Saturday, 15 May 2021

Kişiliğin Yitimi veya Nesne İnsan - Simone Weil

Kişiliğin Yitimi veya Nesne İnsan - Simone Weil


İki insan, birlik yapmak zorunda olurlarsa ve hiç birinin öbürüne dayatma gücü olmazsa, bu iki insanın anlaşması gerekir. O zaman adalet aranır, çünkü ancak adaletin iki iradeyi üstüste getirecek gücü vardır. Ama bir güçlü ve bir zayıf söz konusu olduğunda iki iradeyi birleştirmeye hiç gerek yoktur, bu mümkün de değildir. Bu durumda sadece bir irade vardır: güçlünün iradesi. Zayıf sadece itaat eder.

İnsanlar arasındaki eşitsiz güç ilişkilerinde belli bir eşitsizlik düşüncesinden itibaren, alt olan için madde durumuna geçiş ve kişiliğin yitimi söz konusudur. Eskiler şöyle diyorlardı: “Bir insan köle olduğu gün ruhunun yarısını yitirir!”

Eşit güçler ilişkisinin simgesi olan “dengede terazi”, tüm eski çağlarda, özellikle de Mısır’da, adaletin simgesi oldu. Terazi, belki de ticarette kullanılmadan önce, dinsel bir nesneydi. Adaletin özü olan alışverişte kullanılması, mübadelenin kuralı olması gereken bu karşılıklı rızanın imgesidir.

Doğaüstü adalet erdemi, eşitsiz güçler ilişkisinde üst konumda olunursa, tam eşitlik varmış gibi davranmaktan ibarettir.

Böyle davranılan alt konumdaki biri için bu erdem, güçler eşitliğinin gerçekten var olduğuna inanmamaya, başkasının cömertliğinin bu davranışın tek sebebi olduğunu kabul etmeye dayanır. Minnettarlık dediğimiz şey budur. Başka türlü davranılan alt konumdaki biri için doğaüstü adalet erdemi, onun gördüğü muamelenin hiçbir yandan adaletten farklı, öbür yandan insan doğasının mekanizmasına ve zorunluluğa uygun olduğunu anlamaktan ibarettir. O, boyun eğmeden ve baş kaldırmadan durmak zorundadır.

Güçler ilişkisinin kendinden aşağıya koyduğu kişilere eşit davranan insan, talihin onlardan esirgediği insani varlık değerini onlara yeniden bağışlar. Bir yaratığın elinden geldiğince, onların karşısında Yaratıcı’nın başlangıçtan gelen o cömertliğini yeniden gösterir.

İki insandan ikisi de en iyisinin, bu güce sahip olunan her yerde hükümetmemek olduğunu canıgönülden kabul ederlerse ve bu düşünce tüm ruhu sarıp eylemlerin kaynağı olan hayal gücünü yönetirse, işte o zaman gerçek imanı oluşturur.

İman görünmez şeylerin görünmesidir. Tamamen başkasının iradesine bağlı bir insan, mevcut değildir. Bir köle efendisinin gözünde de kendi gözünde de var değildir. Amerikalı siyahi köleler, kazayla elinden ya da ayağından yaralandıkları zaman: “önemli değil, efendinin eli, efendinin ayağı...” diyorlardı.

Sadece içimizde mevcut olan Tanrı, mutsuz insanlardaki insani değeri düşünebilir gerçekten ve nesnelere yöneltilen bakıştan başka bir şekilde gerçekten bakabilir onlara.

İnsana duyulan sevgi, Tanrı’dan insana doğru gelen sevgidir. İnsandan Tanrı’ya doğru çıkan sevgiden öncedir. Tanrı mutsuzlara doğru inmekte acele eder. Mutsuz insanların kendileri için sevildikleri her yerde, Tanrı hazırdır.

Gerçek sevgide, mutsuzları Tanrı’nın indinde seven biz değiliz, mutsuzları seven bizdeki Tanrı’dır. Mutsuzluk içinde olduğumuzda iyiliğimizi isteyenleri seven bizdeki Tanrı’dır. Merhamet ve minnet Tanrı’dan gelir; bunlar bir bakış halinde birbirlerinin yerini aldıkları zaman, Tanrı bakışların karşılaştığı noktada hazırdır. Mutsuz insan ve öbürü, Tanrı’dan itibaren, Tanrı’nın arasından birbirlerini severler, Tanrı sevgisi adına değil; onlar sevgi adına severler birbirini. Bu imkansız bir şeydir. Bundan dolayı ancak Tanrı tarafından gerçekleşir.

Tanrı sevgisi adına aç bir mutsuza ekmek veren kişiye Tanrı tarafından şükran duyulmayacaktır. Tanrı, kime yiyecek verdiklerini bilmeyen kişilere teşekkür eder.

Bağış, zaten mutsuzlara duyulan sevginin olası iki biçiminden biridir. Güç, her zaman iyilik ya da kötülük yapma gücüdür. Çok eşitsiz bir güçler ilişkisinde, üst olan alt olana karşı adil olabilir; ya ona adalet ve iyilik yaparak ya da ona adalet ve kötülük yaparak. İlk durumda bir lütuf vardır, ikincisinde ceza.

Kaynak: Simone Weil - Tanrı’yı Beklerken, ss. 26, 30-32

No comments:

Post a Comment

Post-Oryantalizm - Hamid Dabâşî

Post-Oryantalizm: Terör Çağında Bilgi ve İktidar —  Hamid Dabâşî Kitabın Tümünün Özeti Hamid Dabâşî’nin Post-Orientalism: Knowledge and Powe...