Parasının Değerini Düşük Tutan Ülkelere Karşı Yerli Üretimi Koruma Modeli
Yeni ekonomi modelinin mimarı Şefik Çalışkan konuştu: Türkiye neyi deniyor?
Önerim İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Türkiye'ye giydirilen deli gömleğinin çıkarılması.
Ulaştığım sonuç şu:
Ülkemizin siyasi ve ekonomi politiği, ABD tarafından kendisinin siyasi mandası, askeri ve ticari pazarı; Avrupa’nın da önce ham madde ve insan kaynağı, şimdi de sıcak para ve ticari pazarı olarak tasarlanmıştır. 1950’den bu yana siyasilerimizin Sovyet korkusu yüzünden ülke olarak ABD ve Avrupa’nın siyasi ve ekonomik zulmüne katlanmak zorunda kaldık. Her ne hikmetse ülkemizdeki tüm ağrı sanayi tesisleri de düşman biline Sovyetler tarafından kurulmuştur!
Osmanlı döneminde de ekonomiyi yok eden ve 1918’de Mondros Anlaşmasına getiren sürecin alt yapısı, Mehmet Ali Paşa korkusu nedeni ile 1838’de imzalanan Balta Limanı anlaşmasıdır. Bu anlaşma ile Osmanlı pazarı, İngiltere başta olmak üzere Avrupalı sömürgecilere teslim edilmiştir.
Bugün ekonomimizi sömürgeleştiren, düşük kur yüksek faiz politikasıdır.
Bu politika sonucunda ülkemizde imalat sanayisi çökmekte, ülkemiz ithalata boğulmakta, insanımız işsiz, iş adamımız kârsız, devletimiz de vergisiz kalmaktadır. Düşük kur yüksek faiz politikası, devletin borcunu artırarak talep enflasyonuna, cari açığı yükselterek maliyet enflasyonuna; milletin ve devletin gelirlerini yüksek faizle iç rantiyeye, sıcak parayla da dış rantiyeye akmasına neden olmaktadır. Ondan sonra da ülkemizdeki tüm sosyal ve siyasal taraflar; sonu gelmez, çare üretmez bir kör dövüşün içine giriyorlar.
Bu kanaatlerimi ispatlayacak bir soru sorabilirim. Ülkemizdeki ağır sanayi, askeri teknoloji tesislerinin tamamı neden hep ABD ve Batılı ülkeler ile sorun yaşadıktan sonra kuruluyor? Çünkü bu çatışmalarla üzerimizdeki deli gömleğinden bir parça elimizi kurtardığımız an, olması gerekeni yapıyoruz da ondan. 1994’ten beri olan biten karşısında “Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!” diye bağırıyorum, ancak kimseye sesimi duyuramıyorum.
Ülkemize giydirilen deliği gömleği, “Düşük kur yüksek faiz” çıkmaz sokağına sadece ben dikkat çekmemişim. Rahmete giden Kemal KURDAŞ, Oktay YENAL, Sadun AREN çıkmaz sokak hakkında nokta atışı yaparak alabildiğine çığlık atmışlar; ancak ne felç olmuş millet ne kavasa dönmüş siyaset ne de köleleşmiş iktisatçılarımız onları da duymamış. Bugün yaşayanlar arasında da Allah sağlıklı ve uzun ömür versin, Ege CANSEN çığlık atmaktadır.
***
Ülkemizin para ve maliye politikası; iş adamlarımızı batırmak, işçilerimizi işsizliğe mahkûm etmek ve devletimizi de vergisiz bırakmak için kurgulanmıştır. Ülkemizin atmosferi yani para politikası zehirli, ülkemizin toprağı yani maliye politikası ise bataklıktır. İnsanımız, içinde bulunduğu atmosferi normal zannediyor, zemini ise “herhalde böyle olur” diye düşünüyor. Gerçekte ise para ve maliye politikası, girişimcimizin kâr etmemesi, insanımızın işsiz kalması, devletimizin de sürekli borçlanması şeklinde bilinçli olarak kurgulanmıştır. Bu durum ülkemizi; siyasal olarak istikrarsız, sosyal olarak huzursuz, ekonomik olarak geri, psikolojik olarak gerilimli yapmaktadır.
Ülkemize adeta deli gömleği giydirilen bu kurgunun başlangıcı 1947 Marshall yardımları ve Sovyetler’in baskısı üzerine Batı Blokuna demir atmamız ve nihayet 1952 NATO sürecidir. Bu tarihten sonra ülkemiz, askeri ve ekonomik bağımsızlığını kaybetmiştir. Ülkemiz ekonomisi ve insan kaynakları, tamamen 2. Dünya savaşında yıkılan Avrupa’nın ayağa kalkmasına yardımcı olacak biçimde, stepne olarak kurgulanmıştır. Avrupa’da gıda açığını gidermek için ülkemize tarım makinaları verilirken, bu makinaların yerli üretimi için bırakın fabrika kurmayı, yedek parça üretimine bile izin verilmemiştir. Avrupa gıdada yeterli hale gelince, bu alanda destekler kesilmiş, bu defa madencilik ve ham madde alanında ülkemiz kaynakları kullanılmaya başlanmış ama bir tane bile ileri işleme madencilik tesisi kurulmamıştır. Mevcut sanayi tesislerimiz işlemez hale getiriliyor, uçak ve otomobil üretim girişimlerimiz engellenmiştir. Avrupa maden işini de diğer ülkelerle çözünce, bu defa çalışacak insan sıkıntısı çekmeye başlamış, Türkiye de Avrupa’nın mesleksiz, niteliksiz işçi kaynağı olarak kurgulanmıştır.
***
Bir sorunu çözmek için önce teşhis koymak gerekir. Sorun, bir nedenden mi yoksa bir amaçtan mı kaynaklandığını anlamamız lazım. Aksi halde sorunu gidermek için uygulayacağımız tedavi, meseleyi içinden çıkılmaz hale getirir.
Ülkemizdeki iktisadi sorunun nedenleri yoktur, amaçları vardır. Bu amaç, özellikle ABD ve Avrupa’nın, ülkemizi sömürülecek pazar olarak kalmasını istemeleridir.
***
Ülkemiz ekonomi mimarisi, tasarruf açığı olsun, yabancılar doğrudan yatırım yapmasın, yerliler de rekabete kapalı alanlarda verimsiz projeleri ile uğraşsınlar diye kurgulanmıştır.
Bu kurgu para politikası ile kur, faiz ve enflasyon değerlerinde oynayarak hayata geçirilmektedir. Enflasyon canavarını yenmek için düşük kur ile besliyorsun, yüksek reel faiz ile de güya canavarın boynuna halkayı geçiriyorsun. Düşük kur, imalat ve turizm sektörünü yabancıların önüne kurban olarak veriyor. Kur artışından yüksek belirlenen enflasyon, imalat ve turizm sektörünün maliyetlerini artırıyor. Bir darbe de oradan vuruyorsun. Son darbe faizden geliyor. Finansman maliyetlerini de artırarak bu sektörleri batırıyor ve iç istihdam kaynağını kökünden kurutuyorsun.
***
1960’tan sonra Batılı gelişmiş ülkelerin sıcak para tetikçisi İMF, Dünya bankası ve bu ortamlarda yetişmiş yerli ve yabancı iktisatçılardan taktik almak, tilkiye kümes emanet etmekten başka bir işe yaramamıştır. Yapılanlar gürültüden öteye geçmemiştir.
Bu durum, Sayın Cumhurbaşkanına kadar devam etti. Sayın Cumhurbaşkanı yönetiminde Ak Parti, 19 yılda ülkemizin taktiksel alt yapısını güçlendirmiştir. Sayın Cumhurbaşkanının, kendi inşa ettiği imkân ve kabiliyetlere dayanarak ekonomiye 2.Dünya savaşı sonrası giydirilen deli gömleğini çıkarıp atmanın zamanının geldiğine karar verdiğini, tahmin ediyorum. Şunu da ayrıca çok güçlü ifade edeyim ki; temenni de ediyorum.
Hiç kimse, yetki ve sorumluluk almak istemiyor. Hiçbir siyasi, bedel ödemek istemiyor. Tam bir öğrenilmiş çaresizlik, kadere razı olma, benden gitsin de nerede patlarsa patlasın hikayesi yaşanıyor. Oysa tarih değiştiren liderler, bu stratejik tercihlerin yapılacağı kader anında ortaya çıkar. Ve milletimiz, bu anlarda liderlerimize gerekli imkanları her zaman sunmuştur. Ancak liderlerimizin yabancılara değil, milletimize güvenmesi gerekir. Sayın Cumhurbaşkanının da yaptığının bu olduğunu görüyorum.
***
Geçmiş iktisat politikalarında krize reçete yazarken hemen faizler yükseltilir, kurlar artırılır, devlet ve şirketler küçültülür, enflasyon ve işsizlik de hızlı artardı. Sonra dış sıcak para haramilerine IMF tarafından soygun garantisi verilir, içerde de IMF’nin sufle ettiği ilimlerine ihanet eden iktisatçılarımız ve kavasa dönmüş siyasilerimiz, felç olmuş vatandaşa ve şirketlere sabredin tuluatine başlardı. Bu politika ile halk fakirleştirilir, iç tüketim düşer, ihracatçılarımız saman alevi gibi biraz parlar, sonra sönerdi. Sıcak paracılar, IMF’nin garantisi ile hemen ülkeye üşüşürlerdi. Yüksek faizden hazine bonolarına girerler, IMF ve sıcak paracılardan gelen kredilerle döviz bollaşır ve TL kıymetlenirdi. IMF’nin sufle ettiği iktisatçılarımız da ülkeye güven geldi, resmi rezervler arttı diye, televizyonları gezip IMF’nin verdiği talimatı yerine getirirlerdi. Yüksek faizle alınan borca da rezerv derlerdi.
Değerli TL, özellikle orta sınıfa sanal bir zenginlik algısı sunar, dolar karşılığı basılan paralarla kredi genişlemesi olur, bu defa alt gelir gruplarının da harcanabilir gelirleri artar ve bütün bu talep artışının tamamı ithalata giderdi. Şu güzelliğe(!) bakar mısınız? Uygulanan politika ile sıcak paracılar paralarına çok yüksek faiz alıyorlar, değerlenen para ile vadeleri geldiğinde hem faizden hem de ana paradan çifte kavrulmuş vaziyette sermayelerine yüzde 40 ila 60 arasında nema sağlayarak ülkelerine götürüyorlar. Bu da yetmiyor. Değerlenen TL, kuru sübvanse ederek yabancı malları ucuz hale getirirken sıcak paracılar ve İMF, tetikçisi olduğu ülkelerin imalat sanayisine ve turizm sektörüne de müthiş istihdam yaratıyor. Kurt yapmaz bu taksimi kuzulara şah olsa.
Değerli TL’nin imalat sanayisini ve turizm sektörünü öldürdüğünü görmeyen, yüksek enflasyonu cari açık halısının altına süpüren; insanımızı işsiz, şirketlerimizi kârsız, devletimizi vergisiz bırakan, bu sistemin duvara çarpması, tasarımının gereğidir.
Konu daha da uzatılabilir ancak gerek görmüyorum. Özetle bu programdan ülkemizdeki tüm kesimler yararlanacaktır. Taktik ve politik tedbirlerle strateji değişikliğinin 6 ay içinde tüm kesimlere olumlu yansıdığı görülecektir.
Yeni stratejinin en zayıf halkası, güven unsurudur. Bu projeye güvenecek en önemli kesim girişimcilerimizdir. Ancak 1950’den bu yana girişimcilerimize yürü dedik, ama onları düşük kur ile arkalarından vurduk. Alın terlerini sıcak paracılara peşkeş çektik. Şimdi de uygulanan politika konusunda stratejik değişikliğin gerekli olduğuna inanıyorlar. Sayın Cumhurbaşkanımıza da güveniyorlar, ama bürokrasimizin bu işe engel olacakları konusunda da kendilerinden çok emin konuşuyorlar. 70 yıllık tecrübeleri bunu zorunlu kılıyor. Bence Sayın Cumhurbaşkanımızın aşması gereken en önemli eşik burasıdır.
Başta sanayicilerimiz, turizmcilerimiz, kendine, çoluğuna çocuğuna iş arayan tüm vatandaşlarımız, bu politikanın kararlı bir biçimde uygulanması için Sayın Cumhurbaşkanımızın yanında, arkasında ve önünde yer almalıdır. Yetmiş yıldan bu yana üstümüzde olan deli gömleğini çıkarmalı ve çıkmaz sokaktan sıratı müstakime girmeliyiz.
Konu iktidar muhalefet konusu değildir. Aklı başında olan, ülkesinin çıkarını düşünen herkes bu politikaya sahip çıkmalıdır. Yatıp kalkıp bu politikanın başarısızlığına dua edenler, her gün bu politika çıkmaza girsin niyazıyla yazılar kaleme alanlar bir an şöyle geriye çekilip, bu politika başarılı olursa ülkemiz ne kazanır kaybederse ne kaybeder onu düşünmeliler. İddia ediyorum, Türkiye’deki tüm siyasi partiler er geç bu politikayı zorunlu olarak uygulamak ve savunmak zorunda kalacaklardır.
Şefik Çalışkan
No comments:
Post a Comment