Bir Serüven Olarak İslam Tarihi: Marshall G.S. Hodgson ve İslam’ın Serüveni
İnsanlığı kardeşlikten başka bir şey sanmak, iyiliklerin sadece tek bir ulustan çıkabileceğini düşünmek, anlayış körlüğünün apaçık bir belirtisidir. (John Woolman (1720-1772), kölelik karşıtı bir Kuveykır lider idi).
Aşağıdaki analiz;
Hodgson’un otobiyografik notları, öğrencilerinin anıları (örneğin Edmund Burke III’ün derlemeleri) ve akademik incelemelere (örneğin Rethinking World History derlemesi, Encyclopaedia Iranica ve Quaker Theology dergisi) dayanmaktadır.
Marshall G. S. Hodgson (1922-1968), Amerikan tarihçi ve İslam çalışmaları uzmanıdır.
Hodgson, 1922’de Richmond, Indiana’da doğdu – bu şehir, Kuveykır topluluğunun yoğun olduğu bir yerdi. Ailesi katı Kuveykır’dı; Hodgson da pratik bir Kuveykır olarak büyüdü, vejetaryen kaldı ve Kuveykır toplantılarına katıldı (Chicago’daki 57th Street Friends Meeting üyesiydi). II. Dünya Savaşı sırasında (1943-1946) conscientious objector (vicdani retçi) olarak hapsedildi – bu, Kuveykır barışçılığının (pacifism) doğrudan bir sonucu olup, Hodgson’un hayatında dönüm noktasıydı.
Hapis sonrası Chicago Üniversitesi’nde doktora yaptı (1951, tez: Nizari İsmaililer üzerine) ve akademik kariyerine başladı. Ölümüne kadar (46 yaşında, kalp krizi) dünya tarihi ve İslam üzerine çalıştı.
Kuveykır gelenekleri gereği, Hodgson savaş karşıtı aktivistti – hapis sonrası Kuveykır sosyal yardımda çalıştı. Kölelik karşıtlığı ve eşitlik vurgusu, İslam tarihi çalışmalarında yansıdı.
Hodgson’un İslam’ı seçmesinin temel nedeni, Batı merkezli (Eurocentric) tarih yazımını eleştirmek ve dünya tarihini “bütünsel bir moral vizyon”la yeniden yapılandırmaktı. Hodgson, Avrupa’nın tarihsel üstünlüğünü (örneğin Rönesans’ı zirve olarak görmek) reddetti; bunun yerine İslam’ı “kerygmatic movement” (ilahi mesaj odaklı hareket) olarak gördü – İslam, dünya tarihinin kritik bir parçasıydı çünkü Batı’nın “triumphalist” (zaferci) önyargılarını düzeltiyordu. Kişisel olarak, savaş karşıtlığı (hapis deneyimi) onu Doğu-Batı köprülerine yöneltti; İslam’ı, barış ve adalet medeniyeti olarak inceledi. Öğrencileri (örneğin Bruce Lawrence), Hodgson’un İslam’ı “ahlaki bir araç” olarak gördüğünü belirtir – savaş sonrası dünyada barış arayışının bir parçası.
Hodgson’un Kuveykır inancı, İslam’ı inceleme kararını doğrudan etkiledi – Kuveykır “insanlık birliği” (unity of humankind) ilkesi, Hodgson’un tarihçiliğinin temel taşıydı. Kuveykır’lar, tüm insanları eşit ve Tanrı önünde bir görür; bu, Hodgson’un İslam’ı “evrensel kültür” (Islamicate) olarak tanımlamasına yol açtı. Hodgson, Kuveykır ahlakını tarihçiliğe entegre etti: Tarihçiyi “teolog” olarak gördü (makalesi: “The Historian as Theologian”), yani tarih vicdanlı ve moral olmalıydı.
Kuveykır pasifizm’i, Hodgson’un savaş karşıtlığını şekillendirdi – hapis deneyimi, onu İslam’ın “barış medeniyeti” yönüne çekti. İslam’ı, “şiddetsiz genişleme” ve “adil toplum” olarak inceledi; örneğin Buyid ve Fatimiler dönemini “Şii yüzyılı” olarak adlandırdı, çünkü bu dönem eşitlik ve adaleti temsil ediyordu. Kuveykır etkisi burada net: Hodgson, İslam’ı Batı’nın militarist tarihine karşı bir alternatif olarak gördü.
The Venture of Islam/İslam'ın Serüveni (1974): İslam’ı dünya tarihi bağlamında ele alır – Kuveykır insanlık birliği, Hodgson’un “İslamicate” kavramını (İslam’ı evrensel kültür olarak) etkiler. Kitap, John Woolman (18. yüzyıl Kuveykır) epigramıyla başlar. Hodgson, Dünya tarihini bir bütün olarak görür – Kuveykır evrensellik, Hodgson’un anti-Oryantalizm ve küresel adalet vurgusunu şekillendirir. The Venture of Islam’da İslam’ı “dünya medeniyeti” olarak tanımlar.
Kuveykır “unity of humankind”, Hodgson’un dünya tarihini “bir bütün” olarak görmesini sağladı. The Venture of Islam‘da İslam’ı “İbrahimi dinlerin zirvesi” olarak tanımlar – Batı önyargılarını “düzeltmek” (righting wrongs) için İslam’ı araç yaptı. Kitabın John Woolman epigramıyla başlaması (Woolman 18. yüzyıl Kuveykır kölelik karşıtı), bu bağlantıyı gösterir: Woolman’ın “insanlık birliği” mesajı, Hodgson’un İslam’ı evrensel bağlamda incelemesini motive eder.
Kuveykır bireysel vicdan (inner light), Hodgson’un tarihçiliğini “moral vizyon”la doldurdu. Hodgson, Kuveykır inancını sekülerleştirdi – İslam’ı, Eurocentric domination’a karşı ahlaki bir araç olarak gördü. Bu, Kuveykır reform geleneğinin (kölelik karşıtlığı gibi) uzantısıydı; Hodgson, İslam’ı “küresel adalet” için inceledi.
Hodgson, Kuveykır cemaatiyle ömür boyu bağlı kaldı (Chicago toplantıları). Ancak İslam’ı inceleme kararı, doğrudan Kuveykır’dan değil, savaş sonrası arayıştan geldi – Kuveykır inancı bu arayışı yönlendirdi. Biyografilerde (örneğin Encyclopaedia Iranica), Kuveykır’lığın Hodgson’un “empatik tarihçilik”ini (diğer kültürleri eşit görmek) sağladığı belirtilir.
Hodgson’un incelemk üzere İslam’ı seçmesinin sebepleri çok katmanlıdır, ancak Kuveykır ilkeleri merkezdedir:
Kişisel ve Tarihsel Nedenler: II. Dünya Savaşı hapsi, Hodgson’u “barış arayışı”na itti – Batı’nın savaşçı tarihini eleştirdi ve Doğu’yu (İslam’ı) alternatif olarak gördü. Akademik kariyerinde (Chicago Üniversitesi), oryantalizmi reddetti; İslam’ı, dünya tarihinin “unutulmuş parçası” olarak seçti. Bu, Kuveykır “insanlık birliği”nden kaynaklı bir moral commitment/ahlaki bağlılık’tı – Hodgson, tarihçiliği “teolojik” gördü, yani ahlaki bir sorumluluk.
Hodgson, İslam’ı Kuveykır ilkelerine yakın buldu çünkü:
🔹Barış ve Adalet: İslam’ı “savaş karşıtı genişleme” olarak yorumladı – Kuveykır pacifism’iyle örtüşür.
🔹Evrensellik: İslam’ı “Islamicate” (kültürel evrensellik) olarak tanımladı – Kuveykır unity of humankind’e benzer.
🔹Ahlaki Vicdan: İslam’ı “conscience” (vicdan) odaklı gördü – Kuveykır iç ışık kavramına yakındır. Hodgson, Kuveykır inancını sekülerleştirdi; İslam’ı, Batı’nın “triumphalist” tarihine karşı ahlaki bir araç yaptı. Epigramdaki John Woolman seçimi, bu bağlantıyı simgeler – Woolman’ın kölelik karşıtlığı, Hodgson’un İslam’ı adalet medeniyeti olarak incelemesini motive etmiştir.
Bazı tarihçiler (örneğin Bruce Lawrence), Hodgson’un İslam’ı “Kuveykır lens”le (Kuveykır merceğinden) gördüğünü eleştirir – aşırı empatik, Batı eleştirisi abartılı. Ancak genel kabul, Kuveykır inancının Hodgson’un yenilikçi tarihçiliğini (dünya tarihi bütünlüğü) beslediği yönünde. Eğer Kuveykır olmasaydı, İslam’ı bu kadar evrensel bağlamda incelemeyebilirdi – bu, Kuveykır “moral vision”ının (ahlaki vizyonu)nun bir sonucudur.
Hodgson’un İslam’ı incelemesi, savaş karşıtlığı ve Batı eleştirisinden kaynaklıdır, ancak Kuveykır ilkelerine (insanlık birliği, vicdan, adalet) yakın bulması kararını güçlendirmiştir.
No comments:
Post a Comment