Saturday, 21 March 2020

Babil Kulesi - Nicholas Rescher

Babil Kulesi 


Herhangi bir felsefi sorgulamaya Kutsal Kitaptaki Babil Kulesi kıssası ile başlamak gayet yerindedir. 

Sonra ''Kendimize bir kent kuralım'' dediler. ''Göklere erişecek bir kule dikip nam salalım. Böylece yeryüzüne dağılmayız.'' Rab, insanların yaptığı kent ile kuleyi görmek için aşağıya indi. ''Tek bir halk olup aynı dili konuşarak bunu yapmaya başladıklarına göre, düşündüklerini gerçekleştirecek, hiçbir engel tanımayacaklar'' dedi. ''Gelin aşağı inip dillerini karıştıralım ki, birbirlerini anlamasınlar.'' Böylece Rab onları yeryüzüne dağıtarak kentin yapımını durdurdu. Bu nedenle kente Babil adı verildi. Çünkü Rab bütün insanların dilini orada karıştırmış ve onları yeryüzünün dört bucağına dağıtmıştı. (Yaratılış 11: 49)

Bu iyi bir başlangıç yeridir; çünkü felsefenin en çarpıcı olgularından birini, anlaşmazlığın gerçekliğini ve fikir birliğinin yokluğunu gözler önüne serer. Bu neden böyle olmalıdır ki?

Belki de neden farklı şeylerden bahseden ama aynı şeyden bahsettiklerini düşünen farklı filozofların varlığında, karşılıklı anlaşmazlıkta yatmaktadır, kim bilir? İngiliz filozof ve tarihçi R. G. Collingwood'un görüşleri bu yöndedir. Ona göre, birbiriyle uyumsuz felsefi konumları olan farklı filozoflar, farklı ve bağlantısız düşünce dünyalarında yaşamaktadır. Birbiriyle çatışan teorilerin yandaşları, kelimenin tam anlamıyla ''farklı bir dil konuşmaktadır'; bu yüzden biri ortaya bir iddia atıp öteki onun reddederken, gerçekte mesele ettikleri şey aynı değildir. Collingwood şöyle der: 

''Şayet daimi bir sorun. P olmuş olsaydı, ''Kant, Leibniz ve Berkeley P hakkında ne düşünüyordu'' diye sorabilirdik ve şayet bu soru yanıtlanabiliyorsa, o zaman ''Kant'ın, Leibniz'in ya da Berkeley'in P hakkındaki düşünceleri doğru muydu?'' sorusunu sorabilirdik. Ama daimi bir P sorunu olduğu düşünülen şey aslında bir sürü P1, P2, P3,...  geçici sorunudur... bunların tekil özgünlükleri, hepsini P kefesine koyan kişinin tarihsel miyopluğu yüzünden bulanıklaşmıştır.'' 

Bu görüşe felsefi anlaşmazlık birbirine anlamamaktan gelir: Farklı yerlerden ve zamanlardan düşünürler basitçe, farklı şeyleri tartışırlar; aynı meseleler hakkında görünüşteki fikir ayrılığı bu ayrılığa düşen kişilerin bir yanılsamasıdır.

Ne var ki Collingwood'un önermesi şeylerin gerçekliğiyle örtüşmemektedir. Filozoflar aynı meseleleri tartışmaktadır; Kant'ın ilgilendiği ahlaki yükümlülük meseleleri, bugün hala boğuştuğumuz meselelerle tıpatıp aynıdır. Spinoza'nın kafasını meşgul eden özgür irade sorunu, William James'in uğraştığı sorunun aynısıdır. Aslında, bizatihi Collingwood'un sözünü ettiği mesele -felsefi uyuşmazlık sorunu- Immanuel Kant'ın uzun yıllar önce üzerine kafa yorduğu ve ''felsefenin skandalı'' olarak adlandırdığı meseleden farklı değildir. 

Felsefe, demek oluyor ki, farklı değerlendirmelerin ve inanışların çatışması için bir savaş alanıdır. Ve felsefenin kavgalarını, farklı öncelikler ve farklı değerlerden doğan gerçek fikir ayrılıkları olarak görmek için yeteri kadar neden vardır. Bir çok kez görüldüğü üzere, bu görüş ayrılıkları dilsel anlaşmazlık olarak alınabilecek sahte yanılsamalar değil, kanıta dayalı düşüncelerin değerlendirilmesi ve yorumlanmasındaki, öncelik ve ağırlık bakımından farklılıklardır. Machiavelli uluslararası ilişkilerde ahlakının önemini reddederken, Kant bunun aksine ahlakın önemine vurgu yaptığında, onlar karşılıklı olarak anlaşılması imkansız koşullarda farklı meseleleri tartışmamıştır. Ortaçağın alimleri haklı olarak, tartışmayı tam anlamıyla, doğal bir felsefeye dökme süreci olarak görmüştür; çünkü felsefi konumlar içkin olarak tartışılabilir şeylerdir. Felsefi sorular neredeyse şaşmaz bir biçimde, çatışmalı ama bütünüyle anlaşılmaz olmayan alternatif yanıtları kabul eder. 

Felsefe biraz mühendisliğe benzetilebilir; ama burada materyallerle değil kavramlarla yapılan bir mühendislik faaliyeti söz konusudur. Günümüzde hava taşıtı yüz yıl önce olduğundan çok daha karmaşıktır. Otomobil de öyledir. Ve elbette felsefe de. Çünkü mühendislik alanında olduğu gibi felsefede de şu ya da bu sorunu çözmek için tasarlanmış her ''yenilik'' kendi başına farklı yeni sorunlar yaratır. Ve her iki alanda da mükemmelliğin erişilemez bir şey olduğu görülmüştür. Mevcut malzemeyle elimizden gelenin en iyisini yapmak zorundayız. Meselelere bulduğumuz çözümlerin hiçbiri sorunsuz değildir ve nerede karmaşıklık varsa orada fikir ayrılığı olacaktır. 

Peki fikir ayrılıkları yapıcı bir amaca hizmet eder mi? Kesinlikle edebilir; etmelidir de. Zira fikir ayrılığı, tartışan tarafların her biri açısından, inandırıcı nedenler bulma arayışı içinde bilgiyi genişletmek ve derinleştirmek için bir teşvik unsurudur. Mantıklı ve anlaşılır fikir ayrılıklarıyla uğraşmak, açıkçası araştırmayı dürtükleyen bir şeydir ve hepimizin en başta meylettiği, düşüncelerimizi tartışılmaz doğrularla özdeşleştirme yanılgısına düşmemizi engeller. 

Kaynak: Nicholas Rescher - 101 Anekdotta Felsefe Tarihinde Yolculuk, 18-21

No comments:

Post a Comment

Post-Oryantalizm - Hamid Dabâşî

Post-Oryantalizm: Terör Çağında Bilgi ve İktidar —  Hamid Dabâşî Kitabın Tümünün Özeti Hamid Dabâşî’nin Post-Orientalism: Knowledge and Powe...