Tuesday, 19 February 2013


İNANÇLARIN GÖKKUŞAĞI

Mustafa Özbaş 

Söze Hz. Muhammed’in bir sözü ile başlamayı yazının başlığı ve içeriği açısından uygun gördüm:

“İnsanlık  Allah’ın ev halkıdır.”

Bu güzel sözü ona söyleten hiç şüphesiz, kendisinin ve model olmak üzere gönderildiği insanların düşünce dünyalarına ve gündelik hayatlarına yön vermek üzere gönderilen kutsal kitap Kur’an’dır.

Şimdi konuyu Kur’an perspektifinden hareketle değerlendirmeye çalışalım bakalım.

Kur’an’ın hemen ilk ayeti Allah’ı ‘Alemlerin Rabbi’ olarak niteler (1 Fatiha 2) ki bu O’nun Hıristiyan’ın da, Musevi’nin de, Mecusi’nin de, Budist’in de, Müslüman’ın da Rabbi olduğu  anlamına gelmektedir. Zira O, tarih boyunca tüm bu topluluklara  elçi yollamış, aralarında bir ayırım yapmamış, hiç birini yol göstericiliğinden yoksun bırakmamıştır.

O, yaratmış olduğu insanların dillerinin ve renklerinin farklı farklı oluşunu birinin diğerine olan üstünlüğünün bir alameti olarak nitelendirmemiş, bilakis bunu varlığının belgelerinden biri olarak göstermiştir:

O’nun ayetlerinden biri de (….) dillerinizin ve renklerinizin farklı olmasıdır. Şüphesiz bunda, bilenler için ibretler vardır. (30 Rum 22)

Yine insanları farklı renklerde ve farklı cinsiyette yaratmış olması da; birbirleriyle tanışma ve kaynaşma dışında başka bir amacına yönelik değildir.

Ey insanlar, biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah yanında en üstün olanınız, O’na karşı en çok sorumluluk bilinci taşıyanınızdır. Allah bilendir, haber alandır. (49 Hucurat 13)

O isteseydi tüm insanlığı bir tek din üzere yaratırdı/toplardı fakat her dini topluluğa verdikleriyle kendilerini sınamayı, faydalı işlerde birbirleriyle yarışmalarını amaçlamıştır.

 Sana da kendinden önceki Kitabı doğrulayıcı ve onu kollayıp koruyucu olarak bu Kitab’ı gerçekle indirdik. (….) Sizden her biriniz için bir yol ve bir yöntem belirledik. Allah isteseydi, hepinizi bir tek ümmet yapardı, fakat size verdiğiyle sizi sınamak istedi. Öyleyse hayır işlerine koşun, hepinizin dönüşü Allah’adır. O size ayrılığa düştüğünüz şeyleri haber verecektir. (5 Maide 48)

Allah ve O’nun elçisi insanlığı böyle görür ve gösterirken, O’nun kulları acaba neden kendilerine, kendi dillerine, kendi ırklarına, kendi dinlerine diğerlerinin üzerinde bir paye vermeye kalkışmaktadırlar. Neden kendisi dışındakileri hep kendilerine benzetmeye çalışmakta ve bu yüzden tarih boyunca birbirlerinin kanını dökmektedirler. Görüleceği üzere bu topluluklar Tanrı’nın sözünü dinlemedikleri için, O’nun insanlığı değerlendirme kıstaslarına/kriterlerine razı olmadıkları için bu perişan durumlara düşmektedirler.

Eğer insanlar da peygamberleri gibi insanlığı Tanrı’nın ev halkı olarak görselerdi; bunun bütün dünyayı tek bir ev halkı olarak görmek   anlamına geldiğini yani hangi dile, hangi dine, hangi cinsiyete, hangi ırka ve renge sahip olurlarsa olsunlar dünyada yaşayan bütün insanların Tanrı’nın ev halkından olduğu bilinciyle hareket ederler ve O’nun verdiği nimetleri sevgi ve dostluk içinde paylaşırlardı.

Fakat ne yazık ki insanlık hala bu yüce değerlerden yoksun bir yaşam sürdürmeye devam etmektedir. Hala her sabah ‘Tanrım beni kadın olarak yaratmadığın için sana sonsuz minnetttarım’ diye dua ederek güne başlayan,  kendisini ve kendi dininden olanları dünyanın en şanslı insanları olarak görüp ‘Ya Rabbi! Bizi bu ülkede, bu din üzere yarattığın için sana sonsuz hamdu senalar olsun’ diye dua eden dindarlar var. Kendinden başkasının kurtuluşunu amaçlamayan bu bencilce anlayış yüzündendir ki dünya rahat yüzü görememektedir.

Allah insanları bir gökkuşağının renkleri gibi değişik dillerde, dinlerde, ırklarda ve renklerde yaratmışsa bu böyle kalmalıdır. Bunu bozmaya yönelik tüm beşeri müdahaleler dünyayı siyah ve beyazdan oluşan iki kutuba indirgemekte ve sonuç olarak sürekli çarpıştırmaktadır. Hangi dine mensup olursa olsun akıllı dindarlar sağduyulu davranıp bu oyuna gelmemeli ve bu duruma müsaade etmemelidirler. Onlar için İsa peygamberin şu sözünü hatırlatarak bu ilk yazıma son vermek istiyorum.

"Yeryüzünün tuzu sizsiniz. Ama tuz tadını yitirirse, bir daha ona nasıl tuz tadı verilebilir? (Matta 5: 13)

Tuz yararlıdır. Ama tuz, tuzluluğunu yitirirse, bir daha ona nasıl tat verebilirsiniz? (Markos 9: 50)

Sevgi ile kalınız…

No comments:

Post a Comment

Post-Oryantalizm - Hamid Dabâşî

Post-Oryantalizm: Terör Çağında Bilgi ve İktidar —  Hamid Dabâşî Kitabın Tümünün Özeti Hamid Dabâşî’nin Post-Orientalism: Knowledge and Powe...