Wednesday, 4 May 2022

Mitosun Muğlaklığı; Yunan Felsefesinin Mitik Çerçevesi - Jan Patocka

Mitosun Muğlaklığı; Yunan Felsefesinin Mitik Çerçevesi - Jan Patocka

Tüm bilişsel [cognitive] etkinliğimiz yargı sistemlerinde gerçekleşir ve bu nedenle bir hedefe yönelik bilinçli [consciente] etkinliğimizin bir ürünüdür. İşte bu bilmedir. s. 52

Başlangıçta felsefe çok özel bir biçimdedir. Düşünümün başladığı yerde, felsefe embriyo olarak bulunur, daha doğmamıştır ama doğmanın eşiğinde olduğunu söyleyebiliriz ve o zaman bu fundamental sorun halihazırda mevcuttur. Zaten mitos olarak ön-düşünüm biçimindedir veya en azından belirli ve tipik mitoslar biçiminde gösterilir. Yunan felsefesi kendi bütünlüğünde mitik bir çerçeveye sahiptir. 

Bu mitik çerçeveyi biraz işlemeye çalışacağım. Bu müthiş bir görevdir, benim yetkinliğimi aşar, çok geniş bilgi ve ilk olarak filoloji ve tarih araştırmaları gerektiren bir görevdir; bunu ne başarabilirim ne de tasarlayabilirim. Bununla birlikte, fundamental mitik yapı bir noktaya kadar ilk Yunan felsefesinin bazı fundamental gerçeklerine dayanarak kanıtlanabilir ... sadece bu ilk felsefede değil ama aynı zamanda klasik felsefeden, Platon ve Aristoteles'in büyük felsefelerinden, bundan sonra gelen temelde sadece bir yeniden ele alma ve bir yineleme olduğundan bahsetmiyorum bile. Mitos, sanki hiçbir şey olmamış gibi, insanın kendisini kökten kurtarabileceği bir şey değildir

Terimin mecazi anlamındaki mitoslardan, tırnak içindeki mitostan bahsetmiyorum. 20. yüzyıl mitosu, genel grev, kesintisiz ilerleme mitosu vb. gibi sözde-mitoslar, terimin gerçek anlamıyla mitos değildir. Günümüzde, ideolojik nedenlerden kaynaklanan veya bunlara bağlı bu tür, eleştirilmemiş veya eleştirilmeden kabul edilmiş genel düşünce motifleri ve temsilleri kendilerini sıkça mitos olarak adlandırılır. Terimin en derin ve radikal anlamında mitos başka [bir] şeydir.

Benim anladığım kadarıyla mitos insanın onsuz güçlükle yaşayabileceği bir şeydir. İnsanın bir biçimde gerçeklikten belirli taleplerde bulunduğu ideoloji meselesinde olduğu gibi, dış ihtiyaçlar nedeniyle değil. İnsan mitos olmadan yaşayamaz çünkü mitos doğrudur. Reel mitos doğrudur [veridique] . Ancak insan hakikatte yaşayan, başka türlü yaşamayan bir varlıktır; zira insan kendi yapısında, olduğu haliyle tezahür ve açıklık aracılığıyla belirlenen bir varlıktır ve ilkin, radikal ve henüz düşünüm-olmayan açıklık, kendisini mitos biçiminde ifade eder. Tarihteki mitos yok olmaz. s. 56

Bazı pozitivistler mitosu, Auguste Comte'un terimi kullandığı gibi, insan düşüncesinin fantastik bir aşaması olduğunu; daha sonra bunu soyut düşünce aşamasının takip ettiğini ve nihayet insanın hep başvurabileceği, işaret edebileceği verili olan kitlesel gerçekliğe tutunduğu ve böylece apaçık, görünür olan gerçeklik aşaması olduğunu tahayyül etmişlerdir. Diğer yandan mitos onların gözünde yalın bir anlatımdır; itiraz edilebilecek bir mesele değildir. Anlatımla ilgilidir. Şayet birisi ona inanmak isterse, bu kişinin kendisine kalmıştır.

Bir bakıma, doğal dünyada, kendini gösteren bir dünya içinde yaşadığımızdan, her zaman mitos içinde yaşıyoruz. 

Modern dünyamızda bu başka şeyi kavramak epey zordur. O kadar rasyonelleştirmeye, o kadar soyutlamaya meyilli olduk ki, her şeyi aynı yavan gerçekçi ve tekdüze üslupta görüyoruz. s. 57

Rasyonelleşmiş tahayyülümüzde uzay, okulda öğrendiğimiz şeydir: geometrinin veya olsa olsa fiziğin ve coğrafyanın uzayı. Yine de insan yaşamının somutluğu bu karşıtlık içinde kurulur. Bu karşıtlık olmadan yaşayamayız. Böyle bir dizi karşıt çift vardır. Mitik dünya sorunu yani yaşamımızın sorunu iki karşıt arasındaki ilişkidir, bu iki korkunç güç arasındaki ilişkinin ortaya konması, bizi dünyaya kabul eden ve bizi ezen ve her an tehlikeye atan bu güçtür. 

Bir yanda, kolay olmasa bile, her gün ve her dakika yorucu ve azimli bir çalışmayla bedelini ödemek zorunda olsak bile yine de sağlam, bizi ısıtan, bize rızık veren bize yakın sıcak dünya; diğer yanda, bir minvalde sürekli mevcut olan korkunç başka [bir] dünya vardır. Bunun etrafta bir yerde olduğu doğrudur ancak tam burada her an patlak verebilir, her birimizin içinde mevcuttur. s. 58

Şimdi iktidarının, gücünün, rahatlığının, dünyayı mesken tutma olanaklarının, kısaca bu dünyayı bizim tarafımızdan egemen kılan her şeyin daha en başında olduğu haliyle insanlık durumunda az önce işaret ettiğim şeyi hayal edin. Tamamen ilkel başlangıcında değil, o zamanlarda insan daha yarı-hayvani bir yaşamın alacakaranlığındaki sersemliği içinde tükenirdi, ancak Yakın Doğu'nun ilk büyük kent medeniyetleri zamanında, insanların bir devlet yaşamı, yerleşik toplumlarda yaşamı inşa etmeye başladığı zamanları [hayal edin] . Etrafta her yerde hala istikrarsız, neolitik yaşamın magması, göçebelik, ilkel tarım, hareketli bir yaşam tarzı vardır. Orada emsalsiz bir yaşamın unsurları olan kentler yükselir. Gılgamış destanı bir örnek sunar: Gılgamış'ın yaptığı ilk şey, sağlam duran, başka yere taşınamayan bir kent inşa etmektir. Kent o zamana kadar yaşam tarzını tamamen değiştiren ağır bir emekle, içgüdülere bağlı olan ve her şeyi bozan bir çilecilikle inşa edilmiştir. Erkekler eşlerinden ayrılır ve tamamen başka, farklı türden ağır bir tutkunun hizmetine verilir: iktidar, mücadele, savaş tutkusu. Ancak sonra içgüdüsel bitkinlikten daha yüksek bir gerilimle, daha yüksek bir kendilik bilinciyle donatılmış, daha zengin ve daha renkli bir yaşamın, doğuşun türediğini görülür. Bu, duygusal gerilim yoluyla yükselen ancak düşünmeyen bir bilinçtir. Bu duygusal gerilim de tutku yoluyla, şimdi düzen adamındaki tüm kısıtlanmamış içgüdüleri geri tutma, onları yönetme, tek bir yöne aktarma yoluyla yükselmektedir. Özellikle buradaki, en yüksek noktadaki insanın temel karakteristiği yani tehlike bilincidir; bu bilinç bir yandan, şayet doğruysa, daha fazla şeye sahip olduğumu ve kendimi daha iyi savunabileceğimi vurgular; diğer yandan, bu savunma o kadar çok yer tutar ki, aynı zamanda büyük ölçüde bir saldırıdır; kendimi savunmak, gözümün önünde daima risk ve ölüme de sahip olmaktır. ss. 59-60

Bu ikilik bütün mitoslar için geçerlidir. İkilik saf ve yalın bir mitosa ait olmayan ancak bir iyi ve kötünün dünyası olarak doğal dünyaya ait olması bakımından mitosa ait olan bir şeydir. s. 60

Yunan düşünümünün kaynağı sayılacak bu ilk aşamadan bir biçimde ortaya çıkan üç tipik mitos vardır. Bunlar ilk olarak yaşam ağacı ve bilme ağacı hakkındaki mitostur, ikincisi Babil'in Gılgamış mitosudur ve onun ebedi yaşam arayışıdır, üçüncüsü ise Oidipus ve kendi tezahürümüz olan ayartılma mitosudur.

Bilme ağacı ve yaşam ağacı mitosu, altmışıncı yaş günü nedeniyle Heidegger'e ithaf edilen derlemede yayımlanan çok güzel bir makalede Brocker tarafından analiz edilmişti. Son derece derin ve incelikli yorumunda, okuduğumuz Kitabı Mukaddes'in kanonik metni hususunda bazı düzeltmeler önerdi. Yazar özellikle bilme ağacının meyvelerini yeme yasağı ve yaşam ağacıyla ilgili her şey arasında çok kesin bir ayrım yapılması gerektiğini düşünmektedir. Neden? Bilme ağacı iyi ve kötüyü bilme ağacı olduğundan yaşam ağacı sonsuz yaşam ağacıyken, tanrıların sonsuza kadar yaşamak için, ölmemek için yedikleri meyveleri taşır. Bu ölüm ihtimalinin yarattığı tehdit, apaçık yaşamın kökenlerine kadar inen bir tehlikedir. İnsan bu ikiliğin bir bilgisine sahip olan varlık olması bakımından ortaya çıkar, insan dünyadaki tüm varlıklar arasında tek başına, tanrılar dışında tek başına, geri kalan her şeye kıyasla kendine özgü olanı neyin oluşturduğunu bilen varlıktır; bu varlık için, insan için dünya meydana çıkar, örtüsü kaldırılır. Bu mitosların hepsinde, insan için bu açılmış mevcudiyeti aynı anda lanetli kılan, ikiliğin bir başlangıç noktası vardır. Her şey vardır ve düzen içindedir, aralarında hiç ayrılık yoktur, varlığa hiç direnç yoktur, zira aralarında ne direnç ne de direnç-olmayan söz konusudur; ancak sadece bizim nazarımızda, zımni bir anlaşma vardır. Bizim için durum aynı değil, bu halledilemez çelişki bizim aramızdadır. Bizi biz yapan şey, aynı zamanda bizi varolanın geri kalanından dışlar. Biz düzen içinde olmayan bir varlığız. İşte bu bilme, iyi ve kötünün açılmış mevcudiyeti anlamındaki bilgidir. İnsan kendisine iyi ve kötülüğün meydana çıkarıldığı varlıktır, ancak bu meydana çıkma aynı zamanda günahın, itaatsizliğin ... sonucudur. Ayrıcalığımız aynı zamanda sürgünümüz ve bizim yitirilişimizdir.

Bilme ağacının meyvelerini yemenin yasak olmasının nedeni nedir? Y aşanı ağacı korunmamaktadır. Bilme ağacı güvende olduğu sürece onu gözetmek gereksizdir. Ancak insan bilme ağacının meyvesini tattığında, varlığının ayrılmaz bir parçası olan meydana çıkmayı talep ettiğinde, tanrıların kendilerine ayırdığı ölümsüzlük elması arzusu onda başlayacaktır. Tanrılar ölümsüzdür, zahmetsiz, kolayca yaşayanlardır.

Cennetten kovulma mitosun sonunda değil, en başındadır. Mitos, dramatik hikaye biçiminde, anlatının ilerleyişi özelinde değil daha çok eş zamanlı olarak görülmesi gereken bir şeyi anlatır.

Gılgamış mitosu benzer bir anlam sunar. Gılgamış ve Enkidu kültürel ilah, iyi, güneş tanrısı Marduk'un hizmetinde olan, yapılması gerekeni yapan kişilerdir. Bir tarafta, sadece hayvanlıktan kopan insanlık -bu Enkidu'dur. Enkidu hayvanlarla su içen ve onlarla otlanan vahşi bir adamdır. Kentin cazibesine kapılan, Gılgamış'ın yoldaşı, maceralarının ve öteki tarafın korkunç güçlerine, özellikle şehvet tanrıçasına karşı mücadelesinin yoldaşı haline gelir. Burası, aslında insanı daima tehlikeye atan, gündelik ve derin insani düzenini tehdit eden şeyin alanıdır. Burası, hepimizin içindeki yanardağın her zaman kaynamakta olduğu yerdir. Ve bu iki insan tanrıçayı küçük düşürür. Ancak tanrıça bir ilahtır, diğer yandan bizim üzerimizde hareket eden ve bu yüzden öyle veya böyle bir minvalde sakinleştirmemiz gereken güçlerden biridir. Bu huzurun doğası tanrılar tarafından belirlenir: İkisinden biri ölmelidir! Tercihleri Enkidu' dan yana olur. Kaderi ona önce rüyada görünür ve Gılgamış kendisine bir anlamda kendisinden daha yakın olanı ve her insanın kaderi olanı başkası ile tecrübe eder. Ardından sonsuz yaşama dönük beyhude arayış başlar. 

Mitos bir teselli, canlandıran, neşelendiren akıl dışı bir şey değildir. Bilakis, etkili bir bilgidir, açıkta-olmamızın dinmeyen meydana çıkışıdır. Kitabı Mukaddes'teki mitos gibi, bunda da kurtuluş yoktur. Bu, geriye kalan her şeyin üzerinde geliştiği temeldir. Babil şiirinde Gılgamış, Tufandan kurtulan tek kişiye ulaşmak için tüm dünyayı dolaşır ve ondan, insanlık için değil yarı-tanrılar için tahsis edilen, ölümsüzlük bitkisinin varlığını öğrenir. Varlığını öğrenir, hatta onu koparır, bu görevi tamamladığı anda yorgun düşer ve bitkinin yanında uyur. Bir yılan gelir, onu yer, derisini değiştirir -ve ölümsüzlük onda yitirilir.

Bahsetmek istediğim ve belirleyici olduğunu düşündüğüm üçüncü mitos Oidipus mitosudur. Oidipus, iyilik ve kötülük hakkındaki bilgiyi, insani açıkta-olmayı temsil eden insandır. Her gün kanlı bir bedel talep eden korkunç bir canavarın egemenliğindeki toplumunu dehşetten kurtaran odur. Yanıtlarıyla, Sphinks'ten kurtulur. Ancak Kral olduğu anda, zafer aşamasına geldiğinde bu kurtarıcı, temellerinde insan toplumunu sarsan ve altüst eden her suçu işleyen ve içinde taşıyan, insanlığın toplum dışına ittiği kişi olarak ortaya çıkar: O baba katilidir ve ensest ilişki yaşamıştır. Sonuç, kendini meydana çıkarmada meydana çıkmanın karşıtıdır, iyi ve kötü hakkındaki hatasıdır. Sophokles'in dramını, sadece tek bir tarafı bilen insan Oidipus ve her şeyi mutlak anlamda pozitif olarak bilen tanrıların sözcüsü Teiresias'ın diyaloğunu hepiniz bilirsiniz. Oidipus iyi hakkında bilgi sahibi olduğuna inanır. Ancak bildiği gerçekte iyiliği tam tersidir. Sıkı ve sağlam olduğuna inandığı zemini her an tam tersi gibi görünebilir. Sophokles'in dramında, Teiresias ile olan diyalog bu acımasız soruşturmada olduğu gibi meydana çıkan Oidipus'un kendisidir. Buradaki Yunanlara dair en tipik şey budur. Daha sonra Oidipus zorunlu olarak kendi bedeninde her nasılsa öyle yani avare ve kör olarak yaftalanır. Kör, toplumdan sürgün edilmiş olarak oradan ayrılır. Ancak aynı zamanda insanın açıkta-olma gizemini gösteren kişi olduğundan muğlak hem lanetli hem de kutsal bir varlıktır. Sonunun, ölümünün ve mezarının önemi bundan ileri gelir.

Neden Yunan felsefesinin mitik çerçevesinden bahsedilir? Yunan felsefesi insanlığın açıkta-olan bu özgün durumunun en başından, bütünlüğün açığa çıkmış mevcudiyetinde yaşayan varlığın insan olduğu gerçeğinden başlar. Yunan felsefesi vesilesiyle bütünlüğünde dünyanın meydana çıkması bir bakıma mitosun bir devamıdır. Bütünlükle ilişki doğal olarak daha özerk hale gelir ama az önce bahsettiğimiz muğlaklık Yunan felsefesinde de devam eder. Yunan felsefesi bütünle alışılmadık bir ilişki yaratır, yaygın hatanın ötesine, alışılagelmiş biçimde hareket ettiğimiz açıklığın ve bilinçsizliğin yarattığı eksikliğin ötesine, bizi bu açıkta-olmaktan uzaklaştıran şeyin ötesine geçmek ister. Bu nedenle, kesin olarak, bütüne ilişkin önemli bir belirginlik, ilk düşünürlerin buna ilişkin sözü [vardır] ... Herakleitos'un dediği gibi: "Logos daima var olduğu halde, insanlar anlayışsız bir haldedir, hem işitmeden önce hem de ilk kez işittiklerinde"; işitseler de işitmeseler de aynı kapıya çıkar. Ancak filozof kendini bu durumun içine sokar, korkunç tecrübelerinden sonra Oidipus'un bulunduğu yere ulaşır, düşüncesinin kuvvetiyle filozof karşı tarafa geçer. Her iki tarafın birliğini sağlar. Hangi iki tarafın? Gündüz ve gece gibi birbirine ait olan açıkta-olduğumuz dünyanın iki tarafıdır. Herakleitos'un öğretisi tam da burada yatar: Diğer türlü ayrı olan bu iki tarafı sürekli bir arada tutmak. Bu şu anlama gelir: "görünmeyen ahenk görünen ahenkten daha güçlüdür."

Ancak daha da ilerli gidiyor. İnsanları uyuşukluklarından uyandırmayı bırakmadan soruşturan Sokrates bir devam ettiricidir. Sokrates'in kaderi, bir kez daha, insanları kışkırtan vizyonuyla cezalandırılması gereken bir kurbanın kaderidir.

Sokrates gibilerinin yaşayabileceği ve ölmek zorunda kalmayacakları bir adalet devleti üzerine büyük felsefi proje, zaten aynı zemin üzerine inşa edilmiş bir şeydir. Bu ne anlama gelir?

Burada devlet ve adalet üzerine insan düşüncesinin ilk temelleri atılır. Devlet ve adalet üzerine bu düşünce gerçeğe dönüşsün, daha sonraki toplulukları birlikte inşa etsin, Roma'nın devleti bir hukuk devleti kılma hedefinin oluşumuna katkıda bulunsun diye amaçlanmıştır. Bu girişim başarısız olduğunda, devleti her şeye rağmen adaletin ve bu dünyadan olmayan bir hakikatin ışığı altında konumlandırma hedefine yine yeni bir biçim verecektir. Halihazırda Avrupa dediğimiz tarihi oluşumun tarihi budur. İşte onun çıktığı yer burasıdır.

Kaynak: Jan Patocka - Platon ve Avrupa, Çev. Burak Çakır, Fol Yayınevi, I. Baskı: Mart 2022, İstanbul, ss. 52-64

No comments:

Post a Comment

Post-Oryantalizm - Hamid Dabâşî

Post-Oryantalizm: Terör Çağında Bilgi ve İktidar —  Hamid Dabâşî Kitabın Tümünün Özeti Hamid Dabâşî’nin Post-Orientalism: Knowledge and Powe...