YENİ DÜNYA DÜZENİ'NDE DİN - H. G. WELLS
Din konusunu temel bir mesele olarak ele almak zorundayız. Bizim şu anki bakış açımıza göre; din, davranışlarımızı belirleyen eğitimin merkezinde bulunmaktadır. Din, kesin olarak bize hayatımızla ne yapmamız gerektiğini söylemelidir. Din, yaşam hakkındaki genel problemlerin esas noktasına ''müdahil'' olmaktan yoksun görünmektedir. Din hayatın içindeki etkisini kaybetmiştir.
Gerçek anlamda dindar olan insanların yaşamlarında dinler, kendisine büyük ölçüde bir boyun istemektedirler. Bu anlamda, kendi yaratıcı güçlerini ortaya çıkarmakta ve önce kendisine bağlanılmasını istemekte; daha sonra da bu İsteğe uygun nedenler sunmaktadır. Tanrı onlara, zihinlerindeki bencil fikirlerden kurtulmalarını emreder. Burada kendi kendine güvenen, başkalarına ihtiyaç duymayan bir din değil, tek başına yaşanacak özel bir din söz konusudur.
Dini süreç, kişiyi bencilliği dışına topluma hizmet etmesi için çıkarır. Bu bir pazarlık olmayıp, kişi ve toplum arasındaki bir ''toplumsal sözleşme''dir; Tanrı'yla, ilahi bir emirle, kriterlerle, dürüstlükle ve bunlardan çok daha önemli olabilecek şeylerle olan ilişkilerinde kişinin ve toplumun var olması için bir boyun eğiştir.
İyi ve güzel şeyler aracılığıyla, sadece kişiyi değil aynı zamanda dünyayı da kendi özüne geri döndürmek, din temelli ilişkilerin üçüncü bir unsurudur. İlki, bencil düşünmemek; ikincisi, hizmet etmek; üçüncüsü ise yaratıcı zorunlulukların yeniden inşasıdır. s. 100-101
* * *
''Tanrı'' kelimesi birçok zihinde, sadece isteksiz insanlar tarafından terk edilen din kavramı ile bağlantılıdır. Tanrı düşüncesi, her ne kadar sürekli olarak zihinlerde zayıflasa da, kelimenin kullanımı kalıcılığını sürdürmektedir. Tanrı'ya saygı duymak, O'nun sınırsızlığını kabul etmek demektir. Tanrı, hayatın merkezinden uzağa itilmiştir. O, dünya üzerindeki bütün faaliyetlerden uzağa itilmiştir. Bu yüzden, Tanrı'nın tanımı, gittikçe ''yokluklar bütünü'' olarak ifadelendirilmeye başlanmıştır. Sonunda Tanrı'nın mutlak hakimiyeti ortadan kalkmıştır ve tamamıyla negatif bir anlatıma dönüşmüştür. Herhangi iyi bir şeyden bahsediyorsak, Tanrı'nın adını ağzımıza alırız. Tanrı, iyiliklerin gerçekleşme imkanıdır, eşyanın iyi yönüdür. Konuşmalarda, içinde Tanrı'nın geçtiği cümleler azaldıkça, din önceden varlık gösterdiği alanlarda da etkisini kaybetmeye başlayacaktır.
Kişinin ve dünyanın ötesinde bir şeylerin olduğu kesin. Bu, bütün dinlerin üzerinde ısrarla durdukları bir görüştür ve inancının temelini teşkil etmektedir. Tanrı'nın büyük ya da kapsamlı bir şahıs olarak kişiselleştirilmeye çalışılması yönünde sarfedilen büyük çabalara rağmen, O'nun başka bir cevher olduğunu kabullenmek gerekir. s. 104
* * *
Her mecaz kendine özgü karışıklıklar taşıma riskine sahip olsa da; doğrudan maddi olmayan konularda dil, mecazlarla zenginleştirilmek zorundadır ve biz mecazsız yapamayız. s. 105
* * *
İnsan ruhu karmaşık bir yapıya sahiptir. İnsan ruhu, diğer kişilerle olan ilişkilerinde sevmeyi, fedakârlıkta bulunmayı, itaat etmeyi ve tevazu sahibi olmayı; ve kendi kişiliğini ortadan kaldıracak zorluklarla karşılaştığında ise, başkasına itaat etmeyi terketmeyi öğrenmiştir. s. 105
* * *
İnsanın ruhu sonsuza kadar kendine ait olmayacaktır. İnsanoğlu ruhunun o doğmadan önce var olan ve doğduktan sonra silsileye dahil olduğu büyük varlığın bir parçası olduğunu keşfetmiştir. s. 106
* * *
Başkalarına hizmet etmek, başkasının emrine amade olmak, sürekli bir etkiye sahip olmak, üzüntü veren küçük eylemlerden ve bireysel yaşamın faniliğinden kaçmak yönünde duyulan istek, şüphesiz bütün dinlerin temelinde yatan ana unsurdur. s. 107
* * *
Zamanın, dine, şu ana kadar hiç karşılaşmadığı büyük görevler yükleyeceğine şüphe yoktur. Babalarımıza hizmet eden tarih ve sembollerin, bizim önümüzü kestiği ve bizi parçalara ayırdığına da şüphe yoktur. Ayinler ve ritüeller, duygularımızı sömürmekte ve bizi şüpheye sürüklemektedir. s. 107
* * *
Modern Din'in Objektifliği
Eğer, bir din kabul edildikten sonra insanın yaşamında herhangi bir büyük değişiklik meydana gelmiyorsa; bu durum dinin yaşantıya aktarılması değil, onun kötü bir şekilde taklit edilmesi anlamına gelmektedir. s. 108
* * *
Günümüzde dindar zihin, geçmişte hiç olmadığı kadar cesurdur. Önceleri engelmiş gibi görünen perdeleri aralanmaya başladı bile. Sahip olduğu geniş sorumlulukları kavradı. İnsan ilişkilerini düzenleyecek çok daha iyi bir düzenin varlığının farkına varmamıza sebep olan yol, davranışlarımızı gözden geçirebileceğimiz yeni bir kriter haline gelmiştir. Öteki dünyalılık, artık önemsiz bir hale gelmiştir. s. 110
* * *
İnsan yaşamında, sınır tanımayan sürekli ilerleme yönünde atılmış büyük adımdan sonraki adım, sadece maddi boyutu içermemelidir.
Modern ve gözü açık din; siyasi, sosyal ve ekonomik yaşamın kontrolü ve yönetimi için gerekli olan dış işlere kendini hazır hale getirmelidir. Eğer, bunu yapmazsa, “insanların afyonu” olmaktan ileriye gidemeyecektir.
Günümüzde din, insanoğlunu düzensizliklerden, tehlikelerden, engellemelerden ve amaçsızlıktan kurtarmak için gerekli olan enerjiyi ona verebilir mi? Ve onu, bilgi birikimine sahip olabileceği; sistematik güç ve refah olarak sürekli büyüyen, güvenli, umutlu ve güzel yarınlara kavuşturabilir mi?
Bizim bu noktadaki cevabımız; dinin modern bilginin ışığı altında bütün bunları yapabileceğidir. s. 111-112
* * *
Bilimsel Bir Dünya Refah Düzeninin Genel Özellikleri
İnsan kusurlu bir hayvandır ve karanlıkta asla tamamen güvenilemez. Ne ahlaken, ne de entelektüel olarak kusurlardan uzak değildir. İlk gençlik devrini geçmiş olanlarımızın büyük bir kısmı, kendimize ne kadar az güvenebileceğimizi biliriz ve faaliyetlerimizin bir yardımcı denetim duygusu tarafından kontrol edilmesi ve gözetlenmesinden memnun oluruz. Bu nedenledir ki dünyada mümkün olan daha iyi bir hali gerçekleştirmeyi amaçlayan bir hareket, gizli metotların ya da taktik samimiyetsizliklerin avantajlarından kaçınmalıdır. Bunu hasımlarına bırakmalıdır. Amacını başlangıçtan itibaren açık ilan etmeli ve projelerinin yanlış anlaşılması riskine meydan vermemelidir.
Dünyanın geleneksel ve şimdi sallantıda olan, tehlike arz eden kurumlarına karşı mutlaka açık bir komplo olması gerekir. Aksi halde doğru olarak kalamaz. Eğer yer altına girerse kaybolur. Her adımın gün ışığında mümkün olduğu kadar çok sayıda insanın anlayışlı sempatisiyle atılması gerekir. Yoksa ulaşılacak birlik hiç de kazanılmaya değmeyecek bir birlik olacaktır. Bu masum girişimin bütün amacı bilim ve yaratıcı yeteneği serbest bırakmak olmalıdır. Bu mücadelenin her aşaması mutlaka izlenmeli ve eleştirilmelidir. Ayrıca bu hedeflerin hiçbirisi çatışmanın gereklerine kurban edilmemelidir.
Yaratıcı ilerlemenin ve yaratıcı aktivitenin güvenliği; kolektif yarar için ekonomik yaşamın yetkin bir şekilde düzenlenmesini gerektirir. Herkes için gıda, barınak ve eğlenme imkanı sağlanmalıdır. İnsani yaşamın serbestçe hareket edebilmesinden önce, hayvansal yaşamın temel gereksinimlerinin karşılanması gerekmektedir. İnsan yalnızca ekmekle yaşamaz; yer ki öğrenebilirsin ve yaratıcı bir macera yaşayabilsin. Doymadıkça maceraya girişemez. Bir evin özünde bir temel olması gibi, insanın yaşamı da temelde ekonomiktir ve bütün diğer aktivitelere ekonomik adalet ve verimlilik damgasını vurması gerekir. İnsan toplumunu yargılamak, siyasal ve sosyal aktiviteleri bütünüyle ekonomik temellere dayandırmak, gereksinimlerin tedarikiyle aşırı meşguliyet içinde kişinin yaşam kampanyasının amaçlarını unutması demektir.
İçinden çıktığı hayvan aleminin diğer türleri gibi insanın da hayatta kalma mücadelesi veren bir yaratık olduğu bir gerçektir. Ancak diğer bütün hayvanların aksine insan, hayatta kalma araçları üzerindeki bu rekabetçi baskıdan kaçabilir. Bu nedenle başka hiçbir hayvan türünün asla sahip olamayacağı bir enerji fazlasıyla, bu hayatını idame ettirme mücadelesinden tamamen kurtulabilir.
İnsanların çoğunluğu irade dışı olarak şehvet ve cehaletin kucağına düştüğü sürece, insan tıpkı diğer bütün hayvanlar gibi hayatta kalma mücadelesinin şekillendirici baskısı altında kalacaktır. s. 120-122
* * *
İnsan toplumunun temel sorunları biyolojik ve psikolojiktir; ekonominin özü ise uygulamalı fizik ve kimyadaki problemlerdir. Ele alınması gereken ilk husus, doğal kaynaklar konusunda ne yapmak istediğimiz; ikincisi ise, insanları yapılması gerekeni mümkün olduğu kadar keyifli ve etkin bir biçimde yapmaya nasıl ikna edeceğimizdir. Ayrıca günümüzün metotlarını yargılayabileceğimiz bir standarda da sahip olmalıyız. s. 123
* * *
Eski ve hâlâ yaygın olan hükümet anlayışı zorbalık yapmakta, toplumu Tanrı, kral ya da lordlara ''tebaa'' durumuna indirgemektedir. Bu gelenek hâlâ eğitim ve hukukumuza da egemendir. Hiç kuşkusuz her tür toplumda normal insan iradesine gerekli yerin verilmesi gerekir. Ama hiç kimse doğuştan erdemli değildir; zorlama ve sınırlama sosyal aygıtın ateşleyicisidir ve diğer şartlar eşit olmak kaydıyla, sosyal düzenlemeler ne kadar az zorlayıcı ise, o kadar istekle doğal olarak ve kolaylıkla kabul edilecek, ahlaki çabalar boşa gitmeyecek ve toplum daha mutlu olacaktır. Diğer şartlar eşit olmak kaydıyla, ideal devlet; mümkün olan en az sayıda irade kavgası ve irade baskısı olan devlettir. Amaçladığımız toplumun ekonomik, biyolojik ve zihinsel örgütlenmesinin düzenlenmesinde temel değerlendirme bu olmalıdır. Halk baskısının kontrolünün ''insan doğası'' ile herhangi bir şiddete dayalı çatışmaya girmeksizin, düzenli bir bir bilgi atmosferi ve iyi niyetle gerçekleştirilebileceği görüşünü savunuyoruz. s. 126-127
* * *
Günümüzde artık 19. yüzyılın, Bireycilik ve Sosyalizm arasındaki kısır çekişmeye çok büyük bir zihinsel çaba harcadığını biliyoruz. Bu iki görüş; aynı görüşün değişik düzeyleri olarak değil, karşılıklı birbirini dışlayıcı alternatifler olarak görüldü. İnsan toplumu; şartsız özgürlükle işbirlikçi girişimin disipline edilmesi ve alt birimleri arasında karmaşık ayarlamalar yapılması sistemidir ve daima da öyle olmalıdır. Gelişmeler basit bir şekilde daha bireyci ya da daha sosyal bir devlete veya tam tersine doğru kaymaz; bir yerlerde bireysel inisiyatif serbest bırakılırken, başka yerlerde standartlaşma ve sınırlama artmalıdır. Kişisel mülkiyet hiçbir zaman sosyal bakımdan güvence altına alınamaz ve aşırı bireycilerin arzuladığı gibi eylemde ve boyutta sınırsız olamaz. Ancak aşırı sosyalistlerin önerdiği gibi ortadan da kaldırılamaz. Proudhon'nun savunduğu gibi mülkiyet bir soygun değildir; eşyanın rastgele ve temelde savurganca kullanımına karşı korunmasıdır. Mülkiyetin mutlaka kişisel olması gerekmez. Bazı hallerde mülkiyet genel olarak avantajlı olabilecek malların kullanımını sınırlayabilir ya da yasaklayabilir. Kişisel girişime atfedilmesi sıklıkla adaletsizlik oluştursa da, bunun çaresi mülkiyetin ortadan kaldırılması değil, revizyonudur. Somut olarak mülkiyet mal üzerindeki faaliyet özgürlüğü için gerekli bir biçimdir. Para, mülkiyetin genelleştirilmiş, likit ve soyutlaştırılmış biçimini oluşturur. Bu yönüyle para bireysel hareket özgürlüğünün bileti ve bireysel ödül seçeneğidir.
İnsanlığın ekonomi tarihi, mülkiyet fikrinin işleyişi tarihidir. Egoist bireylerin zenginlikten yoksun ve başarısızların küskünlüğü ile sınırsız mal edilmeciliğinin bir çatışması, daha az etkili bir genel refah bilincidir. Para bir somutlaşmış sözleşmeler sisteminden doğmuştur ve çok çeşitli sınırlamalara, tekelleşmelere ve düzenlemelere tabiidir. Hiçbir zaman tamamıyla mantıklı bir aygıt olmamıştır ve en pahalı ve en karmaşık kredi, borç ve harcama gelişmelerine imkan sağlamaktadır. Bütün bu gelişmeler beraberlerinde kötüye kullanma ve rüşvetin karakteristik biçimlerini getirmiştir. Günümüze yaşadığımız bağımlılık, baskı, yol kesme, yanlış yönlendirilmiş hizmetler, köstekleyici utançlar ve ezici yükümlülüklerin karmaşık ve dolaşık ilişkileri, örneğin birçok sosyalizm yanlısının mümkün olduğunu iddia ettiği gibi basit ve genel çözümlerin olmadığını göstermektedir.
Ancak geçmiş olsun düşünce ve araştırmaları; mülkiyetin, kullanılabilir hakların doğasına ve söz konusu mülkiyetin kapsamına göre sınıflandırılmasının, gelecekteki her tür sosyal adalet sisteminin temelini oluşturması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur.
Okyanus, hava, nadir yabani hayvanlar gibi bazı varlıklar mutlaka bütün insanlığın kolektif mülkiyetinde olmalıdır. Bu varlıklar kolektif mülkiyete konu olarak görülene ve bu hakları kullanmayı sağlayacak somut bir takım organlar kurulana kadar tamamen güvende olmayacaklardır. Kolektif kontrolün söz konusu olduğu her yerde, bu kontrol sisteminin mutlaka bu evrensel varlıkları, denizi terkedilmişlikten, tabiatın tuhaf utangaç varlıklarını avcılar ve aptal koleksiyoncular tarafından yok edilmekten gerekir. Bir çok güzel varlığın soyunun tükenmesi, insanlık için ortak bir yönetim geliştirmedeki gevşekliğimiz nedeniyle dünyamızın çektiği cezalardan birisidir. Şimdi kamu yararı adına birleşik bir kontrolü gerektiren birçok temel ihtiyaç maddesi ve genel ihtiyaç maddesi bulunmaktadır. Yeryüzünün hammaddelerinin herhangi bir birey ya da bağımsız devletin tekelinde değil, herkese ait olması gerekir. Bu hammaddelerin herhangi bir gerici ya da pazarlıkçı bir kişi veya kabile tarafından bölgesel öncelik iddialarına dayalı olarak sömürülmekten korunması kamu yararı gereğidir.
Aklı başında olan hiç kimse yeryüzündeki temel ihtiyaç maddelerinin tedarikİ ve dağıtımının tamamen kâr amacıyla çalışan sorumsuz kişi ve şirketlere bırakılmasının bir bütün olarak insanlık bakış açısından mümkün olan en iyi metot olmadığını görmektedir. Yeryüzünün toprakları, bütün kullanılabilir doğal ürünler, büyük ölçüde kişisel mülkiyet kuralları ve kullanımına tabi hale getirilmiştir. Çünkü bu yöntem geçmişte kabul edilen ve uygulanan tek mülkiyet yöntemi türü idi. Yoğun mülkiyet şirketlerinin ve ekonomik işlevlere sahip hükümet birimlerinin geliştirilmesi ancak son birkaç yıl içinde gerçekleşmiştir. Toplumsal, az ya da çok kişilikdışı mülkiyetin gelişimi yoluyla örgütlü mülkiyetin kolektifliği fikri önem kazanmaya başlamıştır.
19. yüzyıl sosyalizmi, komünizmin en sert biçimleri dahil olmak üzere çeşitli biçimleriyle, böylesine kolektif kontrollerin korunmasını amaçlayan bir dizi projeden oluşmaktadır. Bu projelerin büyük kısmı, sağlam bir psikolojik analiz gerekliliği faktöründen neredeyse tamamıyla yoksun çok yarım yamalak projelerdi. 18. ve 19. yüzyılın yeni ve daha verimli teknik ve mali metotlarının bencil bireysel kullanımlarından doğan adaletsizlikler patlamasına karşı protesto ve isyan hareketleriyle birlikte bu projeler, taleplerinde makul bir sosyalleştirme sınırlarının çok ötesine geçme ve kolektif kontrolün güçlükleri ve tehlikelerini saçma biçimde en aza indirme eğilimi sergilediler. Onların egemen ruh halleri kızgınlık ve sabırsızlık idi ve eğer biraz yaptılarsa, çok fazla yıktılar. Bu hareketlerin kazandırdığı berraklık ve dersler sayesinde bizi bekleyen görevin büyüklüğünü daha iyi ölçebilecek haldeyiz. s.127-131
* * *
Günümüzde Artık Hiçbir İstikrarlı Ütopya Düşünülemez
İnsanlık, zenginlik kaynaklarının özel tekelleştirmesinden kurtulduğunda büyük ve artan bir irade ve enerji artı değerlerine sahip bir evrenle karşı karşıya gelecektir Değişim ve yenilik yaşam düzeni olacak; her gün bir öncekinden yararların artışı açısından farklı olacaktır. Bir zamanlar rutin, tahammül gerektiren ve şanssızlıklarla dolu olan yaşam bir macera ve keşfe dönüşecektir. Artık yaşam ''eski, çok eski bir öykü'' olmayacaktır.
Hâlâ varoluş mücadelesi bakımdan hayvanların arasından güçlükle sıyrılabiliyoruz. İnsan özbilincinin şafak vaktini ve ustalık ruhunun ilk uyanışını yaşıyoruz.
Karşımıza çıkacak hasımlarımız zihin karışıklığı, cesaret eksikliği, merak eksikliği ve hayal eksikliği ile tembellik ve savurgan egoizmdir. Bunlar bu mücadelenin düşmanlarıdır; bunlar insan özgürlüğü ve başarısının tutsak tutulduğu hapishanenin gardiyanlarıdır. s. 132-133
Kaynak: Açık Komplo, H. G. Wells, Çev. Sibel Cantemir, İbrahim Kapaklıkaya, Anka
Yayınları, 1. Basım, İstanbul, Ekim 2004.
No comments:
Post a Comment