Dinin Ters-yüz Edilmesinin Biçimlerinden Biri de...
Kur'an der ki: “(Ey insanoğlu!) sana gelen her iyilik Allah'tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir.” (Nisa, 78)
Bir dinin ters-yüz edilmesi, yozlaşması, tam da bu düşüncenin ters-yüz edilmesiyle doğrudan ilişkilidir. Şöyle ki:
Siz, örneğin, milletçe bir maden faciasındaki durumu/sonucu Allah'tan biliyor, kader diye tanımlıyorsunuz, öbür taraftan Allahın yardımıyla milletçe kazanılmış bir savaşsın neticesi olarak sizi zafere eriştirenin, kurtaranın bir kul olduğunu söylüyorsunuz yani zaferi kendinizden, bir fânîden, bir insandan biliyorsunuz.
Halbuki Allah, peygamberine bile, zaferi kendinden bilmemesi için: ''Attığın zaman sen atmadın, Allah attı'' diyor. (Enfâl Sûresi 17).
Ve yine onu, böyle bir yanlışa düştüğü noktada şöyle uyarıyor:
''Allah’ın yardımı ve zafer geldiğinde,
Ve insanların Allah’ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde,
Rabbinin şanını yücelt, O’na hamdet ve O’ndan bağışlanma dile! Çünkü O, her zaman tevbeleri kabul edendir.'' (Nasr Sûresi 1-3).
Muhammed Esed, konuyla ilgili yorumunda isabetli bir şekilde: ''İnsanlar dine kalabalıklar halinde girseler bile, mümin kendine aşırı güvenden kaçınmalı, tersine daha mütevazi ve kendi zaaflarının daha fazla bilincinde olmalıdır.'' der.
Biz Müslümanlar bir işe teşebbüs etmeden önce ''inşaAllah: Allah dilerse'' temennisinde bulunuruz; bir iş bittikten sonra da ''MaşaAllah: Allah diledi de oldu'' deriz, böylece kendi nefsimize pay çıkarmadığımızı ifade etmiş oluruz. Biz, tüm güç ve kuvvetin Allah'ın ve Allah'dan olduğuna inanırız. (Lâ havle ve-lâ kuvvete illâ billâh). O bize bu yetenekleri bahşetmeseydi o şeye erişemeyeceğimizi bilir, öyle kabul ederiz.
Ve yine biz en çok övgüye (hamde) layık olanın, en çok övgüyü (hamdi) hak edenin Yüce Allah olduğunu teslim ederiz. Bizi müslüman yapan, başımıza gelen iyilikleri başkasından değil, kendimizden değil, kendi nefsimizden değil, Allah'tan bilmemiz ve kabul etmemizdir.
Allah'tan değil de O'nun kullarından bilmek, onların sayesinde diye kabul etmek bizi O'na denk tutmalara götürecektir. Allah'ın -insanların gözünde çok ama çok sevdikleri, çok fazla yararlılıklarını gördükleri- kullarını kutsamanın, yüceltmenin, onlara Allah'a denk/eş değer yüklemenin yanlışlığına dikkat çekilerek devamlı uyarılmaktayız, Kur'an boyunca. Örneğin:
''O nankörler benden ayrı olarak kullarımı kendilerine veliler yapacaklarını mı sandılar? Biz kafirlere cehennemi konak olarak hazırladık.'' (Kehf Sûresi 102).
Allah, elçisine bile kendini şöyle tanıtmasını ister ki, takipçileri onu öyle tanısınlar:
De ki: "Ben de sizin gibi bir insanım; Tanrınızın bir tek Tanrı olduğu bana vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı arzu ediyorsa iyi iş yapsın ve Rabbine kullukta hiç KİMSEYİ O'na ortak etmesin, denk tutmasın. (Kehf Sûresi 110)
Ama maalesef insanoğlunun hastalığı bu ki, yapmadan duramıyor:
''O'dur ki sizi bir tek nefisten yarattı, gönlü ısınsın diye ondan eşini var eti; eşini sarıp örtünce (eşiyle birleşince) eşi, hafif bir yük yüklendi, onu gezdirdi. (Yükü) ağırlaşınca ikisi beraber Rableri Allah'a du'a ettiler: "Eğer bize iyi, güzel bir çocuk verirsen elbette şükredenlerden oluruz!" (dediler). Fakat (Allah) onlara iyi, güzel bir çocuk verince, kendilerine verdiği şeyde Allah'a ortaklar koşmağa, (o çocuğu Ona denk tutmaya, onu onlara onu Veren'le eşit değerde görmeye) başladılar. Allah ise onların ortak koştukları şeylerden yücedir.'' (A’râf Sûresi 189-190)
Hali pür melalimiz özetle böyle.
Temennimiz şöyle olsun:
Allahümme erinel hakka hakkan verzukne'ttibâ'ah ve erinel bâtıla bâtılan verzukne'ctinâbeh.
Allahım, bize hakkı hakk olarak göster ve ona uymayı nasîb eyle, bâtılı da bâtıl olarak göster ve ondan sakınmayı nasîb eyle.
Dinini ters-yüz edenlerden olmaktan ve böylelerine uymaktan ve onlara kanmaktan koru bizleri! Amin!
No comments:
Post a Comment