Bir Hücrenin Yaşamı
Dr. Lewis Thomas, New York'taki Memorial Sloan Kettering Kanser Araştırma Merkezi'nin Başkanlığının yanısıra, Minnesota Üniversitesi Pediatri Araştırmaları Profesörü. New York Üniversitesi Bellevue Tıp Merkezi Tip ve Pataloji Kürsüleri Başkanlığı ve Tıp Fakültesi Dekanlığı, Yale Tıp Okulu Dekanlığı gibi unvanlara sahip.
Ulusal Bilimler Akademisi üyesi olan Dr. Thomas'ın bu kitabi, National Book Award denilen, Amerikan Ulusal Kitap Ödülünü kazanmıştır. Amerika'nın tıp araştırmaları alanında en önde gelen adlarından olan Dr. Lewis Thomas, bu kitabıyla yazarlık konusunda da bilim adamlığından aşağı kalmadığını göstermiştir.
* * *
İnsan doğanın içine sıkı sıkıya yerleşmiştir. s. 9
Son yılların biyoloji bilimi, bunu yaşamın daha ivedi bir gerçeği haline koymaktadır. Yeni ve güç olan sorun, ufukta görünen ve giderek yoğunlaşan bir gerçekle baş edebilmekte nasıl olup da birbirimizle böylesine iç içe girmiş olduğumuzu açıklayabilmektedir. Hemen hepimizin savunmakta olduğu ''özel efendiliğimiz''i ile ilgili eski ve sıkıca yapışılan kavramlar artık büyük ölçüde zayıflamaktadır. s. 9-10
Bizler, hep sandığımız gibi, kendimize ait parçaların giderek zenginleşen paketler halini almaları sonucu oluşmuş değiliz. Bizler, paylaşılıyor, kiralanıyor ve işgal ediliyoruz. Hücrelerimizin içinde onları harekete geçiren, ışıldayan her günü düzene sokmak için bizi dışarı yollayan okside enerjiyi sağlayan mitokondriler (*) bulunmaktadır ve bunlar kelimenin tam anlamıyla bize ait değildir. Bunların ayrı küçük yaratıklar oldukları, ilkel bakteri kolonileri olarak ökaryotik (**) hücrelerimizin ilk örneklerine yüzerek girdikleri ve göçmen prokaryositler (**) olarak orada kaldıkları ortaya çıkmaktadır. O zamandan beri varlıklarını ve kendi usullerini sürdüren bu canlılar. bizimkilerden tümüyle farklı DNA ve RNA'ları ile kendi kopyalarını oluşturmuşlardır. Onlar fasulye köklerindeki rizobiyal bakteriler kadar simbiyotik yaratıklardır. Eğer onlar olmasaydı bizler tek bir adelemizi oynatamaz, parmağımızı kımıldatamaz, düşünce bile oluşturamazdık. s. 10
Benzer şekilde benim hücrelerime yerleşmiş ve bir araya toplanmış olarak bende düzenleyici ve dengeleyici nitelikte işgören diğer küçük hayvanlar nelerdir? Bendeki sentriyoller, temel gruplar ve hücrelerimin içinde iş görmekte olan daha da belirsiz küçük yaratıkların her biri kendi özel genomları (***) ile karınca tepelerindeki minicik böcekler kadar yabancı ve aynı şekilde gereklidirler. s. 10
Onların benim yararıma çalıştıklarını, her soluğu benim için aldıklarını düşünmek istiyorum, fakat sabahın erken saatlerinde parkta dolaştığım sırada gerçekte dolaşanlar, benim müziğimi dinleyenler, benim fikirlerimi düşünenler belki de onlardır.
Şu kadar var ki, yeşil bitkilerin de aynı biçimsiz durumda çocuklarını düşünerek biraz avunuyorum. Onlar fotosentez işini yürüten ve bizler için oksijen üreten kloroplastları olmaksızın ne bitki ne de yeşil renkte olabilirlerdi. Ortaya çıktığı gibi, kloroplastlar da kendilerine özgü dili konuşan, kendi kromozomları olan ayrı yaratıklardır. s.11
Dünyadaki yaşamın farklılıktan daha da şaşırtıcı olarak bir şekil benzerliği göstermekte oluşu, büyük bir olasılıkla bizlerin daha başlangıçta daha dünyanın soğuması sırasında bir yıldırımın içinde gelişmekte olan tek bir hücreden gelmekte oluşumuz ile açıklanabilir. Bu ana hücrenin nesilleri olarak dış görünüşümüzü kazanmış bulunuyoruz; bizler hâlâ etraftaki genlerle bir paylaşma durumu içindeyiz ve otlardaki enzimlerin balinalarınkine benzer oluşu aile ile ilgili bir benzeşimdir. s. 11
Artık virüsler, tek amaçları hastalık ve ölüm olan ajanlar olarak değil de, daha çok, hareketli genler gibi görülmeye başlanmıştır. Evrim hâlâ, yalnızca kazananların masada kaldığı sonsuz uzunlukta ve sıkıcılıkta bir oyun olma niteliğindedir. Fakat artık kurallar daha esnekleşmeye başlamıştır.
Bizler, içinde virüslerin dans ettiği bir potada yaşıyoruz; bunlar arıları oldukça andırır şekilde organizmadan organizmaya, bitkiden böceğe oradan memeliye derken bana ve yeniden gerisin geriye denizlere sıçrarken, şu kromozomlardan bir parçayı, bu genç şeritlerinden bir bölümü çekiştirip DNA'daki talimatları bir taraftan öbür tarafa aktardıkları sıralarda, sanki büyük bir partideymiş gibi ortalıkta dolaşmakta ve kalıtsal etkilerde bulunmaktadır. Onlar DNA'nın yeni ve mutasyon sonucu olan şekillerini aramızda en geniş şekliyle dolaşıma sokan bir mekanizma olabilir. Eğer bu gerçekse, tıp alanında dikkatimizi alabildiğine vermemiz gereken özel virüs hastalıkları bu alandaki bazı kazalar olarak görülebilir.
Dünyayı bir tür organizma olarak görmeye çalışmışsam da bu olmadı. Onu bu şekilde düşünemiyorum. Yeryüzü, çok büyük, çok karmaşık ve görünüşte birbirleriyle ilişkisi olmayan pek çok işler parçadan oluşuyor. Geçen gece New England'ın güney taraflarındaki ağaçlıklı bir tepeden arabayla geçerken bunun üzerinde düşündüm. Eğer o bir organizmaya benzemiyorsa, o halde nedir; en çok neye benziyor? Derken o an için tatmin edici olan şu fikir aklıma geldi: O en çok tek bir hücreye benzemektedir. s. 12
(*) Yunanca mitos+kondros - hücre plazmasında bulunabilen, tane, iplik veya çomak şeklinde cisimcik.
(**) Prokaryot ve Ökaryot Hücreler
Canlıların en küçük yapısal ve işlevsel birimi hücredir. Hücreler, yapılarına göre prokaryot ve ökaryot hücre olmak üzere iki grupta incelenir.
Prokaryot Hücre: Belirgin bir zarla çevrili çekirdeği ve zarla çevrili organeli bulunmayan hücrelere prokaryot (pro: ilkel, basit -karyot: çekirdek) hücre denir.
Ökaryot Hücre: Zarla çevrili çekirdeğe ve zarlı organellere sahip olan hücrelere ökaryot (eu: iyi, gelişmiş -karyot: çekirdek) hücre denir.
(***) Bir gametin içindeki belli sayıdaki kromozom.
Kaynak: Lewis Thomas, Bir Hücrenin Yaşamları, Çev. Kayhan Şentin, E Yayınları, 1. Baskı, Ocak 1984, İstanbul
No comments:
Post a Comment