilerinin “korsan bir Türk gemisini” ele geçirdikleri ve gemide bulunan 200 kişinin idam edildiği rapor edilmiştir. s. 49

1635’de Robert Blake kırk beş Mağripli esiri Berberi kıyılarına götürüp, İngiliz esirlerle takas etmek üzere görevlendirilmiştir. s. 54

Kraliçe I. Elizabeth, en çok Müslüman elçiye müsade eden tek hükümdardı. İslam dünyasını o kadar ilgi çekici buluyordu ki, İstanbul’daki elçisinden kendisine Türk elbiseleri almasını istemiş, tıpkı babası gibi, doğulular gibi giyinip kuşanmak istemiştir. Elizabeth’in halefi I. James, 1607 yılında “yerel kıyafetlerinden vazgeçmeye ve İngiliz kıyafetlerine girmeye niyetli Mustafa isminde bir elçiyi kabul etmiştir. 1611 yılında Londra’ya Türkiyeden “iki çavuş veya elçi” gelmiştir ve 1618’in Kasım ayında törenin baş görevlisi John Finet’in işaret ettiği üzere, “özellikle Kral’ın kendi ihtişamını Türklere göstermek için verdiği” ziyafet salonundaki davete bir başka “çavuş” katılmıştır. s. 60-61

Cezayirli bir çavuş, tahta geçtikten kısa bir süre sonra Kral I. Charles’a 1625 Nisanında ülkesinden atlar, kaplanlar, aslanlar gibi çeşitli Berberi hediyeleriyle birlikte gelmiş ve İngiltere’de dokuz ay boyunca kalmıştır. s. 61

1600 yılında Mağripli bir elçi beraberinde 9 Hollandalı, 1626 senesinde, ise başka bir elçi 100 kadar İngiliz esir getirmiştir. s. 63

Kral Charles, mağrip ile barışı sağlamak ve korsanlık faaliyetlerini azaltmak isterken, tebaasından bazı kimseler Müslüman nakliye gemilerine saldırmaktan vazgeçme konusunda isteksizdiler. s. 63

Günümüze ulaşan Türk ve Mağripli esir kayıtlarında çok sayıda İngiliz kadının tutsak edildiği ve Kuzey Afrikada köle olarak bilgileri vardır; fakat hiç bir Müslüman kadın sığınmacı veya esir olarak İngiltere’ye ayak basmış görünmemektedir. Herhangi bir Müslüman elçinin de maiyetine Müslüman kadın dahil ettiğine dair hiç bir kayıt bulunmamaktadır. s. 66

Britanyalılar ile Müslümanlar arasındaki derin kişisel ilişkiler bağlamında tüm Rönesans dönemi boyunca evlilikler de gerçekleşmiştir. Bir İngiliz kadının din değiştirmemiş bir Yahudi veya Kızılderili ile evlendiğine veya evlenmeyi düşündüğüne dair hiç bir kayıt yoktur; ancak İngiliz-Müslüman evlilikleri ya da ilişkileri hakkında çok sayıda kayıt bulunmaktadır. s. 67

17. yy’ın ikinci yarısında Cezayir beyinin eşlerinden biri İngilizdir, ayrıca kudretli Mağrip Kralı Molla İsmail’in hareminde de bir İngiliz kadın bulunmaktadır. Molla İsmail’in bu kadından iki tane oğlu olmuştur. s. 67

İngiltere’ye gelen ve Hıristiyan olmayan insanlar arasında, Britanyalılarla Londra’da veya Londra dışında, en fazla iletişim kurabilen topluluk Müslümanlar olmuştur. s. 68-69

Kaynak: Nabil Matar - Keşifler Çağında Türkler Mağripliler ve İngilizler, Çev. Hasan Baktır, Mustafa Kırca, 1. Basım, Vadi Yayınları, Ekim 2012, İstanbul

***

1580 yılında I. Elizabeth, Osmanlı İmparatorluğunda ticaret yapmak üzere, on yıl sonra Levant Şirketi adını alacak olan Türkiye Şirketi’ne yetki vermişti.

Kaynak: Denise A. Spellberg - Thomas Jefferson’un Kur’an’ı, 74

No comments:

Post a Comment

Post-Oryantalizm - Hamid Dabâşî

Post-Oryantalizm: Terör Çağında Bilgi ve İktidar —  Hamid Dabâşî Kitabın Tümünün Özeti Hamid Dabâşî’nin Post-Orientalism: Knowledge and Powe...