Thursday, 16 January 2020

Kurtuluş Kilise'de/Hıristiyanlıkta mı? Ya da Tevhidci Hıristiyanlar


Kurtuluş Kilise'de/Hıristiyanlıkta mı? Ya da Tevhidci Hıristiyanlar


On altıncı yüzyılın sonları. İtalya'nın bir dağ köyünde herkesin Menocchio (1532-1599) dediği bir değirmenci yaşar. Latincesi kıt olan bu yoksul köylü koskoca Engizisyon'a meydan okur. Eline geçen, halk diline çevrilmiş, içlerinde Kuran'ın da bulunduğu bütün kitapları okuyan Menocchio, o karanlık çağda kendi evren kuramını yaratır. Ona kalırsa dünya, kaostan, bozulan peynirde oluşan kurtlar gibi türemiştir. Tanrı, gücünü herkese; "Yahudiler'e, Türkler'e, Hıristiyanlar'a ve hatta sapkınlara" eşit olarak vermiş, kimseyi kayırmamıştır. İsa'ya gelince, o da sıradan, yoksul bir köylüdür. Cehennem de araf da papaz ve keşişlerin halkı soymak için uydurdukları şeylerdir. Engizisyon karşısında bir türlü geri çekilmeyi bilmeyen bu bilgiye susamış köylü, bütün din iktidarını karşısına alır.

Kaynak: Carlo Ginzburg - Peynir ve Kurtlar

Katolik Kilisesi, "kilise dışında kurtuluş yoktur" derken, 28 Nisan 1584’de İtalya’da, değirmenci Domenio Scandella (Menocchio takma adı) "Tanrı herkesi eşit derecede sever." diye Kilise'ye meydan okur. s. 52

Menocchio 1599 yılındaki mahkemesinde engizisyon heyetine, Tanrı’nın tüm çocuklarına karşı merhametli olduğunu söylemişti. s. 54

Menocchio’ya göre hiç bir din diğerinden üstün değildi. Bu çağdaşlarının çoğundan onu ayırıyordu ve tehlikeli bir ayrılıştı.

Nitekim Hıristiyanlığın üstünlüğü kabul etmeyi reddettiği için ‘’kafir’’ ilan edildi. İki yıl sonra 1601’de Menocchio idama mahkum edildi. s. 54

Bir Anabaptist lideri olan Thomas Muntzer (ö. 1525) ‘’birisi Türk olarak doğsa bile aynı inancın esasına sahiptir, bu da Kutsal Ruh’un hareketidir’’ düşüncesinde ısrarcıydı. 1550’de Venedik’te buluşan Kuzey İtalya Anabaptistleri, Menocchio’nun da benimsediği gibi İsa’nın Tanrı değil insan olduğu fikrini desteklediler. s. 56-57

Bir İspanyol olan Servetus (1511?-1553), Calvin’in emri ile, sapkın ilan edilerek 1553 yılında yaklaşık 42 yaşındayken Cenevre kapıları önünde yakılarak öldürüldü. s. 57

1531 yılında Teslis'in Hataları adlı eseri hem Katolikler hem de Protestanlar tarafından kınanmıştı. Daha önce Fransa’da Katolik engizisyonu tarafından yakalanan Servetus, İsviçre’nin Cenevre kentine kaçmıştı, burada Protestan reformcu Calvin tarafından iki sapkın düşünceyle suçlandı: Teslis'i ve vaftizi reddetmek. Hıristiyan doktrinine karşı sapkınlığın cezası ölümdü Avrupadaki tüm dini otoritelerin böyle bir yetkisi vardı o dönemde. s. 57

Servetus kitabında Yeni Ahit’de Teslis konseptinin bulunamayacağını iddia etmiş, doktrinin kendisini değil Kutsal Kitap dışı bilgilerin geçerliliğini reddetmişti. Çalışması ayrıca İsa’nın insani doğasını da vurguluyordu. Fakat hem Katolik hem de Protestan tüm Hıristiyanlar tarafından kabul edilen bir doktrinin kaynağını sorgulamak bile sapkın ilan edilmesi için yeterliydi. s. 57

Servetus, Katolik olmayan ve Teslis'i kabul etmeyi reddeden yüzbinlerce Musevinin ve Müslümanın 1492 yılında ülkesinden kovulduğunu biliyordu. Servetus gizli bir müslüman ve politik bir hain olarak damgalandı. s. 58

Servetus’un halkın önünde öldürülmesinden bir yıl sonra Sebastian Castellio, bir çalışma kaleme almıştı. Çalışması Calvin tarafından kınanan Fransız bir Protestan İncil bilgini olan Castellio, 1554’de Basel, İsviçre’de yayımladığı sapkınlar ve Müslümanlara yapılan zulme karşı olan çalışmasında, takma isim olarak Martin Bellius’u kullandı. Hıristiyanların Hıristiyan olmayan bu kişilere karşı şiddet içeren davranışlarının Hıristiyanlığa aykırı ve etkisiz olduğunu iddia etti. ‘’Bu nedenle, bir insan öldürmek bir öğretiyi savunmak değildir. Bu sadece insan öldürmektir’’ diye yazar Castellio. "Kendisi dışındakileri kınamayan hiç bir din ve mezhep yoktur. Bu sefil inançtan ve öfkeden sürgünler, zincire vurmalar, hapsedilmeler, kazığa bağlanamalar ve ipe çekilmeler doğmaktadır." s. 58

Castellio sonunda, sapkınlığın, suçlamayı yapan kusurlu insanın nazarında olduğuna inandı. Anlatmak istediğini kanıtlamak için de ant,k dönemden kendi zamanına kadar yaşamış Hıristiyan düşünürlerin, dini hoşgörü ile ilgili görüşlerini topladı. Castellio, Tek bir Tanrı olduğu konusunda hem Musevi hem de Müslümanlarla olan ortak noktayı tespit etmiş; İsa’ya karşı duyulan büyük saygıda da müslümanların Hıristiyanlarla ortak olduklarına işare etmişti. Sadece İsa’nın insanlığı konusunda ayrıldıklarını belirtmişti. Bundan dolayı da öldürülmeyi hak etmediklerini düşünüyordu. s. 59

Menocchio’dan farklı olarak Castellio Hıristiyanlığın diğer tüm dinlere karşı üstün olduğuna inanıyordu. Ve ‘’gerçek din ve adaletle onlara öğretelim ve onları kazanalım’’ diyordu. s. 59

Castellio, Luther’de şu yumuşaklık örneğini bulmuştu: ‘’Eğer tüm Musevi ve Türkler öldürülse veya işkence gorse hiç birinin üstesinden gelinememiş ve hiç biri Hıristianlığa geçirilmemiş olur’’. (Luther daha sonra bu tür pratik barışçıllıktan vazgeçip 1530’da sapkınlar ve diğerleri için ölüm cezasını savunmuştur. Ölümünden üç yıl önce Musevilerin din değiştirmesinin imkansız olduğunu ifade etmiş ve yöneticileri, tüm Musevi evlerini, kitaplarını ve sinagoglarını yok etmeye çağırmıştır.) s. 60

Hoşgörüyü destekleyen sözlere Calvin’de rastlamak daha zordur; çünkü Calvin sürekli olarak sapkınlığı vatana ihanet ve ölüm cezasına layık görmüştü. Ancak Castellio Calvin’de de hoşgörü örneği bulmayı başarmıştı. Calvin 1536 yılında sapkınları öldürme sebebine bir limit koymuştu. ‘’Tanrıya dualarımızla onların fikirlerini iyileştirerek topluma dönmeleri ve kilisenin birliğine katılamalarını sağlamak için her yolu denemeliyiz.’’ Calvin bu yaklaşımın ‘’Türkler, Sarazenler ve gerçek dinin diğer düşmanları için bile’’ geçerli olması gerektiğini savunmuştur. Castellio burdan yola çıkarak Servetus’un nasıl olup da ölüme gönderilebildiğini tartışmıştır. Luther’inki gibi Calvin’in hoşgörü desteği çok kısa ömürlüydü. Calvin’in Hıristiyan Dİninin Kurumları adlı eserinin sadece ilk baskısında yer alan bu ifadeler sonraki baskılarında yer verilmemiş, Calvin’in kendisi tarafından çıkarılmıştır. s. 60

Luther ve Calvin’in aksine Protestan Sebastian Franck (1499-1542/43) Tanrının favori dini olmadığını tartışmıştır. s. 60

Franck’ın Hıristiyan olmayanlara karşı hoşgörüsü bir tür ‘’evrensel tanrıcılık’’ a ulaşmıştı. Çağdaşlarının çoğu, Franck’ın ‘’Türkler ve kafirler, tıpkı Almanlar gibi Tanrı’nın sûretinden yaratılmışlardır ve taraf tutmayan Tanrı kendi yasasını ve sözünü onların kalplerine yazmıştır’’ iddiası karşısında şaşırmış olmalılar. Franck ısrarcıydı: ‘’Bu yüzden kalbim hiç kimseye yabancı değildir. Doğu’dan Batı’ya, İbrahim’in çocukları taşlardan kalkacak ve onunla birlikte Tanrı’nın sofrasına oturacak.’’ s. 62

Castellio’nun incelemesinde yer alan Franck’ın fikirleri Latince, Fransızca ve Almanca tercümelerle yayıldı. Fransa, Almanya ve İtalya’da Castellio’nun kitabıyla ilgili tartışmalar başladı. Castellio’nun çalışmasının en çok kabul gördüğü yer, dini çeşitliliğin ve özgürlüğün geliştiği yer olan Hollanda’ydı. İlk İngiliz Baptistlerin, 1608 yılında kendi ülkelerindeki zulümden kaçıp geldikleri yer yine Hollanda’ydı. Bu ilk mültecilerden biri nihayet kendi vatanına döndüğünde, Müslümanlara karşı hoşgörüyü bir devlet politikası olarak onaylayacaktı. Böylece Castellio’nun çalışmasının, Müslümanlara karşı hoşgörü hakkında 17.yy İngiliz düşüncesi üzerinde doğrudan etkisi olmasa bile, çalışma dolaylı yoldan etkisini hissettirmişti. İngilizlere ait bu fikirler, benzer 17. ve 18.yy Amerikan fikirleri üzerinde de en doğrudan etkiye sahip olmuştur. s. 62

***
Socinianlar gibi deistler de hem İsa’nın hem de kutsal üçlünün tanrısallığını reddediyor ve tıpkı Müslümanlar gibi Tanrının birliğine inanıyorlardı. Gerçektende bazı deistler ve Socinianlar, kendilerini eleştirenleri şaşırtacak şekilde İslam’ın ödün vermeyen tek tanrıcılığına iyi gözle bakıyorlardı. s. 28-29

***
Müslüman, Musevi ve sapkın Hıristiyanları savunan Sebastian Castellio, Servetus’un 1533’de öldürülmesine yanıt olarak en önemli incelemesi olan Sapkınlar Üzerine’yi yazdı. s. 119

Voltaire, Servetus’un yakılarak ölürülmesinde Calvin’in rolu olduğunu not etmişti. Belki de Calvin’i dini demonizm (cin-şeytan bilim) olan bir ateist olarak değerlendirmesinde kendisine ilham kaynağı olmuştur. Calvin üzerine son sözü, inanç adına tüm hoşgörüsüzlüklere eşit olarak uygulanabilir: “Tarihte yanlış tanrıya tapan biri varsa, o da Calvin’dir.”

Kaynak: Denise A. Spellberg, Thomas Jefferson’un Kur’an’ı, Çev. Nesrin Atasoy, Kalyon Yayınevi, 1. Baskı, Mart 2018, İstanbul

No comments:

Post a Comment

Post-Oryantalizm - Hamid Dabâşî

Post-Oryantalizm: Terör Çağında Bilgi ve İktidar —  Hamid Dabâşî Kitabın Tümünün Özeti Hamid Dabâşî’nin Post-Orientalism: Knowledge and Powe...