Sunday, 20 October 2024

FİLİSTİNLİLER (1970'ler)

 "FİLİSTİNLİLER" - Jean Genet, 1970'ler


1970'te Ürdün’deki Filistin kamplarında çekilen ve Jean Genet tarafından yorumlanan on fotoğraf

**
On adet fotoğrafın yorumlanmasından oluşan bu metin, Genet'nin Filistinliler hakkında yazdığı ilk önemli makaledir. 1971 Mayıs ayının sonuna doğru Paris'te, Bruno Barbey'nin isteği üzerine yazılmıştır.

Genet bu yorumu, Paris'teki FKÖ sorumlusu Mahmud el Hamşari'nin daveti üzerine Ekim 1970'te gittiği Ortadoğu’dan döndükten yaklaşık bir ay sonra yazmıştır. Mahmud el Hamşari İle, Kara Panterler militanı olan arkadaşı bir çift aracılığıyla tanışmış ve onunla birlikte 1970 Eylül ayının ("Kara Eylül" olayları denen) acı olaylarını -Ürdün ordusunun Filistin kamplarına saldırısı- izlemişti.

Mevcut durumda, Ürdün ordusunun kırıp geçirdiği fedailerden yana olan Genet, ayrıca, Filistin halkının diğer üç "düşman”ını da belirtmişti:

🔹Resmi olarak Filistin davasını destekleyen ancak müdahale etmekten çekinen Arap rejimleri;

🔸Durumdan ya­ rarlanan ve Kral Hüseyin'e yardıma hazır olduğunu bildiren “dolaysız düşman” İsrail;

🔹Son olarak da, hem Ürdün kralını, hem Arap rejimlerini ve İsrail'i destekeyen, ve Genet'nin "mutlak düşman” mertebesine çıkardığı Amerika.

[1️⃣] Resimlerin çifte işlevi olduğu bilinir: göstermek ve gizlemek. Bu resimler bir nişancı ve tüfeği ile başlıyor, ama niçin? Hem sonra neden bu kadar çok silah? Silahlı ve kuruyup kalmış bir Filistin'i gösteren bu kadar çok fotoğraf neden? İki bin yıllık aşağılanma, psikolojinin görünmez güçlerini - ya da mekanizmalarını- ve bunları uzaktan kullanmayı anlamalarını sağladı. Gettolarda ya da sahte kimlikler altında geçen iki bin yıl, ve Yahudiler köklerinin kazılması tehdidiyle karşı karşıya idiler. Bir zamanki efendilerin dalaverelerini şimdi biliyorlar. Şeytani ya da Tanrısal, Katolik Kilisesi riyakârlıkta, İncil şantajında ve tehditte onlara fark atar. Bunu beklemek gerekirdi. Aşağılanmanın karşılığında kazanılan şey güçlünün ne olduğunu tanımaktır. İşte, tehcirin/diasporanın iki bin yılı doldurulmuş, fiziksel korkaklığın utanç verici efsanesi öldürülmüştür. Yahudiler ne ortadan yok olmak ne "asimile" edilmek istemektedirler. Yahudi ulusunun kendi toprağı olacaktır. Nerede? Hâlâ sömürgeleştirilebilir olan yerde. Aranır. Önce Uganda'da, Arjantin'de, Rusya'da, ama Herzl projesinden vazgeçmez: "vadedilmiş toprak"a dönüş. Ve eğer, bir budala tarafından yazılmış ama çocuklara öğretilen Tarih'e göre, Yahudiler Romalılar tarafından kovulmuşsa, bunun bedelini Araplar ödeyecektir. Köylü, kalabalık, Osmanlı idaresi tarafından yoksullaştırılmış Filistin, dünyanın her yerinden gelen Yahudiler'in içeri sızmalarına direnecek ve sonuçta doğmakta olan Siyonist hareketlerle uyum içindeki İngilizler tarafından kandırılıp egemen olunarak istila edilecektir. Çok daha önce, ama özellikle 1880 ile 1940 arasında, Hıristiyan ya da laik Avrupa’da, Yahudi karşıtlığı oldukça mütevazı Yahudi kıyımlarından Dachau ve Auschwitz'e kadar varacaktır. Avrupa Yahudiler'i katleder veya tehdit ederken kıyımdan kurtulmuş Yahudiler de, Hindistan yolunu korumak için Ortadoğu'da emin bir konak yeri isteyen İngiliz askerlerinin yardımıyla, Araplar'ı katletmekte veya tehdit etmektedirler. Horgörme, baskı, yüksek faizle satın alma, ekilebilir toprakların müsaderesi. Yahudiler Araplar'ı korkutup yıldırmakta, öldürmektedir. Hangi Avrupalı bundan duygulanabilir: Fransa Kuzey Afrikalı Araplar'ı, Madagaskar yerlilerini, Hindiçinliler'i, Afrikalı Siyahlar'ı korkutmakta, öldürmektedir. İngiltere aynı şeyi başka yerde yapmaktadır. Belçika da öyle. Hollanda Endonezya'da, Almanya Togo'da, İtalya Etyopya ve Trablusgarp’ta, İspanya Fas’ta, Portekiz bilmem nerede. Siyonistler suçludur ve bütün Avrupa Siyonizm'in suçlusudur. Avrupa sömürgeciliğin -sanatın klasik olduğu gibi klasik olan sömürgeciliğin- yerine bir şey koymak zorunda kalınca, İsrail İngiliz himayesinden ustaca sıyrılıp, büyük bir kurnazlıkla Amerikan himayesinin kıvrımları arasına sokuluvermeyi bilmiştir.

Topraklarından kovulmuş Filistinliler, oraya dönmek için silaha sarıldılar. Fakat Filistin İsrail adını taşıyor. Filistinliler hayattalar. Filistin'e kavuşacaklar, fakat belki de onları bütün Arap dünyasında devrim yapmaya ya da devrime yol açmaya mecbur bırakacak uzun bir dolambaçlı yoldan sonra. Resmini gördüğünüz fedainin -feda edilen- söylemediği şey bu, çünkü bu devrimin gerçekleştiğini kendisinin görmeyeceğini, ama kendi zaferinin bu devrimi başlatmış olmak olduğunu biliyor. Resminin, siyonist engellere rağmen, bugün karşınıza çıkacağını bilmiyor belki. İsrail'e, belki de Yahudiler'i emniyete almak için 19. yüzyılın sonunda tasarlanan İsrail'e gelince, oldukça hızlı bir şekilde, Asya'nın bu bölümünde en saldırgan Batılı emperyalist tehdit haline gelecek ve öyle kalacaktı.

[2️⃣] Bir casus mu? Mümkün. Bu resim bize, güçlü bir şekilde, ordusuna Amman'ı yok etme emrini veren Ürdün Kralı Hüseyin'i hatırlatmakta.

"Tarih, başkentinin yıkılmasını emreden tek bir devlet başkanı örneği tanır, o da Neron'dur."

Fazla güzel, fazla uzak ve fazla büyük! Neron'dan çok sonra, ve yanıbaşımızda, Fransa'da Thiers vardı, Haşimi kralı da onun boyuna ve kalıbına sahip. Amman'da 1970 Ağustosu'ndaki kanlı hafta, on iki ile on beş bin arası erkek/kadın Filistinli'nin diri diri ya da ölü olarak yakılmasına imkân verdi. Amerikalılar Filistinliler'in bu şaşkınlık anından yararlanarak, Kıbrıs ile Amman arasındaki bir hava köprüsü vasıtasıyla Ürdün hükümetini topyekûn silahlandırdılar. Bu hediyeye getirilen tek kısıtlama, Ürdün ordusunun bunu asla İsrail'e karşı kullanmamasıydı. Hüseyin, bugünün varlıklılarını savunan bir küçük burjuva, Thiers'in dünün varlıklılarını savunduğu gibi.

İsrail devleti, müslüman omuzunda bir "morluk", bir çürük olarak durmakta. Elie Cohen'in [Elie Cohen. Suriye yönetiminde yüksek bir mevkide bulunan İsrail casusu. Golan’ın savunmasıyla ilgili sırları İsrail'e vermişti. Daha sonra tutuklandı ve 1965'te Şam'da idam edildi.] bulunması ve idam edilmesinden sonra, her Filistinli, her Arap kendisine İsrail casusu gözüyle bakılmasından korkuyor. Filistin haberalma servisleri örgütlendiler. 1970'in ....... ayında, Şeria Irmağı’nın karşısındaki üslerde, İbranice şakalaşan, uzun saçlı birtakım genç adamlara rastlamak mümkündü. Öteki fedailer gibi onlar da oruç açmak için Şam radyosunun duyurusunu bekliyorlardı. Onlar hakkında bilinebilen tek şey, İsrail ordusunda da asker olduklarıydı. Şeria Irmağı'nın her iki yakasında, tehdit altındalar. İsrailli tipiyle bu derece benzedikler taşıyan onlar, hangi taraftanlar? Herhangi bir Arap gibi yemek yiyor ve dua ediyorlardı, şüphesiz Tel-Aviv’de de herhangi bir Yahudi gibi, sonunda kömürleşmiş olarak ölmek için mi?

[3️⃣] Bu resimde gene ölüm var, fakat kefende olduğu kadar bakışlarda da, ve gene öbür resimlerde olduğu gibi silahlar, Rus, Çek, Çin malı - Ürdün ordusundan çalınmışlarsa, Amerikan, İngiliz, Fransız malı. Zira açık olmak lazım, Filistinliler için düşman, tek düşmansa da iki yüzü var: İsrail sömürgeciliği ve Arap dünyasının gerici rejimleri. Kefenin içindeki bu ölü, kimdi? Üslerde, fedailer arasında, her fedai ile sorumlular arasında, bir tür silah arkadaşlığı yürürlüktedir, henüz sosyalizm değil, daha ziyade gündelik, yeni bir kardeşlik. Fedailerde kabalığa hiç rastlanmaz. Golan'da olsun, Şeria Irmağı karşısındaki Ürdün'de olsun, öğrenilmemiş bir çeşit nezaket üsleri baştan başa katederek dolaşır. Üslerde, sıradan mücahitler ile sorumlular arasında, hiçbir yerde, bu kadar genç erkeklerden oluşan birimlerde görmediğim hafif bir kibarlık hüküm sürer, oysa faaliyetlerinin - çoğu için ölümün yakınlığı onlara bir ciddiyet mi veriyor?- onları kendi aralarında daha gürültücü, sorumluları da daha mesafeli hale getirmesi gerekirdi. Şimdi kırk, elli yaşındaki erkekleri gülünç kılan erkekçe sevgi ihtiyacından onları kurtaran daha açık, aydınlık bir bakış sayesinde yeni bir görgülülük bilgisi edindiler belki de. Şöyle de diyebiliriz, ne Mısır çengisi bakışlarına ne kalın siyah bıyıklara ihtiyaçları var. Yanlarında bu kadar çok ve çok sık kullanılan ateşli silahın bulunması, yeniyetmelik ihtiyaçlarını doyuruyor olabilir. Ortadoğu'da yeni bir erkek doğacak belki, ve fedai, bazı bakımlardan, bence onun önbelirtisi ve taslağı olacaktır.

Caraş'ın ormanlık dağlarında olup bitenler, Paris'te 68 Mayısı neyse biraz ona benziyordu, şu farkla ki, ama önemli bir fark, fedailer silahlıydı. Paris'te olduğu gibi, bazı günler üslerde ve üsleri birbirine bağlayan irili ufaklı yollarda, duygu seline yakın bir coşku vardı. Özgürlük oradaydı: zorlama neredeyse toptan ortadan kalkmıştı. Herkes yapmak ya da söylemek istediği şeyi yapıyor, söylüyordu, ama hiçbir edimin, hiçbir sözün yaralayıcı olmaması için temkinli bir nezaketle. Amman'ın kuzey çıkışındaki Ürdün kontrol karakollannı geçince, herkes dostluk ülkesine girdiğini biliyordu. Ormanın girişindeki fedai karakolunu aşabilen kişi "kardeşten de öte" oluyordu. Bu doğal güven ve ölçülülük ortamında, neşeli, biraz düşlenen, bir bayram yaşanıyordu. Üslerde, çay, ekmek, sigara paylaşımı, bunun sosyalizm serpiştirilmiş bir dünya olduğuna inandırabilirdi. Aslında, rastlantısal bir lütufla, orada olanlar gençtiler ve bir süreliğine, ağaçların altında, düşman tehditlerinden, görevlilerin emirlerinden, ama aynı zamanda savaşın katılığından da kurtuluyorlardı. Yıldızların altında tartışmak, uyumak, yemek yemek, sigara içmek, Ürdünlü askerlerin sertliğine ve İsrailliler'in inatçı faaliyetine nazaran muzip bir şenliğe katılmak demekti, hatta gülüp geçerek onları toptan umursamamak demekti. Bugün, 27 Mayıs 1971, Ürdün ordusu üslere saldırmaya başladı. Hüseyin'in hükümeti devrimi tasfiye etmek istiyor. Fakat üslerde yeni bir taktik iş görmeye hazır.

[4️⃣] Kamplarda ve askeri üslerde, fotoğraf makinesi talim yapan fedailerin biraz gözünü korkutur. Talimleri sahicidir, fakat yanlış bir hareket burada, kameramanın gözü önünde, ölüme sebebiyet vermeyecektir, her ne kadar eğitimci gerçek mermilerle ateş etse de; bununla birlikte sık dikenli tellerin altından sürünme eylemini yüz defa, iki yüz defa tekrarlarlar, kafalarında gayet açık seçik olan fikir, yakın gelecekte bir gece, İsrailli askerlerin muhtemelen mayın döşeli bir çamurlu araziye koydukları dikenli tellerin altından, bu sürünme eylemine ilk defa ve belki de son defa başlayacak olmalarıdır; bir hata, yanlış bir hareketle ateş, alev, demir: ölüm patlak verecektir.

Filistin halkının kadınları güzeller. Üstün bir güzellik. Erkekler karşısında son derece bağımsızlar. Yemek pişirmeyi, dikiş dikmeyi, tüfek kullanmayı, Mao okumayı biliyorlar. Amman katliamlarından sonra, harabelerden ve sarsıntıdan ilk çıkanlar onlar olacaktı - başka yerde olduğu gibi burada da burjuva kadınların umursamaz bir havaları, rahat, çalçene ve boş bir konuşmaları, yüzük dolu parmakları var. Mesela Amman’da veya Beyrut'ta, filanca veya falanca Başkan karılarını ele alalım, salonlarında oturmuş, iskambil oynarlarken, kâğıdı kesmeye bile mecalleri yoktur. Harabelerde ise, çömelmiş veya ayakta, halktan kadınlar, peygamberce veya kâhince, Amman'ın, Hüseyin'in, sarayının, Haşimi hanedanının ne olacağını ya da ne olduğunu söylüyorlar. Halktan kadınlar hakikati dile getirdikleri için müthişler. Bekaa kampında, 1971 Şubatı'nda, Ürdün tanklarının önüne çıkanlar onlardı. Gözleri korkan, ürken krallık subayları geri çekilmişlerdi. O gün, halktan kadınlar, Bekaa'yı kuşatan üç sıra tankı Amman'a geri çekilmeye mecbur etmişlerdi.

Karame, [Karame -Ürdün’ün sınır şehri- savaşı 21 Mart 1968'de oldu ve bir İsrail hücumuna karşı Ürdün-Filistin ittifakının muzaffer direnişini güçlendirdi.] İsrail'e karşı gerçek anlamda bir Filistin zaferi oldu. Şubat'ta Bekaa, Haşimiler'e karşı, bir başka Filistin zaferi oldu. Burada sosyalizmden bahsedildiğinde, ne kastediliyor? Kimse bunun ne olacağını henüz bilmiyor. Kaynak olarak kâh Çin'e başvuruyor, kâh Kuzey Vietnam'a, hatta SSCB'ye. Buradaki sosyalizm kuşkusuz yepyeni olacak, ne var ki İslam dünyasında kadın, ani ve belki de sertçe ortaya çıkışının ona bu devrimde önemli bir rol veremeyeceği kadar uzun süre gizli tutuldu.

[5️⃣] Bu müfreze çevikliğine yeniden kavuşacağı ve her mücahit dağınık bir şekilde yürüyeceği zaman, müfreze şarkı söyleyecek, yani her biri, diğerleri tarafından tekrarlanacak bİr ezgi ve güfte söyleyecek doğaçtan -bir çeşit kanon da diyebiliriz- fakat güfte bu savaşta rol oynayan hayal gücüne göre olacak, müzik de çeyrek tonun ve hançere titremesinin muhafaza edildiği eski Arap ezgilerinden hareketle yapılacak. Ezgide, güftede ve sabah esintisinde mizah, alay var. Sömürgeci orduları için bestelenmiş askeri marşları çalan korsan radyolar bu sevinci bilmiyorlar. Daha şimdiden Filistinliler'de birbirine koşut iki müzik oluşmakta: Batı'yı örnek alan müzik ile kendiliğinden ve yeni, popüler, ama ölçülü biçili gelenekten kopup gelmiş bir müzik. Devrimin içinde ve dışında, şiirsel edimin karmaşıklığı, burada bir tahlil yapmamıza da, bir tahlile girişmemize de imkân vermiyor. Bir kültür devrimi gerçekleştirmenin bir siyasi devrim gerçekleştirmek kadar zor olduğunu aklımızda tutalım yeter.

Tekrar müzikten bahsedelim: Radyoda günün haberlerinin duyurulmasından önce ve sonra, sömürgeci askeri resmigeçitlere yaraşır savaşçı ve kasıntılı müziklerin çalınması bir gerilla savaşında geçerli değildir şüphesiz. Onu dinleyenler üzerinde yapacağı savaşçı etki, ancak resmigeçitli ve askeri törenli klasik savaşa uygundur, daha esnek, daha kıvrak bir savaşa uygun değil. Gerçek cesaretten değil ahmakça kahramanlıktan, yiğitlikten söz eden erbaş müziği, kişiyi dolu edimlere değil, kof hareketlere teşvik eder. İngiliz, Fransız, Amerikan sömürge orduları tarafından, askeri bandolu bestelenen bu müzik, dinleyeni aşırı milliyetçi alışkanlıklarının içine atar yeniden. Böyle bir müziğin sanatsal vasatlığı yüceltilmemelidir. Sömürge orduları öldüklerinde -askeri bando!- ölmelidir. Tartışma götürür bir sanatı yaymak ve devrimci bir müzik arayışını gemlemek felaket olur. Belki de şiirsel bir sanat aracılığıyla herkes, dayanışma içindeki bir girişimin en canlı yerinde, bir mahremiyeti koruyabilir ve yeni biçimlerle yeni değerlerin ortaya çıktığı bir duyarlılığı geliştirebilir. Yalnızca fikirlerin, fikir ve ortak eylem teatilerinin dünyayı değiştirmeye yeteceğine inanmak delilik olur. Bu lazımdır şüphesiz, ama herkesin kendi tekilliği içinde keşfedebileceği şey de lazımdır. Keşif kolunun ardından, hâlâ geleneksel ancak kırık bir tarzda kendi partisyonunu icat eden her fedai bunu bilir. Fedai, hakiki müzik kültürünü ve bu kültür halk kökenlidir, şarkılar söyleyerek meydana getirir, bu şarkılar da, aynı kalça hareketiyle Golda Meir'i ve Kral Hüseyin'i arkadaşı düzerler.

[6️⃣] Cinsel organın yerine geçen şey ya da uzantısı olarak, silah üzerine çok şey yazıldı. Bu resim karşısında bunu yapmamak imkânsız. Tüfeğin oldukça kuvvetli bir şekilde geri teptiği bilindiğinde, tüfeğin doğrudan, yatmış ve maskeli mücahidin pantolonunun önüne dayandığını görmekten endişe duyabilirsiniz. Fakat gözlerdeki parıltı bize ipucu veriyor. Gözlerdeki alay bunun bir oyun, dinlenen savaşçı mizanseni olduğunu anlamamızı sağlıyor. Fedailer oyun oynamayı ve eğlenmeyi bilirler. Es-Salt yakınındaki bir üste, bir sorumlu, bütün üslerde olduğu gibi, kâğıt oyununu yasaklamıştı. Bir akşam, askerler beni bir poker partisine katılmaya çağırdılar. Kâğıt oynayan iki askeri gördüm: ellerini yelpaze gibi açmışlar, şüpheci bakışlar, hileler, sayı hesaplama; küfürleri duydum, şakaları; iki oyuncunun oyununu dikkatle izleyen seyircileri gördüm, onların aldatmacalarını gördüm, korkularını; cesaretlendirmeleri duydum, oyuncular bir as veya bir papaz çektiklerinde yüzlerindeki hayranlığı gördüm: oyun kâğıdı yoktu, yasaktı. Bu resimde de benzer bir şey oluyor. Erkek cinsel organı ve silah o kadar çok kullanıldı, biri diğerine karıştı, silah ve cinsel organ sırayla birbirlerini o kadar çok simgelediler ki, maskeli fedai lakaytlığı -sigara içiyor- ve alaycılığıyla, silahını yerleştirme biçiminin kesinliğiyle, her türlü karışıklığı bertaraf ediyor gibime geliyor açıkça, ve sonuçta bu resim çok iffetli. Fakat silah doğrultulmuş durumda. Eğer ateş alırsa, kim vurulur? Şarjör boştur belki. Ama kim bilebilir, içinde değiliz ki!

[7️⃣] Fedailer neler konuşurlar, ve nasıl? Geleneksel askerler gibi kabadayılık taslamaktan vazgeçmişler ve savaştaki başanlarından nadiren bahsediyorlar. Konuştukları dil yaltakçı tumturaktan ve süslemelerden sıyrılmış. Açık ve netler. Olayları betimliyor ve kesin bir dille yorumluyorlar. Sorumlularla birlikteyken - fakat her biri kendini sorumlu olarak görüyor- eşit bir biçimde, eşit taraflar olarak konuşuyorlar ve o anki duruma göre, en fazla bağıran kâh sorumlu kâh basit fedai oluyor. Arap olduklannı biliyorlar: Filistinli olmak istiyorlar. Arap dünyasının belirsiz okyanusunda uzun süre boğulmuş olan onlar, orada fazla soru sormadan yaşıyorlardı: Siyonist tehdit ortaya çıktığında her şey değişti.

Doğrudan ve tek tehdit edilenler olarak, birbirlerinde bir Filistin vatanı buldular. 1917'de, Balfour Bildirisi, [Siyonist projenin resmi olarak ilk tanınması olan Balfour Bildirisi 2 Kasım 1917'de İngiliz hükümeti tarafından yayınlandı; bildiride, "Majestelerinin hükümeti Filistin'de Yahudi halkı için ulusal bir Yurt'un kurulmasına olumlu gözle bakmaktadır" diye özellikle belirtilmektedir. Genet tarafından saptanan bildirinin "muğlaklığı", Filistin'deki Yahudi olmayan cemaatlerin medeni ve dinsel haklarını güvence altına alıp, siyasi haklarına değinmeyişinde yatıyordu.] muğlak olmakla beraber, Osmanlı sömürgeciliğinden yeni kurtulmuş bir halkta bir şok yarattı. Darbeyi atlattıktan sonra, biraz cesaret topladı, ne var ki İslam elini kolunu bağlıyordu. Siyonizm, bir terörizm ortamında AvrupalI ulusların yardımıyla yerleşti - ve İrgun'un [İrgun, 1935'te kurulan aşırı sağcı Siyonist örgüt; Yahudiler'in Filistin'e yasadışı göçlerine kolaylık sağladı, İngiliz hükümetine karşı çıktı ve Arap halkına karşı girişilen terörist eylemlere etkin olarak katıldı. İsrail devletinin kuruluşundan kısa süre sonra, 1948 Eylülü'nde feshedildi.] terörizmi, bugün İsrail'de, resmi olarak cesaret ve fedakârlık adını taşır.

Ezilen veya kovulan Filistinliler, tarihlerinin oluştuğu bir toprak parçasını kurtarmaktan başka bir şey düşünmüyorlardı önce. Bu kurtarma girişimleri, sonunda onlara, dengelerin değişimiyle, vatan mefhumunun önüne, bir süreliğine, kendileri için yeni olan toplumsal devrim mefhumunu geçirmelerini sağlayacaktı. Dolaysız düşman hâlâ İsrail'dir, ancak mutlak düşman Amerika'dır. Amerika Tel-Aviv'de ise de, aynı zamanda Riyad'da, Amman'da, Kuveyt'tedir, Tunus'ta, Rabat'tadır, arkaik İslam'ın tam kalbindedir, Brezilya'da, Kolombiya'da, Tayland'da, Kamboçya'da, Güney Vietnam'da ve Avrupa'da olduğu gibi. Çay içerken kendi aralarında konuştukları budur. Eritre'de ve Dofar'da olanlardan açıkça bahsediyorlar. Radyo dinliyorlar. Arap beylerinin damarlarında fazlaca petrol aktığını öğrendiler. Bu kadar kısa zamanda tekilliğinin bilincine varan Filistin halkı, zorunlu olarak, etrafında, Arap dünyasının geri kalan bölümüyle arasında, neredeyse görünmez bir çeşit boşluk yaratacaktı. Bu bulutsunun içinde, oluşmakta olan bir yıldızdı o.

Filistin halkını, rahatlıkla, erimekte olan bir madde kütlesiyle karşılaştırabiliriz ve kendi üzerine hareketi, hafifçe de olsa, Arap toz yığınından onu soyutlar. Bu karşılaştırma, bir süreliğine Filistin kamplarında ve üslerinde yaşamış olan birini şaşırtmayacaktır. Şunu da ekleyelim ki bu halk, çoğunluğu, geometri yasalarına göre toplumsal ve siyasi bir proje izleyemediğinden -çünkü artık toprağı yok-, eğer katı hale gelmek istiyorsa, bir başka proje, devrimci bir proje izlemek zorundaydı, bu projeye hem çift hem tek şu örgü biçimini vererek: Filistin toprağının kurtarılması ve Arap dünyasının dönüştürülmesi. Merkez Komitesi sözcülerinin resmi beyanları, Ürdün rejimini devirmek için hiçbir planın olmadığını kesin bir dille söylüyorlar, ancak bir yandan bu rejimin yöntemleri, diğer yandan mücahitlerin -içlerinde Ürdünlüler de var- devrimci yaşantısının giderek artan sertliği, sözde Eşraf/Şerifler tarafından ayakta tutulan rejimin varlığını giderek daha dayanıksız kılmaktadır. Filistin Devrimi Merkez Komitesi'ni meydana getiren farklı hareketlerin tepesinde öğretiye ilişkin birtakım farklılıklar olsa da, bu farklılıklar -asla karşıtlıklar değil- iyidir çünkü, şartlara göre, aşırıcılık ya da daha fazla esneklik kullanmak gerekir. Üslerde, fedailer arasında arkadaşlık ve uyum tamdır. Fedaileri ayıran hiçbir şey yoktur. Üslerde, herkes aşağı yukarı her şeyi paylaşır.

[8️⃣] Bu mülteci kampı var. Yaklaşık bir milyon Filistinli'yi barındıran, bunun gibi birçokları daha var. Görmediğimiz şey kraliyet ordusu, şu Bedevi ordusu ve Ürdün halkı. Birkaç rakam verelim. Ürdün yaklaşık yetmiş beş bin aileden meydana geliyor. Bedevi kabilelerinden toplanan kraliyet ordusunun mevcudu yaklaşık seksen beş bin kişi. Bu da demektir ki, Hüseyin'in bir askeri, aylığıyla, aşağı yukarı on kişiyi geçindiriyor. Bedeviler bunu biliyor. Bir asker öldürüldüğünde, bütün kabile yas tutar. Askerler kraliyet hükümetinden çok iyi ücret alıyorlar. Fakat Ürdün yoksul, kaynaksız, petrolsüz bir ülke. Kraliyet hükümetine kim para veriyor? Amerika. Aynı şekilde Amerika İsrail'e para, silah, askeri uzman yönünden önemli bir yardımda bulunuyor. Ne var ki iki ülke, Ürdün ile İsrail, savaştalar. Ürdün'ün kuzeyinde, hemen hemen her yerde, Filistinliler kamp kurmuşlar. Ufak tefek işlerle geçiniyor, UNRWA'dan [Birleşmiş Milletler Yakındoğu Filistin Mültecilerine Yar­dım İdaresi] destek görüyorlar, içlerinden en eğitimli olanları çeşitli Arap ülkelerinin kamu idaresine girmeyi kabul etmişler. Dünyanın çeşitli yerlerine ve özellikle Anglo-Sakson ülkelerine dağılmış olan bazıları çok zenginler.

Avrupa'daki burjuva basın, dünyanın her yerinden gelen genç Yahudiler'in 1967'de İsrail ordusuna gönüllü yazılmaları karşısında çok duygulandı. Hiçbir gazete, aynı, tıpatıp aynı olayın, Filistin halkı içinde de görüldüğünü belirtmedi. 1967 Haziranı'nda, devrimin hizmetine girmek için görevlerini bırakan Amerikan ya da diğer üniversitelerin hocalarının burada adını vermek gereksiz. Onlar ve hekimler, hukukçular, işadamları ve doğul olarak öğrenciler. Şimdi gerek bu kampta, gerek başka kamplarda ya da Şeria Irmağı'nın karşısındaki askeri üslerde yaşıyorlar. Ancak Ürdün'de, bunun gibi kamplar varsa da, Amman'da, Cebel Amman'da veya Cebel Hüseyin'de, yontma yapı taşından yapılmış, Filistin burjuvazisinin oturduğu, çok güzel evler de var. Apolitik olduğunu söyleyen ve aslında Filistin sağını oluşturan da bu meşhur burjuvazi.

[9️⃣] Filistin halkı kadınlarının şimdiden gerçekleşmiş kurtuluşunun, Arap dünyasında kadınların kurtuluşuna çok katkıda bulunacağı açık. Kamplarda, özellikle Bekaa kampında, kız çocukları ve genç kızlar okul gruplarında açıkça yarışıyorlar. Kampta yaklaşık seksen bin kişi oturuyor ve çok yaşlı kişiler dışında, herkes okuma yazma biliyor. Bir kocanın ya da bir erkek evladın ölümü öğrenildiğinde, karısı ya da annesi çok basit, neredeyse ilksel, tiyatrovari bir gösteriye başvuruyor. Ölünün anılması ilahi yakarıya yol açıyor ve intikama çağırıyor.

[🔟]Son resim silahlı Filistinli çocukların resmi olsa da kızmayın - ya da eğer ruhunuzun rahatlamak için buna ihtiyacı varsa kızın. Fakat bizim sevgili, eski askeri okullanmızda, asker çocuklarının gittiği parasız kurumlarımızda, on-on iki yaşındaki "asker çocukları" tabanca, tüfek gibi ferdi silahları kullanmayı öğrenirler. Otomatik bir silah ölüm getiren bir oyuncaktır. O kadar. Bu dergideki bu fotoğrafların amacı, Filistinliler'in, özellikle fedailerin kim olduğunu daha iyi anlamayı sağlamak. Ancak, onları gerçekten anlamak istiyorsak, tek bir yol var: onlarla beraber savaşmak, onlar gibi savaşmak. Neredeyse hastalıklı bir Arap-karşıtı ırkçılık her Avrupalı'nın içine o derece işlemiş ki, Filistinliler'in bizim yardımımıza, bu yardım azıcık da olsa, bel bağlayıp bağlamamaları gerektiği sorulabilir. Geçenlerde Fransa'da, Aziz Louis denen IX. Louis'nin 700. ölüm yıldönümünü debdebeyle kutladık, içimizi hafif bir şüphe sarmasın diye. Önce Roland, ardından Aziz Bernard, Godefroy de Bouillon, Guy de Lusignan, Aslan Yürekli Richard, IX. Louis ve diğerleri, Müslümanlar'a karşı yaptıkları haçlı seferleriyle, Avrupalılar'ın Arap halklarını ezdikleri bütün o dönem boyunca -yani 1830'dan 1962'ye- o derece yüceltildiler ki, insan kendi kendine -ama çok masumane- Tarih'in - özellikle Fransa tarihinin- sömürgelileri, iyi ve kötü niyetle, horgörecek insanlar yaratmak amacıyla 19. yüzyılda yazılıp yazılmadığını sorabilir.

Katolik Haçlı Seferleri'ni hâlâ süren bir sömürgeciliğin sefil amaçları için kullanmış olan dinsiz ve burjuva bir Tarih’in haklı çıkarılması.

Bütün bu tarih -Tarih- bizi bozuk, çarpık insanlar haline getirmek için bir aldatmacadır.

Kaynak: Açık Düşman, Jean Genet'den Seçme Yazılar ve Söyleşiler, Çev. Sosi Dolanoğlu, Metis Yayınları, 1ç Basım, Ekim 1994, İstanbul, ss. 105-120







No comments:

Post a Comment

Post-Oryantalizm - Hamid Dabâşî

Post-Oryantalizm: Terör Çağında Bilgi ve İktidar —  Hamid Dabâşî Kitabın Tümünün Özeti Hamid Dabâşî’nin Post-Orientalism: Knowledge and Powe...