Tuesday, 19 February 2013


AYNA KORKUSU

Mustafa Özbaş

Bir süre önce bir filmde bir annenin yaramazlık yaparak eve dönen kızına nasıl davrandığını izlemiş ve çok etkilenmiştim. Aslında olması gerektiği gibi davranmıştı. Bence de normal ve erdeme uygun olan buydu. Fakat beni niye bu kadar etkilemişti peki? Çünkü biz bu tür yaklaşımlara alışkın değildik, biz böylesini görmemiştik, bize böyle davranıldığı hiç vaki değildi, bizim dünyamızda görülmüş şeyler değildi böylesi. Evet şimdi sözkonusu etkileyici sahneyi anlatabilirim:

Yaramazlık yapıp eve dönen kızına anne önce kollarını açıyor onu hiç bir şey olmamış gibi bir güzel bağrına basıyor, çocuk üzerinden suçluluk duygusunu attıktan bir süre sonra kızını çekip bir kenara bu şekilde davranışlarda bulunmasının yanlışlığını ikna edici bir şekilde izah ediyordu. Sonunda kız kendisine ve annesine öyle bir söz verdi ki, aynı yanlışı bir daha yapmadı.
Çok  nadir de olsa insani ve ailevi ilişkilerde rastladığımız bu tür erdemli yaklaşımlar keşke milletler arası ve dinler arası ilişkilerde de kendini gösterseydi. Maalesef  bu konuda da olması gereken erdemi ortaya koyamadık. Biz yine bildiğimizi okuduk, çünkü ezberimizde o vardı. Biz bunu öğrenmemiştik, bize ezberletilmişti bu. Öğrenmek, sorgulayarak bilmek demek iken ezber, sorgulamadan bilgi dağarcığımıza kaydetmek demektir.
Çocuğumuz yaptığı yaramazlıkla karşımıza çıktığında biz olsak ne yapardık? Bir güzel pataklardık hiç kuşkusuz. Aynı tepkiyi karikatür krizinde de yaşadık: tepkimizi yakarak, yıkarak, küfrederek ortaya koymak suretiyle.

Karikatür krizi üzerine, krizin vuku bulmasının hemen ardından hemen herkes bir şeyler söyledi ve yazdı. Tabii bunların hemen hemen çoğu sağlıksız ve fevri değerlendirmeler idi. Yukardaki film sahnesinde olduğu gibi sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için aradan bir zaman geçmesi daha iyi bence. Bu arada elbette sağlıklı değerlendirmeler yapılmadı değil, fakat bunların sesi ayyuka çıkan gürültü patırtıdan dolayı kısık ve etkisi sönük kaldı. ‘Aş, pişirildiği hararette yenmez! diye bir Alman atasözü aklıma geldi bu vesileyle.

Buna göre olayları yaşandıkları, ilk ânların heyecânıyla değil, en azından aradan kâfi bir miktar zaman geçtikten, deyim yerindeyse ilk hararet biraz soğumaya başladıktan sonra değerlendirmeye tâbî tutmaya özen göstermek lazımdır. Böyle bir yaklaşım her zaman çok daha sıhhatli tesbitlerde bulunabilmeyi sağlamıştır.

Aynı şekilde; ortalık buharlıyken aynaya bakılsa da net bir şey görmek mümkün değildir. Çünkü buhar aynanın yüzünü de kaplamış durumdadır. Buhar dağıldıktan sonra, şimdi başımızı ellerimizin arasına alıp bir güzel özeleştiri yapmamız gerekiyor. Amma ve lakin bizde ‘ayna korkusu’ varsa nasıl yapacağız bunu. Aslında temel sorunumuz bu bence. Bizim toplumlarımızda aynaya bakma korkusu var. Kim korkar aynadan peki? Kusuru olan korkar elbette. Kusuruyla kim yüzleşmek istemez peki? Kusurundan memnun olan istemez elbette.

Aslında burada karikatür krizi vesilesiyle doğal olarak bir medeniyetler karşılaştırması ve hatta yüzleştirmesi de yapmış oluyoruz bir bakıma. Bunu yapmak, ihmal etmemek gerekiyor aslında. Bu zaten peygamberimizin ‘hikmet müminin yitiğidir, onu nerede bulursa almaya herkesten daha layıktır.’ sözünün bir gereğidir. Bizden olmayan veya beğenmediğimiz kimselerde bir güzellik, iyilik ve hayr varsa kendilerini beğenmememize rağmen bunları almak ve bunlardan faydalanma erdemini gösterebilmek...

Sevgi ve esenlikle kalınız...


No comments:

Post a Comment

Post-Oryantalizm - Hamid Dabâşî

Post-Oryantalizm: Terör Çağında Bilgi ve İktidar —  Hamid Dabâşî Kitabın Tümünün Özeti Hamid Dabâşî’nin Post-Orientalism: Knowledge and Powe...