AYNA KORKUSU
Mustafa Özbaş
Bir süre önce
bir filmde bir annenin yaramazlık yaparak eve dönen kızına nasıl davrandığını
izlemiş ve çok etkilenmiştim. Aslında olması gerektiği gibi davranmıştı. Bence
de normal ve erdeme uygun olan buydu. Fakat beni niye bu kadar etkilemişti
peki? Çünkü biz bu tür yaklaşımlara alışkın değildik, biz böylesini
görmemiştik, bize böyle davranıldığı hiç vaki değildi, bizim dünyamızda
görülmüş şeyler değildi böylesi. Evet şimdi sözkonusu etkileyici sahneyi
anlatabilirim:
Yaramazlık yapıp
eve dönen kızına anne önce kollarını açıyor onu hiç bir şey olmamış gibi bir
güzel bağrına basıyor, çocuk üzerinden suçluluk duygusunu attıktan bir süre
sonra kızını çekip bir kenara bu şekilde davranışlarda bulunmasının
yanlışlığını ikna edici bir şekilde izah ediyordu. Sonunda kız kendisine ve
annesine öyle bir söz verdi ki, aynı yanlışı bir daha yapmadı.
Çok nadir de olsa insani ve ailevi ilişkilerde
rastladığımız bu tür erdemli yaklaşımlar keşke milletler arası ve dinler arası
ilişkilerde de kendini gösterseydi. Maalesef
bu konuda da olması gereken erdemi ortaya koyamadık. Biz yine
bildiğimizi okuduk, çünkü ezberimizde o vardı. Biz bunu öğrenmemiştik, bize
ezberletilmişti bu. Öğrenmek, sorgulayarak bilmek demek iken ezber,
sorgulamadan bilgi dağarcığımıza kaydetmek demektir.
Çocuğumuz
yaptığı yaramazlıkla karşımıza çıktığında biz olsak ne yapardık? Bir güzel
pataklardık hiç kuşkusuz. Aynı tepkiyi karikatür krizinde de yaşadık: tepkimizi
yakarak, yıkarak, küfrederek ortaya koymak suretiyle.
Karikatür krizi
üzerine, krizin vuku bulmasının hemen ardından hemen herkes bir şeyler söyledi
ve yazdı. Tabii bunların hemen hemen çoğu sağlıksız ve fevri değerlendirmeler
idi. Yukardaki film sahnesinde olduğu gibi sağlıklı bir değerlendirme
yapabilmek için aradan bir zaman geçmesi daha iyi bence. Bu arada elbette
sağlıklı değerlendirmeler yapılmadı değil, fakat bunların sesi ayyuka çıkan
gürültü patırtıdan dolayı kısık ve etkisi sönük kaldı. ‘Aş, pişirildiği
hararette yenmez! diye bir Alman atasözü aklıma geldi bu vesileyle.
Buna göre
olayları yaşandıkları, ilk ânların heyecânıyla değil, en azından aradan kâfi
bir miktar zaman geçtikten, deyim yerindeyse ilk hararet biraz soğumaya
başladıktan sonra değerlendirmeye tâbî tutmaya özen göstermek lazımdır. Böyle
bir yaklaşım her zaman çok daha sıhhatli tesbitlerde bulunabilmeyi sağlamıştır.
Aynı şekilde;
ortalık buharlıyken aynaya bakılsa da net bir şey görmek mümkün değildir. Çünkü
buhar aynanın yüzünü de kaplamış durumdadır. Buhar dağıldıktan sonra, şimdi
başımızı ellerimizin arasına alıp bir güzel özeleştiri yapmamız gerekiyor. Amma
ve lakin bizde ‘ayna korkusu’ varsa nasıl yapacağız bunu. Aslında temel
sorunumuz bu bence. Bizim toplumlarımızda aynaya bakma korkusu var. Kim korkar
aynadan peki? Kusuru olan korkar elbette. Kusuruyla kim yüzleşmek istemez peki?
Kusurundan memnun olan istemez elbette.
Aslında burada
karikatür krizi vesilesiyle doğal olarak bir medeniyetler karşılaştırması ve
hatta yüzleştirmesi de yapmış oluyoruz bir bakıma. Bunu yapmak, ihmal etmemek
gerekiyor aslında. Bu zaten peygamberimizin ‘hikmet müminin yitiğidir, onu
nerede bulursa almaya herkesten daha layıktır.’ sözünün bir gereğidir. Bizden
olmayan veya beğenmediğimiz kimselerde bir güzellik, iyilik ve hayr varsa
kendilerini beğenmememize rağmen bunları almak ve bunlardan faydalanma erdemini
gösterebilmek...
Sevgi ve
esenlikle kalınız...
No comments:
Post a Comment