Max Weber’in “Büyü Bozumu Dönemi” Yanılsaması Ya Da Hakikat Sonrası Çağ = Büyülü Gerçeklik Çağı
* "Büyülü Gerçekçilik, son derece gerçekçi şeylerin, inanılması imkansız şeyler tarafından istila edildiğinde ortaya çıktı." (Narcos dizisinden).
* Kadim medeniyetlere ait hemen hemen her türlü mitolojik gerçeklik modern çağda reenkarne olmaktadır.
* Tarih boyunca insanlar her zaman ve her yerde gerçeği söyleyenlere değil onu kutsal, mutlak bir amaç için büyü ile alaşımlayıp dönüştürenlere hayran olmuşlar ve onlara gönüllü kullukta kusur etmemişlerdir.
* Bu çağda insanların etiket değeri arttıkça insani, ahlaki, etik değeri düşmektedir.
* Her bir modern insan hayal gücünün doruklarında kendini Tanrılar ve Tanrıçalara dönüştürme ihtirası içinde yaşamaktadır.
* Zelig, modern çağda kendine büyülü gerçekçi bir hayat inşa eden modern bir insandır.
@@@
Max Weber, toplumların, rasyonalizasyon süreciyle geleneksel toplum tipinden modern toplum tipine doğru geçtiğini, bu nedenle modern öncesi toplumların dini bir hüviyete sahip olduğunu, akılcılaşma süreci sayesinde dinin toplumsal yaşamdan giderek uzaklaştığını iddia eder. Dahası dünya artık gizemli, büyülü ya da ilahi bir karaktere sahip olmaktan çıkmıştır. Tüm olaylara ruhların, cinlerin, metafiziksel, mitolojik veya ilahi güçlerin müdahale ettiğine inanan 'büyülü' bir dönemden insanların artık yaşamlarını kendilerinin sevk ve idare ettiği, doğanın kontrol edilebilir ve yönlendirilebilir bir nesne haline geldiğini düşündüğü bir 'gerçek' döneme geçilmiştir. Dolayısıyla modernleşme süreci doğal olarak insan yaşamının büyülü ve Tanrısal olmadığını, her şeyin hesaplanabilir ve öngörülebilir olduğunu göstermiştir. İnsanlar artık Tanrı'dan daha az korkmaya başlamışlar, modern bilimin gelişmesiyle insanların yaşamlarına dair algılan köklü bir biçimde değişmiştir. Önceleri Tanrı'nın gazabı olarak görülen veba hastalığının basit bir bakteriden kaynaklandığını keşfeden insanoğlu, Tanrı'ya karşı 'elinin güçlendiğine' inanmaya başlamıştır.
Weber, bu rasyonalizasyon sürecinin modern bürokrasiye ve kapitalizme de yol açtığını vurgulayarak, özellikle kapitalizmin kar elde etmek için her türlü aracı kullandığını, insanları tüketim eksenli bir hayat çizgisine doğru ittiğini aktarmaktadır. Kapitalist tüketim anlayışı tüm yaşamı kuşatınca yaşam artık daha da maddileşmeye başlamıştır.
Ancak insanoğlu yalnızca etten kemikten ibaret bir varlık değildir. Bu yüzden manevi ve ruhsal ihtiyaçlara da sahip olan insanoğlu her şeyin maddileştiği bir dünyada kendini Berger'in deyimiyle "evsiz ve yurtsuz" hissetmekte, içine girdiği bu dünyevileşme girdabından çıkmanın yollarını da aramaktadır. Büyüsü bozulan dünyada insanoğlunun bu mutsuzluğunu fark eden modern anlayış, kendileri için olumsuz olan bu durumu kendi lehine çevirmek için dünyevileşmeye ve özellikle de tüketime "büyülü" bir kılıf bulmanın yollarını aramıştır. Mademki insanoğlu geleneksel toplumlardaki sihirli ve büyülü dünyanın özlemini çekmektedir, o halde dünya "yeniden büyülenmelidir".
George Ritzer, modern toplumların içinde bulunduğu yaşam biçimini incelediği 'Büyüsü Bozulmuş Dünyayı Büyülemek' adlı eserinde insanların gündemini belirleyen neredeyse tek şeyin; neyi, nasıl, nerede tüketeceğine ilişkin kaygıları olduğunu söyler. Bu bağlamda Ritzer, dünyevileşmeye ve tüketim konularına mal ve hizmetlerin sürekli artan çeşitliliği açısından değil de bu kadar çok mal ve hizmetin tüketilmesine imkan sağlayan, özendiren ve hatta zorlayan ortamların baş döndürücü bolluğu hakkında eleştiriler yapar. İlgili eser boyunca bu ortamlar 'tüketim araçları' olarak adlandırılır. Ritzer'in 'tüketim katedralleri' olarak tanımladığı Walt Disney Dünyası, eğlence parkları, alışveriş merkezleri, zincir mağazalar, tatil amaçlı gemi seyahatleri, McDonald's gibi fast food restoranları ve hatta dev çelik ve cam yapılardan oluşan mega kiliseler gibi bu tüketime hizmet eden araçlar bu yeni dünyevi dünyanın yarı dinsel, "büyülü" niteliklerine işaret eder. Bu tür mekanların dünyevi dinin tüketim ibadetini uygulamak amacıyla 'hacca gidilen' yerler haline geldiğini; birçok insan için büyülü, hatta bazen kutsal bir karaktere sahip olduğunu vurgular. İnsanlar dünyevi dinin bu tapınaklarını 'kutsal bir haz yaşama yeri" olarak görürler. Bu tür mekanlar ve orada geçirilen zamanlar büyüsü bozulmuş dünyayı yeniden büyüleme girişimlerinin bir yansımasıdır.
Bu dünyevi dünyanın büyülü gerçeklik ile yeniden büyülenmesi sadece ekonomik alanda değil edebiyattan sanata, spordan kültüre, eğitimden aileye, iş ve meslek alanlarından metalaşmış doğaya ve nihayetinde ve özellikle de siyaset ve dini alana/ olana kadar yaygın ve yoğun olarak sirayet etmiştir. Büyülü gerçekçiliğin Latin Amerika, Afrika, İslam ve Doğu toplumlarında ortaya çıkmasının ve yaygınlaşmasının kökeninde de bu 'yeniden büyülenme' gerçekliği vardır.
Tüm bu 'Yeniden Büyülenme' akımı sanattan sinemaya, edebiyattan ekonomiye, siyasetten sosyal ilişkilere, dinden eğitime kadar tüm hayat alanlarına da sirayet etmiştir. Bu anlamda üretilen tüm modern gerçeklik büyülerine aynı amaç ve gerçeklikler ama farklı araç ve yöntemlerle ilk tepkiyi 'Büyülü Gerçekçilik' akımı vermiştir. Büyülü gerçekçilik katı bir mantık düzenine dayalı dünya görüşüne karşı duyulan tepkinin sonucudur. Mucizelerin, büyülerin, mitlerin, söylencelerin, büyüleyici ortamların, düşselliğin, rüyaların, hayallerin ortadan kaldırılmaya çalışıldığı profan modern bir dünyaya büyünün büyülü gücü ile karşı durmak çabasıdır. Bu karşı çıkış aynı zamanda gerçek gerçeklikten uzaklaşma ve gerçek gerçekliğe inanmamanın zorunlu sonucu olarak da bir nevi 'Özgürlükten Kaçış'tır.
Büyülü gerçekçilik insanın sadece düş gücünü tatmin etmek için değil aynı zamanda da onu psikolojik, siyasi, tarihi, kültürel ve dini açıdan etkileyerek onun yeni bir büyülü evrende 'bütünsel oluşumunu' inşaya yönelmiştir. Bu yüzden büyülü gerçekçi kurgu, pozitivist-materyalist modern dünya hayatına karşı her şeyin akılla açıklanamayacağını, maddi dünyanın dışında ilahi, manevi, mitik, mistik, metafizik, ruhsal bir dünyanın da mevcut olduğunu vurgulamak için bu konuları sıklıkla işlemiştir. Bu yüzden de büyülü gerçekçi kurgu fantastik bir akıl ve büyülü bir ahlaka ihtiyaç duymuştur. ss. 59-62
@@@
Modernizmin ve modern bilimin kesin inançlılık içinde reddetmesine rağmen modern insanın ve toplumun hayatını etkisi altına alan, yöneten ve yönlendiren binlerce hurafe vardır. Merdiven altından geçmeyi uğursuz saymak; kara kedi gördüğünde yolunu değiştirmek; baykuş ötmesini uğursuzluk ve başa gelecek bir belaya yormak; köpeğin ulumasını ölüme, ayın tutulmasını belaya işaret saymak; evlerin kapılarına at nalı asmak; ağaçlara bez bağlamak; birinin öldüğü evdeki aynaları örtmek; ölü ruhların yeryüzüne dönmesini önlemek için cenazede siyah elbise giymek; cinlerin, kertenkele, kirpi, deve kuşu, fare, tavşan gibi hayvanların şekline bürünerek insanlara göründüğüne inanmak; karganın uğursuz sayılması; maskot, muska, uğur simgeleri ve tılsımlar kullanmak; nazar boncuğu takmak; fallara inanmak; bir şeyde uğur ve uğursuzluk beklemek gibi inançlar modern dünyada bile farklı tonlarda yaşanan evrensel büyülü gerçekçilik ve mitolojik örneklerdendir: Küçük de olsa yaprak olarak kullanılmaktadırlar.
Modern çağ tüm reddiyelerine rağmen hâlâ kadim büyülü gerçekçilik evreninin ve mitolojik dünyanın kavram, sembol, simge, amblem, mit ve ritlerini de kullanarak modern insanların da ihtiyaç duyduğu büyülü gerçekçiliği hayatın tüm alanlarında yaşatmaktan geri durmamaktadır.
Modern çağ, büyülü gerçekçiliğin öz ve tözüne dokunmadan sadece formlarda küçük değişiklikler yapmıştır. Pers ve Mısır medeniyetine ait adaletin sembolü olan, elinde bir terazi tutan kadın figür ve heykelleri, hangi din ve inanca mensup bulunursa bulunsun modern dünyanın hemen bütün ülkelerinde yaygın olarak kullanılan bir semboldür: Adalet kurumlarına 'Saray' denmesinin kökeninde de bu mitolojik inanç vardır. Kadim medeniyetlerin mitolojilerine ait 'sihirli hayvan' sembolleri modern çağda hem çeşitli kurum ve kuruluşlara sembol/simge olarak verilmesinde hem de insanlara isim olarak konulmasında yaşatılmaktadır.
Din ve siyaset kurumlarının birçoğunda bazı hayvanların sembolize edildiği mihraplar vardır. Fal bakmak için kullanılan tavşan; yıldırımı uzaklaştırmak için paratoner gibi kullanılan horoz; Hitit, Budist ve Hindu mabetlerinin girişlerinde bekçilik görevini ifa eden kudret sembolü aslan gibi yüzlerce hayvan sembolü modern çağda da aynı amaçla kullanılmaktadır. Ayrıca Apollo'dan Odin'e, Lyon'dan Frigya'ya, Atlas'tan Nuh'a, Asklepios'tan Akhilleus'a, Okeanos'tan Pegasus'a binlerce kadim tanrılar, titanlar ve insan-tanrıların isimleri modern örneklere yansıtılmaktadır. Ayrıca bu mitolojik kahramanların özellikleri Superman'den Spiderman'e, Batman'dan Ironman'e, Hulk'tan Antman'a kadar binlerce modern mitik kahramana aktarılmaktadır.
Kadim medeniyetlere ait hemen hemen her türlü mitolojik gerçeklik modern çağda reenkarne olmaktadır. Bunların yarattığı tüketim materyalleri ve tüketim kültürü modern çağın hayat standartları belirleyicisi büyülü modern dini olan kapitalizmin kulelerinde, mabetlerinde ekonomik tüketime ve sosyolojik üretime sunulmaktadır. Bu modern büyülü gerçeklik araçlarının en yaygın olarak mitolojik evren inşa eden sinema dünyasında kadim geleneğe ait neredeyse tüm mitler öz, töz ve formlarını aynen koruyarak sahne almakta ve insanları hâlâ büyülemektedirler. Bu bağlamda 'Beklenen Mesih ve Gnostik Fida mitosları', 'Gnostik kurtuluş ve kıyamet mitosları', 'fantastik kurguları', 'büyücü anlatıları', 'bilim-kurgu yapıtları', 'ütopya ülkeleri', 'harika diyarları', 'ezoterik tarikatları', 'para-normal ilişkileri', 'gaybi alemi', 'vampirler, kurt-adamlar ve zombileri', 'uzaylıları', 'Pagan ve Hıristiyan mitosları' ve 'mitolojik kahramanların modern yansımalarını' konu alan filmler, diziler ve eserler kadim mitolojik geleneği modern çağda da büyülü gerçekçilik ile yeniden inşa eden çok etkili mitolojik büyülü dinin modern paradigma kurguları ve araçları olarak aynı arkaik işlevi görmeye ve modern büyü terörünü tüm evrene yaymaya devam etmektedir: Kabil'in bireysel terörü ile başlayan dilin din ve dinin dil savaşı, dövüşü, terörü, içinde yaşanılan hakikat-sonrası çağda 'her şeyin her şey üzerindeki terörüne' dönüşmüştür.
'Her şeyin her şey üzerindeki terörü' modern çağa boyut atlatarak 'Hakikat Sonrası Çağ'a geçişi mümkün kıldı. Bu çağ değil büyülü gerçekler, tam bir büyülü yalanlar çağı oldu. İnsanlar modern çağın yarattığı büyülü yalan üretim ve yayım teknolojik araçlarının artması ile birlikte hayatlarını da 'yalan' olarak yaşamaya başladılar. Modern çağın bu totaliter yalan evreni aşamasında büyülü yalanlar sadece evrenselleşmekle kalmamış aynı zamanda moda olarak sıradanlaşmıştır.
Bu yüzden modern çağda hiç kimse söylediği ve kendine söylenen büyülü yalanlar konusunda kaygılı ve duyarlı değildir. Yalan söylemek artık gündelik hayatın sıradan olgusudur. Bu olgu artık zorunluluk değil tercih meselesidir.
Modern çağ her zamankinden çok daha fazla büyülü yalanların üretildiği ve kullanıldığı bir çağdır. Hakikat arayışına dayanan kadim erdemler artık tamamen yok olmuştur. Dini, siyasi, kültürel ve ekonomik alanlar başta olmak üzere hayatın hemen her alanında gerçeği çarpıtmak, eksiltmek, dönüştürmek rutin hale gelmiştir. Bu çağda gerçek ile yalan/sahte arasındaki çizgi ortadan kalkmıştır. Hangisinin kullanılacağı artık sadece 'uygunluk', 'yetenek', 'yararlılık', 'sanat', 'başarı' ve 'izlenim' meselesidir. Hakikati temsil kaygısına dayanan erdemler bu çağ insanlarının fabrika ayarlarında bulunmamaktadır. Büyülü yalanlar söylemek ve gerçeği çarpıtmak 'hoşgörü' alanına ait olmuştur. Kadim etik değerler gözden düştüğü için modern insanlar 'seri yalancılar' olarak birbirlerinin avı ve avcısı haline gelmiştir. Etik kaygılar tamamen yok olmuştur.
Modern çağın erdemi yalan, sahte, büyü olunca da hiç kimse kendisini 'etik dışı' olarak görmemekte ve hiçbir pişmanlık hissi taşımamaktadırlar: Herkes birer büyücüye dönüşmüştür. Modern çağın en büyük değerlerinden biri olan 'muhataplar üzerinde iyi bir izlenim/imaj bırakmak' isteği büyülü yalanların da kaynağını oluşturmaktadır. 'İyi bir izlenim/imaj bırakmak' her şeyi mubah kılmaktadır.
İmaj çağında herkes hakikati büyü ile süsleme, hakikati bozma, değiştirme, dönüştürme, eksiltme, artırma eylemlerini sıradanlık içinde yapmakta hiçbir ahlaki beis görmemektedir: 'Yalan modern hayatın dokusunun asli bir parçası, toplumsal ve profesyonel yaşamın olmazsa olmazı durumundadır'. Garip olansa bunun hiçbir şaşkınlığa neden olmamasıdır.
'Hakikatin düşmanı, yalanın dostu olan bu çağda' hemen her şeyin kurgusu (medya, TV, filmler, diziler, gazeteler, siyasi söylemler, dini eylemler vb.) yalan söylemek üzerine inşa edilmiştir. Büyülü yalanlar ve büyücü yalancılar sadece dini, siyasi, kültürel ve edebi alanın değil aynı zamanda popüler hayatın da asli kurgusu ilan edilmiştir. 'Modern çağ hakikatten daha önemli ve öncelikli şeylerin çağı'na dönüşmüştür: 'Söz' değil dil'e yalana evrilmiştir.
Büyülü gerçeklikler evreninde totaliter popüler hayatlar yaşayan modern çağ insanı hakikat arayışı ve dürüstlük gibi kadim erdemlerin abartıldığına; yalanın estetik ve ahlaki değerine; yalanın toplumsal bir gereklilik ile birlikte sanatsal bir haz kaynağı olduğuna; yalanın kabahat bile içermeyen bir ihlal olduğuna; hakikatin süslenmesinin, tırpanlanmasının iyi/başarılı bir sonuç doğuruyorsa mübah olduğuna inanmaktadır. Yalan modern bir norm haline gelmiş, ahlakın ve vicdanın modası geçmiş, inançların yerini sinizm almıştır. Din gibi ahlaka dayalı inanç alanları bile bu büyülü yalanlar evrenine kendisini alaşımlamıştır.
Din dahil modern çağın tüm araçları ve amaçları anonim büyülü yalanları kolaylaştırmakta, meşrulaştırmakta hatta teşvik bile etmektedir. Modern çağın dini, siyasi, kültürel entelektüel trendleri, imaj ürünü şöhretleri ve popüler kültür unsurları büyülü yalanlara dair her türlü söylem ve eylem evrenini örtbas ederek hakikati gizlemeye matuf çalışmaktadır. Sonuçta dini, siyasi, kültürel liderler ve popüler kültlerin büyülü yalanlar evreni modern insanı ahlaken duyarsızlaştırıp hissizleştirmiştir: 'Modern çağda yalan salgın bir hastalık/virüs gibi evreni kuşattı ve insanlık bu hastalığa karşı bağışıklık kazandı'.
Yalan üzerine kurgulu büyülü söylem ve eylemler o denli sıradanlaşmıştır ki hiç kimse yalan söylediğinin bile farkında değildir. Eskiden şok etkisi yaratan yalanlar, değil şaşırmayı veya öfkelenmeyi hoşgörü ve yetenek ile karşılanmaktadır. Yalan artık büyülü gerçeklikler evreninde istisna olmaktan çıkıp norm haline gelmiştir. Çünkü bu çağ insanlara etik kaygılardan sıyrılmanın binlerce soylu amacını ve büyülü aracını yaratmıştır: Hiçbir etik kaygı duymadan Hakikat'i örtbas etmek için yaratılan binlerce gerekçenin üretildiği bir çağ.
Etik açıdan bir 'alacakaranlık kuşağı' olan 'Hakikat Sonrası Çağ'büyü ile gerçeğin mutlak gerçeklik olarak alaşımlandığı bir çağ olarak hiç kimsenin yalancı olduğunu düşünmeden onlara gerçeği gizleme imkanı veren bir dönemin adıdır. Modern insan bu çağın gereği/gerçekliği olarak hakikat değerleri ile yalan arasında kaldığında hakikat değerlerini değiştirmeye yönelmektedir. Bu yüzden bu çağın en büyük özelliği sonsuz sayıda 'alternatif etik değerler' yaratmasıdır.
Bu etik sistemin mottosu 'gerçeği gizlemek, değiştirmek, eksiltmek yalancılık değildir' yaklaşımıdır. Herkesin yapmış olduğu yeni modern evrensel toplum sözleşmesi konsensüsü ise 'herkes yalancı/büyülü olduğu için kimse kimseyi yalancılık, büyücülük ile suçlamayacaktır' yasasıdır. Gerçek büyü ile alaşımlanıp esnetilerek, süslenerek, eksilterek yeni bir 'gerçeldik geliştirimı gerçeldeştirilir.
'Tüm hakikati söylememek gerekliliği' modern çağda dini, siyasi, ekonomik ve sosyal tüm hiyerarşik ilişkilerin ezoterik sözleşmesi veya herkesin bildiği sırlardır. Bu çağ modern insanlara hem gerçeği hem de yalanı aslının bambaşka formlarında ve normlarında ifade edilebileceği yani isteğe göre ve istenildiği gibi 'hakikati bükebileceği' sonsuz amaçlar ve sınırsız araçlar sunmaktadır. Bu çağ büyü ile gerçeğin bile değil büyü ile yalanın alaşımlanıp melezleştirilmesi üzerine kuruludur. Bu yüzden bu çağda gerçek ve yalandan başka, tam olarak gerçeği yansıtmamakla birlikte tam olarak yalan da sayılamayacak muğlak/müphem ifadelerden oluşan üçüncü bir melez kategori vardır:
Zenginleştirilmiş gerçek, neo-gerçek, yumuşak gerçek, suni gerçek, sanal gerçek, hafif gerçek, örtülü gerçek, büyülü gerçek, olağanüstü dilsel gerçek, yeniden çerçevelenmiş gerçek, makyajlanmış gerçek, terminolojik yanılgı, şiirsel gerçek, sanatsal gerçek, koşut gerçek, nüanslı gerçek, yaratıcı gerçek, abartılı gerçek, alternatif gerçeldik, stratejik yanlış beyanat, yaratıcı zenginleştirme, eksik ifşaat, zenginleştirilmiş gerçeldik, seçici ifşaat, olgulara dayalı bilgi geliştirilmiş gerçek, süslenmiş gerçeldik, oynanmış gerçek, gerçekten daha fazlası, gölge gerçeldik, töıpülenmiş gerçek, esnetilmiş gerçek, gerçeğin geliştirilmiş versiyonu, uyarlanmış gerçek, kurgusal gerçek, hoşa gidecek gerçeldik, uydurulmuş gerçek, bağlama oturtulmuş gerçek. Sadece büyü ile gerçeğin değil aynı zamanda büyülü yalanlar ile hakikatin de alaşımlandığı bu müphem gerçeklik evreninin hem gerçeğin hem de yalanın bizzat kendisi değil çeşitli derecelendirmeleri vardır.
Artık etik sürekli değişen ölçekle ölçülmektedir. Modern insan eğer niyeti 'iyi', 'soylu' ve 'büyük' ise sağlam bir ahlaki zemin üzerinde olduğuna inanmaktadır. Ahlak kârlı çıkma umuduyla erdem çizelgesindeki gelir ve giderlerin çetelesi tutularak hesaplanmaktadır. Bu hakikatin işine gelindiği gibi sunulması ve hakikatin 'kompartımanlaştırılması'dır.
Modern toplum yalana/büyüye göz yuman koşulları arttırırken hakikate yönelik koşulları yok etmektedir. Yalanın hesabı görülürken dahi bedelini hakikat ödemektedir. Yalan ve yalancılar dini, siyasi, kültürel ve toplumsal alanda en üst şöhret ve itibar basamaklarında ödüllendirilirken kadim erdemler gölgede kalmaktadır. Bu çağ hiçbir suçluluk duymadan hakikatin katline sonsuz olanak ve hoşgörü tanırken seri hakikat katillerine, seri yalancılara de sonsuz başarı avantajının kapılarını sonuna kadar açmaktadır.
Büyülü gerçekçilik dili, hakikati katledip başkalarını aldatmak için inanılmaz yaratıcı kaynaklara ve araçlara sahiptir. Bu dil, modern insanları 'organik yalan makineleri' haline dönüştürmüştür. Hakikatin herkesin işine geldiği gibi bükülmesini sağlayan müphem büyülü kelimeler olgularla sınırlı gerçeklikleri tedavülden kaldırmıştır. Bu yüzden bu çağ sınırsız modern hikayeler ve sonsuz modern mitler yaratma çağına dönüşmüştür.
Modern mit yaratımı daha fazla büyülü gerçeklikler ve büyülü yalanlar için müphem söylemlerden oluşan devasa bir 'kurgusal gerçekçilik' evreni yaratmıştır. Asıl olan 'şeraite/bağlama uyum' sağlamaktı. Bağlam ise hayatı bir survivor'a dönüştüren modern çağın 'hayatta kalmak için her şeyin mübah olduğu' yasası idi. Çünkü tarih boyunca olduğu gibi modern çağda da avlanma ve avlanmama tamamen aldatmaya dayalı olmuştur: Sorun sadece 'Yem' meselesidir. Aynı avcı grubu içinde olanlar birbirine sadık, dürüst, bağlı olurken 'öteki' avcı gruplara karşı aldatma büyük bir zorunluluk hatta sanat, yetenek kabul edilmektedir. Erdeme ait tüm değerler sadece 'Biz'e ait iken yalan ve aldatmaya dair tüm söylem ve eylemler 'öteki'lere aittir. Hele hele 'Yabancılar' tamamen 'hakikat dışı' varlıklardır. İçeridekiler ve dışarıdakiler arasındaki etik yükümlülüklerin neredeyse birbirine zıt olması bu çağda doruk noktasına çıkmıştır: 'Ötekiler hakikati hak etmez'. Modern çağdaki her türlü statü ile yalan arasındaki kopmaz bağın kaynağı da bu hakikati bilmeyi hak eden 'seçilmişler' ile hak etmeyen 'lanetliler' hiyerarşisidir. Modern çağda her bir insan ve her bir kolektivite bu hakikati hak edip etmemeyi kendine göre düzenler. Her kolektif birlik, grup, cemaat, cemiyet, tarikat, örgüt, kulübün başlıca amaçsallığı yalan söylemenin ve hakikati büyülü gerçekler ile bükmenin niçin, nasıl ve ne zaman olacağını düzenlemek üzerine kuruludur: Platonun 'Soylu Yalanları', Machiavelli'nin 'İyi Yalanları', Hobbes'un 'bilimsel yalanları', Rousseau'nun 'decalage yalanları' ve Hegel'in 'diyalektik yalanları' gibi.
Yalan söylemek için çok büyük, kutsal, ilahi, soylu, büyülü, mutlak amaçlar var iken doğru söylemeyi gerektirecek hiçbir gerekçe yoktur. Çünkü tarih boyunca insanlar her zaman ve her yerde gerçeği söyleyenlere değil onu kutsal, mutlak bir amaç için büyü ile alaşımlayıp dönüştürenlere hayran olmuşlar ve onlara gönüllü kullukta kusur etmemişlerdir.
İnsanları kutsal, mutlak amaçlar için kandırmak siyasi idealler için ne denli mübah ise ahlak ve erdem abidesi 'rolünü kesen' modern dinler ve cemaatler, tarikatlar için de aynı şekilde neredeyse zorunluluk gibidir.
Dinler önce günahlar arasında derecelendirme (büyük-küçük) yaparak işe başlayıp yalanı günah saydıktan sonra yalanın niçin, nasıl ve ne zaman söyleneceğine dair yükümlülükleri sıralarlar. Hepsi yalan söylemekten kaçınmayı öğütlerken hangi durumlarda yalan söylemenin sorumluluk gerektirmediğinden hatta bazı kutsal kitaplarda yalancılık ve sahtekarlık ile elde edilen başarılardan övgü ile bahsedilmektedir. Her ne kadar yalan ve aldatmacanın hoş görüldüğü koşullar dinden dine değişse de bir noktada hemfıkirdirler: 'Yalan ve aldatmacanın meşruluğu, mübahlığı içeridekilere ve dışarıdakilere göre değişir'. Dine inananlar ve cemaat, tarikat müritleri için doğruluk sadece ve sadece Tanrıya ve Tanrının seçilmiş halkı olan kendilerine mahsustur. 'Yalanların Babası Şeytan' ve onun halklarına ve müritlerine karşı yalan söylemekte hiçbir beis yoktur.
Bağlılık duyulması gereken tek topluluk içerideki seçilmiş, kutsal topluluktur. Sadakat ve bağlılık ilkesel değil kabileseldir, kolektiftir, dinseldir, ulusaldır, cemaatseldir, tarikatsaldır. Bu dini inanış istisnasız tüm dini, mezhebi, cemaatsel, tarikatsal kolektivitelerin de paylaştığı evrensel ortak 'Takiyye' inancıdır.
'Zihinsel Çekince'nin bir türü olan 'Takiyye' 'dışarıdaki' kişi ve gruplara karşı 'hakikatin tamamını söylememe' ilkesidir. 'Takiyye' tüm dinlerde her türlü gerçeğin etrafından dolanma faaliyetini rasyonalize etmenin ve meşrulaştırmanın en kolay ve en yaygın yolu olmuştur. İstisnai hallerde uygulanması tavsiye edilen bir yöntem olarak takiyye, her an ve her yerin gerçekliğine uyarlanıp alaşımlanarak büyülü gerçekçiliğin en yaygın değerine dönüştürülmüştür.
Dine ait bu 'Takiyye' kültürü Rönesans, Reform, Aydınlanma, bilimsel devrimler, sanayi devrimi ve kapitalizm ile tam tersinden başka bir takiyyeci kültüre dönüştü. Modern çağda hemen herkes 'dürüstlük erdemi' üzerinden takiyye yapıp kişisel çıkarlarını pragmatizm, konformizm, oportünizm ve popülizm üzerinden modern bir 'meta'ya dönüştürdü. Bu çağın ilkesi 'dürüstlük en iyi politikadır' ve en fazla müşteri kazandıran satış stratejisidir. Tıpkı dinlerdeki büyülü yalanlar ile mürit kazanma meşruiyeti gibi yeni/modern moda 'müşteri odaklılık' idi. Bu yüzden hem dini hem siyasi hem de ticari yeni meta 'dürüstlük takiyyesi' idi.
Dürüstlük artık her türlü modern piyasanın en değerli satış malzemesi idi. Yeni etik değer 'çıkar/rant dürüstlüğü gerektiriyorsa dürüst ol!' (dürüst görün!) idi. Bu çağ insanların sadece zaaflarını (yalan) değil erdemlerini (dürüstlük) de piyasa değeri cinsinden belirleyen bir metalaştırma çağı idi ve insanların çoğunluğu zaaflarından dolayı değil erdemlerinden dolayı bu piyasanın gönüllü kullarına dönüştürüldüler. Modern koşullardaki bu takiyeci dürüstlük yalanı piyasası 'modern öncesine göre hakikat alanında çok daha yıkıcı, hayatın amacını ve temellerini sorgulayan bir şeye dönüşmüştür'.
Bu nedenle bu çağ sadece yaralı bilinç içinde yamalı hayatlar yaşayan insanların değil aynı zamanda da bu yamalara yamalık olarak araçsallaştırılan 'etiğin bölünmesi' çağıdır. Modern insanın yaşadığı 'etiğin bölünmesi' aynı zamanda takiye kültürü nedeniyle 'yaralı bilinç' içinde 'yamalı hayatlar' yaşama zorunluluğunu evrenselleştirip sıradanlaştırır. Bu takiyeci yamalı hayatlar yaşama akıl ve ahlakı bir 'modern zorunluluk' olduğu kadar aynı zamanda hatta daha büyük bir oranda da 'modern yetenek' gerektirir: Farklı kişiler karşısında pek çok farklı kişiliklere, kimliklere bölünme, uyarlanma, alaşımlanma becerisi; Tıpkı Zelig gibi. Herkes kendisini duyduğu, okuduğu veya gördüğü olayların veya kişilerin içine yerleştirerek tıpkı Zelig gibi onların bizzat kendisi olmaya çalışmaktadır. Herkes herkesin olmak istediği şeye inanmaya ihtiyaç duyduğu için tüm insanlık Zelig'ler kolektivitesine dönüşmüştür.
'Hakikat Sonrası Çağ' bir imaj yaratma, üretme, apartma, taklit çağı olduğu için en önemli ve öncelikli değeri 'muhataplar üzerinde iyi izlenim bırakma' kaygısıdır: İyi izlenim de ancak büyü ile mümkündür. Bu nedenle de modern insanın tek kaygısı 'insanlara onları etkileyen, büyüleyen şekilde davranmak, onlara onların görmek istediği şekilde görünmek, onlara duymak istediği şeyleri söylemek'tir. Bu yüzden bu çağın en hızlı, yaygın ve yoğun gelişen sektörleri hiç kuşkusuz 'izlenim yönetimi' alanlarıdır. Modern insanın en büyük motivasyonel yaşam kaynağı 'insanlar üzerinde iyi izlenim bırakma' isteği hatta ihtirasıdır: Başkalarının gözündeki ideal insan sandıkları kişi 'imiş gibi görünmek'.
Bu çağın en kutsal postülası 'imaj her şeydir' ile başlayan ve 'her ne pahasına olursa olsun' ile biten popüler slogandır/iddiadır. Bu ikisini birleştirmek, manipüle edilmiş bulgulara dayalı aldatı bir imaj yaratmayı haklı ve meşru kılar: 'Kopyanın kopyasının kopyası' olan imajları.
'Hakikat Sonrası Çağ'ının guruları olan kişisel gelişim ve imaj-maker uzmanları, ustaları da modern çağın 'görüntü yönetmenleri' olarak insanların görüntüsünün kendisinden daha değerli olduğu 'değer biçme işaretleri' konusunda sürekli telkin ve teşviklerde bulunurlar: Giyim kuşam, stil ve tarz yaratma, beden dili, retorik, simge ve semboller, görsel efektler, etkili konuşma teknikleri, kendini satma, özgeçmiş yaratma, özgelecek pazarlama, donanım sertifikaları vb. Hemen her şey muhataplarda iyi/büyüleyici izlenim bırakmanın diline ve işaretlerine manipüle edilebilir. Bu modern guruların bu denli yaygın ve yoğun etkisinin, başarısının ve çok sayıda müritlerinin olmasının nedeni de zaten hangi dil ve işaretlerin kimler için güven ve iyi izlenim yaratacağını çok iyi bilmeleridir: Onlar modern büyücülerdir. Onlar izlenim yönetiminde usta sanatçılardır. Bu yüzden 'Hakikat Sonrası Çağ' 'etiket' çağıdır: Etiketler ise modern büyülü gerçeklerdir.
İnsanlar kendilerindeki değil etiketlerdeki değer biçme işaretlerine daha fazla bel bağlayarak ilişki kurmaktadırlar. Bu yüzden bu çağda insanların etiket değeri arttıkça insani, ahlaki, etik değeri düşmektedir.
'Hakikat Sonrası Çağ', büyü ile gerçek arasında olduğu gibi hakikat ile yalan arasındaki tüm perdeleri tamamen kaldırmıştır. Her şey modern insanın büyü ihtiyacına uygun olarak yeniden tasarlanıp kurgusal evrende sürekli yeniden dönüştürülmüştür. Modern insan kişisel, kolektif ve evrensel Tanrı kompleksi narsisizmi içinde kendisi gibi her şeyi 'şişirme' eğilimi içinde gerçek ile kurgu arasındaki tüm sınırları silikleştirmiştir. 'Ne doğru ne de yanlış olanın' muğlak bir ihtişam dili içinde sahte büyülü iddialar ile örgütlenmiş modern kişisel, kolektif ve evrensel mitler ve efsaneler üretmiştir. Modern çağ kendi büyülü gerçekçi mitleri ile birlikte modern insanların da kendi kişisel mitlerini sürekli yenileyip besleyen devasa enerjik bir devinimsel organizmik sisteme dönüşmüştür. Modern evrensel mitler gibi her bir birey de kendi kimliklerinin gerçekliğine bir tutam büyülü mit katmıştır. Herkes kendisini efsanevi bir mite dönüştürmek için büyü ile harmanlanmış bir geçmiş ve gelecek kurgucusu olmuştur. Herkes kendini yeniden icat etmenin büyülü bir yolunu bulmuştur. Herkes modernite için 'uygunsuz' bulduğu kendine ait gerçek gerçeklikler yerine daha 'uygun', uyumlu olan yeni büyülü gerçeklikler koymuştur: Herkes kendini yeniden yaratmak üzerine programlanmıştır. Çünkü gerçek yeterince uygun, güzel ve iyi değildir. Biraz büyü, biraz fantezi, biraz mit, biraz ütopya ve biraz da efsane ile her bir modern insan hayal gücünün doruklarında kendini Tanrılar ve Tanrıçalara dönüştürme ihtirası içinde yaşamaktadır.
Bu yüzden bu çağın insanı her şeyden ve herkesten önce kendini kandırmak zorundadır: Kendini kandıramayan hiç kimseyi kandıramaz. Modern kişisel mitler, modern insana tıpkı bir büyücü gibi istediği hemen her şeyi istediği hemen her şeye dönüştürme imkanı ve araçları sunmaktadır.
Herkes seçkin olmak imajı ve kahraman olmak ideali için kendi gerçek gerçekliklerinden çok daha farklı yeni bir yaşam inşa edebilmektedir: Kişisel büyülü gerçekçilik mitleri ile. En fanatik kişilik hümanist, en korkak kimlik kahramanlık, en zalim inanç merhametlilik rolü oynayabilir. Çünkü bu çağın ve bu çağın insanlarının en büyük özelliği 'hafızasının' olmamasıdır.
Bu çağ kendi gerçekliklerini büyü mezarlığına gömmek isteyenler için tam bir cennettir: Sanal Babil kuleleri yalan cennetlerine ulaşmıştır artık. Bu cennet herkese reenkarne olabilecekleri yeni kimlikler ve hayatlar için ' yeniden doğma' imkanını sonsuz ve sınırsız büyülü gerçekçilikler ile sunmak üzerine kurulmuştur: Herkes Mesih olmuştur. Bu çağda kadim mitler (Mesih gibi) modernite ile alaşımlanarak kişiselleştirilmiştir: Kişisel kimlik mitleri, kişisel özgeçmiş mitleri, köken/aile ağacı mitleri, eğitim durumu mitleri, vücut ölçüleri mitleri, yetenek/sertifika mitleri, orijin mitleri, kült ve prestij mitleri hatta kişisel eskatologya mitleri. Modern insan sadece kendini kutsayıp yücelten kişisel mitlerle de yetinmeyip kolektif benliğini öven mitlere de yaygın ve yoğun itibar atfetmektedir. Herkes sahte kimlik ve kişilik inşalarının sahtekarlığı üzerinde ittifak etmiştir: Herkes aynı şeyi yapmış olmasının doğurduğu evrensel alaşımsal organizmik özdeşleşme içindedir.
Gerçek gerçekliklerden 'daha' iyi olma arzusunun doğurduğu 'yaralı bilinçler' bu çağda 'zorunlu yaşam yalanları' adı verilen yöntemlerle gerçek ile fantezilerinin bir alaşımı olan 'yamalı hayatlar' yaratmıştır. Herkes olduğu kişinin değil olmak istediği kişinin hayatını yaşamaktadır. Artık taklit ettiği diğerleri değil bizzat kendisi yaşamının 'dolgu malzemesi' haline gelmiştir. Herkes bu çağın en önemli mottoları olan 'gerçekten öyle olana kadar öyle yap'; 'sahte hayat yaşamak o hayatı ne kadar istediğinin iradesini ve cesaretini gösterir'; 'fiziksel makyaj ne ise psişik makyaj da odur'; 'sahtekarlıkta ne kadar başarılı olursan o kadar takdir ve itibar kazanırsın'; 'bu çağda insanlar sahtekarları ödüllendirerek cezalandırırlar' şiarlarına göre yaşamaktadırlar: Tıpkı 'Dövüş Kulübü' gibi.
ZELİG
Büyülü gerçekçilik üzerine inşa edilmiş bütün bir hayatın büyük bir yalan, taklit ve takiye üzerine 'gerçekten' yaşanması küçücük bir 'büyülü' yalanla başladı. Büyülü yalanın sebebi ise 'korku' idi; 'insanı özgür kılacak gerçek gerçeklik korkusu': "Moby Dick kitabını okudun mu Zelig?"; "Evet okudum!". 1983 yapımı Woody Ailen fılmi olan Zelig, 'Mockumentary' (Sahte-Belgesel, Büyülü Gerçekçi) yani kurgusal, fantastik belgesel türünün harika bir büyülü gerçekçilik örneğidir. Büyülü gerçekçiliği modern bir mitoloji yaratım çerçevesinde gerçek ve fantastik ögeler ile alaşımlayıp melezleştiren bu eser modern çağ insanı ve insanlarının 'Yaralı Bilinç' ve 'Yamalı Hayat' evrenleri arasında yaşadıkları dikotomik çatışmalar ve dilemmalar ve bunların sürüklediği büyülü gerçekçi hayatlar hakkında bilgi vermektedir. 'Mockumentary', hiç olmayan bir olayı, bir kişiyi ya da bir dönemi, tamamen 'büyülü' kurmaca mantığıyla fakat teknik olarak belgesel 'gerçekçilik' anlayışıyla anlatan bir film türüdür. Bu yüzden Zelig'de izleyici "bu 'büyülü' adam galiba 'gerçekten' yaşamış" hissine kapılıyor. Hızlandırılmış siyah beyaz resimler, kostümler, gazete kupürleri, basın açıklamaları ve o dönemi anlatan röportajları son derece gerçekçi bir üslupla sunuluyor. 1920'li yıllarda Amerika'da yaşayan efsane bir adam olan Leonard Zelig'in büyülü gerçekçi belgeseli, Zelig efsanesine şahit olmuş insanların 80'lerdeki röportaj ve yorumlarından oluşuyor. Zelig hakkındaki yorumlar onun tam bir "İnsan-Bukalemun'' yani insan gerçekliğini bukalemun büyüsü ile alaşımlayıp melezleştiren bir kişi olduğu yönündedir: "O aristokratın yanında aristokrat, cumhuriyetçinin yanında fanatik bir cumhuriyetçi, demokratların yanında halk tabakasının aksanıyla gırtlaktan konuşan bir demokrattır".
Zelig'i modern mitolojik/efsanevi bir kahraman yapan şey onun insanları sadece düşünsel olarak değil aynı zamanda da fiziki olarak taklit edebilecek denli büyü ile gerçeği alaşımlayıp yeni bir melez tür/kimlik/kişilik yaratabilme yeteneğidir. Zelig kendinden daha güçlü gördüğü insanların yanında onların sadece düşünsel değil aynı zamanda fiziksel şekline de dönüşerek baterist, siyahi, gangster, müzisyen, kadın-doğum uzmanı, psikiyatrist, cerrah, beyzbolcu, boksör, Çinli, İrlandalı, Meksikalı, Kızılderili, obez, pilot, boyacı, dişçi, kürle avcısı, ihracatçı, avukat, haham, papaz ve hatta Hitler'in fanatik bir SS subayı rollerine girmektedir. Zelig, karşısındakinin konuştuğu dili (Fransızca, İtalyanca, Portekizce, Yunanca, İspanyolca, Çince, Almanca) ve şekli hemen taklit ederek o alanda o kişiden daha iyi olduğunu ispat etmeye çalışan ve idealindeki büyülü gerçekçi evren ile gerçek gerçeklik alanındaki gerçek evren arasında paralel hayatlar yaşayan bir modern çağ insanıdır. Bu modem akıl ve ahlakın ürünü olarak Zelig, kolektif ve evrensel Tanrı kompleksleri karşısında kul kompleksi içinde mutlak itaati tercih ederken kendinden zayıflara karşı da kişisel Tanrı kompleksi özellikleri göstererek onların kendisine kul kompleksi içinde mutlak itaat etmesini beklemektedir. Zelig, modern çağda kendine büyülü gerçekçi bir hayat inşa eden modern bir insandır: Yaralı Bilinç ve Yamalı Hayatlar ile.
@@@
'Barış Kulübü'nün yerini 'Dövüş Kulübü'ne bıraktığı hakikat-sonrası çağda doruk noktasına çıkan 'her şeyin, her şey üzerindeki terörü'nden kurtulmak için tüm 'ötekilerin ötekilerinin' büyü ile gerçeğin zıtlık alaşımı yerine 'Hakikat'in gerçek gerçeklikler ile uyumlu birlikteliğini sağlamaya yönelik 'Söz' söylemek gerekir:
En azından. 'Hakikat'i temsilde yaşanan modern büyülü gerçekçilik din, cemaat, cemiyet, tarikat, kulüp, mana/keramet ve guruluk rahimlerinin, mağaralarının, sistemlerinin totaliter büyü evrenine mahkum olmamak ve modern gerçekçiliğin büyüsel kişi, kolektivite ve evrensel Tanrı komplekslerinin fanatik narsisizm sapkınlıklarına teslim olmamak için tüm kişisel, kolektif ve evrensel evrenlerde şu 'Hakikati Anlamak ve Aramak Yasalarını' yeniden ve yineden inşa etmeye yönelmek gerekir:
'Fanatik olmadan bir dini, bir siyasayı, bir ideolojiyi, bir kişisel, kolektif ve evrensel kimliği gerçek gerçeklikler içinde temsil edebilmeyi ve her türlü farklı inanç ihtimalini özümsemeyi başarmak'; 'hiçbir kişisel/kolektif, evrensel sistemin mutlak, kutsal, büyülü olamayacağını bilmek ve asla yanılmazlık içinde olduğu iddiasına inanmamak'; 'külli bir evren tasavvuruna sahip olmak'; 'aklı ve imajineri gerçek gerçeklikler ile uzlaştırarak külli bir insan oluşumunun önünü açmak'; 'modern çağın yarattığı bireycilik hastalığının ürünü olan kişisel, kolektif ve evrensel Tanrı kompleksleri, bencillik ve narsisizmin kaynağı olan 'kendini tanı!' ifadesindeki ideolojik akıl ve ahlakı tersine çevirerek 'evreni, çevreni, ötekini tanı ki kendini tanıyabilesin!' anlayışına dönmek; 'Hakikat'i bulmaya, bilmeye ve yargılamaya çalışmaktan ziyade aramaya, anlamaya ve paylaşmaya çalışmak'; 'bütün dogmatizmleri reddetmek'.
Aksi takdirde kişisel, kolektif ve evrensel 'Barış Kulübü' gerçek gerçekliklerinin yerine insanın kendi iç aleminde, ruhunda, nefsinde, bedeninde ve aklında kurulup sonra kolektivitenin ve evrenselin dış aleminde, ruhunda, nefsinde, bedeninde ve aklında inanılmaz bir yaygınlık ve yoğunluk ile inşa edilen dini, siyasi, ideolojik, ekonomik ve kültürel 'Dövüş Kulübü' büyülü gerçekçiliklerinin veya gerçekçilik büyüselliklerinin totaliter akıl ve ahlak kuşatmasının, virüslerinin esiri, mahkumu, müridi, kulu olunmaya devam edilecektir.
Kaynak: Halis Çetin, Büyülü Gerçekçilik, Ezeli Siyasi Dinin Ebedi Edebi Dili, Cilt 1, ss. 22-31, 33, 35-36, 59-62
No comments:
Post a Comment