Hz. Peygamber'in Ümmetine Bıraktığı Rehber Ne İdi? - Hikmet Zeyveli
1.
GİRİŞ
Hz. Peygamber (s), , vefatından sonra ümmetine
rehberlik edici nitelikte hangi kaynak veya kaynakları vasiyet etmişti?
Bu konuda sünnî hadis kitaplarına
dayanılarak üç ayrı görüş ileri sürülmüştür.
1. Resûlullah (s), Kur’ân’a ve kendi
“sünneti”ne uyulmasını vasiyet etmiştir;
2. Resûlullah (s), Kur’ân’a ve “ehli
beyti”ne uyulmasını vasiyet etmiştir;
3. Resûlullah (s), sadece Kur’ân’a
uyulmasını vasiyet etmiştir.
Bunlardan birincisi, geçmişte ve günümüzde
“hadis”e ağırlık veren sünnî müslümanların yaygın görüşüdür. İkincisi, Şii
(Ca’ferî) müslümanların görüşüdür.
Üçüncüsü; Ömer ve Aişe’nin –radiyallahu anhum- öncülüğünü yaptıkları ve
daha çok kelamcı ekol tarafından benimsenen bir görüştür.
2.
GÖRÜŞLERİN DAYANAKLARI
Birinci Görüş:
Resûlullah (s) Kur’ân’a ve kendi
“sünneti”ne uyulmasını vasiyet etmiştir.
Bu görüşü benimseyenler; İmam Mâlik’in
(ö.179) Muvattâ’ındaki (Kitab: 46, H: 3):
“Size iki iş bıraktım ki, onlara (o ikisine) sarıldığınız sürece hiçbir zaman sapıtmazsınız: Allah'ın Kitabı ve Nebi’sinin sünneti...”
“Size iki iş bıraktım ki, onlara (o ikisine) sarıldığınız sürece hiçbir zaman sapıtmazsınız: Allah'ın Kitabı ve Nebi’sinin sünneti...”
meâlindeki rivayet ile İbn İshâk’ın (ö.151)
es-Sire’sindeki (c.4, s. 604):
“Size bir şey bıraktım ki ona sarıldığınız
sürece hiçbir zaman sapıtmazsınız: Allah’ın Kitabı ve Nebi’sinin sünneti...”
şeklindeki rivayeti esas almışlardır. (1)
Muvattâ’ın rivayetinde bu sözün nerede
söylendiği belirtilmemişken, İbn İshâk
rivayetinde bu ifade, Veda Haccı’da, Hz. Peygamber’in (s) irad etmiş olduğu
hutbesinden bir parça olarak verilmektedir.
Her ik kaynaktaki rivayet de sened’den
mahrumdur. Yani son râvîlerle Hz. Peygamber arasında herhangi bir râvî zinciri
yoktur. Muvattâ’ın rivayeti: “Mâlik’e ulaştığına göre Resûlullah (s) şöyle
demiştir: Size iki iş (emr) bıraktım ki...” şeklindedir.
Es-Sîre’nin rivayeti ise “İbn İshâk dedi
ki...” diye başlayarak Veda
Haccı’nı doğrudan anlatmakta ve hutbeyi de hiçbir râvî zikretmeden vermektedir.
Ancak dikkat edilirse, her ne kadar cümlenin sonunda iki şey (Kitap ve Sünnet)
zikrediliyorsa da cümlenin başı; “size bir şey bıraktım”, “ona sarıldığınız
sürece” ibarelerinden, bırakılan şeyin tekliği anlaşılıyor. Dolayısıyla
cümlenin sonundaki “ve Nebi’sinin sünneti” sonradan ilave edilmişe benziyor.
Bu şekliyle yukarıda verilen rivayetler, hadisçilerin terimi ile ‘muallâk hadis’ kategorisine girmektedir. (2) Gene hadisçilerce muallâk rivayetler ‘zayıf hadis’ten sayılmış (3), ‘zayıf hadis’in ise dinde delil olarak kullanılamayacağı savunulmuştur. (4)
İkinci Görüş:
Resûlullah (s), Kur’ân’a ve “ehl-i beyti”ne
uyulmasını vasiyet etmiştir.
Bu görüşü savunan Şii (Ca’feri) müslümanlar, sünnî hadis kitaplarında da rivayet edilen ve ‘saqaleyn hadisi’ diye andıkları bir hadisten faydalanmışlardır. (5)
Bu görüşü savunan Şii (Ca’feri) müslümanlar, sünnî hadis kitaplarında da rivayet edilen ve ‘saqaleyn hadisi’ diye andıkları bir hadisten faydalanmışlardır. (5)
Şimdi ‘saqaleyn’ hadisinin sünnî hadis
kitaplarındaki (6) en
sahih şeklini görelim.
Hadisin en sıhhatli şeklini, meşhur sahabi Zeyd b. Erqam (r) rivayetiyle aşağıdaki kaynaklardan çıkarmış bulunuyoruz:
Ahmed b. Hanbel (..241) – Müsned, c. 4,
s. 366-367;
Dârimi (ö. 255) – Es-Sünen, Kitab: 23, Bab: 1,
Hadis: 3319;
Müslim (ö. 261) – Es Sahih, Kitab: 44,
Bab: 4, Hadis: 2408)
Her üç hadis kitabındaki hadislerin senedleri, hadis otoritelerince, kusursuz ve eksiksizdir. (7)
Hadislerin müşterek metni ise şöyledir:
Resûlullah (s), birgün (Humm denilen Mekke
ile Medine arasındaki bir su göleti başında) (8) bir hutbe irad etmek için kalktı, Allah’a hamd
ve senadan sonra şöyle dedi: “Ey insanlar! Ben bir beşerim. Allah’ın elçisi
(ölüm meleği) bana da gelebilir ve ben de onun çağrısına uyabilirim
(ölebilirim). Size iki ağırlık (saqaleyn) bırakıyorum: Birinci, Allah’ın
kitabıdır: onda hidayet ve aydınlık vardır. Onu alınız, ona sarılınız.” Resûlullah (s) Kitab’a uymayı bir hayli teşvik ettikten sonra devam etti: “Ve
bir de ev halkımı (elh-i beytimi) bırakıyorum. Ev halkım hakkında size Allah’ı hatırlatıyorum.”
Bu son cümleyi üç defa tekrarladı.
Bu hadis metni üzerinde düşünülürse,
kolaylıkla şu sonuçlara varılacaktır sanıyoruz:
a) Resûlullah (s), her fani gibi bir gün öleceğini
bildiğinden, ümmetine bırakacağı iki emaneti hatırlatma ihtiyacını duymuştur.
b) Bu emanetlerden birincisi, tebliği ettiği ve
hükümleriyle amel olunan Kur’ân idi. Kendinden sonra ümmeti Kur’ân’a
sarılmalıydı. Çünkü O, yegane hidayet rehberiydi; insanları aydınlığa
götürmekteydi.
c) Resûlullah’ın (s) ümmetine bırakacağı ikinci
emanet ise ‘ev halkı’ idi. Hadis metinlerinde Humm’dan bahsedildiğine göre bu
hutbenin Veda Haccı dönüşü söylendiği ihtimali kuvvet kazanmaktadır. O tarihte
Resûlullah’ın dokuz hanımı bulunuyordu. Ev halkı tabirinden özellikle bunlar
kastedilmekteydi. Çünkü Resûlullah’ın (s) hanımları, Kur’ân’ın bildirdiği üzere
müminlerin anneleri idiler. (9) ve O’nun ölümünden sonra, yine
Kur’ân’ın emri gereği evlenemeyeceklerdi. (10) Bu durumda
Resûlullah’ın (s), onlar hakkında ümmetini uyarması çok makuldü ve gerekliydi.
Ümmeti, öncelikle hanımları hakkında Allah’ın koymuş olduğu ölçülerden
ayrılmamalıydı. Maddi ihtiyaçları
da gene aynı ölçüler içerisinde karşılanmalıydı.
d) Hadiste, Kur’ân ve ehl-i beyt’in farklı özellikte
oldukları; birincisinin hidayetine uyulması, ikincisinin beşeri haklarının
gözetilmesi gereği açıktır. Ehl-i beytin de Kur’ân gibi hidayet gücüne ve
rehberlik özelliğine sahip oldukları iddiasına mesned olacak hiçbir ipucu
bulunmamaktadır.
Rivayetin bu açıklığına rağmen Şii
(Ca’ferî) müslümanların, burada verdiğimiz rivayetten ve diğer bazı zayıf ve
mantıksız rivayetlerden aşağıdaki sonuçları çıkardıklarını ve bunları ısrarla
savunduklarını görüyoruz:
a) Ehl-i Beyt, Hz. Peygamber’in (s) hanımları
değildir. Ali (r), Fatıma (r) ve onların soyundan kıyamete kadar gelenler ve
bir de Selman’dır (r). Oniki İmam bunların en seçkinleridir.
b) Ehl-i Beyt masumdur (günah ve hatadan korunmuştur.)
c) Kur’ân ve Ehl-i Beyt’in her ikisine birden
uyulmadıkça delaletten kurtulmak mümkün değildir.
d) Kıyamete kadar Ehl-i Beyt Kur’ândan ayrılmayacaktır. (11)
Şii (Ca’ferî) müslümanların, Kur’ân
ayetlerindeki ‘ehlu’l-beyt’ kelimesini de, asli ve makul manasından nasıl
ısrarla saptırdıklarını görmek isteyenlerin Şii tefsirlerine, özellikle ‘tathir
ayeti’ diye andıkları 33/33’ün yorumlarına bakmalarını tavsiye ederiz.
Üçüncü Görüş:
Resûlullah (s), sadece Kur’ân’a uyulmasını
vasiyet etmiştir.
Bu görüşe mesned olan hadis, sahabeden
Cabir b. Abdillah (r) yoluyla ve Veda Haccı’da irad edilen meşhur hutbenin bir
parçası olarak rivayet edilmiştir. Otoritelere göre senedi eksiksiz ve
kusursuzdur. Şii (Ca’ferî) müslümanların beşinci imamı Muhammed el-Bakır (r)
ile mezheplerinin dayanağı ve altıncı imamları Cafer es-Sadık (r) da bu hadisin
râvîleri arasında yer almaktadır.
Hadisin sünnî kaynakları:
Müslim (ö. 261) – Es Sahih, Kitab: 15,
Bab: 19, Hadis: 1218;
İbn Mace (ö. 273) – Es-Sünen, Kitab: 25,
Bab: 84, Hadis: 3074;
Hadisin müşterek metni ise şöyledir.
“...Size, sarıldığınız sürece asla
sapıtmayacağınız bir şey bırakıyorum: Allah’ın Kitabı”..
Görüldüğü üzere hadisin metni, farklı yorumlara meydan vermeyecek kadar net ve açıktır.
3. SONUÇ
Yukarıda verilen üç görüşten birincisinin
rivayet noktasından za’fını gösterdik. Rivayet yönünden sağlam olan ikincisinin
ise, Şii (Ca’ferî) müslümanların
yanlış yorumlarından kurtarılması halinde, yine rivayet yönü sağlam olan
üçüncü görüşle birleştiğini görüyoruz. Dolayısıyla “Resûlullah’ın (s),
ümmetine, sadece Kur’ân’a uymalarını vasiyet etmiş olduğu” en tutarlı görüş
olarak karşımıza çıkmaktadır.
Ömer ve Aişe’nin de –radiyallahu anhum- her
ihtilaflı konuda “Hasbunâ kitâbullâh: Bize Allah’ın Kitabı yeter! (12) ya da “Hasbukumu’l-Qur’ânu:
Size Kur’ân yeter! (13) şeklindeki uyaraları bu görüşü
destekler mahiyettedir.
Ancak böyle bir görüşün daha sağlam
olduğuna inanmamız; Resûlullah’ın (s), Kur’ânla hatırlatıla ‘güzel
örnek’liğinden, O’nun sîretinden ve sünnetinden müstağni kalabileceğimiz
anlamına getirilmemelidir.
(2) Hadis Istılahları, Talat Koçyiğit, Ankara, 1980, s.236
(3) Aynı eser, s. 238
(4) Aynı eser, s. 469
(5) Es-Sünnet fi’ş-Şeriati’l-İslamiyye, Muhammed Taqiyyu’l-Hakim, 1B.,1402 H, Tahran, s. 31-75
(6) Şi’î hadis kitaplarına başvurma imkânı bulunamamıştır.
(7) İbn Hacer ‘Asqalani’nin Taqrib’inde, hadisin her râvîsi için ‘siqa’ (güvenilir) ifadesi yer alır.
(8) Parantez içindeki ibare Darimi’nin Sünen’inde yoktur.
(9) Kur’ân, 33/6
(10) Kur’ân, 33/53
(11) Es-Sünnetu Fi’ş-Şeriati’l-İslamiyye, Muhammed Taqiyyu’l-Hakim, 1B., 1402 H, Tahran, s.38-42
(12) Buhari, 3: 39, 64: 83, 75: 17, 93: 51, 96: 26; Müslim, 25: 5
(13) Buhari, 23: 32; Müslim, 11: 9
Kaynak: Kur'ân ve Sünnet Üzerine Makaleler - Hikmet Zeyveli
No comments:
Post a Comment