Hasan Hanefi ile İslamî Yenilenme ve Modern İslam Üzerine
***
Ümmet bugün kendi kaderini tayin etme gücüne sahip olmasa bile beşeri ve maddi kaynakları, hammaddeleri, petrol gelirleri, pazarlar, istihdam, beyin gücü ve coğrafi konumuyla gelecekte kendi kaderini kendisi çizecektir. 90’ların başında sosyalist sistem çöktü. Kapitalist sistemde de mali krizler artıyor. İslam dünyası ise ortaya çıkıp Çin ve Hindistan’la birlikte dünya sahnesinde boy gösteriyor. İslam dünyası dünya nüfusunun beşte birlik kısmına tekabül ediyor ve İslam dini beş kıtada hatta Avrupa’nın göbeğinde yayılıyor.
***
Modernizm iki çeşittir: Maddi ve beşeri. Maddi modernizm bütün dünya halklarında geneldir ve medeniyet, altyapı, yol açma, köprü kurma, elektrik, su ve kanalizasyon şebekesi kurma, şehir planlaması, yeni kentsel konutlar inşa etme, evler yapma, okullar inşa etme, üniversiteler açma, kara ve hava ulaşım araçları temin etme ve telekomünikasyonu içermektedir. Beşeri modernizm ise zihni becerilerin, akli kapasitenin ve kültürel faaliyetlerin geliştirilmesidir. Bizim sorunumuz; çoğunluğun geçen asrın kültürü yani kadim İslam kültürüyle yani geçmiş asrı yaşamasıdır. Elit kesim de gelecek çağın kültürüyle yani Batı kültürüyle şimdiki zamanı yaşıyor. Ve bizler halen içinde bulunduğumuz çağı yaşamak için çağın kültürünü arıyoruz. Geçmiş ve gelecek bütün kültürler çökerler çünkü zaman dışıdırlar. Laiklik ise dışarıdan aşırılmış bir projedir, Batı kültüründen alınmıştır. İçeride halk kültürü aracılığıyla halen devam etmekte olan İslam kültüründen miras olarak alınan geleneksel modellerin geliştirilmesi değildir.
***
İslam’ın dini bir otoritesi yoktur. Sivil otorite rahiplik değil şura ve biattır. Allah’ı değil insanları temsil eder.
***
İslam, Yahudi ve Hıristiyan öğretilerini yani Hz. Musa’nın şeriatını ve Hz. İsa’nın sevgisini değiştiren din adamlarına karşı gelmiştir. Laikliğin (savunduğu) akıl, bilim, insan hakları, özgürlük, eşitlik, toplumsal adalet ve aydınlanma değerleri aynı zamanda İslami değerlerdir. Şeriatın beş amacında bunlar ifade edilebilir: Açlık, hastalık ve kazalar gibi ölüme sebebiyet veren her türlü şeye karşı hayatı korumak. Cehalet, delilik, çıldırma, dolandırma ve sahtekârlığa karşı aklı korumak. Taassub, şüphe ve göreceliğe karşı herkesin önünde eşit olduğu dini ve gerçeği korumak… Namus, onur, izzet, şeref ve insan haklarını bu hakların çiğnenmesi ve ihlal edilmesine karşı korumak. Yağmalanması ve yitirilmesine karşı malı yani ulusal zenginliği korumak.
***
İslam laiklik değerlerini özümser onlarla savaşmaz. Hiç kimseyle savaşmaz aksine onu içine alır. İslam en geniş bakış açısına, en bütüncül şeriata sahiptir. Laikliğin hedeflerini kendi özel araçlarıyla gerçekleştirir. Aklı kullanmak İslam’da vardır, (Akletmiyor musunuz?) bilim İslam’ın ruhudur, (Allah’tan korkanlar onun âlim kullarıdır.) İnsan İslam’ın kalbidir (Âdemoğlunu şerefli kıldık) ve eşitlik İslam’ın özüdür. (İnsanlar tarağın dişleri gibi eşittirler).
Modernizmin değerlerinden olan akıl, bilim, ilerleme, eşitlik, adalet ve insan haklarının laik Batı’nın değerleri olduğu zannediliyor. Bunlar İbn Rüşd ve Mutezile’nin savunduğu değerlerdir. Değerlerdeki bu benzerlik ve bunların Batılı kaynaklara nisbet edilmesi nedeniyle İslami hareketler içinde bir tepki olarak muhafazakâr haraketler ortaya çıktı.
***
Modernleşme ve laiklik, din adamları ve geri kalmışlığa karşı verilen bir tepkiydi.
***
Modern İslam ise geleneksel İslam’la laik Batı arasındaki üçüncü bir yoldur. Şuan Türkiye ve Malezya’da olan budur.
***
Bizim meselelerimiz yedi tanedir: İlk sırada toprakların kurtarılması ve ulusal özgürlük hareketinin tamamlanması geliyor. Filistin halen işgal altında, Keşmir’in kaderi belli değil, Afganistan ve Irak yeniden işgal edildi, sömürgecilik yeniden hortladı, kutuplaşma döneminin sona ermesinden sonra tek kutuplu dünyada güce bel bağlandı. İkinci sırada vatandaşın her türlü zorbalık ve despotluk türünden kurtarılması yer alıyor. Vatandaşlar biatleri alınarak ya da şura yöntemiyle seçilmemiş zorba rejimlerde yaşıyor. Bunlar ya darbe üzerine kurulu askeri rejimler ya da miras üzerine kurulu krallık şeklinde oluyor. Bunların her ikisi de yasal olmayan rejimlerdir. Üçüncü sırada toplumsal adalet, gelirin yani beytu’l malın yeniden dağıtılması var. Dünya zenginlerinin en zengini Müslümanlardan, fakirlerin en fakiri de Müslümanlardandır. Hammadde, petrol gelirleri ve tabi kaynaklara rağmen milyonlarca kişi açlık, kuraklık ve susuzluktan ölüyor. Halen gıdanın dörtte üçü dışarıdan ithal ediliyor. İthalat ihracatı, tüketim üretimi geçiyor. Dördüncü sırada birlik yer alıyor. İslam ümmeti tek bir ümmettir. Tevhit onun birliğine yansır. “İlahınız tek bir ilahtır.” “Sizin bu ümmetiniz tek bir ümmettir.” Bugün bu bütünlüğü Irak, Somali, Sudan ve Yemen’de gördüğümüz gibi etnik ve mezhebsel eğilimler ve sivil savaşlar tehdit ediyor. Körfez ülkeleri, Mağrip ve Mısır da tehlike altında bulunuyor. Beşinci sırada bağımsız kalkınma yer alıyor. Halen elimizde yeteri kadar su, uçsuz bucaksız çöl, artan bir istihdam, biriken bir sermaye var ve biz kendi kendimize yetemiyoruz. Altıncı sırada batılılaşma ve ötekine doğru kayma geliyor. Kültürel ve siyasi bağımlılık hatta resmi ittifaklar, askeri paktlara girme, İslam ülkelerine saldırmak için İslam topraklarında yabancı kuvvetlerin kullanılması, İslam safının yarılması ve İran’a karşı Amerika ve Batı’nın tarafının tutulması. Yedinci sırada ümmetin kendi kaderini eline alması için kitlelerin yönlendirilmesi var. Müslümanların sayısı bir milyar 250 milyonu buluyor ve bu sayı dünya nüfusunun beşte birine tekabül ediyor. Onların sayıca oluşturdukları bu ağırlık nitelik ağırlığına dönüşmüyor. Batıdan doğuya kadar dünyada ağırlık merkezi olarak Asya ve Afrika’da bulunuyorlar.
***
Batı’da dinle ilgilenmek ruhbanlığı getiriyor. Dünyayla ilgilenmek dinsizliği getiriyor. Dünya gerçek ahiret ise bir kuruntudur. Dünya bir realite ahiret ise sırf bir telafidir. İslam’da ise dünya realite ahiret ise hakikattir. Ahirete giden yol dünyada çalışmaktan geçer. “Kim bir zerre miktarı iyilik yaparsa onu görecek. Kim de zerre miktarı kötülük yaparsa onu görecek.” Çalışmak ibadettir, Müslümanların çıkarı ve görevidir. Toprağı ekmek, üretim tesisi kurmak, ülkeyi savunmak, hastaları tedavi etmek ve muhtaçlara yardım etmek… Bütün bunlar kişinin yapınca ödüllendirileceği ibadetlerdendir. Batı’daki otorite ilahi değil sivildir, dini değil dünyevidir ve insanlar arasındaki toplumsal sözleşmeden doğar. İslam’da da otorite sivildir, ilahi değildir. Allah bizzat kendisi hüküm verir, yeryüzünde temsilcileri yoktur. İlahi olduğu söylenen her otorite üstü kapalı insani bir otoritedir. Allah insanların özgür bir seçimle seçtiği yürütme gücü aracılığıyla şeriatını uygular.
***
***
Kaynak: Nida Dergisi - Ocak – Şubat / 2011 / 145. Sayı, Röportaj: Fatih Bütün, Çev. Gülşen Topçu
No comments:
Post a Comment