İNANÇLARIN GÖKKUŞAĞI
Mustafa Özbaş
Söze Hz. Muhammed’in bir sözü ile başlamayı yazının başlığı ve içeriği açısından uygun gördüm:
Söze Hz. Muhammed’in bir sözü ile başlamayı yazının başlığı ve içeriği açısından uygun gördüm:
“İnsanlık Allah’ın ev halkıdır.”
Bu güzel sözü
ona söyleten hiç şüphesiz, kendisinin ve model olmak üzere gönderildiği
insanların düşünce dünyalarına ve gündelik hayatlarına yön vermek üzere
gönderilen kutsal kitap Kur’an’dır.
Şimdi konuyu
Kur’an perspektifinden hareketle değerlendirmeye çalışalım bakalım.
Kur’an’ın hemen
ilk ayeti Allah’ı ‘Alemlerin Rabbi’ olarak niteler (1 Fatiha 2) ki bu O’nun
Hıristiyan’ın da, Musevi’nin de, Mecusi’nin de, Budist’in de, Müslüman’ın da
Rabbi olduğu anlamına gelmektedir. Zira
O, tarih boyunca tüm bu topluluklara
elçi yollamış, aralarında bir ayırım yapmamış, hiç birini yol
göstericiliğinden yoksun bırakmamıştır.
O, yaratmış
olduğu insanların dillerinin ve renklerinin farklı farklı oluşunu birinin
diğerine olan üstünlüğünün bir alameti olarak nitelendirmemiş, bilakis bunu
varlığının belgelerinden biri olarak göstermiştir:
O’nun
ayetlerinden biri de (….) dillerinizin ve renklerinizin farklı olmasıdır.
Şüphesiz bunda, bilenler için ibretler vardır. (30 Rum 22)
Yine insanları
farklı renklerde ve farklı cinsiyette yaratmış olması da; birbirleriyle tanışma
ve kaynaşma dışında başka bir amacına yönelik değildir.
Ey insanlar, biz
sizi bir erkek ve bir kadından yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi
milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah yanında en üstün olanınız, O’na karşı
en çok sorumluluk bilinci taşıyanınızdır. Allah bilendir, haber alandır. (49 Hucurat
13)
O isteseydi tüm
insanlığı bir tek din üzere yaratırdı/toplardı fakat her dini topluluğa
verdikleriyle kendilerini sınamayı, faydalı işlerde birbirleriyle yarışmalarını
amaçlamıştır.
Sana da kendinden önceki Kitabı doğrulayıcı ve
onu kollayıp koruyucu olarak bu Kitab’ı gerçekle indirdik. (….) Sizden her
biriniz için bir yol ve bir yöntem belirledik. Allah isteseydi, hepinizi bir
tek ümmet yapardı, fakat size verdiğiyle sizi sınamak istedi. Öyleyse hayır
işlerine koşun, hepinizin dönüşü Allah’adır. O size ayrılığa düştüğünüz şeyleri
haber verecektir. (5 Maide 48)
Allah ve O’nun
elçisi insanlığı böyle görür ve gösterirken, O’nun kulları acaba neden
kendilerine, kendi dillerine, kendi ırklarına, kendi dinlerine diğerlerinin
üzerinde bir paye vermeye kalkışmaktadırlar. Neden kendisi dışındakileri hep
kendilerine benzetmeye çalışmakta ve bu yüzden tarih boyunca birbirlerinin
kanını dökmektedirler. Görüleceği üzere bu topluluklar Tanrı’nın sözünü
dinlemedikleri için, O’nun insanlığı değerlendirme kıstaslarına/kriterlerine
razı olmadıkları için bu perişan durumlara düşmektedirler.
Eğer insanlar da
peygamberleri gibi insanlığı Tanrı’nın ev halkı olarak görselerdi; bunun bütün
dünyayı tek bir ev halkı olarak görmek
anlamına geldiğini yani hangi dile, hangi dine, hangi cinsiyete, hangi
ırka ve renge sahip olurlarsa olsunlar dünyada yaşayan bütün insanların
Tanrı’nın ev halkından olduğu bilinciyle hareket ederler ve O’nun verdiği
nimetleri sevgi ve dostluk içinde paylaşırlardı.
Fakat ne yazık
ki insanlık hala bu yüce değerlerden yoksun bir yaşam sürdürmeye devam
etmektedir. Hala her sabah ‘Tanrım beni kadın olarak yaratmadığın için sana
sonsuz minnetttarım’ diye dua ederek güne başlayan, kendisini ve kendi dininden olanları dünyanın
en şanslı insanları olarak görüp ‘Ya Rabbi! Bizi bu ülkede, bu din üzere
yarattığın için sana sonsuz hamdu senalar olsun’ diye dua eden dindarlar var.
Kendinden başkasının kurtuluşunu amaçlamayan bu bencilce anlayış yüzündendir ki
dünya rahat yüzü görememektedir.
Allah insanları bir
gökkuşağının renkleri gibi değişik dillerde, dinlerde, ırklarda ve renklerde
yaratmışsa bu böyle kalmalıdır. Bunu bozmaya yönelik tüm beşeri müdahaleler
dünyayı siyah ve beyazdan oluşan iki kutuba indirgemekte ve sonuç olarak
sürekli çarpıştırmaktadır. Hangi dine mensup olursa olsun akıllı dindarlar
sağduyulu davranıp bu oyuna gelmemeli ve bu duruma müsaade etmemelidirler.
Onlar için İsa peygamberin şu sözünü hatırlatarak bu ilk yazıma son vermek
istiyorum.
"Yeryüzünün
tuzu sizsiniz. Ama tuz tadını yitirirse, bir daha ona nasıl tuz tadı
verilebilir? (Matta 5: 13)
Tuz yararlıdır.
Ama tuz, tuzluluğunu yitirirse, bir daha ona nasıl tat verebilirsiniz? (Markos
9: 50)
Sevgi ile
kalınız…
No comments:
Post a Comment