Wednesday, 11 November 2020

Din ve Etik (Değerler) - Martin Buber

 Din ve Etik Değerler

1

Şayet ahlaki olanla dini olan arasındaki ilişkide gerçekleşen değişimler noktasından dikkate alacak olursak, tarihçe bilinen insan ruhuna ait yolun esaslı bir unsurunu kavrarız. Ancak hem ahlak hem de dinsel olandan her birisini tezahürlerinden biri veya bir diğeri bakımından değil, temel formu bakımından göz önüne almalıyız. s. 115

Bu dar anlamda ahlakî olanla, insanın kendisi açısından mümkün olan davranış ve eylemlere verdiği evet ve hayır'ı, bireyler ve toplum için yararlılığı veya zararlılığına göre değil de esaslı değerleri ve değersizliklerine göre onayladığı ya da reddettikleri arasında yaptığı radikal ayırımı kastediyoruz. Saf biçimi ile ahlakî olanı sadece, kişinin bizzat kendi potansiyeli ile karşı karşıya geldiği, ve bu yüzleşmede söz konusu kendi durumunda doğrunun ve yanlışın ne olduğundan başka herhangi bir şeyi sormaksızın bir ayırımda bulunduğu ve karar verdiği yerde buluruz. Kendisiyle bir ayırımın yapıldığı ve kararın verildiği ölçüt geleneksel bir ölçüt olabilir, veya bu bizzat birey tarafından idrak edilen ya da ona vahyedilen bir ölçüt olabilir. Önemli olan, o hassas ateşin önce aydınlatarak, ardından da alev alev yakıp arıtarak derinliklerden fışkırmasıdır. Bunun en temel kaynağı, çok çeşitli idrak güçleri ve derecelerinde olsa da, ve çoğunlukla bunlar tarafından bastırılsa da, her insanın doğasında var olan asli bir farkında oluştur. Bu, bireyin, "hakikatte" ne olduğunun, biricik ve tekrar edilebilir olmayan yaratılmış varoluşunda ne olmaya yöneldiğinin farkında olmasıdır. Tam olarak bulunduğunda bu farkında oluştan, kişinin bilfiil ne olduğu ile ne olmaya yöneldiği arasında mukayese doğabilir. Ulaşılan şey, tasavvurî sûret diye bilinen şeyle değil, insan tarafından tahayyül edilen bir şeyle de değil, ancak kişi adını verdiğimiz varlığın kendisinin gizeminden doğan bir sûretle karşılaştırılır. Böylece onun adını taşıyan deha, bireye şu anda verili olan mümkün davranış ve eylemlerin şeytansı tamlığı ile yüz yüze gelir. Bir kimse bu derinliklerde  zuhur eden ayırıma ve karara vicdan-öncesi eylem adını verebilir. ss. 115-116

Diğer taraftan bu dar anlamda dinî olanla, kişinin, bir bütün varlık olarak ilişkiye girdiği ve bu ilişkide dâimî olduğu zaman, ilişkiye girdiği ve bu ilişkide dâimî olduğu sürece, Mutlakla ilişkisini kastediyoruz. Bu, her ne kadar Kendisi bakımından sınırsız ve koşulsuz olsa da, gerçekte sınırlı ve koşullu olan öteki varlıkların Kendisinin dışında var olmasına müsaade eden bir Varlığın varoluşunu önceden varsayar. Hatta onların Kendisi ile, görünüşte sadece sınırlı ve koşullu varlıklar arasında var olabilen ilişki gibi bir ilişki içerisine girmelerine fırsat verir. Dolayısıyla benim dinsel olanla ilgili tanımıma göre "Mutlak", varoluşu hakkında herhangi bir şey söylenilmeksizin kişinin var olduğunu kabul ettiği bir şey anlamına gelmez, bilakis "Mutlak", şu anda kendisini kişiye sunduğu form ne olursa olsun, mutlak gerçekliğin kendisi anlamına gelir. Dinsel ilişkinin gerçekliğinde Mutlak, pek çok durumlarda kişisel, kabul edilmelidir ki zaman zaman, "Doğurulmamış" ile kişisel bir ilişkiden doğan Budizm'de olduğu gibi, bir dinin gelişimi seyrinde sadece tedrîci ve sanki isteksizce olur. Doğrusu dinsel ilişki içerisinde ve buna ait dilde Tanrının şahsından söz etmek meşrudur; fakat bu şekilde hareket ederken Mutlak hakkında onu kişiye indirgeyen bir ifadede bulunmuyoruz. Daha ziyade biz şunu söylüyoruz ki o, Tanrı adını verdiğimiz Mutlak Kişi olarak ilişki içerisine girer. Bir kimse Tanrının kişiliğini, Onun aktı olarak anlayabilir. Gerçekten, bizim insani varoluş tarzımızda kendimizle var olan karşılıklı ilişkimiz sadece kişisel bir ilişki olduğundan dolayı, inananın, Tanrının onu sevmesi açısından bir kişi olduğuna inanması bile hoş görülebilir. ss. 116-117

Kaynak: Martin Buber, Tanrı Tutulması, Çev. Abdullatif Tüzer, Lotus Yayınları, Kasım 2000, Ankara

No comments:

Post a Comment

Post-Oryantalizm - Hamid Dabâşî

Post-Oryantalizm: Terör Çağında Bilgi ve İktidar —  Hamid Dabâşî Kitabın Tümünün Özeti Hamid Dabâşî’nin Post-Orientalism: Knowledge and Powe...