Tuesday, 18 February 2020

Rahipler/Din Adamları Üzerine - Friedrich Nietzsche


Rahipler/Din Adamları Üzerine 


Bir defasında Zerdüşt havarilerine bir işaret vermiş ve onlara şu sözleri söylemişti:

"Bunlar rahiplerdir: düşmanım olsalar da kılıcınızı kınından çıkarmadan sessizce geçin önlerinden!

İçlerinden birçoğu çok fazla acı çekmiştir -: bu yüzden başkalarına acı çektir­mek isterler.

Kötü düşmanlardır onlar: Onların alçakgönüllülüğünden daha intikamcısı yoktur. Ve kolayca kirlenir onlara saldıran.

Ve rahipler geçip gittikten sonra bir ağrı musallat oldu Zerdüşt'e; ağrısıyla henüz baş etmişti ki, şöyle konuşmaya başladı:

İçim parçalanıyor şu rahiplere. Hiç de hazzetmiyorum onlardan; ama insanlar arasında olduğumdan beri, en önemsiz şey bu benim için.

Oysa ben acı çektim ve çekiyorum onlarla birlikte: tutsaktırlar onlar benim gözümde, damgalıdırlar. Onların kurtarıcı dedikleri kişi sıkı sıkıya zincirlemiş onları: -

Sahte değerlerin ve kuruntu-sözlerin zincirleriyle- Ah, birisi de kurtarıcılarından kurtarsaydı onları!

Deniz onları aniden yollarından saptırınca, ıssız bir adaya yanaştıklarını zannettiler; gel gör ki, uyuyan bir canavardı yanaştıkları!

Sahte değerler ve kuruntu - sözleri: faniler için en kötü canavarlardır bunlar, - uzun süre uyur ve bekler bunların için­ deki felaket.

Ama sonunda vakit gelir, canavar uyanır ve üzerinde kulübeler inşa edenleri yalayıp yutar.

Ah, şu rahiplerin yaptığı kulübelere bakın! Kilise diyorlar tatlı kokulu mağaralarına.

Ah, bu sahte ışık, bu sıkıcı hava! Burası ruhun kendi yüceliğine doğru - uçamadığı yer!

Aksine, şöyle buyurur onların inancı: "Dizlerinizin üzerinde tırmanın merdivenleri siz günahkarları "

Sahiden, onların utanç ve adanmışlıktan yuvasından fırlamış gözlerini görmektense, utanmazları görmeyi tercih ederim!

Kim yarattı kendine böylesi mağaraları ve çile merdivenlerini? Kendilerini gizlemek isteyenler ve duru gökten utananlar değil mi?

Duru gök, tavanın çatlakları arasından harap duvarlarda­ ki otlara ve kızıl gelinciklere yeniden baktığında - ancak o za­ man yeniden bu tanrı evlerine yöneltirim yüreğimi.

Kendileriyle çelişen ve onlara acı veren şeye tanrı dediler: sahiden, kahramanlara özgü çok yön vardı tapınışlarında!

Ve insanı çarmıha gerdiklerinde bilmiyorlardı tamıyı sevmenin başka bir yolunu!

Cesetler olarak yaşamaktı niyetleri, simsiyah süslediler cesetlerini; sözlerinden bile hala ölüm odalarının pis kokusu geliyor burnuma.

Ve onların yakınında yaşayanlar, felaket habercisi karakurbağaların tatlı bir hüzünle şakıdıkları kara göllere yakın yaşarlar.

Onların kurtarıcılarına inanabilmem için daha güzel şarkılar söylemeliydiler bana: kurtulmuş görünmeliydi bu kurtarıcının havarileri bana!

Çıplak görmek isterim onları: çünkü sadece güzellik tövbe vaaz etmeli. Ama kimi ikna eder ki bu gizlenmiş elemleri!

Sahiden, onların kurtarıcıları da özgürlükten ve özgürlüğün yedinci göğünden gelmiyor! Sahiden, kendileri de asla yürümediler idrakin halılarının üstünde!

Boşluklardan oluşuyordu bu kurtarıcının tini; Ama her boşluğa yerleştirdiler kendi kuruntularını, tanrı adını verdikleri boşluk doldurucularını.

Merhametlerinde boğulmuştu tinleri ve merhametten şişip kabardıklarında, her zaman büyük bir budalalık yüzüyordu en üstte.

Gayretle ve bağırış çağırışla sürdüler sürülerini köprülerine: sanki geleceğe uzanan sadece bir köprü varmış gibi! Bu çobanlar da haIa koyunlardandı doğrusu!

Küçük tinleri ve geniş ruhları vardı bu çobanların: ama şimdiye dek, kardeşlerim, ne kadar küçük ülkeler olmuştur en geniş ruhları bile!

Kan izleri bıraktılar geçtikleri yollarda; hakikatin kanla kanıtlandığını söylüyordu budalalıkları onlara.

Oysa kan en kötü tanığıdır hakikatin; kan en saf öğretiyi bile zehirler kuruntuyla ve yüreklerin nefretiyle.

Ve biri öğretisi uğruna ateşin içinden geçerse - neyi kanıtlar ki bu! İnsanın kendi öğretisinin kendi yangınından geldiği daha doğrudur!

Sıkıntılı yürek ve serin akıl: bunların buluştuğu yerde ortaya çıkar o şiddetli rüzgar, o "kurtarıcı".

Halkın kurtarıcı dediklerinden, bu alıp götüren şiddetli rüzgarlardan daha büyükleri de, daha yüksekte - doğanları da vardı elbette!

Ve özgürlüğün yolunu bulmak istiyorsanız kardeşlerim, tüm kurtarıcılardan daha büyük olanlardan da kurtulmanız gerekir!

Şimdiye kadar henüz bir Üstinsan yoktu. Çıplak gördüm ikisini de, en büyük ve en küçük insanı: -

Hala çok benziyorlar birbirlerine. Sahiden, bence en büyükleri bile - pek insanca!

Böyle söyledi Zerdüşt.

Kaynak: Friedrich Nietzsche - Böyle Söyledi Zerdüşt, 86-88

No comments:

Post a Comment

Post-Oryantalizm - Hamid Dabâşî

Post-Oryantalizm: Terör Çağında Bilgi ve İktidar —  Hamid Dabâşî Kitabın Tümünün Özeti Hamid Dabâşî’nin Post-Orientalism: Knowledge and Powe...