Kadın Haklarının Müdafaası - Mary Wollstonecraft
Kadın akıl melekesini erkekle paylaşıyorsa, erkeği bu konudaki tek hâkim yapan güç nedir? s. 4
Kadınların kılavuzu akıl olursa, bundan sonuçlar çıkarabilirler; şunu hiç çekinmeden ileri sürebiliriz: Anlayışları ne kadar artarsa, kadınlar görevlerine o denli bağlı olacaktır -çünkü bunu anlayarak yapacaklardır -görevlerini anlamadıkça, kadınların ahlakı da erkeklerinki gibi o değişmez ilke temeline oturtulmadıkça, hiçbir otorite onların görevlerini erdemli bir şekilde yerine getirmelerini sağlayamaz. Bu yolla kadınlar el altında köleler olabilirler, ama kölelik kaçınılmaz sonucunu beraberinde getirecek, hem efendiyi hem de bağımlı kulu nitelikçe düşürecektir. s. 4
Kadınların davranışları ve yaptıkları, zihinlerinin hiç de sağlıklı bir durumda olmadığını kanıtlıyor aslında; çünkü fazla zengin bir toprağa ekilmiş çiçeklerin durumunda olduğu gibi, güç ve yararlılık, güzellik uğruna feda ediliyor; gösterişli yapraklar zor beğenen bir çift göze zevk verdikten sonra, olgunluğa ermesi gereken mevsimden çok önce gövdenin üzerinde unutuluyor, öylece solup gidiyor. s. 9
Ama doğanın kendilerine bahşettiği bu üstünlükle yetinmeyen erkek cinsi bizleri daha da aşağı bir konuma çekmeye çalışıyor, tek beklentileri bizlerden kısa bir süre için alımlı nesneler olarak yararlanmak; kadınlar da duyusal hazlar peşinde erkeklerin kendilerine gösterdikleri hayranlık duygularıyla başları döndüğünden, erkeklerin kalplerinde kalıcı bir dostluk duygusu uyandırmayı ya da tatmini toplum içinde bulan erkeklerin arkadaşları olmayı amaçlamıyorlar. s. 11
En övülesi hedef cinsiyet ayrımını göz önüne almadan, bir insan olarak iyi bir karakter geliştirmektir. s. 13
Bir varlığı bir başka varlıktan üstün kılan hangi edinilmiş özelliktir? Hep bir ağızdan yanıt verebiliriz: Erdem. s. 17
Doğamızın mükemmeliyetinin ve mutluluğumuzun ölçütü, bireyi farklılaştıran, toplumu bir arada tutan yasaları yöneten akıl, erdem ve bilgi olmalıdır. s. 18
Kendi ilkelerini kararlı bir biçimde oluşturmak için akıl güçlü olmalıdır; oysa insanların bunu yapmaktan tümden kaçınmasına ya da yarım yamalak yapmasına neden olan bir zihinsel korkaklık söz konusu. s. 18
İnsanlar genel olarak akıllarını önyargılarını söküp atmak için değil, onları meşrulaştırmak için kullanıyorlar. s. 18
Kendisine bahşedilecek bir parça toprak uğruna, aklı yerine duyarlığıyla hareket eden nice insan neredeyse kâfire döndü. s. 19
Tanrı’nın tasarlamadığı hiçbir kötülüğün bulunamayacağına ikna olduğumdan, inancımı Tanrı’nın mükemmelliği üzerine inşa ediyorum. s. 22
Her türlü güç zayıf insanın başını döndürür; gücün şimdiye kadarki kötüye kullanımları, insanlar arasında ne denli eşitlik olursa, toplumda o kadar mutluluk ve erdemin hüküm süreceğini kanıtlar. s. 23
İnsanlar hiç akıllanmayacak mı?
Burçaktan mısır çıkarabileceklerini, devedikenlerinden incir toplayabileceklerini ummaya devam mı edecekler? s. 23
Her insanın karakterini belli bir ölçüde mesleğinin belirlediğini gözlemlemek önemlidir. s. 25
Çevre koşulları insanın yetilerinin gelişmesinde ne denli etkili olursa olsun, her varlık kendi aklını kullanma yoluyla erdemli olabilir; herhangi birinin kötülük yapma eğilimiyle yaratıldığını kabul edecek olsak, tanrıtanımazlığın önüne ne geçebilir? Böylesi bir durumda tapındığımız Tanrı’nın bir şeytan olduğunu da kabul etmemiz gerekmez mi? s. 33
Kadınlara kraliçeler gibi davranılması onların öylesine başını döndürüyor ki, bu çağın davranış biçimi değişmedikçe ve daha akılcı temellere oturtulmadıkça, onları kendini küçük düşürerek elde ettikleri bu haksız gücün bir lanet olduğuna inandırmak mümkün olmayacaktır. s. 37
Servet ve babadan kalma unvanlar pek çok kadını salt rakamlara değer vermeye itmiştir ve aylaklık, toplumda dalkavuklukla despotluğun bir karışımını üretmiştir; öyle ki metreslerinin önünde köle olan adamlar kız kardeşleri, eşleri ve kız çocukları karşısında despot kesilirler. s. 37
Erdemin tek bir ebedi ölçütü varsa, nasıl olur da niteliksel açıdan farklı erdemlerden söz edilebilir? Bu nedenle, adım adım akıl yürütecek olursak, tıpkı tek bir Tanrı olduğu gibi, her türlü cinsin de yönelmesi gereken tek bir amaç olduğunu kabul etmemiz gerekir. s. 41
Dünyadan aşkı atıp yerine aklı oturtmaya çalışmak, Cervantes’den Don Kişot’u atmaya çalışmaya benzer ve sağduyuya karşı işlenmiş bir suçtur elbette, ama bu şiddetli tutkuyu dizginlemeye çalışmak ve daha yüce güçleri alaşağı etmesine ya da anlayış gücüne ait olan asayı eline alıp onu kötüye kullanmasına izin verilmemesi gerektiğini kanıtlamak, bunun kadar vahşi bir suç sayılmasa gerek. s. 41
Zayıflık erkeğin kibirli onurunu uyandırıp onda kadına karşı bir şefkat uyandırabilir, ama bir haminin üstünlük taslayan okşayışları, saygınlık isteyen ve bunu hak eden soylu bir ruhu tatmin edebilir mi? Zayıf olan bir şeye karşı duyulan koruyucu sevginin dostluğun yerini tutabildiği hiç görülmemiştir! s. 44
Zayıf olan bir şeye karşı duyulan koruyucu sevginin dostluğun yerini tutabildiği hiç görülmemiştir. s. 44
Doğa ya da incelikle konuşacak olursak Tanrı, her şeyi olması gerektiği gibi yaratmıştır, ama insan O'nun yapıtını bozmak için türlü icatlar ortaya koymuştur. s. 45
Önümüzde ki yol ikiye ayrılır, sağı ya da solu tercih etmemiz gerekir; yaşamını bir hazdan diğerine koşarak geçiren kişinin, sonuçta ne bilgelik, ne de saygınlık sahibi olmadığından yakınmaya hakkı yoktur. s. 47
Kadınların zihinleri, salt erkeklere bağımlılığa değer vermek üzere biçimlendirildiyse; bir koca bulduğu zaman kadın kendini amacına ulaşmış hissediyor, gelişmemiş gururu böylesine değersiz bir taçla tatmin oluyorsa, bırakalım o, hayvanlar krallığınınkinin üzerinde iş ve uğraşların bulunmadığı dünyasında, kendinden memnun bir şekilde kölelik hayatı yaşasın. s. 49
Yumuşak huyluluk, sükûnet ve güçlüklere göğüs germeyi bilme tanrısal özelliklerdir ve belki de Tanrı’ya yüklenen sıfatların içinde, onun affedici olma özelliği kadar insanı etkileyen bir şey yoktur. s. 50
Erkekleri yaşam arkadaşı olarak elbette severim, ama onların asaları, gerçek olsun, kötüye kullanılan taklitleri olsun, beni etkilemez; ben saygımı aklı ona hak edenlere sunarım; bu durumda da boyun eğmişliğim akladır, erkeklere değil. Kendi sorumluluğunu taşıyabilen tüm varlıkların yönetimi bu varlıkların kendi aklına dayanmalıdır; aksi takdirde Tanrı'nın tacı neye dayanırdı? s. 55
Çoğunluk her zaman azınlığa köle olmuştur; insan mükemmelliğinden hiç nasibini almamış canavarlar binlerce insana tiran olmuştur. s. 56
İnsanlar yararcılık ilkesine dayanarak keyfi kararlar verir ve yargıda bulunurken salt kendi çıkarlarını gözetir. s. 78
Erkeklerin tutkuları kadınları tahta oturtmuştur. İnsanlık daha akılcı bir yol seçmedikçe, kadınlar en az çabayla elde ettikleri en tartışmasız güçten feragat etmeyeceklerdir.
Kadınlara şöyle denebilir:
Güzelliğin imparatorluğunda ılımlılık yoktur,
Kadın ister köle olsun, ister kraliçe,
Tapınılmadığında, aşağılanır yalnızca. s. 87
Erkekler kadın cinsini kollamanın ve bu cinsin üyelerine kibar bir ilgi göstermenin erkekçe olduğunu düşünüyorlar; oysa aslında tek yaptıkları kendi üstünlüklerini pekiştirmek. s. 88
Hamurumuzu oluşturan toprağa döneceğimiz güne kadar, insanlığın akıl denen soylu ayrıcalığı, iyiyi kötüden ayırt etme gücünü kazanmasını sağlamaya çalışmayacaksak neden doğduk? s. 95
Tüm insan ırkını yaratan Yüce Varlık!
Eserlerinde senin bilgeliğini izleyebilen ve sadece senin kendisinden üstün olduğunu hisseden kadın diye bir varlık yaratmadın mı? Yaratırken onun için yukarıdakilerden daha bir varlık nedenleri gözetmeden mi? Bu varlık, kendisinin eşiti olan, tıpkı kendisi gibi erdem edinmek üzere bu dünyaya gönderilmiş bir varlık olan erkeğe tabi olsun diye yaratıldığına inanabilir mi? Sadece erkeği memnun ve tatmin etmekle, ruhu sana ulaşabilecek yetideyken sadece bu dünyayı süslemekle yetinebilir mi? Ve bilginin zorlu merdivenlerini birlikte çıkmalıyken akıl konusunda erkeğe bağımlı olması gerektiğini kayıtsızca kabullenebilir mi? s. 104
Gençlikte, yirmi yaşına kadar beden hızla gelişir; otuz yaşına kadar bu gelişim içerik kazanır: Esnek kaslar sıkılaşır, bedenin hatları yerine oturur; kaslar kaderin demirden kalemiyle zihnin çalışmalarını kazır ve yalnızca insanın içinde neler olduğunu göstermekle kalmaz, insanın sahip olduklarını nasıl işlettiğini de gösterir. s. 108
Dünyada yoksunluğunu çektiğimiz şey hayırseverlik değil, adalettir. s. 110
Yaşamdaki kötülüklerin çoğu, anlık hazların gereğinden çok fazla uzatılma arzusundan kaynaklanır. s. 111
Hem sağduyudan, hem de çocuk sevgisinden o denli yoksun kocalar vardır ki, bunlar şehvet duygularıyla başlarının döndüğü o ilk dönemlerde eşlerinin çocuklarını emzirmesine dahi izin vermezler. Onların gözünde eşlerinin tek görevi güzel giyinip kendilerine haz vermektir: Görev duygusu müsamahaya feda edildiğinde sevgi de (masum sevgi dahi) aylaklığa gömülüp gider. s. 112
Erkek ile kadının birlikte yürümeleri gerekir; ancak aynı şeyleri yapmak zorunda değildirler. s. 121
Fransa’da erkekler de, kadınlar da, özellikle kadınlar yalnızca haz vermek, dış görünüşlerini ve tavırlarını süslemek üzere eğitilirler; fazla alçakgönüllü olmalarını engellemek üzere kendilerine verilen dünyevi ve dini eğitim sonucunda zihinleri çok erken bir yaşta yozlaşır. s. 124
Erkekler bedensel açıdan daha güçlüdür, ama insanların güzellik anlayışı bütünüyle çarptırılmış olmasaydı, kadın da kendi yaşamını sürdürmesine elverebilecek kadar güç sahibi olabilirdi; insanın kendi yaşamını kendi güçleriyle sürdürebilmesi, bağımsızlığın en uygun tanımıdır. s. 130
Güzellik yalnızca giyinip süslenmekle edinilebilen bir özellik, zarafet de çabucak edinilebilen bir sanat değildir. s. 130
İnsanın kendi yaşamını kendi güçleriyle sürdürebilmesi bağımsızlığın en uygun tanımıdır. s. 130
Gerçekten yüreğinden geçenleri söyleyebilen ne kadar az insan vardır! s. 131
Kadınla erkek arasındaki toplumsal ilişkiler gerçekten de hayranlık uyandırıcı niteliktedir: Birleşmelerinden ortaya ahlaklı bir insan çıkar; bu insanın gözlerini kadın oluşturur, elleriniyse erkek. s. 132
Genç kızlara neden meleklere benzedikleri söylenir de, kadınlardan bile fazla yarım akıllı muamelesi gösterilir? Ya da neden onlara sevimli masum bir genç kız, imgelemimizde yarattığımız melek haline en çok yakışan varlıktır deriz de, bunun ancak onlar gençken ve güzelken geçerli olduğunu da ekleriz? Onlara bu saygının gösterilmesinin nedeni onların kişiliği ya da erdemleri değildir de ondan. s. 143
Yüreğinizi temiz tutun ve zihninizi uğraşmaya layık işlere verin; davranışlarınızda da nahoş hiçbir şey olmayacaktır. s. 148
Her değerli şey gibi erdem de yalnız kendisi için sevilmelidir, yoksa yaşamlarımızda yer almayacaktır. s. 152
Kendi kendisini yönetebilen kişinin bu dünyada korkmasını gerektirecek hiçbir şey yoktur. s. 152
Güzellik bir kalbi ele geçirmede işe yarayabilir, ama altın çağındayken bile onu elinde uzun süre tutamaz, zihin onu en azından bazı yetilerle donatmamışsa. s. 155
Nihayetinde, bizleri her şey karşısında bağımsız kılan tek şey aklın doğru kullanılmasıdır. Akla hizmet özgürlüklerin en eksiksizini getirir. s. 180
Zamanının büyük bir kısmını salt entelektüel uğraşlara ayıran ve yüreği insanlığa yararlı işler yapmak için çarpan bir kadın, zamanını da, düşüncelerini de yalnızca hazda ya da başka yürekleri fethetmeye ayıran cahil varlıklardan daha saf bir zihne sahip olacaktır. s. 184
Kendini bir başkasına adama ya da aşk, kişinin yanı sıra onun giydiği ya da kullandığı şeyleri de kutsal görmeyi beraberinde getirebilir; aşık, sevdiği kadının eldivenine ya da ayakkabısına bile kutsal bir saygıyla yaklaşır. s. 185
Çoğu insan fikirler benimserken kendi zihinlerini çalıştırmak zahmetinden kaçınmaya çalışır; bu uyuşuk varlıklar, söz konusu olan ilahi yasalar olsun, pozitif yasalar olsun, yasaların ruhuyla değil, biçimiyle ilgilenirler. s. 198
Tüm insanlar aynı topraktan yaratılmışlardır ve aynı elementi içlerine çekerler. Böylelikle, mütevazilikten doğan insanlık, yüreği saran sevgi bağlarını güçlendirir. s. 204
Davranışların düzenlenmesine ilişkin tek bir kuralın diğer her türlü kuralı belirlemesi gerektiğine inanıyorum. Sözünü ettiğim kural, insana saygının alışkanlık haline getirilmesidir; böylelikle bir insan anlık bir müsamaha uğruna bir türdeşini iğrendirmekten kaçınır. s. 205
Erkekler iştihalarının etkisi altında kuşkusuz kadınlardan daha fazla kalırlar; iştihaları daha denetimsiz, daha zor tatmin edilir türdendir. s. 205
Saygınlık mülkiyete göre gösterildiğinden, bir sınıf diğerini ezer; mülk de bir kez edinildiğinde, yetenekleri ve erdemi ezer. s. 209
Erkeğe de, kadına da ancak üzerlerine düşen görevi yerine getirdiklerinde saygı gösterilmelidir; insan sorumluluk sahibi olmaya bu şekilde zorlanmadıkça, toplumun da doğru şekilde düzenlenmiş olduğu söylenemez. s. 210
Ama erkekler yaşamlarını zenginlik üzerine, kadınlarsa cazibeleri üzerine kurdukları sürece her ikisinin de görevlerini layıkıyla yerine getirmelerini sağlayacak soyluluğa erişmelerini nasıl bekleyebiliriz? s. 210
Kişinin kendisine ait olmayan, miras yoluyla edindiği özellikler, kendi başlarına asla gerçek bir tatmin duygusu getirmezler. s. 211
Para konusundaki bu ısrarım, biraz yüzeysel bulunabilir ama yürek gerçek duygularla, zihin de yararlı tasarılarla açıldığında, elini cebine sokarken yaşadığı tereddüt insanın canını sıkar. s. 212
Çiftin mutluluk tablosunu tamamlamak için bütünüyle yoksul olmamaları da gerekiyor; çünkü harcanan her kuruşun hesabını yapmak zorunda kalmak, yüreği de zihni de daraltır. s. 212
Kadınlar da erkekler gibi servetin sağladığı lüks ve hazlarla zayıf düşer, ama buna ek olarak kendi güzelliklerinin de kölesi olurlar. s. 215
Kendi konumunun gerektirdiği görevleri yerine getiren varlık bağımsızdır. s. 215
Doğallığın saf derelerini çamura boğan hastalıklı servetin doğurduğu kötülükler ve aptallıklar üzerine düşünmek beni bitkin düşürdüğünden hep şu hayali kuruyorum: Bir gün toplum öyle düzenlenecek ki, erkekler yurttaşlık görevlerini layıkıyla yerine getirmediklerinde hor görülecek, eşi sivil yaşamda üstüne düşen uğraşı verirken, karısı da aktif bir yurttaş olacak ve ailenin yönetilmesinde ve çevresini düzeltmede eşit sorumluluk alacak. s. 216
Erkekler kölece itaatimiz yerine, akılcı arkadaşlığımızı tercih edip zincirlerimizi kırmamıza cömertçe yardım etselerdi, bizlerin daha dikkatli kız çocuklara, daha duyarlı kız kardeşlere, daha sadık eşlere, daha akılcı annelere - kısaca daha iyi yurttaşlara - dönüşeceğimizi görürlerdi. O zaman onları daha gerçek bir sevgiyle severdik, çünkü kendimize saygı duymayı öğrenirdik. s. 221
Akıl şunu söyler: Bir görevin ya da duygunun ihlal edilmesi diğerlerinin de ihlal edilmesini getirir, çünkü böyle davrananlar ne görev bilincine, ne de iyi bir yüreğe sahiptirler. s. 224
Otoriteye körlemesine itaat etmeye zorlananların yetileri zayıflar; bu da buyurgan ve güvensiz mizaca yol açar. s. 231
Okul yöneticileri ana babaların kaprislerine bağlı oldukları sürece, onlardan bir avuç cahil insanın gönlünü hoş tutmaktan fazlası beklenemez. s. 242
Zihin düşünmeden zevk alacak denli gelişmediğinde, tüm özen ve çalışkanlık bedenin süslenmesine, hırs da onu boyamaya ya da dövmelerle bezemeye odaklanacaktır.
Kadınlarda en aşırı noktaya ulaşan bu giyim düşkünlüğü, bunu sergileyen herkeste aynı nedenden kaynaklanır - zihnin yeterince gelişmemesi.
Giyim kuşama, hazza, nüfuza düşkünlük vahşilere özgü tutkulardır. Vahşiler uygarlaşmamışlardır, zihinleri gelişmemiştir, ilkeler oluşturmalarını sağlayabilecek soyut düşünme yetisine dahi sahip değillerdir. s. 274-275
Cehalet üzerine kurulan erdemler hiçbir zaman sağlam bir temele sahip olmazlar - kumdan bir zemin üzerine kurulan bir ev fırtınaya dayanamaz. s. 275
Kaynak: Mary Wollstonecraft - Kadın Haklarının Müdafaası
No comments:
Post a Comment