Tuesday, 19 February 2013



MÜSLÜMAN OLMAYAN BİR ÜLKEDE MÜSLÜMANCA YAŞAMAK

Mustafa Özbaş

 (…) De ki, "Eğer inanmışsanız, imanınız size ne kötü şey emrediyor size?" (2 Bakara 93)

Bu yazımızın başlığının uzunca adı şöyle de düşünülebilir: Bir Müslüman kendi dünya görüşüne sahip olmayan bir ülkeye niçin göç eder/sığınır ve orada nasıl yaşar/yaşamalıdır?

Müslümanların yaşamına yön vermesi gereken, hayatlarında her şeyden daha aziz ve yüce bildikleri Allah’ın kelamı olan Kur’an’dır. Çünkü O’nun iradesine teslim olacaklarına dair verdikleri gönülden bağlılık sözü ile Müslüman ismini almışlardır. Bu öncülden yola çıkarak Kur’an’ın konuyu nasıl ele aldığına göz atmak hayatımıza yön verici olacaktır.

Kur’an, bir Müslüman’ın, ekonomik sebeplerle, can güvenliği nedeniyle ve inandığı değerler yüzünden gördüğü baskı ve işkenceler  sebebiyle hicret edebileceğinden yani memleketini terk etmeye mecbur kalabileceğinden örnekler verir bize. Yusuf peygamberin ve ailesinin Mısır’a göç etmek zorunda kalmaları ekonomik sebeplerden dolayı iken, Musa peygamberin Mısır’ı ilk terke mecbur kalışı can güvenliği sebebiyledir. Musa peygamberin Mısır’ı ikinci defa terke mecbur kalışı ve Hz. Muhammed’in etrafındaki inananların, Mekke’yi terk etmeye mecbur bırakılıp Habeşistan’a ve Medine’ye yaptıkları göçler ise; bir topluluğun inançları yüzünden gördükleri baskı ve işkence sonucu yaptıkları siyasi göç örnekleridir.

Bu hatırlatmalardan sonra gelelim bu sığınmacı kimselerin, yaşadıkları yeni ülkedeki yaşam biçimlerine:

Ekonomik açıdan imkana kavuşan, can güvenliği açısından ve inançları yüzünden artık kendilerini emniyette hisseden bu insanlar, acaba göç ettikleri/sığındıkları bu memleketlerde, kendilerine bu imkanı sağlayan kişi ve yönetimlere karşı nasıl davranmışlardır. Hem de aynı inancı paylaşmamalarına, farklı dinlerden olmalarına rağmen. 

Sırayla bir tahlil yapmak gerekirse şunları söyleyebiliriz:

Yusuf peygamberi, efendisinden gördüğü iyilikler dolayısıyla tamamen bir minnet ve şükran tavrı içerisinde görmekteyiz. (12 Yusuf 23). Ayrıca gösterdiği dürüst ve örnek yaşam tarzı sayesinde ülke yönetiminde söz sahibi olduğunu (12 Yusuf 56) ve nihayetinde, ekonomik açıdan  zor şartlarda olan ailesini de Mısır’a getirtmeyi başardığını görmekteyiz. (12 Yusuf 99-101). Yusuf peygamber böyle bir yaşam tarzı ortaya koymasaydı, nasıl olurdu da kıssasından hissemizi alalım diye bize dürüstlük timsali bir insan olarak anlatılırdı.

Musa peygambere gelince; onu da, daha hemen işin başında, sığındığı memleketin haksızlığa uğrayan insanlarının yardımına koştuğunu görüyoruz. (28 Kasas 23-28) Yaptığı bu iyilik sayesindedir ki, Musa peygamber emniyete kavuşmakla kalmamış, bunun yanında büyük ödüllere de layık görülmüştür. İşte yine dürüstlüğün meyveleri.

Ve, ve yine Müslümanların Mekke’yi terk etmeye mecbur kalıp Habeşistan’a sığınmalarını müteakip oradaki yaşantılarının, bütünüyle minnettarlık duyguları yüklü olduğunu görmekteyiz. İşte Hz. Peygamber’in, dönemin Hıristiyan Habeş kralının vefat haberini aldığı vakit gıyaben cenaze namazını kılması bu minnettarlık duygusu ve vefa borcunun bir ifadesidir. Hem de aynı dinden olmamasına rağmen…

Bu arada, Habeşistan’a göç etmiş olan Müslümanların orada Müslümanlık propagandası yaptıklarına dair hiçbir tarihi bilginin bize intikal etmiş olmadığını belirtmek isterim. Bilakis Müslümanlardan Hıristiyanlığı seçen(ler) olduğundan haberdarız.

Bir vecize ile demek istediklerimi noktalamak istiyorum: “El İnsânu Abdu’l İhsân = İnsan iyiliğin kölesidir.”

İyilik gördüğümüz kimselere karşı nankörlük etmemek ahlakımız olsun…

Sevgi ile kalınız…


No comments:

Post a Comment

Post-Oryantalizm - Hamid Dabâşî

Post-Oryantalizm: Terör Çağında Bilgi ve İktidar —  Hamid Dabâşî Kitabın Tümünün Özeti Hamid Dabâşî’nin Post-Orientalism: Knowledge and Powe...