Saturday, 27 November 2021

İbn Sînâ’nın Hay b. Yakzân (Uyanık oğlu Diri) Risâlesi

 İbn Sînâ’nın Hay b. Yakzân (Uyanık oğlu Diri) Risâlesi

Hikâyenin başkahramanı olan filozof, kendi yurdunda oturduğu bir sırada arkadaşları (Bedendeki iç ve dış kuvvetler, hassalar) yla birlikte yakın bir yere yaptıkları gezintide karşılarına olgun yaşta, dinç, gösterişli ve bilge bir kişi çıkar. Adı Hay b. Yakzân (akl-ı faal yahut Cebrail) olan bu kişi Beytülmakdis (âlem-i aklî)’ten olduğunu söyler.

Filozof ile bilge kişi çeşitli irfanî meseleler üzerine derin bir sohbete dalarlar. Söz feraset ilmine gelir. Hay, filozofa ahlâk ve psikoloji konuları çerçevesinde insanın erdem ve bilgi yolunda olgunlaşma imkânlarını anlatır.

Böyle bir imkânı elde etmenin en temel şartı, filozofun bu yolda kendisine ayak bağı olan arkadaşlarından zamanı gelince uzaklaşmayı bilmesidir. Hay b. Yakzân daha sonra, sürekli olarak çıktığı seyahat (Vücut mertebesince kendinden aşağıdaki akılları bilmek)leri esnasında gezip gördüğü beldeleri filozofa anlatır.

Bu beldeler doğu-batı (ruh yurdu olan doğudan, maddi âleme batıya doğru yolculuk etmektedir) arasında, batı istikametinde ve doğu istikametinde olmak üzere üç bölgede yer almaktadır. Son iki bölgenin sınırlarının ötesine geçmek sıradan yolcunun işi değildir. Ötelere gitmek ancak bengisu denilen bir kaynaktan içmek ve orada yıkanıp paklanmakla mümkündür.

Batı istikametinin en ucunda ayn hamie denilen büyük, kızgın bir deniz vardır. Burası güneşin battığı yerdir. Bu en uzak batı ile filozofun yaşadığı belde arasında çeşitli oluş ve bozuluşların yurdu olan beldelerle böyle değişmelere maruz kalmayan istikrarlı, aydınlık, fakat ışığını başka yerden alan beldeler bulunmaktadır. Bu aydınlatılmış beldelerde oturanlar farklı ilim, karakter, maharet, yetenek, meslek ve sanatlara sahiptir.

Onların ötesinde ise on iki bölgeye ayrılmış geniş bir ülke yer almaktadır. Daha da ötesi insanların giremediği uçsuz bucaksız bir memleket olup burada ruhanî varlıklar oturmaktadır.

En uzak batıdan doğuya doğru olan istikamet hattında bulunan bütün beldeler âlemin sol cihetini teşkil eder. Bu hat boyunca uzanan mesafeler kat edildikçe çeşitli madenlere, bitkilere, hayvanlara ve nihayet insanlara rastlanacaktır.

İnsan türünün yaşadığı beldeden daha da doğuya ilerleyince şeytanın iki boynuzu arasından güneşin doğduğu beldeye ulaşılır. Gerekli şartları yerine getirip belirli engelleri aşanlar doğuya ilerleme imkânı bulabilirler. İlerisi meleklerin beldesi olup daha ötelerde bütün belde sakinlerinin itaate memur olduğu ulu padişahın huzuru bulunmaktadır. 

Hay’ın bütün bunları anlattıktan sonra filozofa, “Şimdi istersen benimle gel, seni ulu padişaha götüreyim!” teklifiyle risâle sona erer. 

Kaynak: Mehmet Harmancı, İslam Felsefesinde Metaforik Üslup, Hece Yayınları, Birinci Basım: Mart 2012 Ankara, ss. 96-98

No comments:

Post a Comment

Post-Oryantalizm - Hamid Dabâşî

Post-Oryantalizm: Terör Çağında Bilgi ve İktidar —  Hamid Dabâşî Kitabın Tümünün Özeti Hamid Dabâşî’nin Post-Orientalism: Knowledge and Powe...