Thursday, 25 August 2022

Kibir, Gurur: -[DAHA.., EN… yani] Tanrı Olmak İstemektir

 Kibir, Gurur: [DAHA.., EN… yani] Tanrı Olmak İstemektir

Şimdi, dünyada her insanda bulunan herkesin bir başkasında gördüğünde tiksindiği, fakat bir çok kimsenin böyle bir şeyden ötürü kendisini suçlu görmediği bir günahtan söz edeceğim.

Bizi en çok sevimsiz yapan ama en az farkında olduğumuz günahtır bu. Gurur ya da Kibir’den söz ediyorum. Bunun tam karşıtı olan erdem alçakgönüllülüktür. En temel ve en büyük kötülük kibirdir/gururdur. İffetsizlik, öfke, açgözlülük, sarhoşluk ve tüm diğer günahlar gururla karşılaştırıldığında devede kulak kalır. Şeytan gurur/kibir yüzünden şeytan olmuştur. Tüm diğer kötülüklerin anasıdır gurur/kibir ve aklın Tanrı’ya tümüyle karşıt olması durumudur. 

Aslında ne kadar gururlu olduğumuzu öğrenmenin en kolay yolu kendimize şöyle sormaktır: “Başkaları tarafından küçümsendiğimde, gözardı edildiğimde, kontrol edildiğimde ya da gösterişe maruz kaldığımda bundan ne kadar hoşlanıyorum?” Herkesin gururu başkalarının gururuyla yarış içindedir. Bir mecliste konuşan ve dikkat çeken kişi ben isem, benden daha çok ilgi çeken birisinden rahatsız olurum. Huyları birbirine benzer olan insanlar anlaşmakta güçlük çeker. Çünkü gurur temelde rekabetçidir. Gururun doğası böyledir, özü rekabetçidir. Gururu tatmin eden sadece bir şeye sahip olmak değil, o şeye başkalarından DAHA fazla sahip olmaktır. İnsanların zengin, zeki, çekici ya da yakışıklı oldukları için gururlu olduklarını söyleriz. Oysa gururlu olmalarının nedeni bu değildir. Başkalarından DAHA zengin, DAHA zeki, DAHA çekici ya da DAHA yakışıklı olmakla gurur duyarlar. Eğer bu nitelikler herkeste eşit derecede bulunsaydı, ortada gurur duyulacak hiçbir şey kalmazdı. Bizi gururlu yapan aradaki kıyaslamadır ve üstün olduğumuzu bilmenin keyfidir. Rekabete neden olan şeyi ortadan kaldırırsanız, gurur da son bulur. Bu anlamda gurur, temelde diğer günahların olmadığı kadar yarışmacı/rekabetçi bir niteliğe sahiptir.

Eğer arzu duyulan şeylerden az sayıda varsa, açgözlülük yüzünden insanlar rekabete düşebilir. Ancak gururlu bir insanın elinde ihtiyaç fazlası bile olsa, sadece gücünü kanıtlamak için DAHA da fazlasını ister. İhtiras/hırs ya da bencillikten ötürü tasarlanan kötülüklerin hemen hepsi gerçekte gururun/kibrin bir sonucudur. 

Örneğin para konusuna bakalım. Hırs yüzünden insanlar daha iyi bir evde yaşamak, daha iyi şeyler yiyip içmek ve daha iyi bir yerde tatil yapmak için daha çok para ister. Ama sadece bir noktaya kadar. Elinde halihazırda iyi bir yaşam sürecek kadar parası olan bir kişinin, bunun iki katını kazanmak istemesinin nedeni daha çok zevk ve eğlence arayışı değildir. Başkalarından DAHA zengin ve dolayısıyla DAHA güçlü olma tutkusudur. Gururun en çok hazzettiği şey güçtür. Kişiye başkalarından DAHA üstün olduğunu hissettiren, oyuncak askerlerle oynarcasına onlarla oynamaktır. Güzel bir kız, bulunduğu bir yerde neden çevresine hayranlar toplayıp onlara acı vermek ister? Cinsel bir dürtü değildir bu. Gururdur bunun nedeni. Bir siyasetçi ya da bir ulus neden daha fazlasını ister? Nedeni yine gururdur. Doğasından ötürü rekabetçidir gurur, had hudud tanımaz. Gurura teslim olmuş bir kişiysem, dünyada benden DAHA güçlü,  DAHA zengin ya da DAHA zeki bir kişi olduğu sürece o benim rakibimdir ve düşmanımdır. 

Dünyanın başlangıcından beri, her ulusun ve her ailenin en büyük acı ve keder kaynağı gurur/kibir olmuştur. Bazı kötülükler insanları bazen birbirine yakınlaştırır ama gurur daima düşmanlık demektir. Üstelik yalnızca insanla insan arasında kalmaz, Tanrı’ya karşı da düşmanlıktır gurur. 

Tanrı’da gördüğümüz her şey, hepimizden ölçülemeyecek kadar üstündür. (İslam’ın şiarı “Allahu Ekber/En büyük Allah’tır” bu anlama gelir). Tanrı’yı böyle görmedikçe ve Tanrı’ya kıyasla birer hiç olduğumuzu bilmedikçe Tanrı’yı tanıyamayız. Gururlu/kibirli bir insan başkalarına daima tepeden bakar. Tabii ki her şeye tepeden baktığınızda kendi tepenizdeki hiçbir şeyi göremezsiniz. 

Bariz bir şekilde gurura/kibre teslim olmuş bazı insanlar nasıl Tanrı’ya inandıklarını söyleyip dindar görünebilir? Bir yandan Tanrı’nın önünde kendilerinin bir hiç olduğunu söylüyor, diğer yandan Tanrı’nın onlardan hoşnut olduğunu, başkalarından DAHA iyi olduklarını düşünüyorlar. Tanrı’ya sahte bir alçakgönüllülükle yaklaşırken insanlara karşı korkunç derecede kibirli davranıyorlar. 

Ruhsal yaşamımız başkalarından DAHA iyi ve ÜSTÜN hissetmemize neden oluyorsa, bu duyguların Tanrı’dan değil şeytandan geldiğini bilebiliriz. En büyük günahın/kötülüğün bir yolunu bulup da ruhsal yaşamamızın tam merkezine sızabilmesi korkunç bir şey! Ama nedenini anlayabiliriz. Daha küçük olan diğer kötülükler, şeytanın bizdeki etkinliğidir. Ancak gurur doğrudan doğruya cehennemin dibinden gelir. Ruhsal olan bu niteliğinden ötürü sinsidir ve ölümcüldür. Şeytan yüreğinizde gururdan, kibirden bir taht kurduğu sürece sizin iffetli, cesur ve özdenetimli birine dönüşmenize aldırış etmez. Sizin kansere yenik düşeceğinizi bilse, gribinizin tedavi edilmesine aldırmaz. Ruhsal bir kanserdir gurur. Sevgi, doygunluk ve sağduyu olanaklarının kökünü kurutup bitirir. 

Övülmekten zevk almak gurur değildir. Övgü sözlerinden zevk, sizin kimliğinizden kaynaklanan bir zevk değil, bir başkasını hoşnut etmiş olmanın verdiği zevktir. Ancak “ne güzel onu hoşnut edebilmişim” düşüncesi, “böyle bir şeyi becerdiğime göre harika biri olmalıyım!” düşüncesine dönüştüğünde sorun çıkar. Övgüden hoşnut olmak yerine kendinizden hoşnut olmaya başladınızsa, durumunuz kötüleşiyor demektir. 

Göze en çok çarpan gurur türleri, böbürlenme ve gösteriş düşkünlüğüdür. Böbürlenen gösterişli biri, daima övgü, alkış ve hayranlık peşindedir. 

Gururun asıl şeytani ve kapkara olan türü, insanların sizin hakkınızda ne düşündüklerini hiç aldırış etmeyecek kadar küçümsediğinizde etkindir. Gurur size kendinizi beğenmişliğinizi hissettirir ve bunu geliştirmeniz için çağrıda bulunur. 

Bir kişi ünlü olan babasıyla ya da aldığı eğitimle hava atıyor olabilir. Elbette bir kusurdur bu ama yine de yalnızca kendimizle böbürlenmemizden daha iyidir. Tanrı’dan daha büyük bir sevgi ve hayranlık duyduğumuz herhangi bir şey, bizi mahva götürür.

Tanrı’nın gururu kendisi öyle olduğu ve gücendiği için yasakladığı, alçakgönüllü ise kendi yüksekliğinden ötürü talep ettiğini düşünmemeliyiz. Tanrı’nın kendi saygınlığı ile ilgili en ufak bir takıntısı yoktur. Tanrı daha çok sizin kendinizi tanımanızı amaçlar, Tanrı ile herhangi bir ilişkiye girdiğinizde, alçakgönüllülük sizi o denli hoşnut edecek ki kendi saygınlığınızla ilgili gülünç saplantıdan kurtulduğunuz için sonsuz bir rahatlık ve esenlik duyacaksınız. İşte bunun gerçekleşmesi için Tanrı bizden alçakgönüllülük bekliyor. Küçük aptallar gibi sarılıp caka sattığımız abartılı, çirkin ve süslü giysileri üzerimizden çıkartmaya çalışıyor. Eğer ben şimdikinden daha alçakgönüllü biri olmayı başarabilseydim, o edalardan, o pozlardan, o süslü giysilerden ve şişme kişilikten soyunmanın esenliğinden ve huzurundan daha çok söz edebilirdim. Böyle bir duruma bir an bile yaklaşmak çölde dili damağı kurumuşken bir içim soğuk suya kavuşmaya benzer. 

Gerçekten alçakgönüllü olan bir insanla karşılaşırsanız, birçoklarının kafasındaki alçakgönüllülük imajına uymadığını görüp de şaşırmayın. Elbette böylesi size daima bir hiç olduğunu söyleyecek ve asla yaltaklanmayacaktır. Ama karşınızda söylediklerinize yürekten kulak veren neşeli ve zeki bir insan bulacaksınız. Ondan hoşlanmasanız, bunun nedeni yaşamdan bu denli kolay zevk alabilen birini kıskanmış olmanızdır. Böyle bir insanın sırrı alçakgönüllülüğü mümkün olduğu kadar çok düşünmesi değil, kendisini hiç düşünmemesidir. 

Alçakgönüllülük yolunda yürümek isteyen birisine ilk adımın, gururumuzun farkına varmak olduğunu söylemek mümkündür. Epeyce büyük bir adımdır bu. Çünkü kendinizde gurur olmadığını iddia ederseniz, bu aslında bir hayli gururlu olduğunuz anlamına gelir. 

Kaynak: C. S. Lewis, Mere Christianity, Çev. Levent Kınran, Haberci Yayıncılık, 3. Basım Şubat 2019, İstanbul,  ss. 112-119.

No comments:

Post a Comment

Post-Oryantalizm - Hamid Dabâşî

Post-Oryantalizm: Terör Çağında Bilgi ve İktidar —  Hamid Dabâşî Kitabın Tümünün Özeti Hamid Dabâşî’nin Post-Orientalism: Knowledge and Powe...