Ebabil Virüsü - Muhammed Abduh ve Muhammed Esed'in Fil Sûresi Yorumu
Bu sûre Miladî 570 yılında Habeş'lilerin Mekke'ye karşı başlattıkları sefere atıfta bulunmaktadır. Yemen'in -ki o zaman Habeş'lilerin yönetimi altındaydı- genel valisi olan Ebrehe, Sana da büyük bir katedral inşa etti ve böylece her yıl Mekke'nin kutsal ve güvenli mabedi Kabe'yi ziyarete giden Arap hacıları bu yeni kiliseye çekmek istedi. Bu ümidi gerçekleşmeyince Kabe'yi tahrip etmeye karar verdi ve çok sayıda savaş fili ile desteklenen kalabalık bir ordunun başında Mekke'ye karşı sefere çıktı ve böylece o zamana kadar bilinmeyen ve Arapları şaşırtan bir olayın simgesi oldu. Bu nedenle hem çağdaş hem de daha sonraki kuşaktan tarihçiler o yılı ''Fil Yılı'' olarak adlandırdılar. Ebrehe'nin ordusu bu sefer sırasında, -muhtemelen son derece tehlikeli bir çiçek veya tifus salgınına yakalanarak yok oldu ve Ebrehe de Sana'ya dönüşü sırasında öldü. Bkz. İbni Hişam, İbni Sa'd I/1, 55. Esed, s. 1307
Sûrenin atıfta bulunduğu özel bela/azap ani bir salgın hastalık olabilir. Vâkıdî ve Muhammed b. İshak'a göre -bu ikincisi, İbni Hişam ve İbni Kesir tarafından aktarılmıştır- ''ilk defa o zaman Arap topraklarında lekeli humma (hasbe) ve çiçek hastalığı (cuderî) görüldü.'' İlginç olan bir nokta da şudur: hasbe kelimesi -ki, bazı otoritelere göre aynı zamanda tifüsü ifade eder- asıl olarak ''taşlarla vurmak [veya "darbe vurmak"] anlamına gelir (Kamûs). Çoğulu tayr olan tâir ismi ise, hatırlamak gerekir ki, kuş veya böcek cinsinden herhangi bir uçan varlığı gösterir (Tâcul Arûs)
Haberin yok mu Rabbin Fil Ordusu'na ne yaptı?
Onların kurnazca planlarını tamamen bozmadı mı?
Üzerlerine kalabalık sürüler halinde uçan varlıklar saldı,
onlara önceden tesbit edilmiş taş gibi sert azap darbeleri vurdular,
ve onları yalnız sap dipleri kalasıya yenmiş bir ekin tarlasına benzettiler. [Fil Süresi 1-5]
Yukarıdaki ayetin atıfta bulunduğu özel bela/azap anî bir salgın hastalık olabilir: Vâkıdî ve Muhammed b. İshâk'a göre -bu ikincisi, İbni Hişâm ve İbni Kesîr tarafından aktarılmıştır- “ilk defa o zaman Arap topraklarında lekeli humma (hasbe) ve çiçek hastalığı (cuderî) görüldü”. İlginç olan bir nokta da şudur: hasbe kelimesi -ki, bazı otoritelere göre aynı zamanda tifüsü ifade eder- asıl olarak “taşlarla vurmak” [veya “darbe vurmak”] anlamına gelir (Kâmûs). - (Çoğulu tayr olan) tâir ismi ise, hatırlatmak gerekir ki, kuş veya böcek cinsinden herhangi bir “uçan varlığ”ı gösterir (Tâcu'l-‘Arûs). Yukarıdaki ayette zikredilen “uçan varlıklar”ın mahiyeti hakkında ne Kur’an ne de sahih Hadisler herhangi bir bilgi vermez; diğer taraftan, yorumcuların sarıldığı bütün “tasvirler” tamamiyle hayalî olduklarından ciddî olarak üzerlerinde durmaya gerek yoktur. Eğer salgın bir hastalık varsayımı doğru ise, “uçan varlıklar” -ister sinek, ister böcek- bu mikrobun taşıyıcıları olabilir. Ancak bir şey açık ve kesindir: işgalcileri teslim alan belanın mahiyeti ne olursa olsun kelimenin gerçek anlamıyla tam bir mucize idi -çünkü baskı altındaki Mekke halkına hiç beklenmeyen bir kurtuluş imkanı sunmuştu. Esed, s. 1308
Kaynak: Muhammed Esed, Kur'an Mesajı, Meal-Tefsir, Çev. Cahit Koytak Ahmet Ertürk, İşaret Yayınları 6. Baskı, Aralık 1999 İstanbul 6. Baskı
* * *
Allah bir takım kuşlar gönderdi ki, onlar deniz tarafından geldi. Ebrehe'nin adamlarını taşlaşmış çamurdan taşlar atıyorlardı. O kuşların en küçüğü insan başı kadar, en büyüğü de zayıf develer kadardı. Ne atarlarsa isabet ediyor, neye isabet ederse öldürüyordu. Birbiri peşi sıra gelen ebabiller, istediklerini vurdular ve vurduklarını öldürdüler. İbn İshak, s. 116
Arap topraklarında ilk defa kızamık ve çiçek hastalıkları, mürrüsafi ağacı ve üzerlik gibi otlar fil senesinde görüldü. İbn İshak, s. 116
Kaynak: Muhammed İbn İshak, Siyer, Peygamberler Tarihi, Yayına Hazırlayan, Muhammed Hamidullah, Çev. Sezai Özel, Akabe Yayınları 2. Baskı Ağustos 1991, İstanbul
* * *
Görmedin mi, Rabbin fil sahiplerine nasıl yaptı?
Onların keyidini (kötü düşüncelerini) boşa çıkarmadı mı?
Üzerlerine sürü sürü uçanlar gönderdi.
Onlara siccîlden (katılaşmış çamurdan) taşlar atıyorlardı.
Derken onları, yenilmiş bir ekin yaprağı gibi yapıverdi. [Fil Sûresi 1-5]
Ebabil: Birbirini takip eden kuş veya at sürüsü veya topluluklar. Abduh, s. 436
Tayr: Küçük veya büyük olsun, görülsün veya görülmesin havada uçan şeyler. Abduh, s. 436
Haddi zatında, ''Fil Vak'ası'', bu ayetlerde varid olduğu gibi mütevatir rivayetlerle bilinmektedir. Hatta Araplar, bu hadiseyi tarih başlangıcı yapıp önemli hadiseleri buna göre belirliyorlardı. Mesela, ''fil yılında doğdu'', ''şu hadise fil yılından iki sene sonra meydana geldi'' vb. diyorlardı. Abduh, s. 437
Bu hadiseyle ilgili mütevatir haberlerden biri şudur: Yemen'i ele geçiren Habeşli bir komutan (Ebrehe), Arapların Kabe'yi haccetmelerini engellemek, onları mağlup edip boyun eğdirmek için Kabe'ye ulaşmak ve onu yıkmak istedi. Bunu gerçekleştirmek üzere de kalabalık bir orduyla Mekke'ye yöneldi. Bu orduda, çok ürkütücü ve kalplerde korku salan bir veya birçok fil de vardı. O, önüne geleni mağlup ederek ilerliyordu; sonunda Mekke yakınlarındaki Muğammis denilen yere ulaştı. Sonra Mekke ahalisine, savaşmak için gelmediği, sadece Kabe'yi tahrip etmek için geldiği haberini gönderdi. Bunun üzerine Mekkeliler ondan korktular ve ne yapacağını görmek için dağların tepelerine çıktılar. İkinci gün, Habeş askerlerine çiçek ve kızamık hastalığı yayıldı. İkrime, bunun Arap memleketlerinde ortaya çıkan ilk çiçek hastalığı olduğunu söylemiştir. Yakup bin Utbe, ''Arap memleketlerinde gördüğüm ilk kızamık ve çiçek hastalığı bu yılda meydana geldi'' demiştir. Bu hastalık, onların bedenlerinde, benzeri ender görülen bir vebaya yol açtı; öyle ki, etleri parçalanıyor ve yere düşüyordu. Bunun üzerine ordu ve komutanı dehşete kapılıp kaçmaya başladılar. Habeşli komutan da bu hastalığa yakalandı; eti parça parça ve boğum boğum düşüyordu; sonunda göğsü çatlayarak Sana'da öldü. Bunlar, rivayetlerin ittifak ettiği hususlardır. Bunlara inanmak sahihtir. Abduh, s. 437
Bu değerli sûre bize, bu çiçek veya kızamık hastalıklarının, Allah'ın rüzgar yoluyla gönderdiği tayr'dan/uçanlardan oluşan büyük sürüler vasıtasıyla askerlere attığı siccilden (katılaşmış çamurdan) kaynaklandığını beyan etmektedir. Bu tayr'ın (uçanların), bazı hastalıkların mikroplarını taşıyan sivrisinek veya sinekler olduğunu ve zehirli olan bu siccilin (çamurdan katı taşların) ise bu hayvanların ayaklarında rüzgar vasıtasıyla asılı bulunduklarını, bu taşların isabet ettiği bedenin içine girdiğini ve bedenin bozulması ve etinin dökülmesi ile sonuçlanacak olan yaralara sebep olduğunu düşünmek mümkündür. Bu zayıf tayr'ın (uçanların) birçoğu, Allah'ın beşerden helak etmek istediği kimseleri helak edecek büyük ordulardan biri sayılır. Bugün mikrop adı verilen bu küçük hayvan da, bunun dışında değildir. Bunlar, sayısını ancak yaratıcısının bilebileceği sürü ve topluluklardır. Allah Teala'nın azgınları kahretmedeki kudretinin eserinin zuhuru, o tayr'ın (uçanların) dağların tepeleri iriliğinde olmasına, mağrib-i ankâ nevinden olmasına, özel renklerinin bulunmasına, taşların miktarının ve bunları nasıl etki yaptıklarının bilinmesine bağlı değildir. Çünkü Allah'ın her şeyden bir ordusu vardır. Abduh, s. 438
Kainatta O'un kuvvetine boyun eğmeyecek hiçbir kuvvet yoktur. İşte Allah, Beyt'i tahrip etmek isteyen o azgın üzerine, çicek veya kızamık maddesini taşıyan tayr (uçanlar) göndermiş, onu ve kavmini Mekke'ye girmeden önce helak etmiştir. Her ne kadar bu, suçsuz ve günahsız yere Beyt'e saldırmak isteyen düşmanlarını: Fil Ashabı'nı Allah'ın ortadan kaldırdığı bir intikam olsa da, -Beyt'ini korumak için dininin kuvvetiyle onu himaye edecek olan Resul'ünü gönderinceye kadar-, putperest olmalarına rağmen hareminin ahalisine Allah'ın bahşettiği bir nimettir. Bunlar, bu sûrenin tefsirinde itimad edilmesi gereken şeylerdir. Bunun dışındakiler ise, eğer rivayetleri sahihse kabul edilmeleri ancak tevil yoluyla mümkün olan şeylerdir. Allah'ın kudretinin büyüklüğünü gösteren şeylerden biri de, cüsse olarak dört ayaklı hayvanlardan en irisi ve en güçlüsü olan fille üstün gelmek isteyen kimsenin, görülmeyen ve gözle idrak edilmeyecek kadar küçük olan bir hayvan tarafından kaderin sevk ettiği yerde helak edilmesidir. Kuşkusuz bu, düşünen kimseler için çok muazzam, çok hayret ve dehşet verici bir şeydir. Abduh, ss. 438-439
Kaynak: Muhammed Abduh, Fatiha Suresi ve Amme Cüz'ü Tefsiri, Çev. Ömer Aydın, İşaret Yayınları, 1. Baskı, 2012, İstanbul. Ayrıca bkz. Şeyh Muhammed Abduh, Muhammed Reşîd Rızâ, Menâr Tefsiri, Tefsiru'l Kurani'l Hakîm, Tefsiru'l Menâr, 14. Cilt. Çev: Ali Rıza Temel, Halil Çelik (Amme Cüz'ü) Ekin Yayınları, Ağustos 2014 İstanbul, Abduh ve Rızâ, ss. 454-457
No comments:
Post a Comment