Thursday, 5 January 2023

Alma Çağından Verme Çağına, Ayrı Benlik Çağından Armağan Çağına, Devrim Değil Dönüşüm

İnsanlık şu an krizlerin ve yetişkinliğe geçişin olgunlaşma sınavıyla yüzleşiyor. Başarırsa yeni dönem, para/ekonomi sistemimiz almanın, sömürmenin AYRI benliği şişirmenin aracıları olmayacak artık. Bunun yerine VERMENİN, yaratmanın, hizmet etmenin ve bolluğun aracıları olacak.

Yaşamın ergenlikle sona ermemesi gibi Uygarlığın evrimi de büyümenin tamamlanmasıyla sona ermez. Bir ergenin yetişkinliğine geçisine benzer bir geçisin ortasındayız. Fiziksel büyüme durur ve yasamsal kaynaklar içeriye yönelerek, başka alanlardaki büyümeyi teşvik eder.

İster birey düzeyinde olsun ister tür, çocukluktan yetişkinliğe geçişe iki temel gelişim damgasını vurur. Bunlardan ilkinde aşık oluruz ve bu aşk ilişkisi, çoçuğun annesine duydugu sevgiden farklıdır. Çocuklukta sevgi ilişkisinin başlıca özelliği, almaktır. Çocuklarıma verebildiğim her şeyi vermekten mutluluk duyuyorum ve bunları hiçbir kısıtlama olmadan almalarını istiyorum.

Bir çoçuğun hem fiziksel hem zihinsel açıdan büyümek için gerekenleri yapması doğrudur. Toprak Ana'nın bizim için yaptigi gibi, iyi bir ebeveyn de bu büyüme için gerekli kaynakları çocuklarına sağlar.

Dünyayla ilişkimiz açısından biz insanlar şu ana dek çocuktuk. İnsanla doğa arasında ayrn yapmadığımız, onun içinde rahimdeymiş gibi yaşadığımız avcı-toplayıcı varoluşun rahminde başladık hayata. Bir bebeğin benliköteki ayırımı yoktur, kimlik ve ego oluşturması, dünyanın benliğin bir uzantısı olmadığını anlaması zaman alır. Kolektif olarak insan için de böyle olmuştur.

Avcı-toplayıcının "insan"dan ayrı bir "doğa" kavramı yokken, geçimi doğanın nesneleştirilmesine ve yönlendirilmesine bağımlı olan çiftçi doğayı ayrı bir kategori olarak görmeye başladı. Tarım uygarlığının çocukluğunda insanlık ayrı bir kimlik geliştirip genişledi. Sanayiyle birlikte ergenliğin büyüme patlamasını yaşadık ve zihinsel düzlemde Kartezyen bilim aracılığıyla, tıpkı Bilim Çağı'ndaki insanlık gibi "biçimsel işlemler" olarak bilinen ve soyutun yönlendirilmesini içeren bilişsel gelişim aşamasını tamamlayan genç yeniyetmenin ayrılma aşırılığına, tümüyle gelişmiş egosuna ve aşırı akılcılığına adim attık. Ama yangın aşırılaşmasının yinin doğumunu içermesi gibi ayrılığın aşırı ucu da bundan sonra gelenin tohumunu içerir: yeniden birleşmenin.

Ergenlikte aşık oluruz ve benlik sevdiğini kendi sınırları içerisine alacak şekilde genişlerken, kusursuz akıl ve kusursuz bencillikten oluşan dünyamız çöker. Yeni bir sevgili ilişkisi ortaya çıkar: yalnızca almayı değil, VERMEYİ ve birlikte yaratmayı içeren bir ilişki. Öteki’nden tümüyle ayrılıp bireyleştiğimizden ona aşık olabilir ve içinde tüm AYRILMA yolculuğunu barındırdığı için ilk birleşmeden daha büyük olan bir yeniden BİRLEŞME yaşayabiliriz.

Yeni sevgili bilincinin ilk kitlesel uyanışı 1960’larda, çevre hareketinin doğuşuyla gerçekleşti. AYRILMANIN zirvesinde, doğayı görünüşteki fethimizi zaferle incelerken, onun ne kadar çok şey vermiş olduğunu fark etmeye başladık; acılarının, yaralarının farkına vardık ve yalnızca yerküreden almayı değil, yerküreye VERMEYİ, onu korumayı ve bağrımıza basmayı da arzular olduk. Soyumuzun tükenmesi korkusuna değil, sevgiye dayalı bir arzuydu bu. Yerküreye aşık oluyorduk. O onyılda yörüngedeki uydulardan bu gezegenin ilk fotoğrafları bize ışınlandı ve gezegenimizin güzelliği bizi dönüştürdü. Yerküreyi dışardan görmek doğadan AYRILIŞIN sondan bir önceki adımıydı; son adımsa astronotların yükselişi, doğayı fiziksel olarak arkalarında bırakmalarıydı. Ve onlar da yerküreye aşık oldular.

Yetişkinliğe geçişin ikinci işareti bir sınavdır. Eski kabile kültürlerinde, tecrit, acı, oruç, bilinç değiştiren bitkiler ya da başka yöntemlerle küçük kimliğin bilinçli olarak parçalanıp ardından yeniden inşa edildiği ve daha geniş, kişiselliği aşan bir kimlikle yeniden bütünleştirildiği çeşitli ergenlik törenleri ve sınavları vardı. İçki, uyuşturucular, üniversitelerdeki erkek öğrenci birlikleri ve askerlikteki zorluklar yoluyla bunları sezgisel olarak arasak da, modern kadın ve erkekler bu süreci genellikle ancak kısmi olarak yaşayabiliyorlar ve bu da bizi, ancak kader müdahale edip dünyamızı paramparça ettiğinde sona eren sürekli bir ergenlik durumunda yaşatıyor. Bundan sonra, VERMENİN almak kadar doğal göründüğü daha geniş bir benliğe girebiliyoruz. Yetişkinliğe geçişi tamamlayan kadın ya da erkek kendi armağanlarını benimser ve kabilenin/toplumun tam bir üyesi olarak herkesin iyiliğine katkıda bulunmayı amaçlar.

Günümüzde insanlık da benzer bir sınavdan geçiyor. Üzerimize yığılan çok sayıdaki kriz kimliğimize meydan okuyan, atlatacağımıza dair güvencemiz bile olmayan bir sınav. Farkına varılmamış kapasiteleri ortaya çıkarıyor ve bizi dünyayla yeni bir biçimde bağ kurmaya zorluyor. Krizin karşısında duyarlı insanların hissettiği çaresizlik, sınavın bir parçası. Kabilelerde erginliğe erişen gençler gibi, bir tür olarak biz de bundan çıktığımızda, yaşam. “kabile”sinin tam bir üyesi olarak tüm varlıklar topluluğuna katılacağız. Eşsiz teknoloji ve kültür kapasitemizi her şeyin iyiliğine katkıda bulunmaya yönelteceğiz.

Büyümeyi, yerküreden giderek daha fazlasını almayı içeren ve talep eden bir para sistemi insanlığın çocukluk dönemi (çocuk, annesinin yaptığı fedakarlıkların ve çektiği acıların farkına varmadan, ondan alır; biz de insan türünün uzun çocukluk dönemi boyunca yer küreden hep aldık) için belki de uygundu. Yükseliş öyküsünün ayrılmaz bir parçasıydı. Günümüzde ise hızla miadını dolduruyor. Yetişkin sevgisiyle, yaratma ortaklığıyla ve yetişkinlikle birlikte gelen, VERİCİ durumuna yükselişle uyumlu değil. Yeni bir tür parayı içermeyen hiçbir mali ya da ekonomik reformun işe yaramayacak olmasının ardındaki asıl neden budur. Yeni para, doğaya yalnızca anne (anneden hep alınır, anne hep verir, toprak anadan şimdiye kadar hep olabildiğince aldık) değil, ayrıca sevgili (sevgili artık anne gibi alınan değil, kendisine verilen, aşık olunandır; artık bu aşama anneden sevgiliye, yani almadan vermeye geçiş aşamasıdır; romantik bir ilişki de sevgilinize yaptıklarınız size geri döner; onun acısı, sizin acınızdır) muamelesi gösteren yeni bir öykü içermelidir. Daha uzun zaman paraya gereksinim duyacağınız, çünkü İnsanlar Öyküsü’nü somutlaştırmak, yaratıcı bir kalıp olarak fiziksel dünyaya uygulamak için büyülü sembollere ihtiyacımız var. Paranın temel karakteri değişmeyecek: ister fiziksel olsun ister elektronik, sayesinde rolleri dağıttığımız, hedefleri odakladığımız ve insan faaliyetlerini koordine ettiğimiz sihirli tılsımlar içerecek.

Girmekte olduğumuz öykü başkalaşımının bir boyutu var. Günümüzün tefecilik parası, "benim için daha fazlası, senin için daha azı demektir" anlamına gelen AYRILIK öyküsünün bir parçasıdır. Faizin özü budur: Karşılığında ancak daha da fazlasını elde edeceksem paramı seninle "paylaşırım." Sistemsel düzeyde de paranın faizli olması rekabet, kaygı ve servet kutuplaşması yaratır. Bu arada, "benim için daha fazlası, senin için daha azı demektir" deyimi aynı zamanda egonun mottosudur ve modern ekonomi, biyoloji ve felsefenin AYRI benliği düşünüldüğünde hakikatin ta kendisidir.

Ama benlik bilincimiz sevgi aracılığıyla başkalarını da içerecek şekilde genişlediğinde bu hakikatin yerini tam aksi alır: "Senin için daha fazlası, benim için de daha fazlası demektir." Aslında "Başkalarına ne yaparsan kendine de onu yaparsın" olması gereken İsa’nın Altın Kural'ından, Budistlerin karma doktrinine dek, dünyanın otantik spiritüel öğretilerinin içerdiği temel gerçek budur. Ancak bu öğretileri yalnızca anlayıp kabul etmek yeterli değil; pek çoğumuzda inancımızla yaşamımız arasında bir AYRIM görülüyor. Varoluşu deneyimleme biçimimizde gerçek bir dönüşüm gerekiyor ve böyle bir dönüşüm genellikle, şu anda kolektif dönüşümümüzün gerçekleştiği şekilde ortaya çıkar: eski Benlik Öyküsü’nün ve Dünya Öyküsü’nün çöküp, yenisinin doğuşuyla.

Tefecilik parası büyüme parasıdır ve insanlığın yerküredeki büyüme aşaması, Yükseliş öyküsü, egemenlik ve efendilik öyküsü için mükemmeldi. Bir sonraki aşamaysa yerküreyle birlikte yaratma ortaklığıdır. Bu yeni aşamanın İnsanlar Öyküsü şimdiden oluşuyor. Tefecilik Çağı’nın doğaya, kültüre, sağlığa ve ruha verdiği zarar bizi insan yapan tüm armağanları gerektirecek ve gerçekten de öylesine zorlayıcı bir iş ki bu, armağanlarımızı yeni bir gelişim düzeyine taşıyacak.

Şimdilik, idealizminizle kuşkuculuğunuzun birbirleriyle rekabet eden seslerini karşılaştırıp kendinize şu soruyu sorun: “Daha azıyla yetinmeye katlanabilir miyim?” Son derece çirkin ve daha da çirkinleşen bir dünyayı kabul etmeye katlanabilir misiniz? Bunun kaçınılmaz olduğuna inanmaya katlanabilir misiniz? Katlanamazsınız. Böyle bir inanç yavaş yavaş, ama kesinlikle ruhunuzu öldürür. Akıl kuşkuculuğu, onun rahatlığını ve emniyetini sever ve sıradışı olana inanmakta duraksar, ama yürek bizi aksi yöne iter; güzelliğe doğru iter ve yeni bir İnsanlar Öyküsü yaratmaya ancak onun çağrısına kulak vererek cüret edebiliriz.

Güzel bir şey yaratmaya geldik buraya; ben buna, “yüreklerimizin bize mümkün olduğunu söyledi daha güzel dünya” diyorum. Bunun gerçekliği giderek içimize işledikçe ve krizlerin kesişmesi bizi eski dünyanın dışına ittikçe, bu kaçınılmaz olarak giderek daha çok insan bu gerçekle yaşayacak: senin için daha fazlasının benim için daha azı olmadığı gerçeğiyle; sana ne yaparsam kendime de onu yaptığım gerçeğiyle; verebildi mi vermek ve ihtiyacın olanı almak için yaşamak gerçeğiyle. Bunu yapmaya hemen şimdi başlayabiliriz. Korkuyoruz, ama gerçekten yaptığımızda dünya gereksinimlerimizi ve daha fazlasını karşılayacak. O zaman, bizim tanıdığımız parada somutlaşan AYRILMA Öyküsünün gerçek olmadığını, hiçbir zaman gerçek olmadığını göreceğiz. Ama son on bin yıl boşuna yaşanmadı. Bazen gerçeğe doğru bir sonraki adımı atmaya hazır olmadan önce bir yalanı sonuna dek yaşamak gerekir. Tefecilik çağındaki AYRILMA yalanı artık tamamlandı. Onu tümüyle, en aşırı uçlarına dek keşfettik ve yarattığı her şeyi, çölleri ve hapishaneleri, toplama kamplarına ve savaşları, iyinin harcanmasını, gerçeği ve güzeli gördük. Şimdi, bu uzun yükseliş yolculuğu boyunca geliştirdiğimiz yetenekler, hemen önümüzdeki Yeniden BİRLEŞME Çağı’nda bize hizmet edecek. 

Kaynak: Charles Eisenstein - Kutsal Ekonomi, ss.126-131

No comments:

Post a Comment

Post-Oryantalizm - Hamid Dabâşî

Post-Oryantalizm: Terör Çağında Bilgi ve İktidar —  Hamid Dabâşî Kitabın Tümünün Özeti Hamid Dabâşî’nin Post-Orientalism: Knowledge and Powe...