Samanyolunda Ziyafet - Oruç Yazıları
Ruhumuzun hakikate dönük sırlı aynası Ramazan, sana selam!
Ve senin bilincine varanlara kutluluk!
Geldin.
Seni bekliyorduk.
Hoş geldin.
Mutluluk getirdin.
Gelişin bir bayramdır.
Giderken de bayram bırakarak gidersin.
Yalnız bir ayı değil, yılı ve ömrü onaransın.
Zamana yakut, cevher özünü veren bir ustasın.
Bir ev nasıl yılda bir defa temizlenir, örümcek ağlarından kurtarılır, kiremitleri aktarılır, sıvanır, yıkanır, onarılır ve badana edilir yani yeni yapılmış hale getirilirse bir ruh da yılda bir kere böyle bir genel temizlik ve revizyon ister. Ruhun dezenfekte edilmesi temizlenmesi oruç ile mümkündür. s. 7
Şuuraltımızdaki bütün dindarlığı, Ramazan, yaşama alanımıza, şuuraltında yatan ve hep yarınlara bırakılan niyetleri, şuuraltını dinamitleyerek, gün ışığına çıkarıyor. s. 7
Oruç tek başına belli başlı ibadetlerden olduğu gibi bir de öbür ibadetlerin yatağı olmak gibi bir özelliği taşır. Bu ayda Kur'an en çok okunan namaz en çok bu ayda kılınır. s. 7
Bir de bakıyoruz ki, namaz kılanların dolaylarında olup da namaz kılmayanları, Ramazan bir çığ gibi camilere sürüklemiş. Bir de bakıyoruz ki, ruhta kayalık olan bir yer, bir dinamitle asfalt olmuş. s. 8
Alışkanlıkların bir elastikiyeti vardır. O elastikîliği kaybetti mi, canlılığını kaybetmiş yaşama parçaları haline geldi mi, içgüdünün üstünü çok kalın bir kül tablası örttü mü, insan için tehlike baş gösterir. Delilik, aklın içgüdülerle karşılıklı etki gücünü yitirmesi ve donmuş alışkanlıklar ağına teslim olmasıdır. Bir alışkanlık yolunda aklın betonlaşması. Medeniyetlerin yıkılması da böyle açıklanabilir. İnsanlar, öyle donmuş tarihî şartlar ve biçimler içine girer ki, ruh yaşama sevincini ve anlamını yitirir. Bu betonları kıracak bir çıkış yolu arar. İşte oruç, külü deşer, betonları kırar, eskiyen dünyayı tazeler, alışkanlıkları elâstikîleştirir, donmalarını önler, içgüdüleri pırıl pırıl yapar, insani melankoliye düşmekten, yani eşyayla ilgiyi kesmekten korur, kâinatı yeniden yaşanmağa değer bir yer haline getirir, insanı yeni doğmuşcasına yaşamaya hevesli, iştihalı bir yeni insan yapar. s. 8
Yüzünde nur, elinde Kur'an, dudaklarında salavat, yüreğinde Yaratan sevgisi ve korkusu, hayalinde ideal İslam yurdu, kafasında gerçekçi gurursuz akıl, ruhunda ve vücudunda namaz. s. 9
Bir kuşluk gibi, ağaçların arasından, kuş seslerinin marul içi tazeliğindeki bebeksi sevinçlerinin içinden güneş neşesi’nin yürüyerek insanları kuşatışı gibi gelen Oruçtur. Yüzünde nur, elinde Kuran, yüreğinde Yaratan sevgisi ve korkusu, hayalinde ideal islam yurdu, kafasında gerçekçi gurursuz akıl, ruhunda ve vücudunda namaz, mümin ve müslüman aydır bu gelen; Oruç ayı. s. 9
Oruç, öyle bir ruh kalıbıdır ki, her gün, ortalığın ilk ağardığı vakitten ilk karardığı vakte kadar, içimizi oraya yerleştiririz; orada ruh bir biçim alacak; bir öz kazanacak, billurlaşacak; yıkanacak, canlanacaktır. Gece dinlenecek; bir gün sonra yine aynı çerçeveye girecek ; böyle böyle; bir ay sonunda yepyeni ve taptaze bir insan yüreği, ruhu ve vücudu olacaktır mü'minin yüreği, ruhu ve vücudu. s. 10
Gerçek gün doğuşu, gerçek kuşluk; gerçek öğle; gerçek ikindi; gerçek akşam ve gün batışı, gerçek gece ve yatsı, Oruçla. Gerçek zaman Oruçladır. s. 10
O, Ramazanın birinci günü orucu içine ekmiştir. Üçüncü gün oruç yeryüzüne çıkar, onuncu gün kök ve göğdelidir. Onbeşinci gün dallar sürer, yirminci gün yapraklar açar, yirmi beşinci gün çiçek, çiçek, çiçek.. Son gün: dalları bastı kiraz. Ulu ve yüce bir ağaçtır artık inanç insanda. Kök en derinde; yemiş nur olarak yüzdedir. s. 10
Küfrün sığınacak delik araması oruçtansa, mü'minin, dalgaların med günü kıyılara koşuşu gibi koşuşu orucadır. s. 10
Oruç, insanın katıldığı, her yıl bir ay katıldığı bir ruh şölenidir. Oruç, üstün insanların davetlisi olduğu bir tabiatüstü ziyafet, bir gök sofrasıdır. Yani, Samanyolunda Ziyafet. s. 11
Çocuk orucun adına ilk dikkat ettiği Ramazanda daha çok kuşları tutmak ister ve akşam eve dönünce "ben de bugün oruç tuttum" der. s. 12
Oruç, içimizden kafasını çıkarıp şu yokluk çöplüğünü altın tüyleriyle şereflendiren ve sonsuz üstün sesiyle yüreğin gecesini sona erdiren bir kırmızı horozdur. s. 12
Oruç tutmak, insan yüreğini canlı, cıvıl cıvıl sesli kuşlarla doldurmak değil midir? O kuşlar ki, âdeta gökyüzüyle beslenir ve gökyüzünü örtünürler. s. 13
Orucun dört mevsimi ve 24 saati vardır. Ramazan, bahara gelir; açlıkla eşyanın ruhuna ve ötesine, varlığının sebebine çevrilmiş olan insan, leylâk kokuları, portakal çiçeklerinin buğusu ve gül, lâle, ağaç ve yabanî bitki çiçeklerinin rengiyle mest, bir nevi mutlakın şiiri, bir gerçeklik lirizmi içinde yaşar. İlkbaharda renk, su sesi, kuş uçuşu ve gül kokusuyla, tabiat, içine girdiği değişimde oruçlunun içini saf duygularla, zengin figürlerle donatır. Oruçlunun, topraktan kopmasına engel olur. İlkin onu iç yolculuğundan alıkoymak ister; fakat, o, bu iğvaya (ayartmaya) aldanmazsa, bu sefer, onun arkasına takılır gibi bir orkestra zenginliğiyle idrâkine yardımcı olur. Bahar, oruçlu için, menekşeden vişneye kadar mor rengi, bayıltıcı kokusu ve mayhoş tadıyla, toprakla gök arasında, yeni bir sentez sebebidir. s. 15
Her Ramazanın ayrı bir rengi, ayrı bir kokusu, ayrı bir biçimi vardır. Her biri kökte ve temelde aynı olsada, her yılın Ramazanı mevsimlerin bayasına bata çıka, hafızada ayrı bir fenomeni değeriyle yaşar. s. 16
Sonra güneş batar ve bir top patlar. Evin bütün görünüşü ve havası değişmiştir. Aile, ebedi bir tablo gibi sofranın başındadır. Sofrada dünya nimetleri, her günkü nimetler değildir sanki. Sanki onlara ebedilik mayası karışmıştır. Sofra, sanki "maide sofrası" dır. Gökten inmiş bir sofra. s. 17
Derken bir davul sesi, bir top güllesi, hatta topun sesinden önce şimşeksi ışığı koparır sizi uykunuzdan; bu da mı olmadı, şefkatli bir anne sesi, bir şairin tekrar eden motifi gibi, hayallerinizin arasından dolaşa dolaşa, şuurunuzun en kritik noktasını bulmak için yol açar kendi kendine. Ve, yeni kesilmiş bir karpuzun rengi kadar canlı siz sahur yemekleri! s. 17
Ve sonra ağaran gök. Ürperen, Mutlak'ın birliğini, peygamberin peygamberliğini ve insanın ulvi vazifesini ilan eden sabah ezanı. Ve şafak. Yekpare bir gümüş levhası gök. Ve bir dağın ucundan alnını gösteren güneş ve şehre umut taşıyan genç ışıklar ve ışıkların zaferi. s. 18
Tam oruç tuttuğu ilk gün, çocuk, iftar topunu içinden bir zafer topu olarak alkışlar. Hatta içinden bir değil, üç, yedi veya 21 defa top atılmalıydı diye düşünür. s. 21
Her olaya "fayda" açısından bakmayı yasaklar oruç. Hükümlerinde "başkacı" yapar insanı. Büyük bir batı düşünürü, 'cehennem başkaları'dır diyor. s. 21
Gençlik ve olgunluk çağı oruçları, her yıl geçtikçe, bir parça daha insanın tabiatını materyalist çerçeveye mahkûm olmaktan kurtarır. Her olaya “fayda” açısından bakmayı yasaklar oruç. Hükümlerinde “başkacı” yapar insanı. s. 21
Gençlik yıllarının oruçlarından billûrlaşmış sarkıt ve dikitlerin bütün ruhu ayakta tutan mermer sütununu içinde duyar. Yaşlandıkça çocuklarının oruçlarının sütuna yeni mermer payandalar dayadığını görür. Mü'minin içi artık bir Süleymaniye kadar sağlamdır. Ölüm, onda artık bir korku değil, sadece bir merak konusudur sanki. Çünkü; oluşmuş, birikmiş ve son biçimini almış bir sonsuzluk tapınağına ölümün dokunamayacağını bilir. Ve müslüman, içinde "tam teşekküllü" bir Süleymaniye, ölüme geçer. s. 22
Yaşlı bir müslüman, geriye bir baktığında, çocukluğun iftar saatlerini bekleyişini, oruçluyken dallarda sallanan incir ve narların sanki cennetten koparılıp oraya iliştirilmiş olduğunu, iftar sofrasını açan hurma ve zeytinin nimete nasıl bir kutsallık kattığını, Ramazan ikindilerinde okunan yasinlerin evin odalarına nasıl ilahi yankılarla dolaştığını, teravih gecelerinde aşkla ilahiler okuyan, tekbirler getiren ve sonra zamanın gizli kapılarından giderek kaybolan nur yüzlü insanları, bayramların yeşil ve beyaz ve al sevinçlerini hatırlar. s. 22
Bütün geceleri önüne dökmüş onların içinde Kadir gecesini arayan bir mü'min düşününüz. Daha doğrusu, Kadir gecesi olma imkânını taşıyan her geceyi bir Kadir gecesiymişcesine ağırlayan bir mü'mini düşününüz. s. 25
Sen, kirli yeryüzünü en ışıklı namazlarla, mutlakın sesi Kur'an sesiyle ve düşüncenin en yanılmazı mü'min düşünceleriyle yıkarsın, pasından kurtarırsın. s. 26
Kadir gecesi, hangi gecede bulunduğunun kesin bilinmezliğiyle biraz da öbür gecelerin içinde değil midir? Öbür geceleri de bir projektör gibi aydınlatmıyor mu?
Kadir gecesinin gizli olması gerektir; çünkü: açık ve seçik olarak bir gecenin kutsallaştırılması, Allah'tan başka Tanrı tanımama dini olan İslâm'a uymazdı; İslâm, değil bir insanın, bir gecenin bile putlaştırılmaması için gerekli temeli atmıştır. s. 26
Ey Kutlu gece! Akşam devraldığın eski, yaşlı, çirkin, yıpranmış ve yılmış dünyayı, sabahın ilk akıncılarına, yeni, taze, değişmiş, neşeden çınlayan ve güzelliğinin ötesinde bir güzellik bırakmayan bir genç dünya olarak teslim edersin. s. 26
Kurban bayramı ise, Müslümanların, yeryüzünde, Allah tarafından tayin edilmiş bir noktada toplanıp onun arzusu için, canlılar içinde kendilerinin hayatına karışmış yaratıkları kurban ettikten ve bu, ortalıkta kabartma hale gelen kurbanlık sembolünün, damarlardan fışkıran kanın ve havada elle tutulur hale gelen merhametin, öteye, ölüme, hayatın anlamına ait ulvi düşüncelerin, İslâmın ilk günlerindeki saf duygu ve inançlardan Mekke havasında uçuşan gözlerin, kanatların ve hâtıraların ışığı içinde kaynaştıktan sonra, ruhları, elleri, gönülleri ve kafaları Allah’a yükseltmelerinin Mekke’de ve bütün İslâm ülkelerinde kutlanışıdır. s. 26
Sen öyle bir altın gecesin ki, saçların altın ışıklarla, önüne ve arkana dizilen öbür geceleri de, radyum ışıkları gibi yüreklerinden geçerek altına çevirirsin, inananlar için. s. 27
Ramazan bayramı, her müslümanın ve her İslâm toplumluğunun, bir aya oruç tutup vücutların sağırlığını kaybetmiş ve ruhun seslerini duyar hale gelmiş, ruhların en kabartma yükselişine varmış olduğu, yani ruha ve içe çekilip orada yenilendiği, tazelendiği bir dönemden sonra, tekrar dışa, eşyaya bir hünkâr alayı halinde, tantanalı ve eşyanın ve dünya nimetlerinin içindeki “sevinci” çınlatarak çıkışıdır. s. 28
Oruç ile her hücre ölümün bir yumurta kabuğu gibi ördüğü kireç zarını kırar. Bir diriliştir başlar. s. 29
Bayram namazla başlar. Güneşin bir mızrak boyu çıktığı bir sabah vakti namaz başlar. Bu bir nevi, Yaratıcı ile bayramlaşmadır.
Fitre, sadaka, bütün mü'minlerin bu ruh ve kurban ve zekât dağıtışlarının bayramdan önce oluşu, zengin yoksul eşya infilaklarına, donanışlarına daha hazır çıkmalarını sağlar. Yüz akıyla çıkmalarını.
Bayramda mezarlıklar da ziyaret edilir. Sevincin en şiddet kazandığı anda ölüm ihmal edilmez. Atalarla, ölülerle de bayramlaşılır. s. 29
Konuğumuz oruç, pencerelerimizi açar, perdeleri havalandırır. Evin badanasını ve boyalarını tazeler. Mutfak ve kilerimizi doldurur. Sularımızı tatlandırır. Lâmbamızı kutlar. Soframızı kutsallaştırır. Gök sofrasını açar. Gecemize, ebedi düşler ekler. Çatımızdaki vahşi sesleri durdurur. Mezarlar yerleşmiş yabancı görüntüleri ürkütür. Ülkeyi güvenli bir ülke yapar. İnsanı kendi özüne, değişmez gerçeğine döndürür. Nimetlerin akıntısındaki düz akımı dalgalı akıma çevirerek açlıkla ve susatarak insanı metafizik plana çeker. Artık insan, düşünceleri ve sözleri bir saman yığını gibi savurmaz. Belki, bir yıl, uğrunda alınteri döktüğü bir buğday harmanı gibi devşirir ve her tanesini değerlendirir. Göklerin hakkı ayrılır bu harmandan, sonra insanın hakkı ayrılır. s. 31
Zekâ aydınlanır, hafıza arınır. İçgüdü bilenir, paslarından sıyrılır. Şuuraltı düğümleri çözülür, akrepleri ölür. Şuur, elâstikîliğini yeniden kazanır. Kalbi kiralayan geçici duygular koğulur. Ruh, çevresinde melek dünyasının halesini görür. Yeni doğmuş bir ay gibi övünçle yükselir ve eşyaya güler. Çevreyle barışıktır artık. Ölüme karşı yeniden bağış kazanmıştır artık. s. 32
Konuğumuz oruç mimarı, vücudu bir yandan yenilerken, öte yandan elini ruha atar. Her mü’min kendi gücü çerçevesinde Cebrail’in bir kanadının ruhuna çarptığını duyar. s. 32
Artık insan, düşünceleri ve sözleri bir saman yığını gibi savurmaz. Belki, bir yıl, uğrunda alınteri döktüğü bir buğday harmanı gibi devşirir ve her tanesini değerlendirir. s. 33
Nimetlerin akıntısındaki düz akımı dalgalı akıntıya çevirerek açlıkla ve susatarak insanı metafizik plana çeker. Artık insan, düşünceleri ve sözleri bir saman yığını gibi savurmaz. s. 33
Oruç konuğumuz, çocukların takma sakallı, maymun yüzlü noel babası değil, nur belirtili öğretmenidir. s. 33
Konuğun uğurlanacağı günler de gelir. O kadar alışmışızdır ki bu gidişe inanmak istemeyiz. s. 35
Sanki Kur’an yukarı çıkıp bir ay oluyor. Sonra ,peygamber parmağıyla, sûre sûre bölünerek onların kalplerine iniyor; ordan da âyet âyet atar-damarlardan yürüyerek yüzlerinde apaydınlık bir ay, bir güneş örüyor. s. 36
Bilen bilir, ay insanın kalbi ile ilgilidir. Güneş gözlerimizi kamaştırır, ama ay esrarlı bir gecede yüreğimizi yerinden oynatır. "Kamer" sûresi gelincedir ki, inananın da inanmayanın da yüreği yerinden bir kere oynamıştır. İnananın kalbi, yerine iyice yerleşmek için sarsılmış, inanmayanın kalbiyse, yerine yenisi geçmek için. s. 37
Şimdi ayla uğraşan insanlık, insan yüreğiyle oynadığının farkında değil. Ayla uğraşmak insan için bir şoktur. Kimbilir belki de bu şoka iyileşecektir yürek. s. 37
Muhyiddin-i Arabi Hz.leri, aya fazla bakılmamasını öğütler. "Ay ışığı yüze zehir, fakat sırta şifadir" der. Aslında, bu zehir, zehir değil, şifanın şiddetle ve ansızın yoğun olarak gelişinden doğma bir çarplıştır. s. 38
Oruç, içimizde batmayan bir ayın geceden gündüze taşınmasıdır. Bir Ramazan gününün saatleri ilerledikçe içimizdeki ay büyür büyür; ilkin, "kurumuş bir hurma dalı" kadar ince; sonra bir kalın kaşlı hilal. Sonra sonra tam yuvarlaklığını alır. Zaferlerin tam bedir hali olan Bedir Savaşının isminin kelimeler dünyasında ayın mükemmellik haline teşbih edilmek gibi bir hikmeti yok mudur dersiniz? Oruçluyken her işimize biraz ay karışmamış mıdır? Oruçluyken ve oruçlu değilken aynı işi yapınız, arada bir ay farkı vardır. Oruçluyken sözlerimizin arasına esrarlı bir ay ışığı karışır. Her çileden bir ay sembolizmi gelir, kelimelerimize siner. s. 38
Müslümanların kalbi, birbirinde eriyerek ve kaynaşarak bir tek kalp haline gelecek; ayın 14'ü bir ay büyüklüğünde bir kalp haline gelecek. s. 39
Oruç, bir emanet ki, gelir gelmez, bizi, bizdeki emanetlerin sahibi yapmaya başlar. s. 39
Ey Batılılar, Ey ay yüzünden mahrum olanlar!
Müslümanın kalbiyle oynamayın. Olur ki onun x ışınlarından daha kudretli olan kalb ışıklarının öldürücü etkisini alırsınız. Bırakınız, ey Avrupalılar, yüzünde ve yüreğinde her an bir ay bölünen, bir şakkulkamer mucizesi vuku bulan müslümanların iyileştirici ışıkları sırtınıza vursun, size şifa olsun ve sizi diriltsin. Sonra ordan yüzünüze sızan, size ve bize yetecektir. s. 39
Oruç, boş bir çerçeve olarak veya bir mevsim gibi sadece tabiatın bir parçası olarak gelmedi tarihin bir parçası olarak da geldi. s. 40
Gece, sahurda, evlerin ışıkları bir bir yanınca, şehir, bir şölen hazırlığın daymışcasına uyanır. Oruçla gelen ruhların uyanışı da tıpkı sahurdaki ışıkların bir bir yanışı gibi, biri yanınca öbürünü de çağırmış gibi bir şölendir. s. 40
Oruç hiç gecikmeden, yolunu şaşırmadan, tam saatinde, dinç ve genç tarihin dinamizmini de özünde gaybın bir üfleyişi gibi taşıyarak geldi. Mademki geldi, onu iyi tanımak gerekir. s. 41
Ve orucun da iftarı vardır. Oruç, müminin kalbinde iftar eder. Onun sofrasında, işte saydığımız, göğe mahsus yiyecekler bulunur. s. 43
Orucun susadığı ve ab-ı hayat gibi kanamadığı su Kur'an'ın sesi, acıktığı namaz, örtündüğü merhamet, kuşandığı giyindiği, Allah adının yükseltilmesi yani cihattır. s. 43
Siz sanmayın ki oruçta yalnız siz susar, siz acıkırsınız. Oruç da susar, oruç da acıkır. Çünkü oruç da canlıdır. Sizin gibi. Hatta sizden fazla. s. 43
Oruç, başlı başına bir melek ülkesinin dünyaya çağrıldığı ay.
Melekler ki, yemezler ve içmezler. Sanki hep oruçludurlar. Demek ki, oruçta meleklerden bir muhteva, bir varoluş taşıyan bir yan var. Onunla melekler arasında bir ilgi, onda insanı meleğe yaklaştıran bir güç var.
Gören gözler için, oruç, ne muhteşem bir melekler ordugâdır. s. 43
Oruç, bu ümmete bağışlanmış, sağı ölüden, diriyi cansızdan ayıran, fark ettiren kutlu bir nimet ve emanettir. Bir emanet ki gelir gelmez evimizi ev yapar, yabancılaşan şehrimizi kendi şehrimiz yapar, uzuvlarımıza göğün mührünü vurur, ruhumuzu kölelikten azat eder. s. 46
Öyleyse, bereketlendir kalbimizi ey Ramazan.
Ruhumuza bir ruhulkuddüs gibi gelen kutlu Ramazan.
Yüksel şerefelerden bir kere daha, ey, 20. yüzyıl akşamlarında bir âhir zaman havarisi gibi gelen kutlu orucun akşam ezanı.
Yüksel bir daha âhir zaman ezanı. s. 47
Modern dünya silahlarının yabancı olduğu ve sırrına asla eremeyeceği bir kudret mantığının yenilmez ve aşılmaz silahıdır oruç. s. 48
Oruç geldi, ondan bize ölümsüz bir şeyler katılacak demektir. Giderken, bizden de ona ölümsüzleşecek bir kaç şey katılmalı. s. 50
Şimdi, Dicle kıyısında tüten bir ocak, Ren kıyısında yükselen bir bacadan, akın karadan ayrılması gibi ayrılmaktadır. Çünkü birine orucun uçuşan yeşil kanatları karışmış. s. 51
Düşünce edebiyat, politika, hayat tarzı, dünyaya ve ölüme bakış açısı, yoksulluktan kurtuluş alanında, kısacası bütün alanlarda, kendi medeniyetimizin cevabını arayacak ve bulacak bir şahsiyetten haber getiren ilk tarihi saat. s. 53
Uzun süren bir kuraklıktan sonra dudakları çatlamış toprağından ötürü ellerini göğe kaldırmış çiftçi için birden boşanan yağmur neyse, biz müslümanlar için oruç da odur. s. 54
Ruh, yeniden, inançla, güvenle, gayb bilgisiyle, gelecek zamanı fark etme ustalığıyla, sabırla, sabır ilmi ve sabır şiiriyle doluyor. s. 55
Güçlenmek ve yıkıcı kuvvetler karşısında yiğitçe direnmek için, orucun gözüyle gören, orucun kulağıyla işiten, orucun eliyle iten, orucu yaşıyarak ölümü yenen bir göğdeyle göğdelenen bir oruç insanı, orucun adamı olmak gerekmez mi? s. 56
Gecelerinde bir imamı vardır. Gecelerin imamı en büyük İmam kuranı kerimi kalbinde taşıyan Kadir gecesidir. Allah'tan bir bağış gibi peygamberden bir armağan gibi, Kur'an'dan bir nefes gibi, sahabe'den bir ses gibi, şehitlerden bir hatıra gibi, imamlardan bir ilim gibi geliyorsun Kadir gecesi. s. 57
Ey gözlerden gizli, fakat gönüllere aşikar Kadir Gecesi! Zamanın kalbinde en doğru ve şaşmaz bir saat gibi çınlayıp giderken, yurdumun üstüne, vahyin geçmez izi nice yıpranmaz eserini, ölmez sesini bir kere daha işle! Pas tutmaz güneşi bir daha getir, ey Kadir Gecesi. s. 57
Seni bulmak için bilen gönül, çöllere bile düşmek gerekseydi, düşerdi. Kutuplarda buzların altında, bin yıl, kalıp almak gerekseydi, alırdı. Fakat sen, kendin geliyorsun. Seni bulmak için arınmış bir kalble aramak yetiyor. En saf bir merhamet gibi kendin geliyorsun.
Allah' tan bir bağış gibi, Peygamber' den bir armağan gibi, Kur' an' dan bir nefes gibi, sahabeden bir ses gibi, şehirlerden bir hatıra gibi, imamlardan bir ilim gibi geliyorsun.
Müslümanların hükümranlığını dünyaya ilan için geliyorsun. Putları karanlığa boğmak için geliyorsun. Velilerden bir müjde, bir mektup gibi geliyorsun. Okuyan için ne kutlu bir barış ve kurtuluş mektubatısın sen. s. 57
Hayatımızın hiç bir çizgisi olmadı ki, oraya, Kur’an-ı Kerim’in tuttuğu bir ayna ve bir ışık bulunmasın. Yaşayışımızın nice çizgileri, vücuttaki kan damarları gibi, Kur’an çizgileridir.
Atalarımız, her yıl Kur’an’ı bir baştan sona okurlardı. Böylece Kur’an-ı Kerim, yavaş yavaş onlann ruhlarına geçerdi. Onun yapraklarına eğile eğile babalarımızın ve annelerimizin yüzünü bir Kur’an aydınlığı kaplardı. İşte bunun için bir müslüman daha ilk bakışta yüzünden tanınır. s. 58
Hayatımızın hiç bir çizgisi olmadı ki, oraya, Kur'an-ı Kerim'in tuttuğu bir ayna ve bir ışık bulunmasın. s. 58
Konuğun uğurlanacağı günler de gelir. O kadar alışmışızdır ki, bu gidişe inanmak istemeyiz. Ama saatin vuruşu kesindir. Bir yarış kronometresi gibi son vuruşunu yapar. O zaman dünya garına koşarız. Mahşeri bir kalabalık. Çocuklar en süslü elbiseleriyle oradadır. Trenler, en güçlü bir baba canlılığı içinde tütüyor. Konuşmalar. Herkes birbirini ilk görmüşçesine sevinçli. Hepsi konuktan konuşur. Fakat ey komşular konuk nerededir? Konuk sessiz ve şatafatsız, gitmiştir bile.
Mademki ayrılık saati çaldı, buna elde çare yok. Öyleyse bütün iş onu unutmamak da. Giderken, bizden dünyamızdan hangi haberi ve ne götürüyor, geldi ve bize ne bıraktı; bunu düşünmeli, bunun hesabını yapmalı ve 1 yıl sonra tekrar dönünce bizi nasıl bulacak bunun şimdiden hazırlığına girişmeli. s. 59
Memleket kültürü, ekonomisi, sıhhati için bir ay boyunca neler yaptık, millet varlığına maddi ve manevi alanda neler kattık, bunun da en ince hesabını çıkarmalı, bilançosuna girişilmeli. s. 60
İbadetin yanısıra ses çıkarmayan ve her türlü sıkıntıya katlanan yoksul dul ve yetimlerin dertlerine, ne kadar ortak olabildik bunun da muhasebesini ihmal etmemeli. s. 60
Her gündüzün ağırlığı gecede, bütün gecelerin ağırlığı kadir gecesinde. s. 63
Kur'ân gelmeseydi, kâinat ve varlık, her türlü yaratılış, sırrı çözülmez bir tılsım, bir büyü gibi kalırdı. O, yaradılış bilgisinin ders kitabı olarak bir Kadir gecesinde indi. İşte Kadir gecesi, kâinata anlamını getiren gecedir. s. 63
Orucun şifa saçan ellerinde müslümanın kalbi onarıla onarıla, Ramazan hilali büyüdükçe nefsin hilali küçüle küçüle, öyle bir geceye gelinir ki, nefs, başına, dünya kirlerini yıkayıp alıp götüren sıcak suların döküldüğü bir ölüye yaklaşır. Onu yıkayan meleklerin dünyamıza indiği gecedir Kadir Gecesi. s. 64
Ey gözlerden gizli, fakat gönüllere aşikar Kadir Gecesi! Zamanın kalbinde en doğru ve şaşmaz bir saat gibi çınlayıp giderken, yurdumun üstüne, vahyin geçmez izini ve yıpranmaz eserini, ölmez sesini bir kere daha işle! s. 64
Oruç ile duygularımız düşünüş ve hayal edişimiz değişince bizdeki dünya tasarımı da değişmeye başlar. s. 65
Evet, oruç, ilkin göze, dudaklara, damağa ve sonra düşünmeğe, hayal gücüne tesir eder. İnsanın idrak ve yorumunu değiştirir. Duygularımız, düşünüş ve hayal edişimiz değişince, bizdeki dünya tasarımı da değişmeye başlar. Artık ne uyku, eski uyku, ne yediğimiz yemekler eski yemeklerdir. Sıcak bir yaz gününden sonra iftarda içtiğimiz ilk bir bardak suyu, hiç bir gün farkına bile varmadan içtiğimiz bir bardak suyla değiştirir misiniz? s. 65
Bugün oruç yolcudur. Geldi, evlerimizi, şehirlerimizi, soframızı, gönüllerimizi bir ay boyunca olanca zenginliği ve cömertliğiyle donattı ve işte gidiyor. Yürekte ister istemez bir sızı var. Ayrılış sızısı. s. 66
Giden oruca yol azığı ve öteye armağan olarak ne verdik, bunu bir bir zihinden geçirmeli. Onun giderken çıkarttığı ayak sesine hangi sesi ekleyebildik,i şte bunu iyi düşünmeli. s. 66
Tarih içinde, İslam varlığının en çetin şartlarda bulunduğu bu yüzyıl ve bu dönemlerde oruç ayı gelir ve bir zırh gibi bizi korur. Şimdi o gittikten sonra, onu, yani oruç mefhumunu ve onunla birlikte var olan bütün İslam mefhumlarını, İslam hayatını korumak da bize düşüyor. s. 68
İşte oruç giderken bizi her bakımdan bir nefs muhasebesine çağırarak gidiyor. Bunu yapmadıktan sonra tuttuğumuz orucun eserinin gönlümüzde kalacağını ummak doğru olmaz, işte bunu bilmeli. s. 68
Mesele, önce katil yetiştirip, üretip, sonra onu gangster filmlerine yaraşır bir tarz ve üslûp içinde öldürmeğe mecbur olmak değil, bir insanın bu hâle gelmeyeceği mânevî, ahlâkî, dinî ve kültürel atmosferi hazırlamak ve böylece hiç olmazsa bu acı hâdiseleri asgarîye indirmektir. s. 68
Oruç, nasıl eşyayı yenilerse, insanın vücudunu, duygularını, beynini ve kalbini de yeniler, Bir takım duygular mühürlenir, sonra açılır. Böylece, hürriyet içinde hürriyetin değerini bilmeyen vücut, geçici ve şuurlu tutsaklıklarla hürlük eğitimi görür. Ve azat edildiği zaman, hürlük kendisine bağışlanınca da, onun hazzını alır, zenginliğini kaybetmiş olan vücut, onu tekrar bulmanın sevinciyle canlanır. s. 69
Ve bayram. Bugün, bir müslümanın eli öbür müslümanın eline, onun eli de bir başka müslümanın eline, böylece bütün müslüman eller birbirine kenetlenecek. Her müslüman, Kur'an'dan bir âyet gibi kalbini öbür müslümanlara götürecek. s. 69
Bayram ki, taştan değil, rüzgâr esintisinden değil, yaprak hışırtısından değil, bir medeniyet esintisinden, bir tarih ilhamından, müslümanların aydınlık gönüllerinden gelen bir şuur hafifliğidir, geliyor ve bizi ak çeşmelerin ışığıyla dolduruyor. s. 70
Topraktan yükselen bir mehtap, bayram akşamları. İşte o ulu geçmişten elimizde bir bu bayramlar kaldı. Onlara sıkı sarılalım da hiç olmazsa bu son peygamber armağanını olsun elden kaçırmayalım. Bu şuur içinde kutlu olsun bayramlarınız Müslümanlar! s. 71
Artık, ne uyku eski uyku, ne yediğimiz yemekler eski yemeklerdir. Sıcak bir yaz gününden sonra iftarda içtiğimiz ilk bir bardak suyu, hiçbir gün farkına bile varmadan içtiğimiz bir bardak suyla değiştirir misiniz? s. 72
Sabah kahvaltılarında her gün yediğimiz zeytinle, oruç açan zeytin taneleri arasındaki diriliş ve dirilik farkını açıklamak bile fazla. s. 72
Fakat oruç dünyasına ayak basar basmaz biz, sanki kabuk bağlamış dünyanın ölü zarı yarılır ve içinden taze bir dünya baş gösterir. s. 73
Oruç günleri ilerledikçe ve yaş ilerledikçe ve oruçlu oruçta ilerledikçe, dünya, nuranî bir çehre kazanır. Dünya olmaktan çıkarak, içimizin bir aynadaki aksi, bir yankısı olur. İnsan dünyaya değil, dünya insana katılmaktadır sanki artık. İnsanla dünya arasındaki kahırlı diyalog, yavaş yavaş, tatlı ve munis, ruhun ısındığı bir monolog halini alır. s. 74
Oruç dünyasına girer girmez, her gün kıyısından geçtiğimiz halde, alışkanlığın zulüm özlü direnişiyle fark etmediğimiz veya göz kapadığımız evrensel trajedyayı görmeğe başlarız. s. 75
Dünya sessiz sedasız düzelir ve bütün yaradılış hikmetini ifşa ederken, ruh, adeta çarmıhlara gerile gerile ilerler. s. 75
Oruç ayı çıkarken, sahip olduğunuz dünyayla, oruç ayına girerken bu işleme uğrattığınız dünya arasında ne büyük fark var. Daha doğrusu bu iki dünya kavrayışı ve tasarımı arasında ne kadar büyük fark olursa, sizin orucunuz o kadar verimlenmiş bir oruçtur. s. 76
Çünkü: oruç, dünyayı diriltmişse sizi de diriltmiştir. Ve onu, sizin için sizden ötürü diriltmiştir. Sizi ondan daha çok diriltmiştir. s. 76
Vücud, oruçla, ruha doğru hızla itilmiştir. s. 76
Herhangi bir düzen, hiç değişmeden uzun zaman hemen hemen aynı kalıyorsa, o düzen, bir bakıma, kendine mahsus bir ölüm kazanmış demektir. Bu kanun, vücut için de geçerlidir. Vücut, durmaksızın, ruha doğru bir atılım yapmadıkça bir nevi bir ölüme razı oluyor demektir. Çünkü: her fizik tertip, bir gaye taşıdığı sürece vardır ve diridir. Gaye, tertipten ve tertibin hamlesinden fırlayıp giderse, o tertip boşuna dönen bir çark gibi yokluğun şarkısını söyler. Yokluğun şarkısıysa ölümden başka bir şey değildir. İşte oruç, vücudun bu tür ölümünü de sarsarak, ona yeni bir hayat bağışlar. Bu bir nevi, gayesini unutayazan vücudun basubadelmevtidir. s. 77
Fakat oruç dünyasına ayak basar basmaz biz, sanki kabuk bağlamış Vücut, durmaksızın, ruha doğru bir atılım yapmadıkça bir nevi bir ölüme razı oluyor demektir. Çünkü her fizik tertip, bir gaye taşıdığı sürece vardır ve diridir. s. 77
Oruç gelmişse kelimelerimizi daha çok tartacağız demektir. Göz, kulak, ağız daha tasarruflu kullanılacak, böylece kendi içinde her duygu kendi birikimini yapacak demektir. Boşanmış enerji yeniden toparlanacak, kas, damar ve sinirler gerginleşip bırakılarak kaybedeyazdığı elâstikîliğini yeniden kazanacaktır. s. 78
Oruç, zamanın kirlettiği ve ölümün tozlarına batırdığı vücut ve ruh için, gözle görünmez bir gusül, bir teyemmümdür. Tek başına bir tıp, dört başı mamur bir sıhhattir. s. 78
İnsan, nasıl bir gaye ve ödev içinde daha diriyse, oruç içinde de vücut, varoluş gayesinin şuurunda daha çok diri, hazırlıklı ve canlıdır. s. 78
İşte, yaşarken yaşamanın tadını, zenginliğini kaybetmiş olan vücut, onu tekrar bulmanın sevinciyle canlanır. s. 78
Ve sonra oruç, ruhu diriltir. s. 79
Oruç, insan ruhunu yeniden onarmağa girişince, düşünme yollarımızda tıkanmış geçitler açılır, hayallerimize karışan putlaştırıcı eğilim kaybolur. s. 79
Gören gözler için, oruç, ne muhteşem bir melekler ordugâhıdır. Kalblerimizi dolduran meleklerin saldığı gümüşsü ışık, kınından sıyrılmış orucun diriltici kılıcıdır. Ruhlarımızın kendi içine günahların blok taşlarıyla kapanarak bir kabir halini aldığı günde, Ramazan, yeşil bayraklarıyla ufukta beliren bir melekler ordusuyla birlikte çıkagelir. Gelir ve kurtarır ruhu. Taşlaşmış günahlarımızı ve ona bulaşan, onlarla deri ve et kemik gibi kaynaşan parçacıklarını nasıl da aşağılara, ta aşağılara yuvarlar. Gören gözler için, oruç ayı bir mahşerdir. Ruhların kabirleri açılıyor onda, kardeşlerim, ruhların kabirleri. s. 80
Ruhun da, gözleri, kalbi, kafası vardır. Ve ruhun, gözü, kalbi, beyni, vücudunkilerden daha hassastır. O, her zamanki diriliğini koruyamazsa, kalbi hemen buruklaşmağa, kararmağa, kulağı sağırlaşmağa, kasları felçlenmeğe, gözleri kapanmaya başlar. s. 80
Müslüman, Müslümanlığını sözde bırakmamalıdır. Sürekli olarak kendini İslâmdan koparan aldatıcı oyalamalarla savaşmalı, onlara karışı ruhun ölümsüz silâhlarıyla donanmış olmalıdır. Öyle ki Müslümanların toplu olarak kıldıkları namaz, Ramazan ayı boyunca tuttukları oruç, inançsızların yürekline korku düşürmeli ve onları aşağılık duygusu içinde kıvrandırmalı. İbadetler, toplumun ruhunda, tek tek bunalıma düşen kişilerin ruhlarını kurtarıcı birer sığınak olmalı. Bunalan insan, namaz kalesine, oruç burcuna sığınmalıdır. Bunlar, Allah'ın müslümana armağan ettiği mucizevi silâhlardır. Kıyamete kadar bunlardan üstün maddi veya psikolojik bir silah ortaya koyamayacaktır karanlığın dehası. s. 81
Kabirden kalkan bir ruh gibi, oruçlunun ruhu, gayb dünyasından kimi zaman ses, kimi zaman işaret alır. En azından, içinde bulunduğumuz dünyada, gayb dünyasının bir konumunu hatırlatan çarpıcı bir cephe görür. Hikmete yönelir. s. 81
Ölüme doğru koştuğu bu son çağlarda İslam toplumu tam ölmemişse ve hâla yaşıyorsa, bunu, gelip gelip dirilten Ramazanlara borçludur geniş ölçüde. Ve bir gün tam dirilecekse, bu da, yine bir Ramazanda başlatacaktır, Ramazanlarla başlayacaktır. s. 82
En çok riyazet geçiren, çile dolduran şairlerin daha üstün şairler olduğunu unutmamalı, Mevlânâ, Yunus, Fuzûli, Şeyh Galip gibi. s. 82
Bu, orucun, bedeni sıkıyı alan, çile değirmeninde döndüren, orucun yüce ve meleklerle örülü çehresinden, manevi bir yakuttan yorulmuş mayasından, Davut Peygamberin örsünde yoğrulmuş hamurundan, İsa Peygamberin tevekkül tasından, Hızır Peygamberin getirdiği âb-ı hayatı içine çekmiş olan özünden, Büyük Peygamberin ellerinde Kur'an kevseriyle yıkanmış olan ruhundan doğan bir özelliktir. s. 84
Taşlar bile dikkat eden için anlam değiştirir oruçta. Hazreti İsmail'in şeytana attığı taşlara dönüşmeğe başlarlar gözümüzde. s. 84
Oruç, eşyayı ve evreni de bize yaklaştırmış değil midir? Onu daha derinden algılamakta, kavramakta değil midir? Oruç ayında gündüz daha gündüz, gece daha gece değil midir? Güneş daha güneş, su daha su, toprak daha toprak, ay daha ay, yıldız daha yıldız, zaman daha zaman, mekân daha mekân, vücut daha vücut değil midir? Ve nihayet ruh, daha ruh değil midir? s. 86
Ruhunun silâhlarını donanmalıdır yeniden müslüman. Kalbinin silâhlarını. Yani gönül silâhlarını. Tabiata karşı, kötülük doktrinlerine karşı, egoya karşı ruhunun pusatlarını kuşanmalıdır. s. 87
Bir ay boyunca, her akşam göreceğiz ki, dışımızdaki ay, göğümüzdeki ay büyümüştür ve içimizdeki ay, kalbimizdeki ay, Oruç, büyümüştür. s. 87
Ruhun ana silahı tapınmadır. Allah'a tapma. Allah'a tapma, insanın ve tabiatın tanrılık iddiasını yıkma, onları çıplak hakikatleriyle kavramaktır. Yaratılanı aşmak, iğretiyi yıkmak, yalanı devirmektir. s. 88
Namaz, oruç, hac, zekât, müslüman ruhunun silâhları. Namazla doğrudan doğruya Allah'a yönelmiş olmaktadır insan. Bütün dış alâkalardan kurtulup O'nun önünde ve huzurunda O'nunla, Ezeli ve Ebedi Olanla, Yaratıcı Olanla olmak. İnançsız kişi bu güçten mahrumdur. Oruç, benliği kıran tapınma. Hac, müslümanları bir araya toplayıp Allah'a yöneltmekte. Zekâtla, müslüman sahip olduğu eşyayı da Allah'a yöneltmekte. Daha doğrusu eşyaya olan gizli tapınma bağlarını kırmakta, ilgilerini kesmekte. Bütün bu sevgi ve korku silâhlarıyla müslüman, kendini kuşatıp iğreti ve kötü ilgilerden koparmakta ve iyiliğin, doğruluğun, güzelliğin kaynağına yüzünü ve gönlünü çevirmekte. Namaz, oruç, hac ve zekatla ruh Allahı söz, kalp ve davranışlarıyla anmakta ve öte alemin silahlarıyla donanmaktadır. s. 88
Allah’a tapma, insanın ve tabiatın tanrılık iddiasını yıkma, onları çıplak hakikatleriyle kavramaktır. Allah'a tapma, izafî olandan sıyrılıp mutlak olanla donanmak, fânilik perdesini yarmaktır. Allah'a tapma, insanları ve tabiatı putlaştırmama, benlik putunu kırma demektir. s. 89
İbadetler, toplumun ruhunda, tek tek bunalıma düşen kişilerin ruhlarını kurtarıcı birer sığınak olmalı. Bunalan insan, namaz kalesine, oruç burcuna sığınmalıdır. s. 89
Yalanlı propagandaya karşı, hakikatlerin tebliği, şeytansı iğvaya karşı Vahiyden gelen telkin, zulme karşı adalet, cehalete karşı irfan aydınlığı, nefsin başkaldırışına karşı Allah'a teslim oluş, şehvete karşı oruç, insanın kendi benliğine tapınmasına karşılık namaz silahlarıyla Müslüman savaş meydanlarında gözükecektir, gözükmelidir her zaman. s. 90
İslâm, bayrama da kendi ruhunu sindirmiştir. Bayram, gerçek bayram, ruhun bayramıdır, tenin değil. s. 90
Bayramı ve onun bir türü olan kandili maddi hazlar veren ve eğlendiren fırsatlar gibi görmek islâm ruhuna aykırıdır. s. 91
Bayram, ruhun toyu, ruhun düğünü demek. s. 91
Bayram, kazanılan ruhi ilerlemeyi bir daha çıkmamacasına benliğimize geçiren ilahi damgadır. Göğsümüzü açıyoruz ve kalbimize meleklerin bu yüce damgaları basmasını, pamuktan daha yumuşak bir vuruşla ruhumuza nakşetmesini bekliyoruz, işte bayram bu demektir. s. 92
Ey ruhumuzun ikiz kardeşi olan oruç, sen ki ruha geçen, onunla kaynaşan ve onu o eden meleksin. İslam’ın kalbinden kopan elçisini, Kur'an'ın elçisisin. s. 96
Geldin.
Seni bekliyorduk.
Hoş geldin.
Mutluluk getirdin.
Gelişin bir bayramdır.
Giderken de bayram bırakarak gidersin.
Yalnız bir ayı değil, yılı ve ömrü onaransın. s. 97
Gelişin bir bayramdır. Giderken de bayram bırakarak gidersin. s. 97
Ey insan! Sen tekrar medeniyeti, maddenin, eşyanın, fiziğin, tabiatın ağırlığından kurtar.
Özgürlük dedin, eşitlik dedin, başka bir biçimde insanı insana köle yaptın. Allah'ın kulu olmaktan kaçtın, insanın ve eşyanın kölesi oldun.
Ruhunu maddeye sattın, özünü şeytan tarlası haline getirdin. Yeniden ruhunu Allah'ın tarlası yap insanoğlu. Kutsal sözleri diriliş tohumları gibi ek ruhuna. Ve onda bitecek, yükselecek hakikat ağacının yemişi seni Cennet'e götürecek, Tûba'ya götürecektir. s. 98
Ey insan !
Tanrılığa özenme, insan! Sınırını bil. Yeniden diz çök. Allah'ın önünde yere kapan. Kendine, eşyaya veya başka bir insana değil, Allah'a kul ol. İnsan ve tabiatı, düşünceyi ve sanatı putlaştırma. s. 98
Ey insan! Allah'a dön. Sana senden daha yakın olan, öncesiz, sonrasız, ölümsüz, sonsuz, doğumsuz, diri, gören, işiten Allah'a dön. Ve onun sözleri olan kitaplarına ve onun insana yol gösterici olarak gönderdiği peygamberlere. s. 99
Bütün bir insanlık olarak “en aşağı yaratık” sitesini gerçekleştirmeğe doğru, bir korkunç Mefisto uçurumuna doğru hızla gitmekteyiz. s. 99
Her an ölçülmekte, tartılmaktasın. Allah'ın görünmez terazilerinde tartılmaktasın. Görünmeyen kalemler kayıtları tutmakta, hesaplar görülmekte. s. 99
Ruhumuzun içindeki sırrı; metafizik bir tohum gibi büyütüp ağaçlaştıracak ve bize bir ay geçmeden kadir gecesinde yemişinden tattıracak oruç. s. 101
Ak vakitlerdir oruç vakitleri. s. 101
İnciye dönüşme yolculuğu bu. s. 102
Ve bizler, dağılmış, darmadağın olmuş bizler, yeniden toplanırız son Peygamber'in bayrağı altında, oruçla, namazla, hacla, kurbanla, dua ve îmanla. s. 103
Ve orucun sancağında Ulu Peygamber'in mührü vuruludur. Kalbimizde de vurulu olduğu gibi. s. 103
Tanrının boyası.. Oruç, en keskin renklerinden bir renktir o boyanın. Her yıl Ramazan ayında o boyaya baştan ayağa batmaktır mü'minin görevi. s. 104
Oruç, Kur'an-ı Kerim'e, Kur'an-ı Kerim, namaza, namaz, sonsuzluğa kapı açıyor ruhlarda. s. 105
Fizikle fizikötesi arasındaki perdeyi bir anda kaldırıyoruz oruçla ve namazla. s. 107
Acaba bu dünyanın hangi hazzı, hangi sevinci, orucun ve namazın getirdiği sevince denk olabilir? s. 107
Oruçla ne kadar çağdaşız ve ne kadar kadîm zamanların insanlarıyız. s. 108
Kendi kendinden uzaklaşan insanın kendine dönüşüdür oruç ayı. Saniyelerimize, dakikalarımıza, ebedilik ve ezelilikten yakut damlalar düşüren oruç ayı. s. 109
Ramazan, bir ay olarak, bir nev'i, toplumun mânevi aleme seferidir. s. 111
Ve ay gün gün büyürdü, oruçlarımız gibi. s. 113
Çocuklukta tutulan oruçlar gönülleri yıkayan bir kevser gibi ruhun yedeğinde durur ve çağın kirlerine karşı bir savunma şifası gibi durur. s. 115
Bu dünya Tanri'nın bizi ağırladığı bir konuevidir. Sınayıp denediği bir ev. Yılda bir ay iç odalara, saraya çağırır bizi Tanrı: "bir pansiyoner olmaktan çık" der bize, "biraz daha yakın ol." s. 117
Zaten varoluş, Tanrı'ya konuk olmaktır. s. 117
Kabuktan içe doğru yolculuk başlıyor oruçla. Öze doğru, dünyanın yüreğine doğru, dünya ötesinin kalbine doğru. s. 118
Eskiler, manevi değişimi simya benzetmesiyle açıklıyorlardı. Bakırı altın ediyordu simya. s. 119
Tanrı, bize, çağrıyı duyma yetkinliği ve çağrıya uyma erginliği vermiş. Ne mutlu biz müslümanlara. s. 119
Evet, oruç, şeytanın, inançsızlığın, inkârın attığı oklardan mü'minin kalbini koruyan Allah'ın tuttuğu bir kalkandır. s. 120
Oruçla, namazla, hac ve zekatla, kalb, kalb olur. s. 121
Sebepsiz değildir oruç, sebepsiz değildir namaz. Mü'min kişiliğinin oluşması için temel taşlarıdır. Bina, ruh binası bunlarla kuruludur. Maneviyatın kalesi, bunlarla yıkılmaz olur, pekişir. s. 122
Oruç ayı insanı ölüme değil, diriliş aydınlığına götürür. s. 122
Gıdaların tazelenen idrâklerle alınması, herhalde vücudun dirilişinde birinci uyarı ve bilinç yerine geçecektir. s. 123
Ruh sağlığı, beden sağlığından önce gelir. Çünkü: beden sağlığına dikkati de, ancak ruh sağlığı olanlar gösterecektir. s. 123
Sonra bir gün, bayramları gerçeğine dönüştürmenin sırrını aramaya başlayacağız ve mutlaka bulacağız. Tabiatı yozlaştırılmaktan kurtarma gibi tarihi de hakikatına kavuşturma savaşı o gün başlayacaktır. s. 127
Çocukluk yılları Ramazanları. Dağdaki bahçedeysek, yanlışlıkla veya daha doğrusu unutkanlıkla bir meyva yiyerek orucumuzu lekelememek için ne kadar uyanık bir dikkatimiz vardı. s. 130
***
Allah'ın lütfettiği ilâhî süvarilik gereksinimidir oruç. O süvarilik ki, binicisini, ufukları aştırarak, Tanrı'nın en has ülkesine, cennetine götürecektir.
***
Daha büyümüş bir çocuk, bütün gündüz oruç tutmağa başlar. Bunu başardığı gün, omuzlarda taşınır, hediyelere boğulur. Böylece, orucun, insanı, omuzlarda başlamak üzere gökyüzüne kaldırdığını, bilinmezliğin zengin hazinelerinden sevimli ve güzel eşya çıkarıp dağıttıran cömertliği olduğunu bilmektedir artık çocuk.
***
Evet, dünyada, reel olarak yeni eşya yapma, ne kötü ve yanlış bir oluş ne de islâmın reddettiği bir eğilimdir. Ama elimizin altındaki dünyayı diriltmek ve onun değerini düşürmeden ona yeni yeni parçalar katmak, bu katma işinde de insanın mutluluğunu bozmayacak bir oranı korumak, daha akla yatkın, sağduyuya uygun ve bir medeniyeti daha ömürlü yapmaya elverişli, en az emek kanununa da daha fazla değer verdirmiş bir verimliliği kavrayışlı olmaz mı?
***
Kuran, namaz ve oruçta dirilen bir islam insanı olmak; işte çağımız müslümanının tek varoluş şartı.
***
İslâm, üstünlük için tek kural tanıdı: Allah yolunda yarışta öne geçme üstünlüğü. Zenciye de, beyaza da açık bir yol. Tanrı yolunda ancak çalışarak üstün olabilirsin.
***
Ruhunu maddeye sattın, özünü şeytan tarlası haline getirdin. Yeniden ruhunu Allah'ın tarlası yap insanoğlu.
***
Bayramda mezarlıklarda ziyaret edilir. Sevincin en şiddet kazandığı anda ölüm ihmal edilmez.
***
O çay saatinde, Hira dağını görürüz ki, mağaradaki eşsiz gök sözcüsüne, Cebrail, azığını yeni götürmektedir. Bir çocuk gibi heyecanlı, omuzunda gök sofrasından bir heybe, Cebrail tırmanıyor Nur Dağına.
***
Nabzını orucun tuttuğu, kalbini namazın çalıştırdığı bir diriliş saatidir, bilinerek, bilinmeyerek, farkında olunmayarak aranan.
***
Madde, çağdaş medeniyeti kendine doğru çekti, bir yerçekimi gibi. Ey insan! Sen tekrar medeniyeti, maddenin eşyanın, fiziğin, tabiatın ağırlığından kurtar.
***
Zaman, insanı hep ölüme doğru götürürken, Ramazan gelir, diriliş ayı başlar. Oruç ayı insanı ölüme değil, diriliş aydınlığına götürür. Ab- ı hayatta yıkanmaya, çiğ tanesinde göğü seğretmeye ve gökkuşağının altından geçmeğe.
***
Ramazan yıllar yılı böylece çocuğu büyütür onu dış ve iç yapısı bakımından güçlendirir ona yaratıcısını varlıkları ve nimetini öğretir.
***
Kutsal sözleri diriliş tohumları gibi ek ruhuna. Ve ondan bitecek, yükselecek hakikat ağıcının yemişi seni Cennet'e götürecek, Tûba'ya götürecektir. Yoksa daha bu dünyada iken Cehennem sana gelmiş, ulaşmış olacaktır.
***
En üstün olduğun an, en alçakgönüllü olduğun andır.
***
Kur'an, insana şifa, toplumlara şifa, medeniyetlere şifa ve tarihe şifa olmuştur. Ölülerimizi son yolcu edişte ancak onunla yolcu edebilmişizdir. Ölümün dağ ağırlığını ondan başka hafifletecek zaten hangi kudret olabilir ki?
***
Dünyanın değişmesi söz konusudur, lâf değil.
Ölü bir dünyanın içimizde dirilmesi söz konusudur, lâf değil.
***
Ruhunu, sürekli olarak dipdiri tutanlara ne mutlu ki, işte onlar, peygamberler, veliler, gerçek müslümanlardır.
***
Ey mü'min, sana verilen binbir nimetin hikmetini, fonunu oluşturan Büyük Nimete ermek için oruca sarıl!
***
Bayram, uzun süre yavaş yavaş ilerleyen gönlün, ruhun belli bir merhaleye gelişinin kutlanışıdır.
***
Ben de, beş yaşındayken, ilk kez orucumu tutduğumda, öyle öğlene kadar değil, tam tutmuştum. Ve yalnız bir gün değil, bütün ay. Ve ödül beklemeyecek kadar tabiî bir olay sayarak.
***
Hazreti İbrahim'e dön. Ve onunla birlikte ateşe atılsan bile insan putlarını yık. Onunla birlikte ve son Peygamberle birlikte, insanın insana tapmasına karşı koy, başkaldır.
***
"Nimetlerin arkasında, onları anlamlandıran, amaçlandıran, değerlendiren, verim ve sonuçlarını kalıcı kılan büyük fon, oruç levhasıdır" gizli seslenişi duyuluyor ufuklarda, senede bir ay.
***
Oruç ve namazladır ki, kutsal bir dünyaya girer çocuk. Sözle değil; bizzat o dünyanın içinde yaşar Mutlak Gerçeği.
***
Sonra oruç, vücudu ve vücudun özü olan kalbi diriltir. Duygu organları arınır. Göz parlar. Kulak keskinleşir. Nefes borusu serbestleşir. İç vücut, dinlenir dinlenir, sonra birden çalışır. Vücudun bu yeni düzeni, bir yandan dünyaya, bir yandan ruha yeni bir tarzda döndürerek insanı uyandırmaktadır. İnsan uyanmaktadır.
***
Bizim için diriliş günleri, sevinç günleri, tövbe günleri... Bir yapının yükselişi gibidir: “Ramazan, biz Müslümanların kimlik hamurumuza bir güneş ışığı gibi sızmıştır. Kişiliğimizi mayalamıştır o. Kişiliğimiz onunla; o, kişiliğimizle yoğrulmuştur. İnsan ruhuna tabiatüstü pencereler açan odur.”
***
Sahurdan sonra sabah yıldızını seyretmek en büyük zevkimdi. Sanki orada birileri vardı ve onlar da bizi seyrediyorlardı.
***
Ramazan ayı bir mucize ayı olarak ruhun olağanüstülüğüyle dolup taşar.
***
Tarih, tabiat ve insan bir arada olacak oruçta. Altın bir terazide tartılacaklar yeniden bir kez daha.
***
Orucun ağartısında, günler ilerledikçe, bütün kalpler bir ayna gibi aydınlanınca, birbirlerinde yansıyarak İslam topluluğunun ruhunda dışardan gelip onları ayıran zarlar ve kabuklardan kurtularak kaynaşacaklar ve bir tek kalp haline gelecekler.
***
Ruh, oruç ülkesinde büyümenin sırrını keşfeder.
***
Kur'ân, sûre, sûre, âyet âyet değil de birden bütünüyle inseydi, insanlık O'nun güzelliğinden, belâgatından mahv olmaz mıydı dersiniz?
***
Ramazan dünya içinde ahirete bir aylığına müslümanların toptan hicreti gibidir.
Kaynak: Sezai Karakoç - Samanyolunda
Ziyafet, Oruç Yazıları
No comments:
Post a Comment