Arılar Masalı ve Kapitalizmin Doğuşu
Bernard Mandeville ve Arılar Masalı
Mandeville'in Arılar Masalı şekil olarak La Fontaine masallarını andıran nazım bir eserdir. İlk olarak 1705 yılında yayımlanan bu eser, O günün İngiltere koşullarını simgeleyen bir arı kovanını anlatır. Bu arı kovanının en önemli özelliği ahlaksızlıkla dolu olmasıdır. Özellikle sahtekarlık, lüks düşkünlüğü ve kibir en çok göze çarpan ahlaksızlık çeşididir. Bu arı kovanında varolan mesleklerin hepsi sahtekarlıktan nasibini almıştır. Tıpkı İngiltere gibi krallıkla yönetilen bu kovanda avukatlar müşterilerini dolandırırlar, doktorlar tedavi edemedikleri hastalarından ücret alma peşindedirler. Aynı şekilde tüccarlar müşterilerini kandırırlar, hakimler rüşvet alırlar, bakanlar devlet hazinesinden para çalarlar. Kovan halkı, hiç istisnasız, kibírlidir ve lüks tüketime karşı çok iştahlıdırlar. Kovan halkının ahlaksızlıklarının anlatıldığı eserin ilk bölümü dönemin tipik hiciv eserlerini andırır ve okuyucu, ilerleyen bölümlerde bu ahlaksızca davranışların yol açtığı kötülüklerin ortaya çıkması ve kovan halkının bundan dolayı pişmanlık duyması, cezasını çekmesi ve nihayet doğru yolu bulması beklentisindedir. Fakat bu beklenti gerçekleşmez.
Eserde kovan halkının tüm bu ahlaksızca davranışları bịr bütün olarak kovanın mutluluğunu ve refahını sağlar.
Nazım eserin aşağıdaki dizelerinde bu durum açıkça görülmektedir:
"Her yer ahlaksızlıkla doluydu
Fakat bu, bütünde bir cennet yaratıyordu”
…………………………………………………………….
Suçları onların muhteşem olmalarını sağladı
Ve erdem, siyaset sayesinde
Binlerce kurnazca hile öğrendi
Ve böylece, birbirleriyle etkileşerek
Erdem ve sahtekarlık dost oldular".
Mandeville, eserinde özellikle iki tür ahlaksızlık üzerinde durur ve bunların ulusal refah için gerekli olduklarını savunur. Bu ahlaksızlıkların birincisi sahtekarlık, ikincisi de kibir ve lüks tüketime olan düşkünlüktür ve bunlar toplumun en saygın üyelerinin özelikleridirler. Arı kovanında sahtekarlık, soygun, rüşvet alma, dolandırıcılık o kadar yaygındır ki bunun karşıtı olan dürüstük erdemi, kovanı tüm bu günahlardan kurtarmaya yeter, ama aynı zamanda kovanı refah ve zenginliğinden de eder, çünkü sahtekarlığın önlenmesiyle birlikte pek çok meslek yok olur, işsizlik artar ve arılar kovanı terk edip başka yerlere göç etmeye başlarlar.
Kibir ve lüks düşkünlüğü ise, bir günah olarak kabul edilmelerine karşın, tüketimi ve istihdamı arttırırlar, böylece ulusal refaha katkıda bulunurlar. Tutumluluk gibi erdemler ise, tıpkı arı kovanının yıkılıp dağılmasına neden olan dürüstlük erdemi gibi, ulusal zenginliğin düşmanıdırlar.
Böylece Mandeville, ahlaki erdem ile iktisadi gelişmişlik arasında bir tercih yapılması gerektiğini, ikisinin bir arada bulunmasının mümkün olmadığını vurgular. Şimdi Mandeville’in nazım eserindeki ilgili dizeleri görelim:
"O asil günah, lüks düşkünlüğü
Milyonlarca yoksulu istihdam etti
Ve nefret edilen kibir
Bir milyon yoksulu daha”
Bir diğer dize grubu ise lüks düşkünlüğü ve kibir olmadığı taktirde ekonomik gelişmenin ve refahın mümkün olamayacağını vurgular niteliktedir.
"Kibir ve lüks düşkünlüğü azalınca
Yavaş yavaş denizleri terk ederler
Yalnızca tacirler değil, şirketler
Tüm imalatı kaldırırlar
Koca kovanda yalnızca birkaç kişi kalır
Binlerce arı kaybolmuşlardır.”
Nazım eserin son kısmı olan anafikir kısmında ise Mandeville şöyle yazar:
"Büyük ahlaksızlıklar olmadan
Beyindeki boş bir ütopyadır
Sahtekarlık, Iüks düşkünlüğü ve kibir yaşamalı
Ve biz onlardan faydalanmalıyız."
İlerleyen dizelerde ise şöyle devam ediyor:
"Ahlaksızlık faydalı bulunmuştur
………………………………………………..
Tek başına erdem ülkeleri yaşatamaz”
Mandeville'e göre insanlar, doğal hallerine bırakıldıklarında sadece kendilerine zevk verecek şeylerin peşinden giderler, kendi doğal eğilimleri doğrultusunda davranırlar ve bunu yaparken asla başka insanların üzerinde ne gibi bir etki yaratacaklarını düşünmezler. Bir başka deyişle kendi doğal eğilimleri yönündeki davranışlarının diğer insanlara yarar veya zarar verme ihtimalini hiç hesaba katmazlar. Bu durumda Mandeville'e göre insanlar doğal hallerinde katışıksız birer bencildirler. Hiç kimse kendiliğinden bir eğilimle sırf başka kasının yararına olacak davranışta bulunmaz.
Mandeville, kitabının Ahlaki Erdemin Kökeni Üzerine Düşünceler adlı bölümünde ahlaki erdem olarak günümüzde “diğerkâmlık” olarak adlandırdığımız, başkalarının yararını kendi yararı kadar veya kendi yararından daha çok düşünebilme ve buna göre davranabilme yetisinin insanın doğal yapısında var olmadığını, ancak hukuk veya politika yapıcılar tarafından böyle bir davranışın insanlara öğretilebileceğinden söz eder. Ona göre, diğerkâmlık gibi bir ahlaki erdemi insanlara kabul ettirmenin en etkili yolu iltifat, onay ve övgüdür. Çünkü her insan onaylanmak ister, iltifat ve övgüden hoşlanır. İnsanlar onay ve övgüden alınan hazza alıştırıldıktan sonra, onlara övünç ve utanç duyguları öğretilebilir. Övünç hayatta tadılabilecek en güzel duygu, utanç ise en kötü duygu olarak belletilebilir. Böylece insanlar övünce ulaşmak ve utançdan kaçmak için erdemli davranırlar. Fakat bu Mandeville’e göre insanın doğal yapısına aykırı bir durumdur. Kimi insanlar kendi özlerini inkar edemez, doğal yapılarına aykırı davranamazlar. Bunlar daha ilkel ve düşük zekalı insanlardır ve başkalarının yararını hiç düşünmeden kendi çıkarlarını gözetirler. Başka bir grup insan ise doğal yapılarına, akılcılıkları sayesinde hükmedebilirler, kendi doğal dürtülerinin tersine başkalarının ve toplumun çıkarına gözetirler.
Mandeville, insanların kendi doğal dürtüleri ve iştahları yönündeki tüm davranışların “ahlaksızlık” olarak tanımlandığını, kendi doğal dürtülerinin tersine, tutkularını yenerek, akılcı bir “iyi olma” yönünde başkalarının iyiliğini hesaba katarak yapılan davranışların ise “erdem” olarak tanımlandığını söyler.
Kaynak: Ester Ruben - İktisadın Unuttuğu İnsan, Bsğlam Yayıncılık, Dördüncü Baskı, Nisan 2022, İstanbul, ss. 25-28
No comments:
Post a Comment