Sunday, 13 January 2019

Toplumlar Köklü ve Göklü Temeller Olmaksızın Uzun Süre Yaşayamazlar - Mustafa Özbaş


Toplumlar Köklü ve Göklü Temeller Olmaksızın Uzun Süre Yaşayamazlar

Kuran-ı Kerim, İbrahim Sûresi 24. Ayette şöyle bir benzetme yapılır:

Görmez misin/iz, Allah nasıl bir benzetme yapıyor? Güzel bir söz, kökü yerin derinliklerinde sabit, dalları ise göğe doğru yükselmiş bir ağaç gibidir ki (o ağaç), Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Allah, öğüt almaları için insanlara böyle benzetmeler yapar.

Bakara Sûresi 113. Âyette de:

Yahudiler, “Hristiyanlar geçerli, tutarlı bir inanç temelinden yoksunlar” iddiasında bulunurken Hristiyanlar da (aynı şekilde,) “Yahudiler, geçerli, tutarlı bir inanca sahip değiller” diye iddia ederler; ve her iki taraf da (bu iddialarında) ilahî kelâma atıfta bulunurlar! 

şeklinde bir tespit yapılır.

Son günlerde vahyin tabiatına ilişkin akademisyenlerle mollalar arasındaki tartışma epey bir gerilim meydana getirmiş durumda.

Meselenin özü aslında toplumların ve medeniyetlerin kendilerini sağlam (meşru) bir temel üzerine bina edip sonsuza değin yaşama istekleridir.

Bu mesele yüzyıllardır, dünyanın en fazla müntesibi ve mensubu bulunan iki din, Hıristiyanlık ve İslam, tarafından Allah'ın Kelamı, -Hıristiyanlara göre İsa Tanrı'nın Kelamı/Vahyi, Müslümanlara göre Kur'an Allah'ın Kelamı/Vahyi- üzerinden mevcudiyetlerini ezeli (köklü) ve ebedi kılmanın bir yolu olarak işlev gördü. Hıristiyanlar İsa'yı Tanrı gibi başlangıcı olmayan, ezeli bir konuma yükseltti ve yücelttiler, Müslümanlar da Kur'anı ''kadim: ezeli'' (mahluk değildir: yaratılmamıştır, sonradan meydana gelmemiştir) ilan ederek kendilerine esaslı bir temel oluşturma çabası içine girdiler. Ve bu çaba tuttu. Mevcudiyetinin meşru temelini Tanrı'ya dayandırmak, bir köklülüğün, sağlam bir temeli olmanın işareti ve kanıtı olarak görüldü. Gökyüzü yağmurunu indirir ve toprağın derinliklerindeki tohum toprağın derinliklerine kök salar ve kökü sarsılmaz güçlü kuvvetli bir ağaç haline gelir ve artık meyvesini verir de verir.

Bu köklü temeli ifade eden Kelam (Ağaç) artık ''ölümsüz kitaptır'' tıpkı Tanrının ölümsüz oluşu gibi...

Joseph M. Kitagawa  1987 yılında yazdığı The History of Religions (Dinler Tarihi) isimli kitabının içerisinde Theos (Tanrı), Mythos and Logos başlıklı bir bölüm yer alır. Kitagawa bu bölümde, her dinin merkezinde, kutsal yani teos (Tanrı) tecrübesinin bulunduğunu, bu tecrübenin sembol ve ritüellerle birlikte iman dili olan mitos aracılığı ile ifade edildiğini, insan zekasının zamanla mitostaki anlam modelini, logosu ayırt ettiğini söyler.

Yazara göre, her birey, kültür ve topluluk sadece coğrafi, fizikî dünyada yaşamaz aynı zamanda kendi “anlam dünyaları” içinde yaşar.  Kendi anlam dünyamız bizim kültürel ve dinî geleneklerimizde içkin olan dünya görüşümüzü yansıtır; ki bunlar, zamanla, davranış, inanç ve hayatımızın gayesinin şekillenmesinde kesin bir etkiye sahiptir.

No comments:

Post a Comment

Post-Oryantalizm - Hamid Dabâşî

Post-Oryantalizm: Terör Çağında Bilgi ve İktidar —  Hamid Dabâşî Kitabın Tümünün Özeti Hamid Dabâşî’nin Post-Orientalism: Knowledge and Powe...