Tuesday, 1 December 2020

Put Nedir? Puta Tapmak Nedir? - Erich Fromm

Put Nedir? Puta Tapmak Nedir? - Erich Fromm

Demirci aletini alır, kömür ateşinde çalışır. Çekiçle demire biçim verir. Güçlü koluyla onu işler. Acıkır, güçsüz kalır, su içmeyince tükenir.

Marangoz iple ölçü alır, tahtayı tebeşirle çizer. Raspayla tahtayı biçimlendirir, pergelle işaretler, adam biçimi verir. İnsan güzelliğinde, insan yapısında evde duracak bir put yapar.

İnsan kendisi için sedir ağaçları keser, palamut, meşe ağaçları alır. Ormanda kendine bir ağaç seçer. Bir çam diker, ama ağacı büyüten yağmurdur.

Sonra ağaç odun olarak kullanılır. İnsan aldığı odunla hem ısınır, hem tutuşturup ekmek pişirir hem de bir ilah yapıp tapınır. Yaptığı putun önünde yere kapanır.

Odunun bir kısmını yakar, ateşinde et kızartıp karnını doyurur. Isınınca bir oh çeker, "Isındım, ateşin sıcaklığını duyuyorum" der.

Arta kalan odundan kendine bir ilah, bir oyma put yapar; önünde yere kapanıp ona tapınır, "Beni kurtar, çünkü ilahım sensin" diye yakarır.

Böyleleri anlamaz, bilmez. Çünkü gözleri de zihinleri de öylesine kapalı ki, görmez, anlamazlar.

Durup düşünmez, bilmez, anlamazlar ki şöyle desinler: "Odunun bir kısmını yakıp ateşinde ekmek pişirdim, et kızartıp yedim. Arta kalanından iğrenç bir şey mi yapayım? Bir odun parçasının önünde yere mi kapanayım?" Kitab-ı Mukaddes, Yeşaya 44: 12-19


Kimisi bol keseden harcadığı altından, terazide tarttığı gümüşten ücret karşılığında kuyumcuya ilah yaptırır; önünde yere kapanıp tapınır.

Onu omuzlayıp taşır, yerine koyar. Öylece durur put, yerinden kımıldamaz. Kendisine yakarana yanıt veremez, Onu sıkıntısından kurtaramaz. Kitab-ı Mukaddes, Yeşaya 46: 6-7

===================

Putperestlik nedir? Put nedir? Acaba Eski Ahid, hangi nedenle putperestliğe ilişkin tüm izlerin ortadan kaldırılması konusunda bu kadar ısrarcı bir tutum sergilemektedir? Tanrı'yla putlar arasındaki farklılıklar nelerdir? 

Aslında farklılık tek bir Tanrı ve çok sayıda put olması değildir. Gerçekten insanoğlu çok sayıdaki değil de tek bir puta tapınıyor olsaydı, tapındığı şey yine de Tanrı değil put olacaktı. Hatta hangi sıklıkla Tanrı'ya ibadet edilmesi tek bir puta, Eski Ahid'in Tanrı'sı kılığına girmiş olan bir puta tapınılmasından başka bir şey olamamıştır acaba? 

Bir putun ne olduğu konusundaki yaklaşım Tanrı'nın ne olmadığını anlamakla başlamaktadır. En yüce değer ve amaç olan Tanrı, insan, devlet, bir kurum, doğa, iktidar, mülkiyet, cinsel kudret ya da insanoğlu tarafından yapılan bir zanaat işi değildir. ''Tanrı'yı seviyorum'', ''Tanrı'yı takip ediyorum'', ''Tanrı gibi olmak istiyorum'' gibi olumlu ifadeler her şeyden önce, ''putları sevmiyor, takip ve taklit etmiyorum'' anlamına gelmektedir. 

Bir put insanoğlunun temel bir tutkusunu, toprak ana'ya geri dönmek, mal, mülk, iktidar, şöhret vb. şeylere karşı duyulan arzuyu temsil etmektedir. Bir put tarafından temsil edilen tutku aynı zamanda insanoğlunun değerler sistemi içindeki en yüce değerdir. En ilkel çamur ve tahtadan yapılan putlardan günümüzdeki devlet, lider üretim ve tüketim gibi putlaştırılmış bir Tanrı tarafından kutsanan putlara kadar devam eden insanlık tarihi esas olarak putlara tapınmanın tarihidir.

İnsanoğlu kendi tutku ve özelliklerini puta transfer eder. İnsanoğlu kendi kendini fakirleştirdikçe puta daha çok gelişir ve güçlenir. Put insanoğlunun kendi deneyiminin yabancılaşmış şeklidir. Puta tapan insanoğlu kendine tapmaktadır. Ancak bu kişilik insanoğlunun zekâsının, fiziki kuvvetinin, gücünün, namının vs. kısmî ve sınırlı bir özelliğini yansıtmaktadır. Kendini kendisinin sınırlı bir yönüyle özdeşleştirince insanoğlu kendini bu özelliklerle sınırlandırır. Bir insan olarak bütünselliğini kaybeder, gelişimi duraksar. Ancak puta boyun eğerek kendi özünü olmasa da gölgesini bulduğu için insanoğlu puta bağımlı hale gelir. 

Put bir şeydir ve canlı değildir. Tanrı ise tam tersine yaşayan/canlı bir Tanrı'dır. ''Ama gerçek Tanrı Rab'dır. O yaşayan Tanrı'dır'' (Yeremya 10: 10) ya da ''Canım Tanrı'ya, yaşayan Tanrı'ya susadı'' (Mezmur 42: 2). Tanrı'ya benzemek isteyen insanoğlu, açık bir sistemdir, kendini Tanrı'ya yaklaştırmaktadır. Putlara boyun eğen bir insan ise kapalı bir sistemdir, kendini şey haline dönüştürür. Put cansız, Tanrı'ysa canlıdır. Putperestlikle Tanrı'yı kabul etmek arasındaki fark en son tahlilde ölümü sevmekle yaşamı sevmek arasındaki farklılıktır. 

Putun insan tarafından yapılmış bir şey olduğu, kendi eliyle yaptığı şeye taptığı, onun önünde diz çöktüğü düşüncesi bir çok kez ifade edilmektedir. Yeşaya ''Kimisi bol keseden harcadığı altından, terazide tarttığı gümüşten ücret karşılığında kuyumcuya ilah yaptırır, önünde yere kapanıp tapınır. Omuzlayıp taşır, yerine koyar. Öylece durur put, yerinden kımıldamaz. Kendisine yakarana yanıt veremez, onu sıkıntısından kurtaramaz'' der. (Yeşaya 46: 6-7) Kuyumcular öyle bir tanrı yaparlar ki, o tanrı hareket edemez, cevap veremez, karşılık veremez. O ölü bir tanrıdır, insan ona boyun eğebilir ancak onunla irtibat kuramaz. Yeşaya putu son derece ironik ve farklı bir şekilde tanımlamaktadır:

Demirci aletini alır, kömür ateşinde çalışır. Çekiçle demire biçim verir. Güçlü koluyla onu işler. Acıkır, güçsüz kalır, su içmeyince tükenir. Marangoz iple ölçü alır, tahtayı tebeşirle çizer. Raspayla tahtayı biçimlendirir, pergelle işaretler, adam biçimi verir. İnsan güzelliğinde, insan yapısında evde duracak bir put yapar. İnsan kendisi için sedir ağaçları keser, palamut, meşe ağaçları alır. Ormanda kendine bir ağaç seçer. Bir çam diker, ama ağacı büyüten yağmurdur. Sonra ağaç odun olarak kullanılır. İnsan aldığı odunla hem ısınır, hem tutuşturup ekmek pişirir hem de bir ilah yapıp tapınır. Yaptığı putun önünde yere kapanır. Odunun bir kısmını yakar, ateşinde et kızartıp karnını doyurur. Isınınca bir oh çeker, "Isındım, ateşin sıcaklığını duyuyorum" der. Arta kalan odundan kendine bir ilah, bir oyma put yapar; önünde yere kapanıp ona tapınır, "Beni kurtar, çünkü ilahım sensin" diye yakarır. Böyleleri anlamaz, bilmez. Çünkü gözleri de zihinleri de öylesine kapalı ki, görmez, anlamazlar. Durup düşünmez, bilmez, anlamazlar ki şöyle desinler: "Odunun bir kısmını yakıp ateşinde ekmek pişirdim, et kızartıp yedim. Arta kalanından iğrenç bir şey mi yapayım? Bir odun parçasının önünde yere mi kapanayım?" Kitab-ı Mukaddes, Yeşaya 44: 12-19

Gerçekten de putperestliğin özelliği bundan daha sert bir üslupla ortaya konamazdı. İnsanoğlu göremediği putlara tapar ve görememek için gözlerini kapatır. 

Aynı düşünce çok güzel bir şekilde 115. Mezmur'da da ifade edilir. ''Elleri var, hissetmezler, ayakları var, yürümezler, boğazlarından ses çıkmaz. Onları yapan onlar gibi olacak.'' Bu kelimelerle Mezmur'u kaleme alan kişi putperestliğin özünü ifade etmiştir. Hem put hem de onu yapan ölüdür. Muhtemelen güçlü bir hayat sevgisi anlayışına sahip olan, Mezmur'u yazan kişinin birkaç kıta sonra şu mısraları kaleme almış olması herhalde bir rastlantı değildir. ''Ölürler, sessizlik diyarına inerler, Rabbe övgüler sunmaz.''

Şayet put insanoğlunun kendi güçlerinin yabancılaşmış bir tezahürüyse ve bu güçlerle irtibat halinde olman yolu puta boyun eğerek ona bağlanmaksa, bundan putperestliğin özgürlük ve bağımsızlıkla bağdaşmasının mümkün olamayacağı sonucu çıkmaktadır. Peygamberler putperestliği sürekli olarak kendi kendini cezalandırma ve aşağılama, Tanrı'ya ibadet edilmesini ise kendi kendini ve kendini diğerlerinden özgürleştirmek olarak nitelendirirler. s. 44

Teoloji için bir yer bulunmasa bile, kanımca ''put bilimi'' için bir yer ve ihtiyaç bulunmaktadır. ''Putlar bilimi'' putların ve putperestliğin özelliğini gözler önüne sermelidir. Günümüz de dahil olmak üzere, insanoğlunun tarihi boyunca tapınılan çeşitli putlar tespit edilmelidir. Eskiden hayvanlar, ağaçlar, yıldızlar, erkekler ve kadın şekilleri putlaştırılırdı. Onlara Baal ya da Astarte adı veriliyor, bunların yanı sıra binlerce değişik isimlerle anılıyorlardı. Günümüzde ise putlara şeref, bayrak, devlet, aile, şöhret, üretim, tüketim ve birçok değişik isim verilmektedir. Ancak resmi ibadet objesi Tanrı olduğu için günümüzün putları oldukları şey, yani insanoğlunun tapındığı gerçek objeler olarak algılanmamaktadırlar. Bu nedenle belli bir dönemde yürürlükte olan putlarını inceleyecek olan bir ''put bilimine'' ihtiyacımız bulunmaktadır. Bu çerçevede putlara sunulan ibadet biçimlerinin, bunların Tanrı'ya yapılan ibadetlerle ne şekilde uzaklaştırıldığı ve Tanrı'nın kendisini nasıl olup da putlardan biri, hatta genellikle diğer putları kutsayan en üstün put haline getirildiğinin incelenmesi gerekmektedir. Azteklerin tanrıları için insanları kurban etmesiyle modern dünyadaki savaşlarda insanların ulusalcılığın ve egemen güçlerin putlarına kurban edilmesi arasında düşündüğümüz kadar büyük bir fark bulunmakta mıdır acaba? ss. 45-46


''Put bilimi'' yabancılaşmış insanın bir putperest olduğunu kanıtlayabilir. Zira insan kendi yaşayan güçlerini kendi dışındaki şeylere transfer ederek kendini fakirleştirmiştir, kendi kişiliğinin bir kısmını koruyabilmek, en son tahlilde kendi kimliğini koruyabilmek amacıyla putlara tapınmak zorundadır. ss. 46-47 

Eski Ahid ve daha sonraki Yahudi geleneği putperestliğin yasaklanmasına, Tanrı'ya ibadet edilmesi kadar, belki de daha yüksek derecede önem vermiştir. Bu gelenekte Tanrı'ya ibadet edilebilmesi için putperestliğe ait bütün izlerin kökünün kazınması gerektiği açık ve kesin bir dille ifade edilmiştir. Buna göre görülebilen ve bilinen putların yanı sıra, putperestlik davranışının, onlara itaat edilmesinin ve yabancılaşmanın ortadan kaldırılması gerekmektedir. s. 47

Gerçekten de putların teşhis edilerek putperestliğe karşı mücadele edilmesi bütün dinden ve dini bulunmayan insanları birleştirebilir. Tanrı hakkındaki tartışmalar insanları böyle bileceği gibi, insan deneyiminin gerçekliğiyle ilgili kelimelerin yerini alacak ve yeni türden putperestliklerin gelişimine yol açacaktır. Bu dindar kişilerin kendi inançlarını, Tanrı'ya inanç olarak ifade etmemeleri gerektiği anlamına gelmemektedir. Ancak inançlarının tüm putperest unsurlardan arındırılmış olması gerekmektedir. İnsanoğlu putların reddedilmesinde ve böylece yabancılaşmamış olan ortak bir inanç ile manevi açıdan bir araya gelebilir. s. 47

''Siz benim için bir din adamları krallığı ve kutsal bir ulus olacaksınız.'' (Mısır'dan Çıkış 19: 6) Eğer tüm ulus bir din adamları ulusuysa din adamlarına ihtiyaç kalmayacaktır, zira din adamlığı kavram olarak ulusun üzerinde yapılanmış ayrı bir sosyal kasta dayanmaktadır. Bu ''din adamları ulusu'' kavramı esas olarak din adamlığını reddetmektedir. Daha sonra İkinci Tapınağın Romalılar tarafından imha edilmesine kadar Yahudilerde tabii ki bir din adamlığı kurumu oluşmuş, bu kurum zaman içinde giderek güçlenmiştir. İkinci Tapınağın imha edilmesinden sonraya dinleri din adamlığı kurumundan özgürleşmiştir, çölde duyurulan fikir daha sonra yeni bir anlam kazanmıştır. Bir din adamları ulusu din adamlarının olmadığı kutsal bir ulus haline dönüşmüşlerdir. s. 101

Onların gözleriyle görebildikleri tek liderleri olan Musa dağa çıktıktan sonra halk Harun'un çevresinde toplanarak şunları söyler: ''Kalk, bize öncülük edecek bir ilah yap. Bizi Mısır'dan çıkaran adama, Musa'ya ne oldu bilmiyoruz.'' (Mısır'dan Çıkış 32: 1) Özgürlük lideri Musa bir anda ''şu adam'' haline getirilmiştir. Mucizeler yaratan, korktukları güçlü liderleri yanlarında olduğu müddetçe halk kendini göreceli olarak güvence altında hissediyordu. Ancak birkaç gün için bile olsa ortadan kaybolunca özgürlükten korkma hastalığına yakalanırlar. Kendilerini rahatlatacak başka bir sembol arayışı içine girerler. Din adamı olan Harun'dan kendileri için bir tanrı yaratmasını isterler. Yaşamayan böyle bir tanrının ortalıktan kaybolması mümkün değildir, görülebilir olacağı için inanca gerek kalmayacaktır. Özgürlüklerine güçlü bir liderin çabalarıyla kavuşan, birçok mucize, yiyecek içecekle inançları güçlendirilen bu köleler güruhu, boyun eğecekleri görülebilen bir sembol olmadan yaşamlarını sürdürememektedirler. s. 102

Harun bu konuyu geciktirmek için onlardan altınlarını kendisine vermelerini ister. Ancak onlar güvence karşılığında altınlarını bağışlama konusunda son derece isteklidirler. Harun üzüntülü bir kalple de olsa Musa'ya olan inanç ve sadakatine kesinlikle ihanet eder. Ondan sonra birçok din adamı ve politikacının yapacağı gibi düşünceyi onu imha ederek ''kurtaracağını'' ümit etmiştir. Belki de aynı zamanda halkın birliğini sağlamak amacıyla birliğe tek başına anlam kazandıran gerçeği kurban eder. Harun onlar için altından bir buzağı put yapınca Yahudiler: ''Ey İsrailliler, sizi Mısır'dan çıkaran Tanrınız budur!'' dediler. (Mısır'dan Çıkış 32: 4) İbraniler onları Mısır'dan çıkarmış olan ''yaşayan Tanrı'' yerine altından imal edilmiş olan, cansız olduğu için onların önünden arkasından yürüyemeyen bir puta tapınmaya başlamışlardır. ss. 102-103

Musa ellerinde Tanrı'nın yazısı bulunan iki tabletle dağdan indiğinde buzağıyı ve halkın onun etrafında dans etmekte olduğunu gördü, ''çok öfkelendi, elindeki taş tabletleri fırlatıp dağın eteğinde parçaladı'' (Mısır'dan Çıkış 32: 19). O anda Musa çok kızgındır, Tanrı'nın kendi elleriyle yazmış olduğu tabletler gibi son derece kötü olan bir şeyi bile imha etmekten korkmamaktadır. Altın buzağıyı imha eder, kendi aşiretinden olan Levi'ye buzağıya tapınanları öldürmesi talimatını verir. Daha sonra Tanrı'dan halkı affetmesini ister, bunun üzerine Tanrı onları vaat edilen ülkeye götürme sözünü yeniler. s. 103

Tanrı Musa'yla yeni bir ahit yaparak ona İbranilerin götürüleceği ülkede yaşamakta olan putperest kabilelerin ülkenin dışına sürüleceği sözünü verir. Onlarla herhangi bir ahit yapılmasını yasaklayarak şu talimatı verir; onların sunaklarını yıkacak, dikili taşlarını parçalayacak, Aşera putlarını keseceksiniz, başka ilahlara tapmayacaksınız (Mısır'dan Çıkış 34: 13-14 

Bundan sonra İbraniler yıllar boyunca çölde dolaşmaya devam edecek, onlara birçok yasa ve emir tebliğ edilecektir. En sonunda devrimin son perdesinin tamamlanacağı zaman artık gelmiştir, artık Musa'nın ölmesi gerekmektedir, Ürdün'ü geçerek vaat edilen ülkeye ulaşamaz. Aslında Musa'nın kendisi de putperestlik ve köleliğin hüküm sürdüğü bir dönemde büyümüş olan bir kuşağın mensubudur. Tanrı'nın elçisi olarak yeni bir hayatın vizyonunu taşımasına rağmen, geçmişinin önüne koyduğu sınırlamalar tarafından engellenmekte ve geleceğe katılamamaktadır. Musa'nın ölümü devrimin olasılığı meselesine Eski Ahit'in verdiği yanıtı tamamlamaktadır. Devrim ancak zaman içinde aşamalar halinde gerçekleşebilecektir. Çekilen acılar isyana, isyan da kölelikten özgürleşmeye yol açar. Bir şeyden özgürleşmek en sonunda putperestliğin olmadığı yeni bir hayata ve özgürlüğe yol açabilir. Kalbin mucizevi bir şekilde değişmesi mümkün olmadığı için her kuşak ileriye doğru ancak tek bir adım atabilir. Acı çekenler devrimi başlattığında bu devrim onların geçmişlerinin taşıdığı sınırlamaların ötesine geçemez. Ancak kölelik döneminde doğmamış olan bir kuşak vadedilen ülkeyi ele geçirmeyi başarabilecektir. s. 104

Musa'nın ölümüyle birlikte kölelik ve putperestliğe karşı yapılmakta olan devrim yenilgiye uğramıştır. İnsanoğlunun kesinlik arayışı ve putlara tapınma arzusu, tanınması mümkün olmayan Tanrı'ya ve onun özgürlük arzusuna olan inançtan daha baskın çıkmıştır. Ancak bu yenilgi hangi nedenle kaçınılmaz olmuştu acaba? Tanrı insanoğlunu bağışlayıp insanoğlunun kalbini değiştirmek suretiyle onu kurtaramaz mıydı? Bu soru Eski Ahit öncesi ve sonrasındaki tarih kavramının en önemli prensibini ele almaktadır. s. 106

Gönderme yapmakta olduğum prensip insanoğlunun kendi tarihini kendisinin yaptığı ve Tanrı'nın bağışlayarak ya da baskı yaparak bu sürece müdahale müdahale etmediğidir, O insanoğlunun karakterini ya da kalbini değiştirmemektedir. ss. 106-107

Eğer Tanrı öyle arzu etmiş olsaydı Adem ve Havva'nın inançlarını değiştirebilir ve onların ''düşmesini'' engelleyebilirdi. Eğer arzu etseydi Firavun'un kalbinin katılaşmasına izin vermek yerine onun kalbini değiştirebilirdi. Altın buzağıya tapınmamaları ve vaat edilen toprakların fethinden sonra putperestliğe geri dönmemeleri için Yahudilerin kalbini değiştirebilirdi. Tanrı hangi nedenlerle bunları yapmamıştır acaba? Buna gücü yetmez miydi? Hikayenin bu şekilde gelişmiş olmasının tek bir sebebi bulunmaktadır. İnsan kendi seçimini yapmakta özgürdür ancak yaptığı seçimin sonuçlarına katlanmak zorundadır

Tanrı'nın Mısır'da yaratmış olduğu mucizelerin bu prensiple bağdaşmadığı da akla gelebilir. Ancak bu mucizeler çok da önemli değildir. Bunlar hem Mısırlıları hem de İbranileri etkilemeye yönelik taktik araçlardır. Bunlar insanları kurtaran, onun kalbini değiştiren, özünü dönüştüren şeyler değildir. Sadece güçlü bir savaş ağasının zayıf olan müttefiklerine sağladığı bir tür yardımdır. Yarattıklarına ihsan ettiği bir lütuf değildir. s. 107

Eğer Tanrı'nın insanoğlunu kendi tarihini yapması için özgür bıraktığı doğruysa, bu onun insanoğlunun kaderinin pasif bir izleyicisi olduğu, kendini tarihte vahiy etmeyen Tanrı olduğu anlamına mı gelmektedir? Bu sorunun cevabı Musa'nın ilk olduğu peygamberlerin rolü ve fonksiyonunda yatmaktadır. Tanrı'nın tarihteki rolü, elçileri olan peygamberleri göndermektir, onların dört fonksiyonu bulunmaktadır.

1- Peygamberler insanoğluna Tanrı'nın var olduğunu, O'nun tek olduğunu ve insanoğluna kendini vahiy ettiğini, insanoğlunun amacının tamamen insanlaşmak olduğunu bildirirler, bu Tanrı gibi olmak anlamına gelmektedir. 

2- İnsanoğluna seçebileceği alternatifleri ve bu alternatiflerin sonuçlarını bildirirler. Bu alternatifleri sık sık Tanrı'nın vereceği cezalar ve ödüller açısından ifade ederler. Ancak insanoğlu her zaman için kendi tavrını ortaya koyacak ve kendi seçimini yapacaktır. 

3- İnsanoğlu doğru yoldan saptığında buna karşı çıkarak bu durumu protesto ederler. Ancak yine de insanoğlunu yalnız bırakmazlar. İnsanoğlunun vicdanı olurlar, herkes susarken onlar konuşurlar. 

4- Sadece bireysel kurtuluş açısından düşünce üretmezler, bireyin kurtuluşunun toplumun kurtuluşuna bağlı olduğunu düşünürler. Onların amacı sevgi, adalet ve hakikate dayalı bir toplum yönetimi kurmaktır. Politikanın moral değerlere göre yürütülmesi ve politik hayatın bu değerlere göre gerçekleşmesi gerektiğini savunurlar. ss. 108-109

Peygamber kavramı tipik bir Kutsal Kitap kavramıdır. Peygamberler hakikati vahiy eder, Lao-Tse ve Budda da böyle yapmıştı. Ancak peygamber aynı zamanda siyasal bir liderdir, siyasal eylem ve sosyal adaletle çok yakından ilgilenmektedir. Sadece ruhani âlemle değil, her zaman için bu dünya ile de ilgilenmektedir. Başka bir deyişle, onun ruhaniyetinin her zaman için siyasal ve toplumsal boyutları da bulunmaktadır. Tanrı tarihte vahiy edildiği için peygamber siyasal bir lider olmak zorundadır. İnsanoğlu siyasal eylemlerinde doğru yoldan ayrılmayı sürdürdüğü müddetçe peygamber bir muhalif ve devrimci olmak zorundadır

Peygamber hakikati görür ve gördüğü şeyi konuşur. O ruhani güçle tarihsel kader arasındaki birbirinden ayrılması mümkün olmayan bağlantıyı görür. Toplumsal ve siyasal hakikatin altında yatan ve onunla neticelenecek olan sonuçları yani ahlaki hakikati görür. Değişim olasılıklarını ve insanların seçmesi gereken yolu görerek, gördüğünü tebliğ eder. Amos'un dediği gibi: ''Aslan kükrer de kim korkmaz? Egemen Rab söyler de kim peygamberlik etmez.'' (Amos 3: 8) s. 109

Çok eski zamanlarda bir peygambere ''geleceği gören'' anlamına gelen roeh adı verilirdi. Ancak muhtemelen İlyas'ın zamanından bu yana gören ''konuşmacı'' ya da ''sözcü'' anlamına gelen kelime kullanılmaya başlanmıştır. Gerçekten de peygamber gelecek hakkında bir şeyler söylemektedir. Ancak geleceğe ait sözleri gelecekte mutlaka olması gereken bir olayla, ona Tanrı tarafından vahiy edilmiş ve daha önceden belirlenmiş bir olay ya da astral burçlara ait bilgilerle ilgili değildir. Peygamber şu anda gelişmekte olan süreçler ve değişiklik göstermedikleri takdirde bu süreçlerin sonuçlarını daha önceden görebildiği için geleceği de görebilmektedir. Ancak peygamber hiçbir zaman için bir Kassandra değildir, kehanetleri alternatifli olarak ifade edilmektedir. ss. 109-110 

Peygamberler özgür irade ve karara pay bırakırlar. Yunus bir günahlar şehri olan Ninova'ya gönderildiği zaman kendisine verilen elçilik görevini beğenmez, o bir merhamet adamı değil, bir adalet adamıdır. Duyurusunun sonucunda bir inanç değişikliği olabileceğinden, bu nedenle de en sonunda felaket kehanetinin gerçekleşmeyeceğinden korkmaktadır. Elçilik görevinden kurtulmayı denese de bunu başaramaz. Bütün peygamberler gibi peygamber olmayı istememektedir ancak peygamber olmaktan kaçınamaz. Mesajını Ninova'ya tebliğ ettiği zaman istenmeyen sonuçlar gerçekleşir. Ninova'da yaşamakta olan insanlar inançlarını değiştirir ve Tanrı tarafından günahları affedilir. 'Yunus buna çok gücenip öfkelendi. Rab'be şöyle dua etti: ''Ah Ya Rab, ben daha ülkemdeyken böyle olacağını söylemedim mi? Bu yüzden Tarşiş'e kaçmaya kalkıştım. Biliyordum, Sen lütfeden, acıyan, tez öfkelenmeyen, sevgisi engin, cezalandırmaktan vazgeçen bir Tanrı'sın. Ya Rab, lütfen şimdi canımı al. Çünkü benim için ölmek yaşamaktan iyidir'' (Yunus 4: 1-4) Yunus merhamet ve sorumluluk duygularıyla hareket etmediği için diğer tüm peygamberlerden farklıdır. 

Tanrı'nın müdahale etmeme prensibi ve peygamberlerin rolüyle ilgili en açık örnek İbraniler Samuel'den kendilerine bir kral vermelerini istediği zaman Tanrı'nın tavrıyla ilgili kayıtlar da bulunmaktadır.

''Bu yüzden İsrail'in bütün ileri gelenleri toplanıp Rama'ya, Samuel'in yanına vardılar. Ona, "Bak, sen yaşlandın" dediler, "Oğulların da senin yolunda yürümüyor. Şimdi, öbür uluslarda olduğu gibi, bizi yönetecek bir kral ata." Ne var ki, "Bizi yönetecek bir kral ata" demeleri Samuel'in hoşuna gitmedi. Samuel Rab'be yakardı. Rab, Samuel'e şu karşılığı verdi: "Halkın sana bütün söylediklerini dinle. Çünkü reddettikleri sen değilsin; kralları olarak beni reddettiler. Onları Mısır'dan çıkardığım günden bu yana bütün yaptıklarının aynısını sana da yapıyorlar: Beni bırakıp başka ilahlara kulluk ettiler. Şimdi onları dinle. Ancak onları açıkça uyar ve kendilerine krallık yapacak kişinin nasıl yöneteceğini söyle." Samuel kendisinden kral isteyen halka Rab'bin bütün söylediklerini bildirdi. (1. Samuel 8: 4-10)

O da kralın kendilerini nasıl istismar edeceğini, erkekleri asker, kadınları hizmetkâr olarak kullanacağını, tüm mülklerinin onda birine el koyacağını, o zaman halkın nasıl feryat edeceğini anlatır. ''Bunlar gerçekleştiğinde seçtiğiniz kral yüzünden feryat edeceksiniz. Ama Rab o gün size karşılık vermeyecek.'' (1. Samuel 8: 18) 

Ne var ki, halk Samuel'in sözünü dinlemek istemedi. "Hayır, bizi yönetecek bir kral olsun" dediler. "Böylece biz de bütün uluslar gibi olacağız. Kralımız bizi yönetecek, önümüzden gidip savaşlarımızı sürdürecek." Halkın bütün söylediklerini dinleyen Samuel, bunları Rab'be aktardı. Rab, Samuel'e, "Onların sözünü dinle ve başlarına bir kral ata" diye buyurdu. Bunun üzerine Samuel İsrailliler'e, "Herkes kendi kentine dönsün" dedi. (1. Samuel 8: 19-22)

Onları protesto ettikten ve eylemlerinin sonuçlarını neler olacağına dikkat çektikten sonra artık Samuel'in yapabileceği tek şey ''onları dinlemektir.'' Buna rağmen halk krallığı tercih edecek olursa, bu onların kararlıdır ve verdikleri karardan kendileri sorumlu olacaklardır. Başka bir deyişle, tarihin kendi yasaları vardır, Tanrı bunlara müdahale etmez, bunlar aynı zamanda Tanrı'nın yasalarıdır. İnsanoğlu tarihin yasalarını anlamaya çalışırken Tanrı'yı da anlamaktadır. Siyasal eylem dini bir eylemdir, ruhani lider de aynı zamanda siyasi bir liderdir. s. 111

Yahudi geleneğinde Tanrı'nın eylemlerini taklit etmek, Tanrı'nın özü hakkında bilgi sahibi olmanın yerini almaktadır. Buna Tanrı'nın tarihteki eylemleriyle tarihte kendini vahiy etmiş olması da ilave edilmelidir. Bu düşünce iki sonuca yol açmaktadır. Bunlardan birincisi Tanrı'ya olan inancın tarihe karşı bir ilgi anlamına gelmesi, kelimenin en geniş anlamında da siyasete karşı bir ilgi anlamına gelmesidir. Bu siyasi ilgi en açık olarak peygamberlerde gözlemlenmektedir. Uzakdoğulu üstadların tam tersine peygamberler tarihsel ve siyasal kavramlarla düşünmektedirler. Burada ''siyasi'' demek, onların sadece İsrail'i etkileyen olaylarla değil de, dünyadaki bütün ulusları etkileyen olaylarla ilgileniyor olmaları anlamına, buna ilaveten tarihsel olayları yorumlarken kullandıkları kriterlerin ruhani ve dinî kriterler, adalet ve sevgi olması anlamına gelmektedir. s. 50

Kaynak: Erich Fromm, Tanrılar Gibi Olacaksınız, Eski Ahid Üzerine Radikal Bir Yorum, Çev. Bozkurt Leblebicioğlu, Say Yayınları, 2. Baskı, İstanbul 2019, ss. 46-

===================

Put/lar: Allah’tan Başka Tapınılan Şeyler 

Onlar, Allah’ı bırakıp da birtakım dişi (ismi verilen putlara) dua ederler. (Gerçekte) onların dua ettiği inatçı şeytandan başkası değildir. 4/Nîsa 117  “Putlara tapınmayı emreden ve süslü gösteren şeytandır. Hâliyle onun emrine itaat ederek, aslında ona ibadet etmiş olurlar.” 

De ki: “Allah’ı bırakıp, size zarar vermeye de fayda vermeye de malik olmayan varlıklara mı ibadet ediyorsunuz? Allah, O İşiten (ve dualara icabet eden) ve Her Şeyi Bilendir.” 5/Mâide 76

De ki: “Allah bizi hidayet ettikten sonra, Allah’ı bırakıpta bize hiçbir faydası ve zararı olmayan şeylere mi dua edelim? 6/En'âm 71

Allah’ı bırakıp, kendilerine hiçbir zarar ve fayda vermeyecek şeylere ibadet ediyor ve: “Bunlar, bizim Allah katındaki şefaatçilerimizdir.” diyorlar. De ki: “Allah’a göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?” O, onların şirk koştuklarından münezzeh ve yücedir. 10/Yûnus 18

De ki: “Sizin ortak koştuklarınız içinde ilk defa yaratacak sonra da yaratmayı tekrar edecek var mı?” De ki: “İlk defa yaratan da sonra yaratmayı tekrar edecek olan da Allah’tır.” Nasıl olur da çevrilirsiniz? 10/Yûnus 34

De ki: “Sizin ortak koştuklarınız içinde hakka iletebilecek var mı?” De ki: “Allah’tır hakka ileten.” Hakka ileten mi uyulmaya daha hak sahibidir, yoksa kendisine yol gösterilmedikçe doğruyu bulamayan mı? Ne oluyor size, nasıl hüküm veriyorsunuz? 10/Yûnus 35

Dikkat edin! Göklerde ve yerde her kim varsa Allah’a aittir. Allah’ı bırakıp da O’nun dışında varlıklara dua edenler (gerçekte) ortak koştuklarına uymazlar. Onlar sadece zanna uymakta ve tahminle hareket etmektelerdir. 10/Yûnus 66

Biz, onlara zulmetmemiştik; fakat onlar, kendilerine zulmetmekteydiler. Rabbinin emri geldiğinde, Allah’ı bırakıp da dua ettikleri ilahlarının onlara hiçbir faydası olmamıştı. Bunun onlara yıkım ve hasardan başka bir katkıları olmamıştı. 11/Hûd 101

Hak olan dua Allah’adır. Onun dışında dua ettikleriyse, onların duasına hiçbir şekilde karşılık veremezler. Onların durumu, ağzına su ulaşsın diye iki avucunu suya doğru uzatmakla (yetinenin) durumu gibidir. (Oysa) o (su) asla ona ulaşmaz. Kâfirlerin (Allah’ın dışındaki varlıklara) duaları, kaybolup gidecek sapıklıktan başka bir şey değildir. (13/Ra'd 14)

De ki: “Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?” De ki: “Allah’tır.” De ki: “Allah’ı bırakıp kendilerine faydaları olmayan veya kendinden zararı defedemeyen varlıkları mı veliler edindiniz?” De ki: “Hiç kör ile gören bir olur mu? Yahut karanlıklarla aydınlık bir olur mu? Yoksa, Allah’a tayin ettikleri ortaklar yarattı da, yaratması birbirine mi benzedi?” De ki: “Allah her şeyin yaratıcısıdır. Ve O, tek olan, her şeye boyun eğdirip hükmüne ram eyleyendir.” 13/Ra'd 16

Hiç yaratan, yaratmayan gibi olur mu? Öğüt almaz mısınız? 16/Nahl 17

Allah’ın dışında dua ettikleri, hiçbir şey yaratamazlar. Onlar kendileri yaratılmışlardır. 16/Nahl 20

Ölüdürler, diri değil. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler. 16/Nahl 21

Allah’ı bırakıp da kendileri için göklerden ve yerden hiçbir rızka sahip olmayan, (olmaya da) güç yetiremeyecek şeylere ibadet ederler. 16/Nahl 73

De ki: “O'nunla beraber [tanrısal güçlere sahip olduğunu] zannettiğiniz [varlıkları] çağırın bakalım; sizden bir darlığı gidermeye ya da onu [başka bir yere] yansıtmaya güçlerinin olmadığını [göreceksiniz”]. 17/İsrâ 56

Aslında, onların bu yalvarıp yakardıkları [ve böylece azizleştirdikleri, tanrılaştırdıkları şahsiyetlerin] kendileri -içlerinden O'na en yakın olanları [bile] Rablerinin yakınlığını kazanmaya çalışırlar(dı); hem de, O'-nun rahmetini umup azabından korkarak: çünkü onun azabı gerçekten sakınılması gereken bir şeydir! 17/İsrâ 57

Hani (İbrahim) babasına demişti: “Babacığım! Niçin duymayan, görmeyen ve sana hiçbir faydası olmayacak şeylere ibadet ediyorsun?” 19/Meryem 42

Onlara buzağı suretinde böğüren bir heykel çıkarmış ve: “İşte sizin de Musa’nın da ilahı budur. Fakat (Musa) unuttu.” demişlerdi. 20/Tâhâ 88

Ona (bir şey dediklerinde) kendilerine cevap vermediğini, onlar için bir fayda sağlamadığını ve zararı da defedemediğini görmüyorlar mı? 20/Tâhâ 89

Yoksa onları bize karşı koruyan ilahları mı var? Onlar, kendilerine yardıma bile güç yetiremezler. Onlar bizden himaye de bulamazlar. 21/Enbiya 43

“Sen mi ilahlarımıza bunu yaptın ey İbrahim?” demişlerdi. 21/Enbiya 62

Bilakis, onların büyüğü bunu o yapmıştır. Şayet konuşabiliyorlarsa (putlara) sorun (bakalım).” 21/Enbiya 63

Demişti ki: “Yoksa Allah’ı bırakıp da size hiçbir faydası olmayan ve zararı defedemeyen şeylere mi ibadet/kulluk ediyorsunuz?” 21/Enbiya 66

Allah’ı bırakıp, kendisine hiçbir fayda ve zarar veremeyecek şeye dua eder. Bu, uzak sapıklığın ta kendisidir. 22/Hac 12

Zararı, yararından daha yakın olana dua eder. O, ne kötü bir dost ve ne kötü bir arkadaştır. 22/Hac 13

Ey insanlar! Bir örnek verildi, (dikkatle) dinleyin. Şüphesiz ki Allah’ı bırakıp da dua ettikleriniz, bir araya toplansalar bir sinek dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey çekip alacak olsa, onu kurtaramazlar. İsteyen de zayıf kaldı, istenen de... 22/Hac 73

O’nu bırakıp hiçbir şey yaratamayan, kendileri yaratılmış olan, kendilerine bile fayda ve zarar veremeyen, ölüm, yaşam ve yeniden diriltmeye malik olmayan ilahlar edindiler. 25/Furkân 3

Onlara: “Nerede ibadet ettikleriniz?” denir. 26/Şuarâ 92

“Allah’ın dışında... Size yardım edebilirler mi? Ya da kendilerine yardımları olur mu?” 26/Şuarâ 93

Denilir ki: “Çağırın ortaklarınızı.” Çağırırlar, fakat kendilerine cevap veremezler. Azabı da görürler. Hidayet bulmuş olsalardı (ne kaybederlerdi)? 28/Kasas 64

“Siz, ancak Allah’ı bırakıp birtakım putlara ibadet ediyor ve aslı astarı olmayan yalanlar uyduruyorsunuz. Şüphesiz ki Allah’ı bırakıp da ibadet ettikleriniz, size rızık verme gücüne sahip değiller. Rızkı Allah’ın yanında arayın. O’na ibadet edin ve O’na şükredin. (Çünkü sonunda) O’na döndürüleceksiniz.” 29/Ankebût 17

Bu, Allah’ın yarattığıdır. Gösterin (bakalım) O’nun dışında neler yaratmış? Bilakis zalimler, apaçık bir sapıklık içerisindelerdir. 31/Lokmân 11

Onlara dua etseniz, duanızı işitmezler. İşitseler bile, size cevap veremezler. Kıyamet Günü şirkinizi reddederler. (Her şeyden haberdar olan) Habîr gibi kimse sana haber veremez. 35/Fâtır 14

De ki: “Allah’ın dışında dua ettiğiniz ortaklarınız hakkında görüşünüz nedir? Gösterin bana yeryüzünde ne yaratmışlar?” Yoksa onların, göklerde ortaklığı mı vardır? Ya da onlara bir kitap vermişiz de onlar apaçık bir belge üzere midirler? (Hayır, öyle değil!) Bilakis zalimler, birbirlerine aldatmaktan başka bir şey vadetmiyorlar. (35/Fâtır 40)

 “O’nu bırakıp da başka ilahlar mı edineyim? Rahmân, benim için bir zarar dileyecek olsa, onların şefaati hiçbir fayda vermez, hem beni kurtaramazlar da.” 36/Yâsîn 23

Kendilerine yardım olunur umuduyla, Allah’ın dışında ilahlar edindiler. 36/Yâsîn 74

(İlah edindikleri) onlara yardıma güç yetiremez. Onlarsa ilah edindikleri için hazır edilmiş askerlerdir. 36/Yâsîn 75

(Kimseler kalmayınca) onların ilahlarına yöneldi ve: “(Şu yemeklerden) yemez misiniz?” dedi. 37/Saffât 91

 “Ne oluyor size? Konuşmuyorsunuz.” 37/Saffât 92

(Derken) onlara yöneldi ve sağ eli ile bir darbe indirdi. 37/Saffât 93

(İnsanlar) acele ile ona yöneldiler. 37/Saffât 94

Dedi ki: “Ellerinizle yonttuğunuz şeylere mi ibadet ediyorsunuz?” 37/Saffât 95

“Oysa sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır.” 37/Saffât 96

Şüphesiz ki İlyas, gönderilmiş resûllerdendir. 37/Saffât 123

Hani kavmine: “(Allah’tan) korkup sakınmaz mısınız?” demişti. 37/Saffât 124

“Siz Ba’l'e dua edip, yaratanların en güzeli olan (Allah’ı) terk mi ediyorsunuz?” 37/Saffât 125

Onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan hiç kuşkusuz: “Allah.” derler. De ki: “Gördünüz mü Allah’ın dışında dua ettiklerinizi? Şayet Allah benim için bir zarar dileyecek olsa, onlar mı O’nun zararını giderecek? Ya da benim için rahmet dilediğinde, onlar mı O’nun rahmetine engel olacak?” De ki: “Allah bana yeter. Tevekkül edenler, yalnızca O’na tevekkül etsinler.”  39/Zümer 38

Allah, hak ile hükmeder. Allah’ın dışında dua ettikleriyse hiçbir şeye hükmedemezler. Şüphesiz ki Allah, işiten ve dualara icabet eden, her şeyi görendir. 40/Mü’min 20

Sonra onlara denir: “Hani, nerede ortak koştuklarınız?” 40/Mü’min 73

“Allah’ın dışında...” Derler ki: “Kaybolup gittiler. (Hakikatte) biz hiçbir şeye dua etmiyormuşuz.” İşte Allah, kâfirleri böyle saptırır. 40/Mü’min 74

De ki: “Gördünüz mü, Allah’ın dışında dua ettiklerinizi? Gösterin bana yerde ne yaratmışlar, yoksa onların göklerde ortaklığı mı var? Şayet doğru sözlülerden iseniz, önceki bir kitap ya da ilimden geriye kalan bir eser getirin bana.” 46/Ahkâf 4

Allah’ı bırakıp da (kendilerini Allah’a) yaklaştırsın diye ilah edindikleri varlıkların, onlara yardım etmesi gerekmez miydi? Bilakis, kaybolup gittiler. Bu (ilahların yardım ettiği iddiası), onların yalanları ve uydurdukları iftiralarıdır. 46/Ahkâf 28

No comments:

Post a Comment

Post-Oryantalizm - Hamid Dabâşî

Post-Oryantalizm: Terör Çağında Bilgi ve İktidar —  Hamid Dabâşî Kitabın Tümünün Özeti Hamid Dabâşî’nin Post-Orientalism: Knowledge and Powe...