Tanrı, Altın ve Toplumsal Cinsiyet
Bir yanda ezilmiş ırklar ve ezilmiş sınıflarla diğer yanda ezilmiş toplumsal cinsiyet arasında temel bir fark vardır. Ezilen bir ırk veya ezilen bir sınıf kendisi için devlete ele geçirmeyi amaçlayabilecekken kadınların erkeklerin yerine devleti ele geçirmesi söz konusu değildir. Yerel özgürlük savaşçıları devleti ele geçirip önceki dönemin ayrıcalıklı sınıfının yerini almak isteyebilir. Fakat ihtimaller dengesine göre kadınların erkeklerin yerine devleti ele geçirmeleri söz konusu değildir. Feminist dava gerçekte ikame değil dengeye ilişkindir; asla erkeklerin değiştirilmesi ile değil, erkeklerle denklik sağlanmasıyla alakalıdır. Kadın ve erkeğin birbirlerine duyduğu ihtiyaç düşünüldüğünde, kadınlar asla devleti kendi tekelleri için ele geçirmeyi düşünemez, yalnızca onu eşit olarak paylaşmayı düşünebilir. Bu diğer ayrıcalıksız grupların hedefleriyle oldukça farklılaşır. Ulusal özgürlük savaşçıları kendi özgürlük savaşlarından muzaffer çıktıktan sonra yabancılarla eşit bölüşüm yapmayı asla düşünmez. Sosyalist işçiler devrimden muzaffer çıktıklarında burjuvaziyle eşit bölüşüm yapmayı asla düşünmez. Öte yandan kadınlar asla eşitlikten fazlasını isteyemez. Kadınlar amaçlarında eşitlikçiliğin tutsağıdır. Bu da mutlakiyeti seyreltir ve hem Semitik hem de Anglosakson mirastan uzağa atılan bir adımdır. s. 114
Devlet androjen/cinsiyetsiz olduğunda tabiatı değişecek midir? Emin olamayız. Tek bildiğimiz, devletin şimdiye kadar merkezi erkek egemenliğini de içine alacak şekilde ataerkilliğe bağlı olduğudur.
Şayet devlet meşru fiziksel şiddet kullanımının kurumsallaşmış tekeliyse ve kadınlar erkeklere kıyasla fiziksel şiddete daha az eğilimliyse devlet androjen olduğunda meşru fiziksel güç kullanımı kavramının bizzat kendisi değişebilir.
Devletin en üst düzey baskı araçları şimdiye kadar orantısız şekilde erkek olmuştur. Devletlerde silahlı kuvvetler mensuplarının çoğu erkektir, çoğu devlette polis güçlerinin bile büyük kısmı erkektir. Hapishane gardiyanların büyük çoğunluğu erkektir. İdam etme veya giyotin kullanma görevi verilen neredeyse yalnızca erkekler olmuştur. Dünyadaki donanma ve hava kuvvetlerinde erkekler orantısız olarak daha fazladır. Başka türlü ifade edilecek olursa, devletin üzerinde temellendiği bütün güvenlik güçleri ve güvenlik servisleri her zaman baskın şekilde eril olmuştur.
Devletin meşru fiziksel güç kullanımı tekelini her halükarda kim zora sokabilir? Rakamlar bir kez daha orantısız şekilde erkek odaklıdır. Birbirinden başka yönleriyle tamamen ayrılan toplumlarda suç işleyenlerin büyük çoğunluğu erkektir. Mafya, suç dünyasında derin ve orantılı şekilde erkek olan bir mevcudiyettir. Dünya hapishanelerinde, özellikle yüksek güvenlikli olanlarda, orantısız şekilde daha fazla erkek vardır. s. 114
Devlet androjen/cinsiyetsiz olduğunda tabiatı değişecek midir? Emin olamayız. Tek bildiğimiz, devletin şimdiye kadar merkezi erkek egemenliğini de içine alacak şekilde ataerkilliğe bağlı olduğudur.
Şayet devlet meşru fiziksel şiddet kullanımının kurumsallaşmış tekeliyse ve kadınlar erkeklere kıyasla fiziksel şiddete daha az eğilimliyse devlet androjen olduğunda meşru fiziksel güç kullanımı kavramının bizzat kendisi değişebilir.
Devletin en üst düzey baskı araçları şimdiye kadar orantısız şekilde erkek olmuştur. Devletlerde silahlı kuvvetler mensuplarının çoğu erkektir, çoğu devlette polis güçlerinin bile büyük kısmı erkektir. Hapishane gardiyanların büyük çoğunluğu erkektir. İdam etme veya giyotin kullanma görevi verilen neredeyse yalnızca erkekler olmuştur. Dünyadaki donanma ve hava kuvvetlerinde erkekler orantısız olarak daha fazladır. Başka türlü ifade edilecek olursa, devletin üzerinde temellendiği bütün güvenlik güçleri ve güvenlik servisleri her zaman baskın şekilde eril olmuştur.
Devletin meşru fiziksel güç kullanımı tekelini her halükarda kim zora sokabilir? Rakamlar bir kez daha orantısız şekilde erkek odaklıdır. Birbirinden başka yönleriyle tamamen ayrılan toplumlarda suç işleyenlerin büyük çoğunluğu erkektir. Mafya, suç dünyasında derin ve orantılı şekilde erkek olan bir mevcudiyettir. Dünya hapishanelerinde, özellikle yüksek güvenlikli olanlarda, orantısız şekilde daha fazla erkek vardır. s. 114
Ataerkilliği güçlendirmede son derece önemli rol oynayan Semitler ve Anglosaksonların şu anda onu seyreltenlerin başında gelmesi 20. yüzyılın son üçte birinin en büyük ironilerinden biri olmaya devam etmektedir. İlk olarak Britanya kadın bir hükümdar ile kadın bir başbakanı bir araya getirmektedir. İsrail kadınları ''militerleştirmek''te diğer bütün devletlerden ileriye gitmiştir. Hıristiyan kiliselerinin erkek egemenliğini zora sokmak ve kapitalizmin ataerkilliğini azaltmakta Amerikalı kadınlar başı çekmektedir. Başka türlü ifade edilecek olursa, Anglosaksonlar ve en azından Semitlerin Yahudi kanadı gelişen küresel sistemde güçlendirmeye yardımcı oldukları ataerkil mirası bozmaya çalışmışlardır başlamışlardır. ss.115-116
Gelecek için ortaya çıkan soru, devletin gerçek kadınlaşmasının onun şiddet eğilimini azaltıp azaltmayacağıdır. Kadınların açmazının yalnızca devleti yönetenlerin değişmesiyle sonuçlanması daha mı az olasıdır?
Bir bütün olarak bakıldığında, feminist hareketin gücü tekeline almaktan ziyade onu paylaşmanın yollarını aradığı söylenebilir. Kadın ve erkeklerin birbirlerine ırk ve sınıflara kıyasla daha fazla ihtiyaç duyduğu düşünüldüğünde feminizmin eşitlik mücadelesinde kutuplaşmayı azaltmaya yardımcı olabileceği de öne sürülebilir. Dahası, feminenlik maskülenliğe kıyasla daha az militarist olduğundan, feminist mücadele nihai ütopyaların askerileştirilmesini en aza indirgenebilir. Bu düşünceler göz önünde bulundurulduğunda feminist üslup ve hedefler, bu özgürleşme sonrası şiddet oyununu en aza indirgemeye yardımcı olacaktır. s. 116
Farklı mücadeleleri tanımlarken kullanılan kavramlar da farklılaştırılmalıdır. Ulusal veya ırksal ütopya için verilen mücadele ulusal özgürleşmedir; sınıf ütopyası arayışı genellikle sınıf mücadelesidir, yeni toplumsal cinsiyet ütopyası hareketi ise kadının özgürleşmesidir. s. 116
Ulusal özgürleşme bu dönemde er geç askerileşme eğilimi gösterir, devrimci sınıf mücadelesi silahlı olmaya meyillidir fakat kadın özgürleşmesi kışkırtma veya seferberlik yoluyla askerileşmeden mücadeleye devam edebilir. Tekrarlamak gerekirse, ulusal özgürleşme devlete takıntılıdır; onun yerel halk adına ele geçirmeye çalışır. Buna karşılık sınıf ütopyası arayışı da devletten ortaya çıkar ve zamanla devlet tarafından kıstırılabilir. Fakat toplumsal cinsiyet ütopyası mücadelesi, devlete karşı nötr olup kadınlara haklarını devlet gücünü tekeline almadan vermeyi amaçlayabilir. s. 116
Ulusalcı mücadele için doğru koşulları yaratmak isteyenler için özgürleşmenin ilk evrelerinden biri ulusal bilinç oluşturmaktır. Proletaryanın diktatörlüğünü tesis etmek isteyenler için sınıf mücadelesindeki ilk evrelerden biri sınıf bilinci oluşturmaktır. Fakat bir cinsiyet ütopyasının peşinde olanlar için temel amaç, toplumsal cinsiyet bilinci yaratmaktan çok onu fethetmekte saklıdır. Ulusal özgürleşme yabancı ile yerel arasındaki farka vurgu yapar; sınıf mücadelesi yabancılaştırılmış ile entegre edilmiş arasındaki farkın altını çizer. Cinsiyetlerin mücadelesi bu türden ayırımları aşar. Devletin cinsiyeti şimdiye kadar baskın şekilde erkek olmuştur. Devletin androjenleşmesi devletin tabiatını değiştirir mi? Geleceğin cazip sorusu budur.
Fakat şayet devlet şimdiye kadar hep erkek olmuşsa, kapitalizmde durum nedir? Kapitalist hayvanın dünya sahnesindeki cinsiyeti ne olmuştur?
Bütünde kapitalizm uluslararası hale geldikçe daha da erkekleşmiştir; aynı zamanda daha mekanize oldukça da daha da erkekleşmiştir. Semitler neredeyse evrenselleştirme sürecini icat etmiş, Anglosaksonlar onu mekanize hale getirmiştir. Kar amacı peşinde koşmanın ilk yıllarında kadınlar üretimde neredeyse erkekler kadar aktifti. Birçok toplumda toplumsal üretimde kadınlar kesinlikle temel toprak işlemenin ve bazen de hayvancılığın en azından bir kısmının başındaydı. s. 117
Batı Afrika'da kadınlar ticaret ve pazarlamada zaman zaman erkeklerin ticari faaliyetlerini geride bırakarak oldukça dikkat çekici konumda olmuştur. Fakat bunların hepsi küçük çaplı ekonomik faaliyetler için geçerlidir. Batı Afrika'nın ekonomik faaliyetleri daha büyük uluslararası boyutlara taşındıkça ve ulusaşırı kuruluşlar sahneye çıktıkça, ekonomik faaliyetteki kadın-erkek oranı değişmiştir. Batı Afrika ekonomilerinin daha da uluslararası hale gelmesi yönetim kurullarında kararları daha fazla erkeğin alması, fabrikalarda kontrolü daha fazla erkeğin elinde tutması ve böylece önceki yılın ''pazarcı hanımlarını'' geride bırakması anlamına gelmiştir. Afrika ekonomilerinin daha da uluslararası hale gelmesi, topyekün artan eril kontrol anlamına gelmiştir. s. 117
Benzer şekilde, Afrika ekonomilerinin daha da mekanize hale gelmesi, kadınların bu ekonomilerdeki payından azalmaya neden olmuştur. Üretim teknolojisi çapayla yapılan üretime dayandığı zaman kadınlar Afrika tarımının her yerindedir. Üretimin teknolojisi traktör olduğunda, şoför daha çok erkektir. Endüstriler yumuşaktan serte evrildikçe eril pay artar. Tekstil endüstrisi, çelikhaneye kıyasla erkek ve kadınlardan oluşmaya daha meyillidir ve Güney Afrika'daki madencilik gibi endüstrilerinin çalışanları neredeyse kesin olarak tamamen erkektir. ss. 117-118
Şimdiye kadar sunduğumuz savı özetleyecek olursak, devlet iç dinamiklerinde her daim temelde eril olmuştur fakat kapitalizmin cinsiyeti daha az sabit olmuştur. Kapitalizm, ilkel safhalarında androjendir ve içinde kıyaslanabilir üretim kapasitesine sahip kadın ve erkekleri barındırır. Kapitalizm daha uluslararası hale geldikçe daha erkek egemen olmuştur. Benzer şekilde, daha mekanize ve sanayileşmiş hale geldikçe de erkek egemenliği artmıştır. Kapitalizmin cinsiyeti devlet sisteminin cinsiyetine kıyasla hala daha androjendir fakat uyanınca göreli bir ölçüttür. Bir bütün olarak hem devlet sistemi hem de kapitalist küresel ekonomi, insan türünün erkeğinin evrenidir ve bunlar kısmi kadınsallaşma yoluyla temelden yeniliklerin yapılmasını beklemektedir. Tanrı ve altın, sosyal adalet için gereken temelleri hiçbir zaman sunmamıştır. Kadınlar, hem Tanrı hem de altın standardının aşırılıklarını idare ederek Semitik mutlakiyetlerin egemenliğinden ve Anglosakson taviz versiyonlarından kaçışın gizli haritasını ellerine alabilir. s. 118
Kapitalizmin ve devlet sisteminin mutlakiyetlerini birbirine bağlayan labirentten nasıl çıkılır? En umut vadeden çözüm ne yeni bir Tanrı standardında ne de gözden geçirilmiş bir altın standardındadır; her ikisinin de androjenleştirilmesinde ve devletin feminenleştirilmesindedir. Kilise, devlet ve ekonominin androjenleştirilmesinin her birinin mutlakiyetçi olma eğilimini yumuşatması muhtemel gözükmektedir. Kadınlar, tam olarak varlıklarının mahiyeti gereği erkeklerin yerini almaya çalışamaz; siyasi ve ekonomik tekel değil siyasi ve ekonomik eşitlik arayışında olmaya mecburdur. s. 120
Semitik mirasın aşırılıklarından ve Anglosakson mirasın istismarlarından geri çekilmek için kadınlara hem kılavuz hem de komutanlar olarak eşit statü verilmesi zorunlu olabilir.
Tarihten üç geminin -Bounty, Titanic ve Californian'ın- hikayesiyle bitirelim. Bunlar kısmen iletişim halinde olan bir dünyanın sembolleridir. Britanya Majesteleri'nin gemisi Bounty'de aslında Kaptan William Bligh yönetimi altında zorbalıklar oluyordu. Gemidekiler Fransızlarla aynı yılda, 1789'da çaresizlik içinde ayaklandı. Gemideki isyancılar kaptanı ve destekçilerini alt etti, onları filikalara koydu, denize saldı ve geminin kontrolünü ele aldı. Bounty, ayaklanmanın ardından uluslararası denizcilik sisteminden kopmayı ve Britanya hukukundan kaçmayı denedi. İsyancılar bir adaya çekildi; bu ilkel bir kopuş ve iletişimde bir kesilmeydi.
Bugün dünyanın kendisi bir adadır; hal böyleyken şimdi Bounty'de çıkabilecek herhangi bir ayaklanma özünde bir kaçış olamaz, Bounty'deki hiçbir asi kesin şekilde sığınak bulamazdı. Dünya artık bir iletişim-i mutlak ile karşı karşıyadır; ah bir de dinlese! Trajedi, artan iletişim ve azalan diyaloğun trajedisidir.
Diğer hikayemiz güya batması mümkün olmayan ama 15 Nisan 1912 günü ilk seferinde bir buzdağına çarparak batan deniz taşıtı Titanic ile ilgili. Buz dağına çarpan Titanic'in yakınında, 20 milden yakın mesafede bir Leyland gemisi olan Californian vardı. O kritik gece Californian'ın radyosu kapatılmıştı ve mürettebatı 32 kilometreden yakın mesafeden gelen yardım sinyallerini duyamadı. İnsanlar bir kez daha yalnızca iletişim olasılıklarını kapatmış olduklarından birbirlerini kurtaramamıştı.
Her üç geminin de -Bounty, Titanic ve Californian'ın- Anglosakson olduğu dikkatinizi çekmiş olabilir. Fakat bunların hiçbirinin kaptanı veya radyo operatörü kadın değildi. Bu ne demektir? Eğer ben büyük bir gelenek içindeki bir Semitik peygamber olsaydım bunların hepsini bir ''kıssadan hisse'' olarak tanımlardım. İnsanlığın kaderi gerçekten de yaratıcı iletişim ve yönetim kademesinin androjenleştirilmesine bağlı olabilir. Bağlantıya katkıda bulunan ve kadınların üstlendiği rolleri genişletmeyi amaçlayan sosyal hareketler, bütün sosyal hareketler arasında en kritik olanlar olabilir. Egemen devleti ıslah etmek, kapitalizmi medenileştirmek ve iletişimi insanileştirmek için kadınların daha fazla roller üstlenmesi gerekmektedir. ss. 121-122
''Medeniyet nedir?'' sorusuna ''Gerçekten androjenleşmiş bir dünyadaki insani iletişim'' yanıtını vermek belki bir gün mümkün olabilir.
Fakat bu hala daha Semitik peygamberler gibi bir peygamber bulunması gereken bir mesajdır ve şu anda Anglosakson bir ''paketleme'' bile bulamamaktadır. Belki de ''medeniyet'' çağının ötesinde bir kelimedir. Belki de hep böyle olmuştur. s. 122
Kaynak: Ali A. Mazrui, Dünya Siyasetinde Kültürel Etkenler, Çev. Çağla Taşkın, Hece Yayınları, 1. Basım, Haziran 2016, İstanbul
No comments:
Post a Comment