Bir Sanayi Dönemi, Victorian Çağ Adamı John Ruskin'in Gözlemleri ve Yaşadıkları
John Ruskin (1819-1900) daha önce de sezdiği bir gerçeği, yani sanatla toplumu birbirinden soyutlamanın yolu olmadığını, kırkından sonra iyice anlayarak kendini olanca gücüyle toplumsal ve ekonomik reformlara adadı. Bir sanat eleştirmeniyken, bir toplum eleştirmeni ne dönüştü. Toplum eleştirmenliği, sanat eleştirmenlerinin doğal bir sonucuydu. Çünkü sanat ve ekonomik koşullar arasındaki bağları görmüş; ülkesinin büyük bir çoğunluğu, yani emekçi kitleler tam bir yoksulluk içinde yaşadıklarından, onların değil sanat üretmelerini sanata ilgi duymalarının bile yolu olmadığını kavramıştı. Mimarinin İncelenmesi adlı makalesinde, insanın yanan bir evde oturup resim yapamayacağını; bu yüzden de mimariyi de öteki güzel sanatları da incelemekten şimdilik vazgeçtiğini söylemişti. İngiltere'yi, düşmanın her bir yandan kuşattığı bir kente benzeterek, böyle bir kentte ilk yapılacak işin yiyecek ve içecekten yoksun kalan halka ekmek ve su sağlamak olduğunu ileri sürmüştü. Ruskin, kendi de emekçi kitleleri sömüren varlıklı sınıfın bir üyesi olduğu ve bu gerçekleri daha önce göremediği için, işçilere yazdığı açık mektuplar da kendini de suçlar: "Kararsızdım. Akılsızdım. Yaşamımı yönetirken, hep berbat başarısızlıklara uğradım. Tutku fırtınaları beni umutsuzca oradan oraya savurmaktaydı."
Varlık içinde yaşarken, hem çevresine zarar vermişti, hem de kendisine: "Lüks içinde yetişmenin, hem başkalarına haksızlık, hem de kendim için yıkıcı olduğunu şimdi anlıyorum."
Ruskin'de zamanla bir saplantıya dönüşen bu suçluluk duygusu öyle yoğundur ki, Oxford'da onun öğrencisi olan Frederic Harrison'a bakılacak olursa, yaşlılığında akli dengesinin bozulmasının nedenleri arasında bunu da hesaba katmak gerekir. 1871'de işçilere yazdığı ilk mektuptan anlaşıldığı gibi, çevresinde gördüğü sefalet tüm benliğini derinden sarsan çaresiz bir isyana sürüklüyordu onu:
"Bana gelince bu duruma hiçbir şey yapmadan bir saat daha göz yummak niyetinde değilim... Ne resim yapabiliyorum, ne kitap okuyabiliyorum, ne taşları inceleyebiliyorum, ne de sevdiğim öteki işleri yapabiliyorum, bildiğim o sefaletten ötürü. Sabahları gökyüzünün ışığından bile nefret ediyorum, İşte bu yüzden sessizce katlanamayacağım bu duruma. Yardım edecek birkaç ya da birçok kişiyle birlikte, çaresiz de olsam, elimden geleni yapacağım bundan böyle".
Ruskin'in toplumsal eleştirisi çarpıcı ve keskindir. Sanat Üzerine Konuşmalar'da şöyle der:
"İngiltere dokuma tezgahlarının gürültüsü ile sağır olduğu halde, İngiliz halkının sırtına giyeceği bir şey yok; İngiltere yakıt kazıya kazıya karardığı halde, İngiliz halkı soğuktan ölüyor ve İngiltere kâr uğruna ruhunu sattığı halde, İngiliz halkı açlıktan ölüyor."
Fors Clavigera'da adlı eserinde de, Hıristiyanlığı ile övünen İngiltere'nin para hırsının, Hıristiyanlığa nedenli ters düştüğünü vurgular:
"Dininiz sizlere komşunuzu sevmenizi söyler; ama sizler öyle bir iktisat bilimi kurdunuz ki, insanın temel içgüdüsünün komşusunu dolandırmak olduğunu ileri sürdüğünüz bu iktisat biliminde."
Time and Tide'da bir devletin ilk görevinin, o devletin sınırları içinde dünyaya gelen her insanın rahat bir evde oturmasını, doğru dürüst giyinebilmesini, yeterince beslenebilmesi ve iyi bir eğitim görmesini sağlamak olduğunu ileri sürer. Unto this Last'da yoksulları ahlaksız ve kaba bulanlara çatar:
"Onlar söylediğiniz gibidir belki; ama öyle olsalar bile, onları o durumda bırakan bizlerden daha kutsaldırlar yine de" der.
Aynı kitapta, yoksulların varlıklıların malına göz koymaya hakları olmadığı gibi, varlıklıların da yoksulların malına göz koymaya yani onları sömürmeye hakları olmadığını savunur. Time and Tide'da, yılda 3000 sterling'i olan bir adamın haftada 30 shilling kazanan bir adama sabırlı olmasını söylemesini gülünç bulur. The Crown of Vild Olive'de, yoksulların Tanrı'nın inayetine boyun eğip hallerinden yakınmamalarını söyleyenleri alaya alır:
"Adamı yumruklayıp hendeğin içine atıyorsunuz; sonra da Tanrı'nın inayeti onu nereye koyduysa, durumundan hoşnut olarak orada kalmasını söylüyorsunuz ona."
Victoria Çağı'nın egemen sınıfları kendilerini pek beğenirler, ülkelerinin durumunu da güllük gülistanlık sanırlardı. İşte bu yüzdendir ki, Ruskin'in toplumsal adaletsizliğe karşı tepkisi ne denli şiddetli ise böyle şeyler yazmayı göze alan adama karşı tepkiler de o denli şiddetli oldu. Unto this Last'ın denemelerini Cornhill Magazine'de yayınlamaya başlayınca, bu derginin okuyucuları öyle kıyametler kopardılar ki, dergi yazıları yayınlamaya devam edemeyeceğini Ruskin'e bildirdi. Başka iki dergide yazıları yayınlamaya başlayınca da durum aynı oldu. Söyleyeceklerini yarıda bırakmak zorunda kalan Ruskin, bu kitabını da, bundan öncekini de ancak çok daha sonraları tamamlayıp yayımlayabildi. Bu yazıları yüzünden Ruskin, sadece okuyucularIn ve eleştirmenlerin değil, kendi annesiyle babasının da hışmına uğradı. Ama toplumsal ve ekonomik konuları işleyen yazılarının, yazıp yazacağı en gerçek, en doğru sözcüklerle dile getirilmiş ve en işe yarar yazıları olduğuna inandığı için hiç yılmadı.
Ruskin'in düşüncelerinin çağdaşlarının böylesine yüreğine inmesi bizleri biraz şaşırtır. Çünkü Ruskin'in Victoria Çağı insanlarına son derece aşırı, hatta çılgınca görünen kim istekleri çoktan gerçekleşmiştir İngiltere'de. Örneğin ortaöğretim zorunlu ve parasızdır; işçi ücretleri emekçilere rahat yaşam koşulları sağlayacak kadar yüksektir; yaşlılara emekli maaşı bağlanmıştır; sağlık sigortası vardır; emekçiler sağlıklı konutlarda otururlar, vb. Bunların olması gerektiğini 1870'li yıllarda anladığı için Chesterton, The Victorian Age in Literature'da Ruskin'i salt duygusal nedenlerden ötürü ekonomi alanında saçma sapan görüşler ortaya atan bir sanat tarihçisi değil, bu işi temelinden kavramış bir iktisat uzmanı sayar. Ruskin, bir ulusun zenginliğinin halkın zenginliği anlamına gelmediğini, Victoria Çağı'nda egemen sınıflar zenginleşirken, emekçi kitlelerin yoksul ulaştığını ta o zamandan kavramıştı. Bu yüzden de sağduyulu ve mantıklı bir iktisatçıdır Chesterton'a göre.
Kaynak: Mina Urgan - İngiliz Edebiyatı Tarihi, 1460-1464
No comments:
Post a Comment