KIYAME SURESİ BAĞLAMINDA ÖZELEŞTİRİ SORUMLULUĞUMUZ
Mustafa
ÖZBAŞ
Blog'umuzun adı özedönüş. Aslında özeleştiri diye düşünülmüş ve
planlanmıştı. Fakat bu özeleştiri, öze dönüş, dolayısıyle Kur'an'a dönüş'ü de
kapsadığı için böyle oldu. Ama yine de özeleştiri vazifesi görecek.
Niçin özeleştiri?
Rabbimiz Kıyame suresinin ikinci
ayetinde 'kendini kınayan nefs'e and içiyor, bildiginiz gibi. Bizler müslümanlar
olarak öncelikle hata ve kusurlarımız hususunda kendimizi hesaba çekmeliyiz.
Bunun için Allah kendini kınayan nefse and içiyor.
Başkaları kusurlarımız hususunda bize
ayna tutmadan biz kendimize, içimize bu aynayı tutabilirsek kendimizi daha
kolay düzeltebilir ve hayatımızın seyrinde ilerlemeler kaydedebiliriz. Gelin
görün ki, bu da o kadar zor ki? Belki de nefislerimize en ağır gelen
hususlardan biridir bu. Eğer
biz bunu yapmazsak başkaları bize ayna tutar. Ama onların da dost olanı var,
olmayanı var. Dost olmayanlar kusurlarımızı büyük göstermek için özellikle ve
maksatlı olarak dev aynası tutuyorlar. Kusurlarımızın abartılarak veya olduğu
gibi yüzümüze vurulmasından da hoşlanmıyoruz. Bu da nefislerimize ağır geliyor.
Düzelmek istiyorsak mutlaka bu ikisinden birini seçmek durumundayız. İkisinden
birini seçmezsek düzelmemiz hiç mümkün olmayacaktır. Peki o zaman...?
Bir kaç on yıldır dillere pelesenk
edilmesine rağmen kimi islami kavramlar, maalesef tam anlamıyla anlaşılmadan
veya özümsenmeden tüketilmiştir.
Böyle bir girişten sonra "öze dönüş" ne demektir, bunu açıklamaya gayret edelim:
Öze dönüş; fıtrata dönüştür..
Öze/fıtrata dönmek ise Kur'an'a dönmek demektir. Zira Kur'an, Fatır olan
Allah'ın fıtratlara uygun kelamıdır.. Fatır olan Allah'dır, fıtratları
düzenleyen. Ve yine O'dur, fıtratlara uygun vahiy gönderen...
İnsanoğlu her nedense kurtuluşu da suçu da hep dışarıda arayagelmiştir. Zira
hata yaptığında veya unuttuğunda 'şeytan bana unutturdu' der. (18 Kehf 63)
Şeytan'a bulur kabahati. Veya 'yahudi' der, 'siyonizm' der, 'mason' der vs...
Ama hep bir başkasıdır suçlu olan. Kendi nefsine zerrece toz kondurmaz. İçten
çürüyüp devrilmiş bir ağaç ta dile gelseydi herhalde kabahati 'rüzgar'a
bulurdu. Halbuki rüzgar aslında bir sonuçtur, sebep değil. Asıl sebep, içten
çürümedir, yozlaşmadır..
İnsanoğlu öyle küstah bir gurura
sahiptir ki, hatasını kabullenmeyi o lanet olası küstah gururuna/nefsine
yedirememektedir her nedense. Oysa insana düşen en akıllıca şey, kendileri bize
örnek gösterilen (7 A'raf 28, 20 Taha 114-115) insanlık dünyasının sorumlu
ilkleri olan atalarımız Adem ve eşinin yaptığı gibi yapmaktır:
"Ey
Rabbimiz, dediler, biz öz nefislerimize zulmettik. Eğer bizi affetmez, bize
acımazsan elbette ki hüsrana uğrayanlardan olacağız." (7 A'raf 23)
Görüldüğü gibi bu ilk günah olayında
Adem ile eşi suçu şeytana yüklemek yerine nefislerine yüklemişler, kendileri
üstlenmişlerdir ki; onların oğulları olan bizler için bu ilk örneklik büyük bir
kıymeti haizdir.
İnsanoğlu kurtuluşu da dışarıda
arayagelmiştir... Zira hep, bir kurtarıcı; bir mesih, bir mehdi, bir müceddid
vs.. bekleyedurmuştur. Oysa Fatır olan Allah fıtratlara, kurtuluşun da,
nefislerden başlaması gerektiği reçetesini sunmuş, kurtarıcıyı dışarda aramakla
değil, kendimizde, kendi içimizde bulabileceğimiz gerçeğini bizlere
vahyetmiştir: Gerçek şu ki Allah, bir
toplumun durumunu, onlar kendi nefislerinde olanı değiştirmedikçe, değiştirmez.
(13 Ra'd 11)
Görüleceği gibi değişim, dolayısıyla
kurtuluşa erişmenin yolu da nefislerde başlamalıdır. Kurtarıcı ve kurtuluşu da
dışarıda, dışımızda değil içimizde aramalıyız. Müteakip yazılar da özedönüş ve sorgulama üzerine devam edecektir...
Sevgi ile kalınız.......
En
Doğrusunu ALLAH Bilir. Hatalarımızdan, HATADAN BERİ OLAN'a sığınırız.
No comments:
Post a Comment