FİKİR VE HAREKETİYLE FETHULLAH GÜLEN TAHLİLİ - MEHMED DURMUŞ
GİRİŞ
Şu veya bu şekilde,
gündemden hiç düşmeyen Fethullah Gülen 1941 Erzurum, Korucuk köyü doğumlu.
Ataları 1800’lü yıllarda Erzurum’a Ahlat’tan gelmişler. Kendisi, hem anne hem
de baba tarafından Ahlat'a göç eden seyyidler soyundan olduğunu ima ediyor.(1)
Gülen, ilk Kuran
öğrenimini annesinden, ilk Arapça derslerini de babasından almış. Dört yaşında
Kur'an oku maya başlamış ve bir ayda Kur’an’ı hatmetmiş. Aynı yaşta namaza da
başlamış ve fakat sonraki yıllarda, belki yanlış kılmışımdır diye bu namazların
bir kısmını tekrar etmiş,(2) İlkokulu Erzurum’da dışarıdan bitirmiş. Medrese
tahsili yapmış. Erzurum’da öğrencilik yıllarında çektiği sefaleti ‘Küçük Dünyam’da
anlatmaktadır. Edirne’de imamlık yapmış, Hayatında, Edirne günlerinde, iki idam
olayında ‘rûhâni reislik’ yapmak gibi ilginç hatıraları da bulunmakta dır.
Kırklareli’nde, İzmir’de ve İstanbul’un değişik camilerinde vaizlik yapmış.
1968 yılında İzmir’de, Risale-i Nur okuttukları öğrenci kamplarını başlatmış.
1971 yılı 12 Mart muhtırasından sonra yedi ay kadar tutuklu kalmış.
Gülen hiç
evlenmemiş, emekli bir vaizdir. Her fırsatta, sade yaşamaya olan meylini dile
getirmekte, bazı açılardan bunu pratikte de göstermekte ve kendisini yakından
tanıyanlar da bunu tasdik etmektedirler. Bu arada kendi anlattıklarından,
çocukluğundan itibaren, ilginç bir kişiliğe sahip olduğu da anlaşılmaktadır.
Mesela küçüklüğünde minare şerefesi üzerinde yürümekte ve buna da, ’gözü
karalık’ demektedir.(3) Kafiyeyi ezberlerken, “dünyayı başparmağıma taksalar da
çevirsem” diye hayal kurarmış. Edirne’deki Üç Şerefeli Camiye imam tayin
edildiğinde tuttuğu ev çıkmaz sokaktaymış. Kadınlar ve kızlar gece geç
saatlere kadar orada ‘serbest şekilde’ oturduktan için, aralarından her geçişinde
hamama girmiş gibi terliyormuş. Bunun üzerine, sabah namazına çıktıktan sonra,
gece yarısı oluncaya kadar eve gelmemeye başlamış.(4)
Gülen, “Bazen
birkaç gün bir şey yemediğim olurdu’’ diyor. Bazı ifadelerinden bunun fakru
zaruretten kaynaklandığı, bazılarından ise riyazet yaptığı anlaşılıyor. Riyazet
yaptığı günlerde önce nefsini bir kedi gibi görmüş ve onu kovalamış. Sonra
nefsini ayı gibi, bir süre sonra da goril (5) gibi görmüş. Gorilden kaçarak
surların üzerine çıkmış. (6) Aynı riyazetin bir parçası olmalı ki. uykusunun
bir-iki saati geçmediğini ifade etmektedir, Geceleri geç vakitlere kadar dolaşır,
Erzurum'daki bütün türbelere Yasin okurmuş.(7)
Anlattığına göre
Gülen, hayatında iki defa “çok şiddetli’’ vesvese geçirmiştir, İlki, Edime
yıllarında Darvinizm’in, üzerindeki etkisi; İkincisi ise, İskenderun'da iken
‘mukaddes mefhumlar’ hakkında kuşkuya düşmesiymiş. Bu vesveselerin etkisiyle
bir ara kendisine şok vurdurmayı bile düşünmüş.(8) Bir nevi hafakanlar yaşamış.
Kendisi bir numara vermemiş olsa da, üçüncü bir vesvesesi daha var ki, onu da
hacda yaşamış. Mescid-i Haram’ın ikinci katında namaz kılarken Şeytan
kendisine, “hele buradan aşağıya bir kendini at” diye defalarca telkinde
bulunmuş, korkuyla kendisini biraz içeriye çekmiş.(9)
DİN ANLAYIŞI
İnançları
Gülen’in akidevi
yapısı Kur'an dan ziyade, Said Nursi’nin risalelerinin de içinde bulunduğu,
geleneksel ehlisünnet inançlarına dayanır. Denilebilir ki, Gülen'in
inançlarının sahihliği. Risale-i Nurların sahihliği oranındadır. Gülen'in,
hiçbir orijinalliği olmayan bazı sözleri, kimi araştırmacılar tarafından, özgün
bir yorum sanılmaktadır. Mesela J. Carrol, Sartre ile Güleni karşılaştırırken,
"Gülen, mutlak kudret ve ilim sahibi, yerlerin ve göklerin yaratıcısı ve
her şeyi bilen bir Allah tanımı yapmaktadır." (10) diyebilmektedir.
Hâlbuki böyle bir tanım, sadece Kur’an'ın açık naslarının tekrarından başka
bir şey değildir.
Peygamber Telakkisi
Gülen'in
Peygamber ve peygamberliğe ilişkin bakış açısı tamamen gelenekseldir. İsrailî
tefsir geleneğinde, Âdem cennette yasak ağaçtan tadınca, Muhammed'i (a.s) şefaatçi
kılarak Allah’tan af dilediğine dair bir rivayet yer almaktadır. Bu hurafeyi Gülen
de paylaşmaktadır,(11) Gülen, Peygamberin beşer olduğunu vurgulayan dini yorumu
mahkum ederek, bu yöntemle önce fukahanın küçümseneceği, ardından da Kur’an'ın
bile sorgulandığı bir aşamaya gelineceği gibi kuruntular üretir.(12) Kuran'ın
açıkça aksini bildirmesine(13) rağmen o, Peygamberim hem kendi devrine ait
gayb haberlerini, hem de yakın ve uzak geleceğe ait haberleri bildiğini iddia
etmektedir.(14) Ona göre Peygamber, “kıyamete kadar zuhur edecek hadiseleri bir
televizyon ekranında seyrediyor gibi ümmetine bir bir takdim buyurmuş tur.”(15)
Peygamber'in, sağ elinde tuttuğu bir kitapta bütün ehli cennetin, sol elindeki
kitapta ise, ehli cehennemin baba ve kabilelerinin adlarıyla beraber
listelerinin yazılı olduğu rivayetini gerçek sanmaktadır. Üstelik de bu
kitaplar, onları sahabeye gösterdikten sonra, “sanki uçup gitmiş gibi”
Peygamber'in elinden, kaybolmuşlardır!(16)
Eğer Gülen
benzeri mistik kişiler (evliyaullah!), Peygambe'rin gaybı bildiğini iddia
etmeseler, kendilerinin de gaybı bilmek gibi olağanüstü yetenekleri olduğu
intibaını vermeleri mümkün değildir. Gülen’e göre Muhyiddin İbn Arabi,
Osmanlılar devrinde zuhur edecek pek çok hadiseyi; Bitlisli Mustafa Müştak
dede, Ankara’nın başkent olacağını; Said Nursi ise, seneler evvelinden 71
muhtırasını (ayı ve günüyle beraber) ve 1980 ihtilalini haber vermiştir.(17) Böylece,
zikri geçen hadiseler hakkında nasıl da kaderci bir anlayışın oluşturulduğu
vuzuha kavuşmaktadır.
Gülen, ayın
yarılması ve miraç gibi sözde mucizelere inanır.(18) Peygamberim Sidretü'l Münteha’da
Cenabı Hakk’ın cemalini kemiyetsiz, keyfîyetsız, hailsiz ve perdesiz bir şekilde
müşahede ettiğini de iddia eder.(19) Daha da ileri giderek, miraçta Peygamber
in Musâ ile konuşmasını reddedenlerin, “sahih hadisleri inkârla sünneti
yıkmaya çalışan” kimseler olduğunu ileri sürer.(20) Kendisinin Din'in
temellerine koyduğu bunca İsrâilî hurafe değil de, hakikate dayanmayan,
uydurma bir geleneği reddetmeyi, Din'i Kur'an’a dayandırma idealini sünneti
yıkma girişimi olarak ancak F. Gülen gibi birisi iddia ederdi.
Gülen'in kıssa
edebiyatında, peygamberlerin geneliyle ilgili, hiçbir ilmi delile dayanmayan,
tamamen uydurma (sübjektif) hikâye ve yorumlara çokça rastlanır. Çünkü
hitap ettiği kitle, böylesi uyuşturucu mitolojiler duymayı istemektedir.
Mesela. İbrahim Peygamberin, çocuk isteğini içinde tuttuğu için çocuğunu
kurban etme emriyle; Zekeriya’nın ise, açıktan istekte bulunduğu için hem
kendisi hem de oğlu şehit edilmekle, zorlu bir imtihan yaşadıkları açıklaması
bunun bir örneğidir.(21) Hâlbuki Zekeriya'nın ve Yahya’nın şehit edildikleri,
Kur’an tarafından doğrulanmayan, İsrâilî bir rivayetten ibarettir.
Nurculaştırılmış Bir Mesih/Mehdi Tasavvuru
Gülen’e göre,
ahir zamanda ‘Hazreti Mesih’ tekrar dünyaya dönecektir. Bu nüzul keyfiyetini yüz
kadar hadisin bildirmekte,22 dört ayet(23) de buna delalet etmektedir,(24) Saıd
Nursi, ahir zamanın en büyük fesadı zamanında Allah, en büyük bir müctehid, en
büyük bir müceddid, hem hâkim, hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak
bir “zat-ı nûranîyi gönderecek, o da ehl-i beyt’ten olacaktır demektedir.(25) Gülen,
tıpkı Said Nursi gibi,(26) -bizzat gelmesini imkânsız görmemekle birlikte-
İsa’nın şahsı manevi olarak ineceğine inanmakta, hiç kimsenin de buna itiraz
edemeyeceğini ileri sürmektedir.(27) Gülen, “Eğer bir şahs-ı manevi olarak Hz.
Mesih inecekse ben onu çok uzak görmüyorum” demektedir.(28) Her ne kadar
kendisini bir mehdi, halaskar, Heraklit ve Mesih olarak görmediğini, bunları rüyasına
bile misafir etmeyeceğini, “boynu tasmalı kulluğa rıza gösterenlerden” olduğunu
açıklıyorsa da,(29) nurculuk tüzel kişiliğini, şahs-ı manevi olarak gelecek
olan Mesih kabul ettiğinde kuşku yoktur. En azından kendisi Said Nursiye, ahir
zamanda gelecek zatlara [Mehdi] zemin hazırlayıcı kişi gözüyle bakmaktadır.(30)
Kendisini adeta
bütün dünyayı kurtarmakla görevli, başkalarının günahına ağlayan bir kurtarıcı
gibi lanse eden Gülen'in, bir diğer kurtarıcı simgesi olan Mehdi’yi reddetmesi
beklenemezdi. Ona göre, Peygamber soyundan gelecek olan Mehdi, Allah tarafından
gönderilmiş bir elçi sayılır ve bu haliyle mezhep imamlarından, kutuplar,
gavslar ve hatta Kutbu’l-İrşad’dan daha büyüktür. Bu nedenle, ona gösterilen
tazimi ifade etmek için er-Rasûl' ya da ‘Mehdi-i Rasûl' denilir.(31)
Kendisini mehdi
olarak görmediğini söyleyen Gülen, aslında değil mehdi, hiçbir Peygamber’de
olmadığı kadar ‘ümmetini’, hatta bütün dünyayı kayıran, doğunun ve batının
kurtuluşuna kendisini vakfetmiş bir kurtarıcı/lider görüntüsü vermektedir. Gülen
bu hususta o kadar iddialıdır ki, tek milletinin imanı selamete ersin de,
icabında cennete girmekten dahi vazgeçmeye, şayet girmişse, dışarıya çıkmaya
hazırdır! “Peygamber ufku” adım verdiği bu süper kurtarıcılık diğerkâmlığını şöyle
açıklamaktadır: “Gözümde ne cennet sevdası, ne de cehennem korkusu var;
milletimin imanını selamette görürsem cehennem alevleri içinde yanmaya
razıyım." Gülen, uydurma sözlere tutunarak, ikinci bir Ebu Bekir olmaya
heveslenmektedir. Hz. Ebu Bekir’e isnad edilen meşhur sözle(32) Allah’a
seslenmektedir: “Vücudumu o kadar büyüt ki cehennemi ben doldurayım, başka
larına yer kalmasın."(33)
Gülen, sadece
milletinin imanını değil, doğu ile batının kurtuluşunu da en büyük dert
edinmektedir. Doğu’yla Batı'nın bütünleştiği müjdesini alırsa, cennet’e girmekten
bile vazgeçeceğini, girmişse de oradan çıkmak isteyeceğini söylemektedir.(34)
Gülen, hiçbir
peygamberde görülmeyen ve görülmesi de mümkün olmayan bir kurtarıcılık rolüne
soyunmaktadır. Kendisine, sanki bütün insanlığın günahına kefaret olarak gönderilmiş
bir ’kurban’ görüntüsü vermektedir.(35) Yaptığı, aslında bir tür insana
tapmadır. Millet’in ya da doğu ile batının ‘kurtuluşu’, bu derece, imanın ve
tevhidi ilkelerin önüne geçirilemez. Kurtuluştan ne kastettiği de tam olarak
belli değildir. Sıradan bir insan olarak Gülen, acaba ken dinde hangi yetkiyi görüyor
ki. böyle bir kurtarıcılık misyonunu kendisine yakıştırabilmektedir?
Diğer taraftan
da aynı Gülen, “Ben kendimi gırtlağıma kadar kusur içinde görüyorum. Çok
korkuyorum: bazen yüreğim ağzıma geliyor, inanın, pek çok gece uykum kaçıyor,
uyuyamıyorum; ‘Eğer olmam lazım geldiği gibi olamamışsam Rabbimin huzuruna
nasıl çıkarım, ötede ne olur benim halim?’ diyorum,"(36) demektedir. Gülen'in
kurtarıcılık taslayan tavrı Kur'an'ın Öğretisine tamamen karşıt olduğu gibi,
aklın kabul edeceği bir yorum da değildir.(37) Eğer Gülen, İsa Peygamber’den
daha büyük bir dinî otorite değilse; o, başkalarının günahına nasıl ağlanacağının
ölçülerini zikretmektedir. (Maide, 116-118).
Said Nursi Gülen'den
daha önce bu kurtarıcılık rolünü oynamıştır. Nursi'nin sözleri çok. daha cüretkârdır:
“Gözümde ne cennet sevdası var, ne Cehennem korkusu. Cemiyetin, yirmi beş
milyon Türk cemiyetinin imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun.
Kur'an'ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa cennet’i de istemem; orası da bana
zindan olur. Milletimizin imanı selamette görürsem, Cehennemin alevleri içinde
yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül-gülistan olur.”(38) Nursi'nin,
adeta Allaha meydan okuyan bu sözleri, çok büyük bir cüretkârlıktır, Gülen de
bunun farkında olduğu için, “aslında bu sözler söylenemez; Bediüzzaman gibi
sadece sabah ve akşam tesbihatlarıda bile yedişer defa ‘Allahümme ecirnâ
minen-nâr...' diyen bir insan cennet ve cehennemi hafife alamaz” demek
ihtiyacı duymaktadır.(39) Bununla beraber, Nursi’nin bu cüretkârlığından ders
almışa benzememektedir.
Tasavvufu
Gülen, Kur’an
merkezli bir İslam yerine rüyalar, kerametler, menkıbeler üzerine kurulu,
mistik bir din anlayışına sahiptir. Peygamber (a.s)’a atfedilen ve hiçbir ilmi
kıymeti olmayan “Ahir zamanda en sadık olan şeyler rüyalardır." sözü, onun
en önemli dayanaklarındandır. Eskiden, Said Nursi'nin de aralarında bulunduğu,
evliya adı verilen kimselerin mişkat-ı nübüvvetten, doğrudan doğruya ellerini
uzatıp alacakları şeyleri alabildiklerini, şimdilerde ise bunun mümkün olmadığım
buruk bir dille anlatmaktadır. İddiasına göre Allah, onlara olan lütuflarını, rüyalar
yoluyla lütfetmekte, ’yakazalar’ vasıtasıyla içlerine akıtmakta; Peygamber,
sahabe, evliya ve mukarrebînle görüştürüp buluşturmaktadır.(40)
Gülen'in, İslamiliği
tartışılır hizmet çizgisini Peygamber'e onaylatmanın başka yolu da yoktur. Bir
arkadaşının gördüğü rüyada Peygamber, Gülen’in kakülünden tutup alnından öper
ve "Ohh.. sizler Cennet kokuyorsunuz” der. Gülen, Peygamber’e, bu
iltifatın nedenini sorduğunda, aldığı cevap mükemmeldir: “Tam gönlüme göre
hizmet ediyorsunuz; adımı dört bir yana duyuruyorsunuz!”(41) Belki de bu rüyanın
görüldüğünde, henüz diyalog kaygısıyla kelime-i şehadetin ikinci kısmım
telaffuz etmeme teklifini yapmamıştı... Gülen’e göre. Peygamberin bu müjdesi, Cüneyd-i
Bağdadi, İmam-ı Rabbani ve Said Nursî'nin elini uzatarak mişkat-ı nübüvvetten
doğrudan aldıkları müjdelerin aynısıdır ve yakaza' ya da mübeşşirât türündendir.
Kısacası bunlar Allah'ın ikramlarıdır!(42)
Gülen in rüya şeklinde
gerçekleşen pek çok kerameti bulunmaktadır. Bunlardan bazıları anmaya değer, Hatem
hoca adında biri, rüyasında Said Nursî'yi görür. Nursî Gülen'e, Tarihçe-i
hayattaki mektupla, bir güveç ceviz gönderir, Bu cevizler, uzun süreli
yolculuklarının işaretidir!(43) Tabi rüya tabirlerinde sınır olmaz...
İzmir'de
Kestanepazarı’nda bir camide Öğrencilerle hadis okudukları günlerde bir rüya görür.
Gülen, camide ikindi namazını kıldırmaktadır. Sağ tarafa selam verince bakar
ki, Peygamber orada bulunmaktadır ama yüzünde üzüntü eseri vardır. O rüyadan
sonra bir daha o camide hadis dersi yapmaz.(44)
Gülen’in bir
arkadaşının gördüğü rüyaya göre, Hatice validemiz kapının dışında,
Peygamberimiz de içeride otur maktadır. Ders yaptıkları dört-beş kişiyi
kastederek Hatice validemiz Peygamberimize, bu dört-beş kişinin, kendilerin den
memnun olup olmadığını sorduklarını iletir. Peygamber'in cevabı şöyledir:
“Evet, hoşnudum. Hele birisi, hele bilisi."(45) Gülen, kendinden
bahsetmesini sevmez ama kim bilir, belki de bu rüyayı bir nebi gibi, insanlara
duyurma işareti almıştır...
Bir başka rüyada
arkadaşı Peygamber'e, “Ya Rasûlallah, üç-beş kişi senin adına bir yerde
toplansa, oraya mutlaka Ashab-ı Kiram'dan birini gönderirmişsin, doğru
mu?" diye sorar. Peygamber, önceden öyle iken, şimdi artık ahir za man
olduğu için, kardeşlerinin daha çok himmete muhtaç olduklarım, dolayısıyla
nerede üç-beş kişi onun adına bir araya gelirse, onların yanma bizzat kendisi
gittiğini ve ruhaniyetiyle aralarında yer aldığını söyler.(46) Gülen’e göre bu
keramet şahs-ı manevi adına vaki olmuştur.(47)
Gülen’in bir de
‘yakaza' türünden kerametleri vardır. Yakaza. uyanıkken görülen keramet
cinsinden vizyonları ifade etmektedir. (Pavlus’un Şam vizyonu gibi). Mesela
gençliğinde bir zatla bir yerde bulunuyorken o zat birden heyecanlanıp donuklaşmış.
Meğer o anda S. Nursî ile bazı kişiler oraya gelmişler.(48)
Gülen’in hayatı
kerametlerle dopdoludur. Anlattığına göre, I, Dünya savaşından önce Korucuk köyünde
deprem olmuş ve yıkılmadık ev kalmamıştır. Fakat bir rüyaya göre. Peygamber
(a.s) gelerek, Hz. Ali’ye, oraya bir kazık çaktırır ve “Bir daha bu köy de
sallanmasın!” der,(49) S, Nursi’nin yorumuna göre. İzmir ve Erzincan
depremleri, ya oralarda hiç hizmet eden (nurcu) olmadığı veya yenik durumda
oldukları için meydana gelmiştir.(50) Demek ki, 1999’daki Marmara depremine
bir de bu gözle bakmak gerekir...
Gülen Hacca
gittiğinde Şamil dedesi için umre yaparken birden bire onu “müspet manada
çıldırtacak derecede bir hal değişmesi" olur. Safa ile Merve arasında
gidip gelirken ayakları yerden kesilir ve adeta havada uçar.(51) Aynı tarihte
ve aynı saatte annesi, rüyasında Şamil dedesini, melekler gibi bulutların üstünde
yüzüyor olarak görmüştür!(52)
Hacda Mekke'de
lokantada yemek yiyecekken, lokantanın kapısında çekicisi olmayan bir römork
gelerek, -çok kötü bir koku yaymak suretiyle- onun lokantayı terk etmesini sağlar.
İkinci lokantaya gider, aynı durum tekrar eder. Bu bir manevi bir ikazdır! Çünkü
yemek için Harem'in iklimini terk etmiştir...(53) Tıpkı Peygamber için
anlatılanlar gibi, çocukluğunda iki defa düğüne katılmış, ikisinde de ’tokat’
yemiş, yani korunmuştur!(54)
1968 yılında İzmir'de
bir evde, bir kandil gecesinde İşaratul İcaz kitabını okurlarken, evin
duvarlarından Of! Of! şeklinde inilti sesleri gelir. Arkadaşı, iniltiyi üç
defa, kendisi beş defa duymuştur.(55)
Edremit’te kamp
yaptıkları sırada, rüyasında Bedir as habım ve onlar arasında savaşa katıldığım
görür ve içlerin den Hamza'yı fark eder. Daha sonra anlaşılır ki, tam
Harmza'yı gördüğü an, kampı basmaya gelen ekibin yolda kaza yapıp, arabalarının
yandığı andır.(56) Cezaevine giriş ve çıkışı hep rüyalar eşliğindedir.(57)
Orada gördüğü kelebekler birer önemli ‘işâret'tir.(58)
Gülen, biraz şifreli
de olsa, kendisi gibi birinin insanların içini okuyabileceği, gelecekte vuku
bulacak bazı hadise lerle ilgili bazı bilgilerin Allah tarafından kalbine ilham
edilebileceği kanaatindedir.(59) Hayatı, olağanüstülüklerle dopdoludur! 11.
ayda askere gitmiş, 1. taburun 1. bölüğünün 11. askeri olmuş, yani hep birilerin insanı olmuştur.(60)
Gülen’in bütün
bu ve benzeri, kendinden menkul kerametlerini vaktiyle bir yazar, ‘mistik
hezeyanlar' olarak ad landırmıştı.(61) Gülen’in fikir dünyasını bundan daha güzel
özetleyecek bir tanım bulmak mümkün görünmemektedir.
Gülen, formel
olarak mutasavvıf olmasa da, zihniyet ola ak tam bir tasavvufçudur. Mesela,
Temeli Muhyiddin İbnul Arabi’ye dayanan, “Nübüvvet kapısı kapanmış ama velayet
kapısı kapanmamıştır" teorisini olduğu gibi benimser.(62) Hakikat-ı
Ahmediye ve hakikat-ı Muhammediye gibi tasavvufî kavramları olduğu gibi
benimser. Gülen bu felsefeyi o kadar ileri götürür ki, İslam İnancına göre,
hiç evlenmediği halde İsa’yı doğuran Meryem'e Muhamnıed (sav)’ı koca
yapabilmektedir. Hz. Meryem’e temessül eden ve Kuran ın ‘beşeran seviyya’
(Meryem, 17) dediği ruhun Hz, Muhammed olabileceğini söylemekte hiçbir beis görmemektedir.
Allah Rasûlü adına uydurulduğunda kuşku olmayan "Meryem’i bana nikahladılar’
sözünü de aynı rahatlıkla kullanmaktadır. Çünkü Hz. Meryem’in gözüne başka
hayalin girmemesi gerekiyormuş!(63) Kendisinden 571 sene önce, Kur'an'ın şahadetiyle,
kendisine hiçbir insan eli değmemiş olarak İsa'yı doğuran Meryem’e Muhammed
(sav)’i eş, İsaya baba tayin etmenin dini, fikrî ve aklî izahını yapabilmek mümkün
görünmemektedir.(64)
Gülen'in
Hakikat-ı Muhammediye kavramı,(65) İslam’la hiçbir şekilde bağdaştırılması mümkün
olmayan, pagan bir kültürdür, Ona göre Hz. Muhammed (hakikat-ı Ahmediye]
hakikat-ı Kabe’nin yeryüzündeki eşi ve ikizidir. Bu ikisi, aynı döl yatağında
birlikte bulunmuş ve ikiz yaratılmış varlıklardır. Hz. Muhammed vefat edince,
hakikat-ı Kabe’yi bu dünyada, Allah ile irtibatı kavi büyük insanlar temsil
etmektedirler! Onlar, misyonlarıyla adeta, yeryüzünde Kabe konumundadırlar.
Bazen onlar Kabe’nin etrafında, bazen de Kabe onların etrafında döner. İşte
bunlara kutub denir.(66) Allah onların bakışlarıyla kâinata bakar, merhamet
veya gazap eder. İnsanlığı sahil-i selamete çıkaracak olanlar, ‘Kutbul irşad’
denen bu insanlardır. Normal velilerden üç kademe daha ileridedirler. İnsanların
içinde, onlardan biri gibi bulunurlar. "Etraflarına sürekli nur neşrederler.(67)
Kutubdan sonra gavs makamı gelir. Bunların tasarrufları öldükten sonra da devam
eder. Her gavs kutubdur ama her kutub gavs değildir. Üçler, yediler, kırklar,
evtad, kutbu'l irşad gibi isimlerle anılan ve dünyayı yönettiklerine inanılan
gaybı kişilerin (evliya) sayısı çok fazladır.(68)
Tevessül ve
rabıta gibi tasavvufî terimler Gülen’in fikir dünyasında önemli yer tutar. Hz. Ömer’in,
Peygamberin amcası Abbas'la tevessül ettiği ve yağmur duası yaptığını doğru
kabul eder. Her mistik yorumcunun yaptığı gibi, Maide suresinin 35. ayetini
vesile adı verilen insan-perestliğe delil getirir.(69) Rabıtanın Allah’la kul
arasına bir aracı koymak anlamına geldiğini kabul etmez.(70) Başka bir yerde,
Allah'la kul arasına Mesih de konsa, bunun şirk olacağını söylerken,(71) derin
çelişkisinin farkında değildir. Rabıta yapanları hatalı bulanları günahkâr,
katı, bağnaz olarak nitelendirir.(72) Bu da, geleneksel şirklerini, atalar kültüne
sığınmakla savunan kimselerin durumunu andırmaktadır, Din'de hiç olmayan bir şirki
Dine sokmak bağnazlık olmamakta, ama onu eleştirmek bağnazlık olmaktadır.
Gülen’in, Şeytan
ve cinlerle ilgili bazı fikirleri de, hiç şaşırılmaması gereken türdendir.
Mesela bir sinir mütehassısı arkadaşının anlattığı, (Samsun’da) ruh (cin ya da şeytan)
çağırma seansına göre, gelen cin, hanımlar rehberi risalesini okumaktadır!
Fakat işin ilginç yam, bir ara oraya gelen Şeytan'a, Meyve risalesinin altıncı
meselesini okumuşlar ve şeytan bu risaleyi beğenmiş. Şeytan’a biraz da Cevşen
dinletmişler ve biraz sonra. “Bırak şu girgin” demiş! Gülen, Cevşen’den
rahatsız olanları şeytana benzetmekte ve bunu zımnen Cevşen'in sahihliğine
delil saymakta,(73) hâlbuki aynı Şeytan’ın(!) meyve risalesini beğenmesinin ne
anlama geldiğini idrak edememektedir.
Gülen, cinlerin
ehl-i imana daha çok cünüplük ve hayız-nifas hallerinde musallat olup, onları
değişik şekilde ve değişik seviyede baştan çıkarabileceklerine
inanmaktadır,(74) Ayrıca cinlerle deniz altında üç-beş ay kalınabileceği;
haberleşme sahasında cinlerin büyük çapta kullanılacağı; büyük devletlerin
teknik dinlemelerde onlan istihdam edeceği ve emniyet teşkilatının bundan
faydalanacağı gibi fantezileri bulunmaktadır.(75)
Ahlakı
Gülen,
kendisinden bahsedilmesinden nefret ettiğini, tik sindiğini ve iğrendiğini söylerken
acaba ne kadar samimidir? ‘Küçük dünya’sını anlatacağı röportaj teklif edildiğinde
önce bu sözlerle tepki vermiş. “Anlatılması gereken bunca ulvî hakikat varken
benim kendimi anlatmam ve bunca önemli işler dururken benim böyle kıymetsiz bir
işe vakit ayırmam katiyen doğru değildir," demişse de, sevenlerine
dinletememiş olmalı ki, ya da daha doğru bir ifadeyle, bir lütuf olarak
tekliflerini kabul etmiş ve küçük dünyasını anlatmış.(76)
Gülen'in tevazu
kisvesindeki mahviyet tavrı kesinlikle inandırıcı değildir. Bunun tanığı da
yine bizzat kendi sözleridir, Gülen tevazu adına şunları söylemektedir: “İman
ve Kur'an hizmetinde sırtına palan vurulmuş bir merkep olma, bize bahşedilmiş
en büyük lütuf ve ihsandır. Siz böyle bir şeyi kabul etmeseniz bile, ben tereddütsüz
kabul eder ve bunu cihanların bana ihsan edilişiyle eşdeğer görürüm.”(77)
“Evet, yanlış tercihte bulunmamalı; Allah’ı tercih etmeli ve kalbinizi
masivadan boşaltmalısınız. Eğer düz, sıradan, basit bir insan olduğunuza
kendinizi inandırabilirseniz; aynaya baktığınız zaman, 'Allah Allah, tabiatım
icabı ben merkep olmayı beklerdim ama nasıl olmuş da insan şeklin de yaratılmışım’
diyebilir ve nefsinize bunu kabul ettirebilirseniz, iyi bir çizgide yürüyorsunuz
demektir.'(78)
Asla keşif ve
keramet avcısı olmamak gerektiğini: kendisinin, Gavs-ı Azamlıkla taltif edilmek
istense, onu bile istemeyeceğini hem de yeminle beyan eden Gülen,(79) diğer
taraftan ise sanki kendini tahlil edercesine şöyle demektedir: "Mütevazi görünmek
için mahcup mahcup durma çok çirkin bir riyakarlık ve yalandır. Bu tür
davranışların arkasında başkalarına 'estağfirullah' dedirtme yatırımları
vardır. Eğer, süklüm püklüm olmalar, eğilmeler, temenna durmalar insanın
tabiatının bir neticesi ve gönlün dışarıya aksetmesinin bir sonucu değilse,
bunlar şirk işmaın eden 'estağfırullah' yatırımlarıdır.”(80)
"Bir insan,
tavır ve davranışlarıyla, kalbi ve rûhî hayatının önünde bir görüntü ortaya
koymamalıdır. İlla kendisini ifade edecekse, kalbi ve rûhî derinliği ne
kadarsa işte o kadar bir derinlik sergilemelidir ama katiyen olduğunun üstünde
bir hal ve görüntü içine girmemelidir. Hatta su-i zanlara sebebiyet vermemek kaydıyla,
olduğundan aşağıda görünmek onun için daha hayırlıdır.”(81) Kısacası ona göre,
(keramet sahibi), kalbinin derinliği, vicdanının genişliği ve himmetinin yüceliğine
rağmen sığ görünmelidir ama yine de “görünenden daha derin”olmalıdır!(82)
Gülen’in bu
tevazusunu, en iyi yine kendi sözleri tahlil etmektedir: “Hâlbuki önemli olan
insan olmaktır. Allah (c.c), bizi insan olarak yaratmış ve bize verdiği bu
payeyi davranış ve ahlakımızla korumak mecburiyetini yüklemiştir. Zira burada insaniyeti
muhafaza, ötelerde insan olarak kalma adına tek ve önemli bir teminattır.”(83)
"Çünkü Ekrem ve eşref olarak yaratılan insan, hareketleriyle [namaz] bile
olsa hayvana benzememeli; o hep ötelere müteveccih olarak yaşamalıdır.”(84)
Gülen'in saygı
anlayışı da, tevazusu gibi sorunludur. Hayatta bir defa bile babasına doğru,
hatta babasının doğduğu ve kabrinin bulunduğu Korucuk köyüne doğru ayağını
uzatıp yatmamış olmakla övünür. Yatarken ayağını arkadaşı tarafına uzatamıyor,
kitaplarının olduğu tarafa uza tamıyor, kıble tarafına uzatamıyor. Babam orada
olabilir düşüncesiyle. Korucuk köyü istikametine de uzatamıyor.(85) Doğrusu,
Allah'ın dinlenmek için yarattığı uyku için ayağını uzatacak bir yer
bulamayan ve bunu da din adına yapan bir insanın, doğu ile batıyı barıştıracak
kadar kendisini büyük bir dinî şahsiyet olarak görmesi arasında işin doğrusu,
bir tezat değil, tutarlılık söz konusudur.
Gülen, eleştirilere
tahammülkâr değildir. Onca mülayim ve onca hoşgörülü bir din adamı görüntüsüne
rağmen, eleştirilerini beğenmediği insanları rahatlıkla 'kobralar'a
benzetebilmektedir.(86)
Fıkhı
Gülen’in fıkhı
da tıpkı akaidi, Kur’an ve Peygamber anlayışı gibi eklektik, seçmeci, çifte
standartlı ve pragmatisttir. İşine geldiğinde Din'in en küçük kuralını bile
hiç tartışmadan, mutlak surette kabul etmeyi, teslim olmayı önermekte, işine
geldiğinde ise, hiç kimsenin yapmadığı kadar dinî ilkeler üzerinde tasarrufta
bulunmakta, kendine göre esnetmektedir.
Gülen, S.
Nursî’nin de benzer bir ilkeyi benimsediğine atıf yaparak,(87) kendi ilkesini şu
şekilde koymaktadır: "Sadece Kurban değil, bütün ibadetler, fıkhı
deyimiyle, taabbudi alana girer ve vahye göre şekillenmiştir: yani onları Allah
emrettiği için, O'nun istediği zamanda, O’nun gösterdiği şekilde ve O'nun
rızasını kazanmak niyetiyle yaparsak ya da sırf Allah yasakladığı için bazı şeylerden
sakınırsak, işte o zaman amelimiz ibadet hükmüne geçer. Kur'an nasıl getirmiş,
peygamberimiz nasıl göstermişse aynen öyle koruyup uyguladığımız, onlarda değişikliklere,
artırma ve eksiltmelere girmediğimiz, peygamberimiz tarafından öğretilen şekline
dokunmadığımız sürece ibadetlerimiz ibadet olarak kalır.”(88)
“Mesela, o
misvak kullanmayı tavsiye buyurmuşsa, ba na düşen, onun faydasına ve sıhhat
açısından yararlarına bile bakmadan, sırf O kullandı ve tavsiye buyurdu diye
misvak kullanmaktır. ... Efendimiz bana dese ki takla atacaksın. Bu meselenin
mantığı var mı? Aklım öyle inceliklere ermez benim. Senin mantık dediğin şey
nedir ki?” (89)
Gelin görün ki,
Gülen, kurbana ve misvaka yüklediği ‘taabbudî niteliği’ mesela başörtüsüne yüklememektedir.
Kurbana taabbudî derken, örtüye "fürûattır" diyebilmektedir, Misvak
kullanmanın illetini sormayı neredeyse haram sayarken, başörtüsü [tesettür]
gibi Kur'an'ın muhkem bir emrinin illetini sorgulayabilmekte, onun “fürûat”
olduğunu; “dinde asli bir mesele olmadığı halde, daha sonraki dönemlerde
ibadetmiş gibi ortaya çıkartılan bir husus olması itibarıyla dinin ruhundaki
itidale de münâfî”(90) olduğunu, imanın ve İslam'ın esaslarından, şartlarından
olmadığını(91) iddia edebilmektedir. Başörtüsünün, çarşafın bazı kesimleri
[yasakçıları] aşırı şekilde tahrik ettiğini, (oysa) dini bilmeyen kimseleri
tahrik etmemenin, ’’dinde çok önemli bir esas” olduğunu ileri sürmektedir.(92)
Başörtüsünün, imanın ve İslam’ın esaslarından olmadığını, bu konudaki
dayatmaların (başörtüsü hususunda içim kime ne dayatmaktadır acaba?) ifrat, zorlama
ve nefret ettirme olduğunu ileri sürmektedir. Başörtüsünün, Allah’a karşı,
umumi manada kulluk meselesi ölçüsünde önem arz etmediği fetvasını
verirken,(94) karşımızda sanki Peygamberin takla emrini bile sorgulamayan Gülen
değil, reformcu, Protestan bir Gülen bulunmaktadır.
Gülen, bu
fetvasıyla, yasakçı insanların rızasını kazanmayı, Allah’ın rızasının önüne
geçirmektedir. Gülenin onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar
Vakfı’nın yayınladığı bir kitapta bir yazarın, ‘türban kavgası’nı “ilkel ve şekilsel”
bir kavga olarak adlandırması,(95) Gülen'in fetvasına yapılmış bir tefsir
olarak anlamak mümkündür. Gülen’e yakın bir isim olan Hüseyin Gülerce, onun bu
fetvasını, “Diyelim ki başörtüsüyle kalp kırıyorsunuz. Ben kalp kırmamanızı
tercih ederim demektir bu,” diye şerh etmektedir.(96) Başörtüsü sebebiyle kalbi
kırılanlar, yasak mağdurları değil, elbette, mağdurların ‘zorluk’ çıkarttığı
yasakçılardır!
Bilerek bir
karıncaya bile basmayacak, yılanın belini kıran arkadaşıyla aylarca görüşmeyecek
kadar(97) merhametli, haktan yana görünen Fethullah Gülen, sıra başörtüsü için
yürüyen kız öğrencilere gelince, dili sivrilmekte, adeta melik-i aduda dönüşmektedir.
1989 Yılında İzmir’de vaaz ederken, adı geçen kızlar için “yaygaracı,
fesatçı, anarşist. Çarşıda pazarda huzursuzluk çıkaranların iğfallerine
aldananlar” gibi sıfatlar kullanmaktadır. Oralardaki çığlıklara ‘saksağanca
sesler’ benzetmesini yapmakta, “hain” olarak nitelemektedir. Daha da ileri
giderek, çok yakın arkadaşlarının tespit ettiğini, türban adına yürüyen
mantolu veya çarşaflı kadınların çoğunun erkek olduğunun ortaya çıktığını
iddia etmiştir,(98) Öyle anlaşılıyor ki, mü'min kadınlar hakkında böyle ulu
orta iftira atanlar ve o iftiraya kolayca inanıp etrafta yayanlar için inmiş
plan Nur sûresinden Gülen’in alması gereken çok ders bulunmaktadır.
1999 yılında Gülen'in
kasetleri vesilesiyle ona yapılan hücumlara karşı Zaman gazetesi, “Onu
asın!" şeklinde, "hizmetinin karşılığı bu mu olacaktı!’’ anlamına
gelen, dokunaklı bir çıkış yapmıştı. Zaman’ın, “Onu asın!" iğnelemesinin
gerekçelerinden biri de, başörtüsü meselesinde, mü'min kadınları üzme
pahasına, örtüyü yasaklayan laik Kemalist rejimden yana tavır koymasıydı. Zaman
bunun adına, “iç huzurun tesisine hizmet etmek” diyordu."(99)
Gülen’in
evlenmemesiyle ilgili bazı açıklamaları, onun fıkhım anlamak için iyi bir örnek
teşkil eder. Edirne’de bulunduğu yıllarda, evlenmesi için aracı olmuşlar fakat
nihayetinde kendisi vazgeçmiş. Bunda bir gariplik yoktur. Fakat gariplik,
vazgeçmesinin gerekçesini açıklarken ortaya çıkmaktadır. Birinci
gerekçesi, hizmetin dışında gözlerinin içine, başka bir hayalin girmesini
istememesiymiş! ikinci olarak ise, alacağı kadının hayatını zehir etmek ve
kendisi şüpheli şeyler yiyip-içşe bile, evleneceği kadına da şüpheli şeyler
yedirmek istemezmiş!(100)
Gülen’in. bundan
daha ilginç evlilik fıkıhları da bulunmaktadır. Malum, onun hayatı
kerametlerle, rüyalarla yönlendirildiği için, yine bir rüya, evlenme fikrini ömür
boyu zihninden tamamen silip atmasını sağlamıştır. 1978 yılında bir gün çamaşır
yıkarken epey yorulmuş ve şimşek çakar gibi çok kısa bir an, “Evlensem mi
ki?” diye içinden geçirmiş. Ertesi gün erken vakitlerde bir arkadaşı gelir ve
gördüğü rüyayı anlatır. Rüyada Peygamber, Gülen'e selam söylemiş ve ‘Evlendiği
gün ölür ve cenazesine de gelmem” demiş.(101) Bu 'fıkh'ın, tabiiki fıkıh olacak
hiçbir mecali yoktur. Sadece Gülen’in ‘küçük dünyasını’ anlatmaktadır. Zira
kendisi 13 hanımla evlenen Allah Rasûlü Muhammed (sav)’in, ömründe bir kez ve
evlenmeyi sadece içinden geçirmesine karşılık “evlenmesin, evlenirse o gün ölür
ve cenazesine gelmem!” demesi beklenemez. Aslında rüya referanslı bu 'fıkhın’
en ahlaksız yönü, Peygamberin böyle bir saçmalığa alet edilmesidir.
Peygamber'in evliliklerini, onun sırtında bir kambur olarak değerlendirebilen Gülen
için,(102) bu yorumlar doğaldır.
Gülen'in,
evlenmemesine gerekçe olarak anlattıklarının hiçbirini İslam adına
kabullenmek mümkün değildir.(103) Ne var ki, bu hurafeleri ‘fıkıh’ yerine
koyan, “Hocaefendi’nin Fıkhını anlamaya çalışan,” bunu ‘fıkıh’ yerine koyan
ilim adamları’ da bulunmakta ve soru soran gazeteciyi, niçin gidip de, evli
olduğu halde eşine kötü davranan ya da gözü dışarıda olanları sorgulamadığı şeklinde
suçlamak sûretiyle,(104) ‘hoca efendinin fıkhını’ temyiz etmiş olmaktadırlar!
SİYASETİ
Fethullah Gülen'in
siyasî fikirleri ve siyası duruşu, dinî/fikri yapısından çok daha pragmatist
ve ilkesizdir. 90’lı yıllarda, Cebrail parti kursa ona bile üye olmayacağım
beyan ederek, güya devlet yönetimine dair hiçbir talebinin olmadığına
inandırmak istiyordu. Bu sözün kelamî/itikadi açıdan taşıdığı büyük sorun bir
tarafa, aynı Gülen, Cebrail’in getirdiği mesajla ilişkisi çok sorunlu olan
nice siyasi partiye destek vermiştir. Buradaki siyasî ikiyüzlülüğü görmemek
için, siyaseten kör olmak gerekir.
Gülen, İslam’ın
bir devlet nizamı olarak mülahaza edilmesine şiddetle karşı çıkmaktadır. ''Türkiye’de
Gerici Akımlar ve Nurculuğun İç Yüzü'' kitabının yazan Prof. Çetin Özek de, Gülen’in
bu ‘teokrasiye karşı olma' hususunda benzeri dini akımlardan farklı oluşuna
dikkat çekmektedir,(105) Gülen, İslam'ın devlet talebini öne çıkaranların önüne,
sahabe(106) ve İbrahim Ethem gibi, dört başı mamur bir İslâmî yaşantıları
olmadığı engelini çıkartır! Aynı gerekçeyle, Müslümanların laikliğe karşı
çıkmaları da yersizdir.(107) Bu sebeple, Türkiye’deki siyasal İslam söylem,
uygulama ve politikalarını eleştirir.(108) Demek kIi, Türkiye’deki devleti yönetenlerin
hepsi sahabe ve İbrahim Ethem gibi dört başı mamur yaşadıkları için, bu hakkı
onlara layık görmektedir.
Gülen'in
İslam'ı, inanç ve hareket metodu olarak Kur’an'a ve sünnete dayanan bir İslam
değildir. Gülen, tek kelimeyle ılımlı İslam politikası gütmektedir,(109)
Siyasallıktan arınmış, uyuşturucu, terör, satanizm ve benzeri kötü işleri önleyen,
laik-demokratik bir İslam’ı savunmaktadır.(110) O sadece, mistik ve modern
hurafeleri kullanarak, kendisine bir takva önderi görüntüsü vermektedir. Onun İslam
anlayışı Türk Müslümanlığıdır.(111) Ahmet Yesevi ve Mevlana en belirgin
referanslarıdır(112) Onun da, tıpkı selefi Nursi gibi, en büyük ‘deccalı’ komünizmdir.
Gençliğinde komünizmle mücadele derneklerinde aktif görevler yapmıştır. Onun İslam’ında
ne hikmetse Peygamber, kapitalizm, batı sömürgeciliği. Amerikan emperyalizmi ve
demokratik despotizmleri değil, sadece komünizm ‘fitnesini’ haber
vermektedir!(113) Çünkü ‘Nur hareketi’ Türkiye’de temelde NATO ve ABD yanlısı
bir İslami gruptur.(114) Bu yüzden, Amerika'nın Türkiye’deki uzantısı bütün
siyasi teşekküllerle arası iyi olmuştur. Bunun içindir ki, demokrasiyi kesintiye
uğratmak gibi -büyük bir günahı işlemişse de, okullara zorunlu din dersini
kovmuş olmakla Kenan Evren cennete gidecektir!(115)
Geleneksel,
katı, sert, radikal bir dinsel anlayış ılımlı İslam projesi için işlevsel değildir.
Bu sebeple Müslüman toplumların egemenlerinden, Amerika’nın Ortadoğu'daki
çıkarlarına ters düşmeyen bir siyaset geliştirmeleri, İslam’ın Batı karşıtı
olmaması, İslam’ın demokrasiye uygun olması ve global kapitalizme karşı
durmaması da istenmektedir.(116) Böyle bir proje için, Müslüman ülkelerde, Gülen
gibi ılımlı din adamlarının istihdam edilmesi gerekir.
Gülen, formel
olarak sözde bir ‘takva cemaati’ kurmak idealindedir. Ama İslam’ı bir devlet
nizamı olarak benimsememektedir. Said Nursî, bunu reddetmek için ‘devlet’
kelimesinin önüne teokratik’ sıfatını eklemişti.(117)Gülen o sıfatı da kaldırmıştır.
Onun ideali, siyasî taleplerinden tamamen arındırılmış, uysal, güdülen bir
halk İslâmı'dır. Gülen’in söylemlerinde İslam neredeyse tamamen, birey ile
tanrı arasında bir vicdan meselesi, bir itaat kültürü, bir tür meditasyon
aracına indirgenmiştir. Gülen, İslam'ın %95, 97 hatta 98’inin bireysel ve
toplumsal hayatta yaşanabildiğini, yüzde iki gibi çok cüz’i bir kısmının ancak
idareyle (devlet nizamı) alakalı olduğunu iddia etmekte(118) ve İslam'ın
devletsiz olarak da pekâlâ yaşanacağını ileri sürmektedir,(119) Bir mülakatta,
İslam'ın %5’lik kısmının devletle alakalı olduğunu, bunun da demokratik ortamda
uygulanabileceğini belirtmekte ve İslam devleti filan gibi başka şeyler düşünenler
varsa, bu ülkenin tarihi ve sosyal şartlan buna izin vermez diyerek,(120) aba
altından sopa göstermektedir.
Devlet nizamını
gerektiren %2’lik kısmın Müslümanlık olarak takdim edilmesini hem yanlış, hem
de %98’e karşı saygısızlık olarak görmektedir. İslam'ın %2'lik kısmı idareyle
alakalı olduğuna göre, onu da Müslüman idareciler halle derler.(121) Ona göre Türkiye’de,
dininin %98’lik kısmını yerine getirmek isteyen insanlar hiçbir sıkıntıyla karşılaşmazlar.(122)
Türkiye'de dini hayatı yaşama, düşünme adına bir kısıtlama yoktur aslında.
Herkes şahsi ibadetini yapar, bir yönüyle ailevi çerçeve içinde Müslümanlığı
yaşamasına kimse müdahale etmez.”(123) Anayasanın ilk maddesi, kimsenin dinine
karışılmayacağım garanti altına almıştır.(124) Türkiye’deki düşünce, yazma,
ifade ve kazanma hürriyeti, Cenabı Hakk'ın bu millete bir ihsanıdır.(125) Türkiye’deki
‘İslam hak ve özgürlükleri’ dünyada çok ender yerlerde var olan düzeydedir.(126)
İşte 'ılımlı İslam’
denilen tam olarak budur. Buna Amerikancı İslam da denilebilir. Çünkü
Amerika'nın ve dünyanın şer güçlerinin çıkarlarına hiçbir engel çıkartmadığı
gibi, bilakis hizmet etmektedir. Kur'an İslam’ına talip olan Müslümanlarla,
resmi güçler değil, bizzat Gülen mücadele etmektedir. Gülen’in ılımlılığı,
Rusya LDP Başkanı Vladimir Jirinovski gibi ırkçı bir liderden bile, tam not
alabilmektedir.(127)
Gülen,
Amerika’da yaşamasını Nuh, İbrahim, Musâ, İsa, Muhammed (a.s) ve Ebu
Hanife’nin çektikleri mihnetlere benzetmekteyse(128) de, adını andığı
peygamberlere ve İslam âlimlerine taş, sopa ve dikenler reva görülürken,
kendisine bütün dünya nimetlerinin layık görülmesi, iddiasını yalanlamaktadır.
Fundamentalizmin Dalga kıranı
F. Gülen’in yüklendiği
en önemli misyon, Orta Asya Türk cumhuriyetlerinde ve Türkiye’de, İran’ın
devrimci İslami ve Suudi Arabistan Vahhabiliği benzeri ’köktenci’ akımların
yayılmasının önünü kesmek, oralarda Amerika ve Batı tarzı laik-demokratik
siyasetin egemenliğini ve devamlılığını sağlamaktır. Bizzat kendisi İranlılan
ve Vahhabileri Asya’dan uzak tutmak için, tasavvufu da kullanarak, orada
faaliyetler yürüttüklerini açıkça itiraf etmektedir.(129) Türki
Cumhuriyetlerin Latin alfabesine geçmelerini bu amaçla desteklemiştir,(130)
Gülen,
Humeyni’ye karşı içinde zerre kadar sempati duymadığını, değil sempati, yapıp
ettiklerini alakayla takip bile etmediğini, tamamen alakasız kaldığını söylemektedir.(131)
Ona göre İran ve Vahhabi fundamentalizmleri Müslümanlık adına fena imajlar
getirmiştir, Türkiye’de bilgisiz ve görgüsüz insanlar o hareketlere ilgi duymuşlardır.(132)
İran devrimi İslam adına kötü olmuş, Müslümanlığa zarar vermiştir.(133) Gülen,
elastiki sözcüklerle Humeyni devrimini Fransa'nın desteklediği şaibeli bir
devrim olarak göstermeye yeltenmektedir,(134) İran devrimini önleme adına, hiç
çekinmeden “İran hep fitneler tarihi olmuştur” diyebilmektedir.(133)
Tam bu noktada
RAND Corporation'un hazırladığı raporlar hatırlanmalı ve geleneksel Müslümanların
fundamentalistlere karşı desteklenmesi talimatı(136) ile radikal İslam'a karşı
sufızmden yararlanmak gerektiği önerisi(137) hatırlanmalıdır. RAND'ın 2004'ün
son aylarında hazırlattığı bir başka raporda ise, İslam dünyasındaki şii-sünni
bölünmesini artırmak gerektiği üzerinde durulmuştu.(138) Gülen'in bizzat kendi
ağzıyla ifade edilen misyonu, RAND’ın raporuna uygun düşmektedir. George
Bush'un Milli Güvenlik Danışmanı Stephan Hadley, terörle (yani İslam'la) mücadeleyi
İslam ruhunu kurtarmak için yapılan savaşa benzetmiş ve bu savaşta ılımlı İslamcıları,
‘teröristler’ olarak adlandırdığı radikallere karşı çıkmaları için
cesaretlendirmek gerektiğinden bahsetmişti.(139) İşte Gülen, Hadley'in
dediklerini yapmaktadır. İlhan Selçuk dahi, ülkede yaşananların laikçilerle-müslümanlar
arasında değil, mürteciler/kara yobazlarla Müslüman çoğunluk (nurcular v.b.)
arasındaki bir savaş olduğunu belirtmektedir.(140)
Bu sebepledir
ki, Orta Asya cumhuriyetlerinde İslâmî hareketlere karşı çok ciddi
duyarlılık varken ve “şeriat” diyen herkesin başı eziliyorken. Gülen cemaatinin
okullarına ses çıkartılmaması, bu misyonun bir gereğidir. Türkiye'de ‘aşırı
dincilere’ göz açtırmamayı salık verenler, Gülen tarzı “ılımlı İslamcı"
cemaatlere sırt çevirmenin, geminin batmasına yol açacağı uyarısında
bulunmaktadırlar.(141)
Amerikan RAND şirketinin
sipariş ettiği ılımlı, sivil-demokratik İslami söylem olunca alabildiğine yumuşak,
sevecen, herkesi kucaklayan mülayim bir dil kullanan Gülen, ‘radikal İslam’
alanında Amerika tarafından sembol isim haline getirilen Üsame bin Ladin
gibiler söz konusu olunca, ağzını açmakta ve gerçek çehresini göstermekten
çekinmemektedir. Bin Ladin ve onun gibileri başıbozuk, ifrazat (dışkı) olarak
nitelemektedir.(142) Kelime dağarcığında ‘nefret’ kelimesi bulunmaz sanılan Gülen,
Bin Ladin’den acaba neden hiç kimseden etmediği kadar nefret etmekte, ona,
etrafındakilere ve Türkiye'de onun gibi düşünenlere neden lanetler yağdırmaktadır?(143)
Radikalizm iddiasında bulunanları, hangi amaca hizmet ederek, İslam'a kötülük
yapan, “ne yaptıklarını bilmeyen marjinal bir kesim" olarak
karalamaktadır?(144)
Gülen'in Bin
Ladin’e duyduğu Amerikancı nefret güya 11 Eylül olaylarını Bin Ladin'in
yaptırdığı(145)tezine dayanıyordu. Hâlbuki birçok Amerikalı bile Bin Ladin'i
mahkum etmede onun kadar acele etmemişlerdi.
Bin Ladin'i ve
Irak’ta adam kaçırıp kafa kesenleri her türlü ağır sözlerle yerden yere vuran
Gülen,(146) herhalde Amerikan askerleri Irak’ta hiçbir kafa kesmemiş olmalı
ki, ona yönelik hiçbir itirazda bulunmamaktadır. İtiraz şöyle dursun,
nezaketlerini övmekle bitiremediği FBI ajanlan ve Dışişleri bakanlığı görevlileri
kendisinden, Irakta takip edecekleri strateji hususunda görüş istemişler,
kendisi de istenileni bihakkın vermiştir: "Irak’ta Öyle bir demokrasi
kurun ki, Türkiye’den ileri olsun, Türkiye’ye imrenmesinler. Müslümanlara öyle
müsamahalı olun ki İran'a imrenmesinler.”(147) Gülen, misyonuna uygun bir
taktik vermiştir. Sanki Amerikalı bir görevli edasıyla, o beyanatından bir sene
bile geçmeden, Ocak 2005te, ClA’in iyi raporlar vermemiş olduğunun anlaşıldığından
yakınıyor, Amerika'nın, kredisini ucuza harcamaması ve Irak’ın toprak bütünlüğünün
korunması gibi maslahatlarla taktik vermeye devam ediyordu.(148)
Gülen,
Amerika'nın Irak’ı işgaline hiçbir İtirazda bulunmamıştır. Hatta Hz.
Peygamberin Mekke’yi fethetmesi ile Amerika’nın Irak’ı işgali arasında bir
benzerlik bile keşfetmiştir.(149) Gülen’in Amerikan sevgisi yanında Iraklı
nefreti, tek örnek değildir. Filistinli Müslümanların İsrail’le mücadelesini,
Filistinli kimi silah tüccarlarının paragöz aymazlıkları nedeniyle, savaşın
bitmesini istememelerine bağlayabilmektedir. (150)
Erbakan’ın D8
girişimini, “üzerinde fazla durulmaya değmez," tabana yönelik çok ucuz
bir mesaj olarak nitelendiren Gülen’in,(151) Büyük Ortadoğu Projesi gibi
projelere sahip çıkması,(152) anlaşılmaz bir durum değildir. Zira Orta
Asya’da, Türki Cumhuriyetler üzerinde Amerika’nın taşeronluğunu üstlenen
rejimin, İslam’ı politik arzuları için istismar edebileceği bir kutbu azam
icad etmesi gerekiyordu(153) ve bunu da yapmıştır. Aksi takdirde, inanmış bir
insanın Batı, Batı'yla ve Amerika ile entegrasyon karşısında olması düşünülemez
demesinin,(154) Avrupa ile entegrasyonu açık ve net biçimde gerekli görmesinin(155)
izahı yapılamaz.
Kendisine
‘Amerikancı’, ‘işbirlikçi’ diyenlerin bu tutumunu haset ve kıskançlıklarına
bağlayan Gülen,(156) bilindiği gibi, birtakım siyasî bağlantıları yüzünden CLA
ajanı olmakla da suçlanmıştı. Bir kimsenin herhangi bir istihbarat örgütünün
ajanı olduğunu ispat etmek, belki de dünyanın en zor işlerindendir. Fakat
herhangi bir insanın, bir istihbarat teşkilatının ajanı olması için, illa da
organik bir ilişkinin olması, adına düzenlenmiş bir banka hesabının olması
gerekmez. Bu, ajanlığın bilinen ve basit şeklidir. Bir kimse hangi ideolojinin
aziz olması, güçlenmesi için çaba sarfediyorsa o kişi, o ideolojinin
ajanıdır.(157)
Son yıllarda güçlenme
emareleri gösteren siyasi İslam Hareketi için, Gülen cemaati gibi
hareketlerden daha iyi bir panzehir bulunamaz.(156) Türkiye’de İslam’ın
siyasallaşması ve sosyalleşmesini önlemenin yolu, -tıpkı Gülen'in yaptığı gibi-
onu bireysel hak ve özgürlük algısına indirgemektir. Laik rejimle uzlaşabilen
bazı merkez şahsiyetler’ (iliştirilmiş hoca efendiler(159)) sinek kâğıdının
yaptığını yapmakta, kendi etki alanına giren insanları, rejim adına teslim
alarak etkisiz hale getirmektedirler,(160) "Kitleleri Amerikancı İslam’ın
hurafelerle örülü atmosferi içinde, laik kuruntularla uzlaştırmak, devleti,
orduyu, ulusçuluğu, tarihselciliği ve gelenekleri kutsar hale getirmek,
hayatlarına kitap ve sünnetin değil, mistik hezeyanların, rüyaların ve
metafizik imaların yön verdiği ufunetli ve ağlamaklı bir topluluk haline
getirmek için önlerine bütün bu nitelikleri taşıyan parlak bir sinek kâğıdı
koymak gerekir.”(161)
Devlete İtaat-Orduyu Kutsama
Gülen modern bir
saray uleması’dır, Her fırsatta dindar kitleleri devlete mutlak itaate;
parlamento, lider, idareci, kanun ve nizama uymaya davet etmektedir.(162)
Sistemi tanımamayı, devlete baş kaldırmayı, demokratik kurallara ve laik
sisteme isyan etmeyi şiddetle eleştirmekte, 'baş kaldırmaları bastırmanın’
devletin hakkı olduğunu savunmaktadır.(163) Kendisi, 60 küsur yıllık hayatında
asayişi (kurulu nizamı) ihlal edecek hiçbir iş yapmamakla övünmektedir.(164)
Ona göre, devletin ve hükümetlerin, devlet adamlarının yanlışı olabilir ama bu,
asla yıkmayı gerektirmez.(165) Mesela Cumhuriyet döneminde asker kaçaklarına
karşı kurulan istiklal mahkemeleri bazen amacı dışına çıkmış olabilir ama bu,
devlete tavır almak için geçerli bir sebep değildir.(165) Devlet, Allah’ın
emirlerine, İslam'ın kural ve tavsiyelerine tam riayet etmese de saygı
duyulmalı ve desteklenmelidir.(167) Devleti kınamak kendimizi kınamak; ona karşı
olmak kendi kimliğimize karşı olmak demektir.(168) Devletin başına kını
geçerse geçsin, itaat etmek gerekir. Devlet otoritesini sarsacak işlere girişilemez.
“Devleti zarara uğratmak, onu zayıf düşürmek, devletin zaafını ganimet bilerek
ondan bir şeyler çıkarmak, bir şeyler koparmak isteyen bir kısım anarşist ruhlara
katiyen fırsat vermemek lazım."(169) Devlete karşı güveni sarsmak,
milletin itimatsızlığına sebep olmak ve böylece onu zaafa uğratmak kat kat (mük’ab)
bir hata dır! (170) Gülen bu yorumlarını, sanki kendi kişisel yorumları değil,
adeta Din’in emri gibi lanse etmekte,(171) Devletin aleyhine olabilecek şeyleri
söylemekten Allah'a sığınmaktadır.(172) Gülen, “devletin ayrılmaz bir parçası”
olduğunu ve yaptığı her şeyi devlet adına yaptığını beyan etmektedir.(173)
Gülen’in İslam'ı,
Ahmet İnsel’in deyimiyle, devleti İslam'ın önünde tutan bir anlayıştır.(174)
Buna binaendir ki Gülen Türkiye’deki resmi ideolojinin bütün söylemlerini
benimser. Devletçiliğe ve milliyetçiliğe sahip çıkar.(175) Söylemleri İslam'dan
çok, devlet ve resmi ideolojinin söylemleriyle örtüşür. Bu, devlete içeride
ve dışarıda hizmet üreten bir harekettir. Gülen ve zihniyeti hiçbir zaman,
hiçbir yerde resmi ideoloji ile çalışmamıştır.(176)
Gülen, kurulu düzene
güveni sarsıcı, imajını zedeleyici her türlü tutumdan şiddetle kaçınır.(177)
Milletvekili, bakan, başbakan, ordu, kuvvet komutanları ve devlet ricaline en küçük
bir saygısız ifadenin kullanılmasına tahammülü yoktur.(178) Bunun için, mesela
İlhami Erdil adlı paşanın yargılanmasını bile, temsil ettiği kurumu küçük düşüreceği
gerekçesiyle içine sindirememiştir.(179) Bülent Ecevit'ten(180) Mesut
Yılmaz'a(181) kadar hemen hemen bütün siyasiler, halkı devlete itaat ettirici
misyonundan dolayı ona hep müteşekkir olmuşlardır. Necmeddin Erbakan dışındaki
bütün siyasî parti başkanlarını ve bazı siyasi kişileri ziyaret etmiş ve hep
beğenilmiştir. “Çillerle Kavga Etmeyin” diyen, Süleyman Demirel'i daima bu
millet için bir lütuf olarak gören(182) Gülen, siyasal İslamcılar için ise,
‘yumuşak kıvamda' lanetler yağdırmaktan çekinmemektedir.
Gülen,
Demokrasi, cumhuriyet ve laikliğin koruyucusu olduğu için orduya en büyük
saygıyı gösterir.(183) Her türlü (28 Şubat süreci gibi) ‘ağır şartlar' bile
orduya karşı, içinde zerre kadar olumsuzluk duygusu uyandırmamıştır,(184)
Askere, hacca, umreye gidiyor gibi gidilmesi gerektiğini, askerlikten hiç
yılmadığını ve darılmadığını, çağırsalar yine seve seve gideceğini
belirtir.(185)
Gülen, askerî
darbelerin hiçbirinde, -asayişi ihlal etmemek adına olsa gerek- olumsuz tavır
takınmamış, 12 Eylül darbesini, Sızıntı’da A.Fettah Şahin müstearıyla yazdığı
başyazılarda övmüştür.(188) “Askerin son çıkışına sebep olan bazı hadiseleri
de görmezlikten gelemeyiz” cümlesiyle, 28 Şubat sürecini açıkça savunmuş,(187)
post-modern darbeden önceki durumu ‘kaos’, ‘uçurum’ ve ‘fasit daire’ gibi sözcüklerle
betimlerken, darbe sonrasını nizama, intizama, ahenge geçilmesi olarak tasvir
etmiştir.(188) Hatta zikredilen dönem de Refah Partisi'nin kapatılması tartışmalarında,
darbeci kesime taktik öğretmiş ve demiştir ki, partinin kapatılması davasını sürüncemede
bırakın ama kapatma kararı verme yin. Dava devam ederken seçime gidin, Böylece
RP'ne olan güven sarsılır ve ona yakın partilerin oyu artar!(189)
Gülen’in kurulu
düzene bağlılık prensibi, Cezayir gibi ülkelerde Müslümanların kendilerini
savunmalarını, masumların zarar göreceği, milli servet, masum aile,
çoluk-çocuğu zarara uğratacağı gibi gerekçelerle mahkûm etmektedir.(190) Gülen’e
göre Türkiye dünyada eşi-benzeri olmayan laik-müslüman ülke modelidir ve modern
Türkiye, bu topraklarda “hümanist”, “ılımlı İslam” birikimi üzerinde doğmuştur.(191)
Müslüman-Demokrat Hedef
Gülen, modern
kavramlara İslami alanda yer açmada çok cömerttir. İnsanı ve insan-ı kâmil
gibi bâtını kavramları o kadar yüceltir ki,(192) bu yüzden hümanist olarak
nitelenmeyi hak etmektedir.(183) Hümanizmi 'sevgi' olarak açıklaması,(194) bu
kavramlara vukûfiyetsizliğinin bir göstergesidir. Savunmacı bir zihniyetle,
felsefi arka planını hesaba katmaksızın, en üstün insan hakları olgusunun
Kur’an'da bulunduğunu ileri sürebilmektedir,(195) İslam'ı modern kavramlarla
tanımlamaya o kadar düşkündür ki, feminist bir İslam görüntüsü verebilmek
için, “dinimize göre, kadının çocuğunu bile emzirmek zorunda (olmadığını)”
ileri sürebilmektedir.(196)
Gülen, İslami
siyasî düşünceye göstermediği titizliği laiklik ve demokrasiye göstermektedir.
Ona göre İslam ile demokrasi arasında, “yapısal bir uyumsuzluk” yoktur, bilakis
İslam demokrasiyi birçok yönden geliştirebilir.(197) İslam demokrasiyle taban
tabana zıttır demek haksızlıktır.(198) İkisi de birbirine zıt değildir.
Cumhuriyet ve demokrasi İslam’a, İslâmî düşünceye, İslam'ın yaşanmasına müsait
birer zemin teşkil ederler.(199) Gülen, Hıristiyan demokratlar var, sosyal
demokratlar var da, İslami demokrasi neden olmasın derken,(200) kendisini Müslüman-demokrat
olarak tanımlamakta bir beis görmüyor olmalıdır, "Demokrasi, İslam'ın terbiyesinden
geçmiş faziletli insanlarla mükemmele yakın şekilde tatbik edilebilir”
demektedir.(201) Oy vermeye karşı olmadığı gibi, bunun bir vatandaşlık hakkı
olduğunu, kendi ifadesiyle en az yüz kere söylemiştir.(202)
Gülen'e göre
insanoğlu henüz demokrasiden daha iyi bir yönetim sistemi geliştirmemiştir.
Demokrasi, dünyada halen varlığını sürdüren tek alternatiftir.(203) Ne dünyada,
ne de Türkiye'de demokrasiden asla geri dönülemez.(204) Demokrasi sürekli
yenilenerek daha hakkaniyetli ve daha adil bir sistem olacaktır. Şu var ki,
demokrasinin metafizik boyutunda küçük bir eksiklik vardır... Eğer ebedi
hayatı da şümulüne alacak derecede sahasını genişletirse, herhalde daha kalıcı
ve bütün insanlığa daha bir mutluluk getirici bir kemal noktasına doğru yürüyecektir.(205)
Onun bu görüşünü, “demokrasinin hakka yürümesi” olarak özetlemek yanlış
olmayacaktır.
Gülen’in
Amerikalı dostlan, demokrasinin, köktendinci akımlara karşı en iyi bir mücadele
yöntemi olduğunu her fırsatta dile getirirler.(206) Gülen’in demokrasiyi bu
kadar önemsemesinin arka planında böyle bir gerekçenin bulunduğu inkâr
edilemez. Gülen'in önemli bir misyonu da, Laik devletle Müslüman halk arasında
köprü olmaktır.(207) Laikliğin dinsizlik olduğu yorumlarına asla katılmaz. Gülen
felsefesinde laiklik, İslam dışı bir hayat tarzı değildir. Kendisi, Din ve dünya
işlerinin birbirinden ayrılmasını ve bunun sosyal hayata yansıtılmasını kabul
eder. Batı tipi bir laiklik sınırları içinde İslam ve devletin laikliğinin
birbiriyle uyuşabileceğini ileri sürer.(208) İslam’ın demokrasiyle olduğu gibi, laiklikle de çok fazla
bir problemi yoktur. Yeter ki din tamamen dışlanmasın.(209) Laikliğin tahkir ve
tahfif edilmesini fevkalade yakışıksız bulmaktadır.(210) Türkiye'de Avrupa
birliği, laiklik ve demokrasi konularına ayak direyenler olmaması Gülen’i son
derece memnun etmektedir.(211)
Gülen’in ‘altın
nesil’ idealini (en azından bazı yönleriyle) Mustafa Kemal’in şahsında, bulduğu
tahmin edilmektedir.(212) Mustafa Kemal’in din karşıtı olduğunu kabul etmez. İnönü’nün
(gizlice) çadırında Allaha dua ettiği rivayetlerine yer verir.(213)
Gülen'in laiklik
ve Mustafa Kemal’e bağlılık gibi sözlerinin takiyye olduğu sanılmamalıdır. Çünkü
ona en yakın isimler, devlete bağlılık, Atatürk’ü takdir, demokrasiye, laik
cumhuriyete sahip çıkma hususlarındaki samimiyetinden asla şüphe edilemeyeceğini
açıklamaktadırlar.(214) Hüseyin Gülerce'ye göre, ‘bizi bölmek ve kamplara
ayırmak isteyenler’e, karşı "Dinimiz, öz değerlerimiz, Atatürk,
Cumhuriyet, laiklik, demokrasi ve hukukun üstünlüğü.” “ortak değerlerimizin
bulunduğu zemin’dir.(215) Bu tespitler aynı zamanda Gülen’in görüşlerinin en
geçerli yorumu olarak kabul edilmelidir.
DİYALOG FAALİYETLERİ
Fethullah Gülen'i
gündemde tutan faktörlerden biri de diyalog faaliyetleridir. Fakat bilinmelidir
ki, diyalog faaliyetleri, Gülen’in kendisinin ya da cemaatinin keşfettiği ve
kendi inisiyatifi ile sevk ve idare ettiği bir aktivite değildir. Diyalog
faaliyetleri, ’komünizmle mücadele’ gibi ulusal, Amerikancı ‘sağ’ politikaların
bir devamı niteliğindeki Büyük Ortadoğu Projesi gibi projelerin bir boyutu
olarak görülmelidir. Böyle bir proje için bulunabilecek en iyi isim Gülen
olabilirdi.
Dinler Arası
Diyalog faaliyetleri, Judeo-Hıristiyan medeniye tinin ciddi bir düşman olarak gördüğü
İslam’ı bertaraf etme planlarının bir gereği olarak başlamıştır.
Gülen diyalog sürecine
1996 yılında (4 Nisan 1996’da Fener Rum Patriği Bartholomeous’la buluşması)
dâhil edilmişse de, aslında diyalog çabaları çok daha eskidir. Esasında
dinler arası diyalog çabaları kilise tarihiyle yaşıttır. Fakat özellikle
1920’li yıllardan itibaren daha belirgin hal almış, bilhassa II. Vatikan
Konsili diyaloga büyük önem vermiştir.
Gülen’in taşeronluğunda
yürütülen diyalog sürecinde onun, Papa ile görüşmesi, önemli bir dönüm
noktasıdır. Papa ile 9 Şubat 1998’de Vatikan’da, bizzat Devletin bilgisi ve
kontrolü dâhilinde görüşmüştür. Gidişini başbakan Bülent Ecevit ve Dışişleri
bakanı İsmail Cem onaylamışlar,(216) Vatikan’da Fiumicino havaalanında onu Türkiye
büyükelçisi Altan Güven karşılamıştır. Dışişleri bakanlığı yetkililerine göre,
aslında böyle bir karşılama hiçbir şekilde olağan olmadığı için, bizzat
Bakan’ın izni gerekmiştir,(217) Bir taraftan devletin bazı güçlerince takip
edilen, hakkında dosyalar tutulan ve yargılanması istenen(!), diğer taraftan
ise, hiçbir resmi sıfatı olmadığı halde, bizzat devlet eliyle Papa’ya gönderilen
emekli bir vaizin Papa ile görüşmesi, belli bir misyon dışında, başka ne ile
açıklanabilir?
‘Papa
Cenaplarının huzurunda kendisini "Rabb'in aciz kulu” olarak tanıtan Gülen’in,
Papa’nın yüzüne karşı okuduğu mektubu, kastettiğimiz misyonu, daha anlaşılır
kılmaktadır. Gülen, elleri önünde bağlı, ayakta okuduğu mektubunda şöyle
demektedir; “Papa 6. Paul cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan
Dinlerarası Diyalog İçin Papalık Konseyi (PC1D) misyonunun bir parçası olmak üzere
burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. En aciz
bir şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda
en mütevazı yardımlarımızı sunmak için size geldik.”(218) Gülen, “bu misyonun
hedeflerine yakından hizmet etmek için," kendisine bazı ödevler
verilmesini talep ediyor ve Türkiye'de yapabileceği bazı küçük hizmetleri
anımsatıyor.(219)
Gülen, Papa'ya, İslam’ın
yanlış anlaşılan bir din olduğunu ve bunda da en çok Müslümanların suçlu olduğunu
belirtiyor.(220) Yani özür diliyor. Gülenin arkadaşının Papa’nın elini öpmesi
de adeta, bu özür dileme sunağını tamamlıyor. Papa'nın Hıristiyanlık adına
dileyeceği bir özür olmamalı ki, o böyle bir girişimde bulunmuyor.
Katolik Kilisesi
nazarında dinler arası diyalog, misyonerlikten başka bir şey değildir. Bunu, Gülen'e
yakınlığı ile bilinen kimi akademisyenler de kabul etmektedirler: “Bazıları ilk
nazarda diyalog ile misyonu birbirine zıt zannetmektedirler. Onlar bu durumda
misyonerliğin artık bırakılacağını düşünürler. Hâlbuki yeni misyonerlik
telakkisine göre diyalog ile misyonerlik bazılarının sandığı gibi birbirine zıt
değildir, bilakis karşılıklı olarak birbirlerini ihtiva ederler. Misyonerlik
diyalogu gerektirir; gerçek diyalog, zaten aynı zamanda Hıristiyanlığı
yaymaktır.”(221)
II. Vatikan
Konsili’nde alınan kararlara göre, rahibin esas işi dünyanın Hıristiyanlaştırılmasıdır.(222)
Katolik inancına göre, Hıristiyanlık sıradan olmayan bir kurtuluş vasıtası;
Hıristiyan olmayan dinler ise sıradan kurtuluş vasıtalarıdır.(223) Papa Jean
Paul 1990 yılında yayınladığı Redemptoris Missio adındaki genelgede diyalogu,
“kilisenin evangelik misyonunun bir parçası” ve İsa’yı diğer insanlara sunmanın
bir yolu olarak tanımlamıştır. Bu genelge, İsa dışında hiç kimseyi kurtarıcı
olarak kabul etmemektedir.(224)
1990’lu yıllarda
Fethullah Gülene, hoşgörü ve diyalog konulu kitabı, Anti-Defamation League
(ADL) adındaki Siyonist bir örgüt hazırlatmıştır. Amerikan Yahudi Örgütleri Başkanları
Konferansı adındaki 55 örgütün 59 başkanını temsilen üç kişilik bir heyet Gülen'le
İstanbul’da görüşmüş, kitabın akıbetini sormuşlardır.(225) O günkü Zaman
gazetesinde, kitabın, ADL tarafından basılarak dünyanın dört bir yanında dağıtılacağı
belirtilmekteydi. ADL 1913 yılında kurulmuş, MOSSAD’ta hep yakın ilişki içinde
olmuş masonik bir örgüttür. 1985'de İsmail Raci Faruki’yi de bu örgütün öldürdüğü
bildirilmektedir.(226)
Gülen, ADL örgütünün
başkanı Abraham Foxmarila da 1997 yılında New Jersey’de ayrıca bir görüşme
yapmıştır.(227) F. Gülen, Hırıstiyanlarla diyalog yapmak uğruna, kelime-i
tevhid üzerinde bir nevi revizyon yapmayı önermekte, “Lâ ilahe illallah”
diyelim, ama “Muhammed Rasûlullah" demeyelim teklifini getirmektedir,(228)
Onun bu teklifini bir Katolik din adamı fotokopi ile çoğaltarak, ‘müslüman
dostlarına’ dağıtmıştır.(229) Gülenin anlattığına göre, Halid-i Bağdadi'nin bir
halifesi Isparta’ya gelir ve orada vaaz eder. Vaazını papaz ve hahamlar da
dinlerler. Atomlardan, güneşten v.b. bahsettiğinde, Hahamlar ve papazlar onu
tasdik ederler. Hz. Muhammed’den bahsedince ise, haham da, papaz da
"Hocaefendi, itikadımızı bozma” diyerek itiraz ederler.(230) Gülen bu
rivayette, zamanlamayı iyi yapmadığı gerekçesiyle, Halid-i Bağdadi'nin
halifesini hatalı bulmaktadır.(230) Yani Muhammed’den bahsetmemeliydi.
Gülenin haham ve
papaz kayırıcılığı bu kadarla bitmemektedir. Peygamberimizin Uhud ya da Bi’r-i
Maune’de ashabını şehid edenlere 30-40 gün beddua ettiğini, ardın dan Âl-i
İmran suresinin 128. ayeti nazil olarak, bir bakıma Muhammed (a.s)’ı itap ettiğini,
“bunlar seni ilgilendirmeyen şeyler,” dediğini ileri sürmektedir.(232) Meğer
Peygamberin, ashabım öldüren müşriklere beddua etmesi hataymış.
Gülen gibi Said
Nursi de, Hıristiyanlarla anlaşmak ve uzlaşmak için, ihtilaflı mevzuları gündemden
uzak tutmak gerektiği kanaatindeymiş.(233) Zaman gazetesi yazarı Ahmet Şahin'in,
"ehl-i kitapla temel noktalarda birlikteyiz. Daha meşhur ifadesiyle amentüde
ittifakımız vardır." sözleri,(234) S. Nursi - F. Gülen çizgisindeki uzlaşmacı
diyalogculuğun geldiği noktanın ibretamîz bir belgesidir. Oysa Ahmet Şahin'in
müttefik olduklarını söylediği amentüde İsa, “Zaman yaratılmadan babadan var
olan, ışıktan ışık, gerçek tanrıdan gerçek tanrı, doğumu yaratılma sonucu
olmayan, baba’yla homoousios ve her şeyin onun vasıtasıyla yaratıldığı
Tanrı’nın oğlu” olarak kabul edilmektedir.(235) Gerçi Gülen, Muhammed’i İsa’nın
babası yapmakla, amentüdeki ortaklığa küçük bir gölge düşürmüştür ama bunu
telafi etmenin yolu mutlaka vardır.
Diyalog
faaliyetleri, İslami radikalizmin önünü kesmeyi hedefleyen ve Amerikan
politikalarına hizmet eden ılımlı İslam projesinin bir parçası olarak işlemeye
devam etmektedir. Bunu bu şekilde okumayı gerektiren yığınlarca bilgi, belge ve
kanıt söz konusudur. Desteklenen, cesaretlendirilen ve güçlendirilen ılımlı/Amerikancı
sesler, diyalog faaliyetlerini sürdürmektedirler.
Gülen, hoşgörü
ve diyalog gayretlerini eleştiren (kendisi ‘baltalayan’ diyor), “barış ve
dostluk rüyasını çatlatanları , ‘modern Karmatiler’, ‘Karmati hezeyanı’, ‘modern hariciler’, ‘harici taşkınlığı’,
“tebliğ üslubundan ve müsamahadan nasipsiz, terbiyesiz ve saygısız kimseler,
fitne ateşini tutuşturanlar” gibi sıfatlarla yerden yere vurmakta,(236) modern
dünyaya alabildiğine yaydığı diyalog rahmetinizi, 'modern Karmatiler’den
esirgemektedir.
Okullar
Fethullah Gülen
deyince akla gelen etkinliklerden biri de hiç kuşkusuz, yurt içindeki ve yurt
dışındaki okullardır. Adı geçen okullarda iyi bir eğitim verildiği, iyi İngilizce
öğretildiği doğrudur. Fakat o okulların en belirgin özelliği. Bayrak, Atatürk,
Türkiye sevgisi ve Türk milletine hayranlığın öğretilmesidir.(237) Türkiye,
devlet olarak giremediği Türki cumhuriyetlere F. Gülenle girmiştir.(238) Gülen
cemaatinin açtığı okullar, onun genel siyasi yelpazesinden ayrı düşünülemez. Gülen'in
siyasî misyonu göz ardı edilerek, ‘Türk okulları’ tahlil edilemez.
Her şeyden önce,
yurt dışındaki bu okullara başta ABD olmak üzere, okulların açıldığı devletler
ve T.C. devleti tam destek vermektedir. Bunu Gülen'in kendisi açıkça itiraf
etmektedir. Gülen, okulların, dünyanın patronu ABD’nin rağmına açılmadıklarını
hatırlatmakta ve bunu da yadırgamamaktadır. “Bütün dünyada yapılacak işler
buradan [ABD’den] idare edilebilir ve hatta denilebilir ki, şöyle veya böyle
Amerika ile dostça geçinmeden destek almak değil, dostça geçinmeden,
Amerikalılar istemezlerse, kimseye dünyanın değişik yerlerinde hiçbir iş
yaptırmazlar. Şimdi bazı gönüllü kuruluşlar dünya ile entegrasyon adma gidip dünyanın
değişik yerlerinde okullar açıyorlarsa, bu itibarla, mesela Amerika ile çatıştığınız
sürece bu projelerin gerçekleştirilmesi mümkün olmaz. Amerika, hala bu dünya
gemisinin dümeninde oturan bir milletin adıdır, ... Amerika göz ardı edilerek şurada
burada bir iş yapılmaya kalkılmamalı. Rusya destekleyebilir bir işi fakat
Amerika ile iyi geçinmezseniz, işinizi bozarlar. Çünkü Amerika kendi düzeninin
bozulmamasını ister. Amerika’da ahengin devam ve temadisini ister. Ve ben bunu çok
yadırgamam.”(239)
Gülen, ehven-i şer
kavramını merkeze oturtarak, Amerika ile iyi geçinmek gerektiğini
savunmaktadır.(240) Türkiye’deki okullar MEB tarafından,(241) Rusya’daki
okullar KGB tarafından(242) sıkı şekilde denetlenmekte ve hiçbir menfilik
bulunmamaktadır. Kuzey Iraktaki okulların güvenliğini bizzat Kuzey Irak Kürt yönetimi
sağlamaktadır.(243) Kuzey Irak'ın güvenliği ise ABD’nin elindedir.
Devlet, gerek
yurt içinde gerekse yurt dışında okulların açılmasından haberdar olmanın ötesinde,
bizzat destek vermekte, ön ayak olmaktadır. Adı geçen cumhuriyetlerde okulların
etkili olması için her türlü moral desteği verdiği gibi, muhtemelen mali destek
de vermiştir.(244)
Süleyman
Demirel’in, bazı devlet başkanlarına verilmek üzere mektup niteliğindeki kağıtları
imzaladığını ve ''Alın üzerine siz ne yazarsanız yazın'' dediğini Gülen
anlatmaktadır.(245) Turgut Özal, Asya gezisi sırasında uğradığı her ülkede,
cumhurbaşkanı olarak bu meseleye kefil olduğunu belirtmiştir. Bülent Ecevit,
okullardan son derece memnuniyet duyuyordu.(246) Kuzey Irak ve Afganistan’da açılan
okullardan askerler katiyen haberdardılar ve takdir ediyorlardı.(247)
Generallerden, okulların zararsızlığı ve desteklenmesi gerektiği yönünde
mesajlar gelmeye devam etmektedir.(248) Gülen’in dediğine göre, okulların
aleyhinde bulunmayı düpedüz ’Vatana hıyanet” olarak değerlendiren profesörler
vardır,(249) New York Times gazetesi, "Türk okulları, Mustafa Kemal Atatürk'ün
1920'li yıllarda halifeliği kaldırmasından sonra modern şeklini alan Türk
sufîliğini hayata geçiriyor”(250) sözleriyle, okulların radikalliği önlediklerini
duyurmuştur.
Ali Bayramoğlu,
okulları şöyle tahlil etmektedir; “Bu okullar, sanıldığı gibi dinî eğitim
veren ya da eğitim faaliyetini dini bir çerçeve ile kuşatan okullar değil. Bu
okullar, ders programları, üstün teknik donanımlarıyla, laboratuarlarıyla,
bildik Anadolu Lisesi modelinde kurulmuş durumdalar. Dersler, Milli Eğitim
Bakanlığının hazırladığı tedrisat çerçevesinde yapılıyor. Din dersi bile
okutulmuyor. Hatta bu okulları ziyaret eden gazetecilerimizden Ali Bulaç
beyefendi, bu okulda taharetin arkasından namaz gelir denilerek, tuvaletlerin
temiz olmasına müsaade edilmediğini intibalarında anlatmaktadır. Her ülke
mevzuatının ve eğitim felsefesinin çerçevesinde faaliyet gösteriyorlar. Örneğin,
Özbekistan’da hazırlık sınıfında öğrenciler Türkçe ve İngilizce öğrendikten
sonra fen derslerini Türk öğretmenler tarafından Özbekçe görüyorlar. Türkçe
yapılan tek ders ise bilgisayar... Amaç din bilgisi aktarmak değil. Bilim ite imanı
evlendirmek ve çocuklarda ahlaki değişim gerçekleştirmek.”(251)
Kısaca, ‘Türk
okulları’nda, Batı ile entegrasyon ve ABD’nin yakın destekleri sayesinde altın
nesil yetiştirilecektir.(252)
Sonuç
Fethullah Gülen'in
din anlayışı ve fikirleri hurafelerle dolu, siyasî duruşu, devletçi,
laik-demokratik bir İslam anlayışına yaslanmaktadır. Diyalog ve eğitim
faaliyetleri ise, ulusal ve uluslararası bir misyon çerçevesinde işlemektedir.
Gülen, referansı Ahmet Yesevi, Celaleddin Rumi, Yunus Emre ve Hacı Bektaş olan
bir Türkiye Müslümanlığının taşeronudur. Onun, Kur'an İslam'ı gibi bir endişesi
yoktur. Türkiye'de demokratik-laik, Avrupa birliği (Batı) ile entegre olmuş,
devlete mutlak itaati esas alan, ordunun yıpratılmasına şiddetle karşı çıkan,
devletin din bastonu(253) işlevini gören bir ılımlı İslam, bir Kemalist Müslüman-demokrat
muhafazakarlığın oluşması için çalışmaktadır. Resmi ideolojiyle hiçbir
alıp-veremediği yoktur.
Gülen, “İstikbarın
istikrarı uğruna her türlü kitlesel eylemi sokağa dökülmek” diye kınayarak müslümana
yasaklayan, yüce devletimiz, kahraman ordumuz, şanlı tarihimiz, necib
milletimiz gibi sağ ve şöven bir terminolojiyi İslam adına tekrarlayıp
duran..." bir cemaat lideridir.(254)
Gülen, eleştirilere
tamamen kapalıdır. Eleştirilere, hakaretlerle karşılık vermektedir. Said
Nursi’den beri süregelen ‘hizmet çizgisini’ o kadar kutsallaştırmaktadır ki, o çizgi
ve o çizginin eşiğine baş koymuş insanların sayine ihanet varsa, bunu bağışlama
hakkının hiç kimseye verilmediğini, Kabe’yi tavaf etmiş ve beş vakit
namazlarını aksatmamış olsalar bile, yaptıkları kötülüklerin hesabım ötede
mutlaka vereceklerini, cezalarını çekeceklerini iddia etmektedir.(255) ‘O
cinayetleri işleyenler’ için, "Allahım, onları affet.!” diye dua da
bulunmanın da mümkün olmadığını ileri sürmektedir.(256) Elbette Gülen öyle
diyebilir ama unutulmamalıdır ki, din gününün sahibi F. Gülen değil, Allah’tır
ve O, herkesi olduğu gibi Gülen'i de yargılayacaktır. Dolayısıyla hakikat
adına, yanlışlara razı olmama adına söyleyecek sözü olanların uyarı görevini
mutlaka yerine getirmesi gerekmektedir.
“Fethullah Hoca
bugüne kadar yaptıklarında hata görüyorsa rejimden, medyadan değil, Allah’tan
ve Müslümanlardan özür dilemelidir." "Eğer bu hareket tasfiye
olunursa Türkiyeli Müslümanların kaybedecekleri pek bir şey yok. İslam'ın ise
hiç yok. Çünkü hareket İslam merkezli değildir.
İslâmî hareket
onayını Kur'an'dan alır. Oysa adı geçen hareket onayını resmi ideolojiden
almaya çalışmıştır ve çalışmaktadır.(257)
Mehmed DURMUŞ
KAYNAK: Bu yazı Editörü Fikret Başkaya olan, Özgür Üniversite Kitaplığı 79 no'lu ve Resmi Tarih Tartışmaları serisinin 7. Kitabı ve 1. Basım'ı 2009'da yapılmış olan 31 Mart’tan Günümüze “Gericilik” Söylemi, adlı kitabın 151-188. sayfa aralığında yayınlanmış makaledir.
Dipnotlar:
1) Gülen, Küçük
Dünyam, 34.
2) Gülen, Küçük
Dünyam, 11.
3) Gülen, Küçük
Dünyam, 44.
4) Gülen, Küçük
Dünyam, 53.
5) Gülen, kendi çizgisini
beğenmediği Müslümanların tebliğ metodunu aşağılamak için onları gorillere
benzetmekle, 'kin ve nefret, soluyarak" tebliğ yapan kimseler olarak
tasvir etmektedir, {Gülenden İddialara Net Cevaplar, wvw.haber7.com.tr, 25.04.2005).
Acaba bu 'goril' simgesi, benliğinde riyazetin bıraktığı bir iz midir?
6) Gülen, Küçük
Dünyam. 62-63.
7) Gülen, Küçük
Dünyam. 44.
8) Gülen, Küçük
Dünyam. 65.
9) Gülen, Küçük
Dünyam, 119.
10) Carrol,
Medeniyetler Diyalogu, 132.
11) Gülen, Ümit
Burcu, 82.
12) Gülen,
Prizma, 2, 99.
13) 6/En'am, 50
v.b.
14) Gülen, Varlığın
Metafizik Boyutu, 1, 90-91.
15) Gülen,
inancın Gölgesinde, 1, 81.
16) Gülen, Varlığın
Metafizik Boyutu, 1, 143-144. (Müsned, II/167; Tirmizi, Kader, 8).
17) Gülen, İnancın
Gölgesinde, 1, 83-
18) Gülen, İnancın
Gölgesinde, 2, 52-53,
19) Gülen,
Prizma, 4, 209.
20) Gülen,
Sonsuz Nur, 3. 104-106.
21) Gülen, Ümit
Burcu, 141
22) Gülen, Ümit
Burcu, 36.
23) Nisa, 159:
Âli İmran, 61: Zuhruf. 61: Meryem, 33,
24) Nuriye
Akman'la Röportaj, Zaman. 30.03.2004.
25) Gülen, Ümit
Burcu, 37.
26) Gülen, Ümit
Burcu, 42.
27) Gülen, Ümit
Burcu, 42,
28) Nuriye
Akman'la Röportaj, Zaman, 30.03.2004.
29) Gülen, Ümit
Burcu, 330
30) Gülen,
Prizma, 2, 56.
31) Gülen, Ümit
Burcu, 34.
32) Gülen,
Prizma, 2. 266; Prizma, 4, 257.
33) Gülen,
Ruhumuzun. Heykelini Dikerken. 87: Carrol, Medeniyetler Diyalogu, 139.
34) Gülen, Fikir
Atlası, 112.
35) Gülen,
Ruhumuzun Heykelini Dikerken, 87,
36)Gülen, Ümit
Burcu, 131.
37) Sarmış, Hz.
Muhammed'i Doğru Anlamak, II/82.
38)Gülen, Fikir
Atlası. 112: Ümit Burcu 95-96: Prizma, 4. 257.
39) Gülen, Ümit
Burcu, 96.
40) Gülen,
Prizma 1, 205.
41) Gülen, Ölümsüzlük
İksiri, 234.
42) Gülen,
Prizma-1. 206.
43) Gülen, Küçük
Dünyam, 49,
44) Gülen, Küçük
Dünyam, 134.
45) Gülen, Küçük
Dünyam, 87.
46) Gülen, Ölümsüzlük
İksiri, 234.
47) Gülen, Ölümsüzlük
İksiri. 235.
48) Gülen,
Prizma, 1. 207,
49) Gülen, Küçük
Dünyam. 22.
50) Gülen,
Prizma, 2. 84.
51) Gülen, Küçük
Dünyam. 117.
52) Gülen, Küçük
Dünyam, 118.
53) Memioğlu,
Mistik Hezeyanlar, Tevhid, Mayıs/1992.
54) Memioğlu,
Mistik Hezeyanlar, Tevhid, Mayıs/1992.
55) Gülen, Küçük
Dünyanı. 106.56) Gülen, Varlığın Metafizik Boyutu, 1. 139-140.
57) Gülen, Küçük
Dünyam. 156.
58) Gülen, Küçük
Dünyam, 136.59) Gülen, Ümit Burcu, 342.
60) Memioğlu,
Mistik Hezeyanlar, Tevhid. Mayıs/1992.
61) Memioğlu,
Mistik Hezeyanlar, Tevhid. Mayıs/1992,
62) Gülen, Ümit
Burcu, 350.
63) Gülen, Fikir
Atlası, 59; Zaman, Akademi Sayfası, 28.10.1992.
64) Bu iddianın
kritiği için bkz. Atıya Aras, Dinin Tahribi. İktibas. XI/169, Ocak-1993.
65) Gülen, Fikir
Atlası, 61
66) Gülen,
Prizma, 2. 179.
67) Gülen,
Prizma-2. 180-181.
68) Gülen,
Prizma-1, 160.
69) Gülen,
Sonsuz Nur, 3, 93-95.
70) Gülen,
Prizma, 4, 175,
71) Gülen,
Prizma, 4, 176.
72) Gülen,
Prizma, 4, 177.
73) Gülen, Varlığın
Metafizik Boyutu, I, 136-139; Gülen, İnancın Gölgesinde I, 93-94.74) Gülen, İnancın
Gölgesinde 1, 153.
75) Gülen, İnancın
Gölgesinde, 1, 157-158.
76) Gülen, Küçük
Dünyam, 10.
77) Gülen, Prizma-2. 57.
78) Gülen, Ümit
Burçu, 307.
79) Gülen, Ümit
Burcu, 306-307.
80) Gülen, Ümit
Burcu, 370-371.
81) Gülen, Ümit
Burcu, 279.
82) Gülen, Ümit
Burcu, 281.
83) Gülen,
Prizma-2, 67.
84) Gülen,
Prizma-2. 66.
85) Gülen, Küçük
Dünyam, 41.
86) Gülen, Ümit
Burcu, 161.
87) Gülen, Ümit
Burcu, 76.
88) Gülen, Omit
Burcu, 73.
89) Gülen, Ümit
Burcu, 87.
90) Gülen,
Prizma-2, 238.
91) Sevindi, New
York Sohbeti, 84.
92) Gülen,
Prlzma-2. 239.
93) Sevindi, New
York Sohbeti. 84.
94) Ertuğrul Özkök'le
Röportaj, Hürriyet, 27.01.1995.
95) Çalışkan,
Modernleşme Cihadı. 62.
96) Neşe Düzel,
Hüseyin Gülerce İle Röportaj, Taraf, 03.12.2007.
97) Gülen, Ümit
Burcu, 207.
98) Çakır, Ayet
ve Slogan, 110.
99) Onu Asın!.
Zaman, 22.06.1999.
100) Gülen, Küçük
Dünyam, 63,
101) Küçük Dünyam,
64; Beşer. F. G. Hocaefendi'nin Fıkhını Anlamak. 89. Gençliğinde buna benzer
bir olay daha yaşamış. Avlar İmamı'ndan Arapça okurken bir ara, başka bir
hocaya gitmeye karar verir ve Avlarlı Hoca, "gitseydin vallahi de, billahi
de, tallahi de parça parça olurdun" der! Bkz Küçük Dünyam. 30.
102) Sevindi,
New York Sohbeti, 149.
103) Arslantaş,
Yakın Tarihimiz. Fethullah Hoca ve Tasfiye, Fecre Doğru, 54.
104) Beşer, F.G.
Hocaefendi'nin Fıkhını Anlamak. 90-91.
105) Mercan.
Fethullaîı Gülen, 228.
106) Eyüp Can'la
Röportaj, Zaman, 22.08,1995.
107) Mehmet Gündem'le
Röportaj, Milliyet. 17.01.2005.
108) Yılmaz,
İctihad ve Tecdid, 39.
109) Yılmaz,
İctihad ve Tecdid. 40.
110) Mehmet Gündem'le
Röportaj, Milliyet. 17.01.2005.
111) Yılmaz,
İctihad ve Tecdid, 37.
112) Sevindi, New
York Sohbeti, 118.
113) Gülen,
Sonsuz Nur-1. 142-143
114) Yavuz, Laik
Devlet ve F. Gülen Hareketi, 62.
115) Mehmet Gündem'le
Röportaj, Milliyet, 17.01.2005.
116) Ahmet Çiğdem,
Neşe Düzel'le Röportaj, Taraf. 21.04.2006.
117) Hakan
Yavuz’la Röportaj, 13.08.1997.
118) Eyüp Can'la
Röportaj, Zaman, 22.08.1995; Hakan
Yavuz'la Röportaj, 13,08,1997
119) Mehmet Gündem'le
Röportaj, Milliyet, 16.01.2005.
120) Yavuz, Laik
Devlet ve F. Gülen Hareketi, 68.
121) Pope, Kaç Çeşit
İslam Var?. 97-98.
122) Pope, Kaç Çeşit
İslam Var?. 97-98; Eyüp Çan’la Röportaj, Zaman. 22.08.1995.
123) Sönmez.
Fethullah Gülen Gerçeği. 18: Yasemin Çongar'la Röportaj, Milliyet, 01.98.1997
124) Sevindi,
New York Sohbeti, 88.
125) Hulusi
Turgut'la Röportaj, Sabah. 24.01.1997.
126) Yasemin Çongar’la
Röportaj, Milliyet. 01.98.1997.
127) Zaman,
Jirinovski Gülen'i Rusya’ya Davet Etti. 17.09.2008
128) Gülen, Ümit
Burcu, 59-60.
129) Sevindi,
New York Sohbeti. 113.
130) Sevindi,
New York Sohbeti. 128, 151-152.
131) Gülen, Ümit
Burcu, 335.
132) Ertuğrul Özkök'le
Röportaj, Hürriyet, 28.01.1995
133) Mehmet Gündem'le
Röportaj, Milliyet. 12.01,2005.
134) Sevindi,
New York Sohbeti. 110.
135) Serindi,
New York Sohbeti, 111
136) İbrahim
Karagül, Sivil Demokratik İslam ve ABD’nin Din İnşası, Yeni Şafak, 24.04.2004.
137) İbrahim
Karagül. Neo-Oryantalizm, ve Amerikan İslamı. Yeni Şafak, 22.03.2005.
138) İbrahim
Karagül, Müslüman Neo-Conlar ve Yeni RAND Raporu, Yeni Şafak. 11.01 2005
139) Stephan
Hadley, İslam'ın Ruhunu Kurtarma Savaşı, Radikal, 20.10.2005.
140) Sevindi,
New York Sohbeti, 170,
141) İlnur Çevik.
Hoşgörüsüzlük Büyük Tehlike, Zaman, 23.06.1999.
142) Mehmet Gündem'le
Röportaj, Milliyet. 18.01.2005.
143) Nuriye
Akman'la Röportaj, Zaman, 23.03.2004.
144) Gülen, Sevgi,
227.
145) Nuriye
Akman'la Röportaj, Zaman, 22.03.2004.
146) Mehmet Gündem'le
Röportaj, Milliyet 18.01.2005.
147) Nuriye
Akman'la Röportaj, Zaman,
26.03,2004.
148) Mehmet Gündem'le
Röportaj, Milliyet. 11.01.2005.
149) Mehmet Gündem'le
Röportaj, Milliyet. 18,01.2005.
150) Nuriye
Akmanla Röportaj, Zaman.
23.03.2004.
151) Sevindi,
New York Sohbeti. 93-94.
152) Gülen, Ümit
Burcu, 211-212, 214.
153) Memioğlu,
Mistik Hezeyanlar, Tevhid, Mayıs/1992.
154) Yasemin Çongar’la
Röportaj, Milliyet. 02,09.1997.
155) Sevindi,
New York Sohbeti. 137, 147.
156) Nuriye
Akman'la Röportaj, Zaman.
29.03.2004.
157) Ercümend Özkan,
İnanmak ve Yaşamak, 2. Baskı, Ank-1995, s. 295-300.
158) Ali Bayramoğlu,
Fethullah Hoca Meselesi, Star, 22.06.1999,
159) Bu tabir
Atasoy Müftüoğlu beye aittir.
160) Memioğlu,
Mistik Hezeyanlar. Tevhid. Mayıs/1992,
161) Memloğlu,
Mistik Hezeyanlar. Tevhid. Mayıs/1992.
162) Eyüp Can’la
Röportaj, Zaman, 22.08.1995.
163) Gülen, Ümit
Burcu, 187.
164) Gülen, Ölümsüzlük
İksiri.101.
165) Gülen,
Prizma-1, 97-98.
166) Pope, Kaç Çeşit
İslam Var?, 92.
167) Gülen, Ümit
Burcu, 53.
168) Gülen, Ümit
Burcu, 55.
169) Gülen, Ümit
Burcu, 56, 57.
170) Gülen, Ümit
Burcu, 58.
171) Gülen, Ümit
Burcu, 57.
172) Hulusi
Turgut'la Röportaj, Sabah,
24.01.1997.
173) Sevindi,
New York Sohbeti. 82,
174) Arslantaş,
Yakın Tarihimiz, Fethullah Hoca ve Tasfiye, Fecre Doğru, 54
175) Arslantaş,
Yakın Tarihimiz. Fethullah Hoca ve Tasfiye. Fecre Doğru, 54.
176) Arslantaş,
Yakın Tarihimiz. Fethullah Hoca ve Tasfiye. Fecre Doğru, 54, 56,
177) Gülen, Ölümsüzlük
İkşiri, 104.
178) Gülen, Ölümsüzlük
İksiri, 104. 106.
179) Gülen, Ölümsüzlük
İksiri. 104-105İ Mehmet Gündem'le Röportaj, Milliyet. 16.01.2005,
180) Zaman,
23.06.1999.
181) Yılmaz,
Devlet Tuzak Kuramaz, Zaman, 23.06.1999.
182) Mehmet Gündem’le
Röportaj, Milliyet 15.01.2005; Yavuz, Laik Devlet ve F, Gülen Hareketi. 84.
183) Pope, Kaç Çeşit
İslam Var?, 89.
184) Gülen, Ölümsüzlük
İksiri. 103.
185) Dünden Bugüne
Tercüman, 04,11.2003.
186) Çakır, Ayet
ve Slogan, 100.
187) Sevindi,
New York Sohbeti, 112.
188) Yasemin Çongar'la
Röportaj, Milliyet, 31.08.1997.
189) Yasemin Çongar'la
Röportaj, Milliyet. 31.08.1997,
190) Sevindi,
New York Sohbeti, 146.
191) Çalışkan,
Modernleşme Cihadı. 60.
192) Carrol,
Medeniyetler Diyalogu, 34-35.
193) Carrol,
Medeniyetler Diyalogu, 22.
194) Gülen,
Prizma-2. 125-130.
195) Carrol,
Medeniyetler Diyalogu, 36.
196) Sevindi,
New York Sohbeti, 84.
197) Carrol,
Medeniyetler Diyalogu. 39.
198) Serindi, New
York Sohbeti, 88.
199) Sönmez.
Fethullah Gülen Gerçeği, 18.200) Mehmet Gündemle Röportaj, Milliyet,
17.01.2005.
201) Pope, Kaç Çeşit
İslam Var?, 87.
202) Ertuğrul Özkökle
Röportaj, Hürriyet. 25.01.1995.
203) Yılmaz.
İctihad ve Tecdid, 38.
204) Eyüp Can’la
Röportaj, Zaman. 22.08.1995; Sönmez. Fethullah Gülen Gerçeği. 17; Sevindi, New
York Sohbeti, 136.
205) Carrot
Medeniyetler Diyalogu, 39-40, (Evrensel bir sevgi ve hoşgörü medeniyetine doğru
kitabından)
206) Savaş
Süzal, Sabah. 10.01.1995.
207) Onu Asın!,
Zaman. 22.06.1999.
208) Yılmaz,
İctihad ve Tecdid, 38.
209) Pope, Kaç Çeşit
İslam Var?, 87.
210) Hulusi
Turgut'la Röportaj, Sabah,
24.01.1997.
211) Pope, Kaç Çeşit
İslam Var?, 88.
212) Yılmaz,
İctihad ve Tecdid, 40-41.
213) Yasemin Çongarla
Röportaj, Milliyet. 02.09.1997.
214) Gülerce,
Demokrasi Paylaşma Rejimidir, Zaman. 22.06.1999.
215) Gülerce,
Atatürk Ortak Değerdir. Zaman, 08.02.2007.
216) Bulaç, Din,
Kent ve Cemaat, 146. (NTV’deki konuşmasından).
217) Öktem, Fethullah
Gülen Hareketi ve Dinler Arası Diyalog, 134.
218) F. Gülen’in
Papa de yaptığı Konuşmanın Tam metni, Aksiyon, S.167. 14.02.1998.
219) Mehmet Kamış,
Aksiyon Dergisi. S. 167, 14.02.1998.
220) F. Gülen'in
Papa ile Yaptığı Konuşmanın Tam Metni, Aksiyon, S. 167. 14.02.1998.
221) Suat
Yıldırım, Kiliseyi İslam ile Diyalog İstemeğe Sevk Eklen Sebepler, 26.
222) Mehmet
Aydın, Genel Konsiller. 76.
223) Mahmut
Aydın, Diyalog, 140.
224) Mahmut Aydın,
Diyalog, 144. i45.
225) Selçuk Gültaşlı,
Diyalog Çabaları Devam Edivor, Zaman, 10.03.1998
226) Zaman,
20.11.1992,
227) Bulaç, Din,
Kent ve Cemaat, 145.
228) Gülen,
Prizma-2, 33,
229) Öktem,
Fethullah Gülen Hareketi ve Dinler Arası Diyalog, 131.
230) Gülen,
Prizma-2, 35-
231) Gülen,
Prizma-2, 35.
232 Gülen,
Prizma-2. 34,
233) Nuriye
Akman'la Röportaj, Zaman.
30.03.2004.
234) Ahmet Şahin,
Ehl-i Kitap'la Amentüde İttifakımız Var, Zaman. 17.04.2000
235) Rubenstein,
İsa Nasıl Tanrı Oldu?, 199,
236) Gülen, Ümit
Burcu, 186-187.
237) Gülerce, Gülen
Yaşar, Onlar Unutulur, Zaman. 13.12.2007.
238) Arslantaş,
Yakın Tarihimiz, Fethulllah Hoca ve Tasfiye, Fecre Doğru, 55.
239) Sevindi,
New York Sohbeti, 100.
240) Sevindi,
New York Sohbeti, 100-102.
241) Gülen, Ümit
Burcu, 256.
242) Gülen, Ümit
Burcu, 256; Mehmet Gündemle Röportaj, Milliyet, 26.01.2005.
243) Gülerce, Gülen
Yaşar, Onlar Unutulur. Zaman, 13.12.2007.
244) Arslantaş,
Yakın Tarihimiz. Fethullah Hoca ve Tasfiye, Fecre Doğru, 55.
245) Mehmet Gündem'le
Röportaj, Milliyet. 26.01.2005.
246) Çünkü Özal
onu radikal İslami gruplara karşı liberalizmin vaizi olarak kullanmak
istiyordu. (Yavuz, Laik Devlet ve F. Gülen Hareketi, 78).
247) Mehmet Gündem'le
Röportaj, Milliyet, 26.01.2005.
248) Türk
Okullarıyla Uğraşmayın. Ben de Akrabalarımı Gönderdim, Zaman, 06.05.2008.
249) Mehmet Gündem'le
Röportaj, Milliyet, 26.01.2005.
250)
Pakistan'daki Türk Okulları Radikalizmin Alternatifi, Zaman. 05.05.2008,
251) Gülen,
Sevgi, 246.
252) Sevindi,
New York Sohbeti, 135.
253) Necati Doğru,
Devletin Din Bastonu. Sabah. 23.06.1999.
254) Memioğlu,
Mistik Hezeyanlar, Tevhid. Mayıs/1992.
255) Gülen, Ümit
Burcu, 359.
256) Gülen, Ümit
Burcu, 365.
257) Arslantaş,
Yakın Tarihimiz, Fethullah Hoca ve Tasfiye, Fecre Doğru, 56.
KAYNAKÇA
-Arslantaş, Süleyman,
Yakın Tarihimiz, Fethullah Hoca ve Tasfiye. Fecre Doğru, 4/45, Temmuz/1999.
-Ateş,
Toktamış-Karakaş, Eser-Ortaylı, İlber, Barış Köprüleri, İst-2005.
-Beşer, Faruk
(Prof. Dr.), Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Fıkhını Anlamak. İst-2006.
-Bulaç. Ali, Din-Kent
ve Cemaat - Fethullah Gülen Örneği, İst-2008.
-Bulaç, Ali,
Fethullah Hoca’ya Üç Soru, Şafak. 11 13.07.1995
-Carrol. B.
Jill, Medeniyetler Diyaloğu-Gülen'in İslami Öğretisi ve Hümanist Söylem, Terc. İbrahim
Kapaklıkaya. İst-2007.
-Çakır, Ruşen,
Ayet ve Slogan, 7. Baskı. İst-1994. -Çalışkan, Kerem. Türk İslamcıları Modernleşme
Cihadı Başlatmalı, 'Küresel Barışa Doğru-Kozadan Kelebeğe-3’ içinde, s. 55-65.
-Sarmış, İbrahim,
Hz. Muhammed'i Doğru Anlamak, 2, bsk. İst-2Q07.
-Gülen,
Fethullah, İnsanın Özündeki Sevgi, 16. bsk. İst-2004,
-Gülen, M.
Fethullah. Fikir Atlası (Fasıldan Fasıla-5), İst-2006.
-Gülen, M.
Fethullah, İnancın Gölgesinde-1-2, İst-1996. -Gülen, M. Fethullah, İrşad
Ekseni, İst-1998.
-Gülen,
Fethullah - Erdoğan, Latif, Küçük Dünyam, İst-2006.
-Gülen, M.
Fethullah, Ölümsüzlük İksiri, İst-2007. -Gülen, M. Fethullah. Prizma-1-2, İst-1997.
-Gülen, M. Fethullah. Prizma-4, İst-2004.
-Gülen, M.
Fethullah, Ruhumuzun Heykelini Dikerken, İzmir-2008.
-Gülen, M. Fethullah,
Sonsuz Nur-1-2-3, İzmir-1995.
-Gülen, M.
Fethullah, Ümit Burcu (Kırık Testi-4), İst-2005.
-Gülen, M.
Fethullah, Varlığın Metafizik Boyutu, İst-1998.
-Küçük,
Abdurrahman, Dinler Arası Diyaloga Niçin İhtiyaç Vardır?, II. Din Şurası -
Tebliğ ve Müzakereler. 23-27 Kasım 1998, DİBy. Ank-2003 içinde.
-Memioğlu, Sükûtî,
Mistik Hezeyanlar ve Yeni Bir Kutb-u Azam, Tevhid, Mayıs/1992; İktibas,
Temmuz/1992.
-Mercan, Faruk,
FethuUah Gülen, İst-2008.
-Öktem, Emre.
Fethullah Gülen Hareketi ve Dinler Arası Diyalog. 'Küresel Barışa Doğru-Kozadan
Kelebeğe-3’ içinde, s.131-141.
-Popet Nicole,
Kaç Çeşit İslam Var? (28.04.1998). ‘Küresel Barışa Doğru-Kozadan Kelebeğe-3’ içinde,
s.85-102.
-Sönmez, İ,
Adil, FethuUah Gülen Gerçeği. 3. bsk. İzmir- 1998.
-Uşak. Cemal
(Hazırlayan), Küresel Barışa Doğru-Kozadan Kelebeğe-3, İst-2002.
-Rubenstein,
Richard, İsa Nasıl Tanrı Oldu?, Gelenek yay., İst-2004.
-Yıldırım, Suat,
Kiliseyi İslam İle Diyalog İstemeye Sevk Eden Sebepler, Asrımızda Hristiyan-Müslüman
Münasebetleri içinde, İst-1993. s. 17-44.
-Yılmaz. İhsan.
Tavırlarla İctihad ve Tecdid: Gülen ve Gülen Hareketi, ‘Küresel Banşa Doğru-Kozadan
Kelebeğe-3’ içinde, s. 27-54.
Röportajlar
-Eyüp Can'la,
Zaman, 13-23.08.1995.
-Ertuğrul Özkök’le,
Hürriyet, 23-28.01,1995.
-Hakan Yavuz’la,
Milliyet. 13.08.1997.
-Hulusi
Turgut’la, Sabah, 21.01.1997-02.02.1997.
-Neşe Düzel, Hüseyin
Gülerce ile, Taraf, 03.12.2007.
-Nevval Sevindi
île. Global Hoşgörü ve New York Sohbeti, 3. bsk. İst-2002.
-Nurive
Akman'la, Zaman, 22.03.2004-01.04.2004.
-Mehmet Gündem'le,
Milliyet. 08.01.2005-22.01.2005.
-Yasemin Çongar’la,
Milliyet. 31.08.1997-02.09.1997.
No comments:
Post a Comment