Friday, 19 June 2020

Cehennem - Nikolay Berdyaev

Cehennem


Felsefi etik cehennem problemini değinmeksizin bırakmıştır; fakat cehennem etiğin sadece nihai problemi değil, temel problemidir de ve hiçbir etik sistemi ona bütünüyle kulaklarını tıkayamaz. Çok az insanın cehennem hakkında düşünüyor ve çok az insanın cehennem endişesi taşıyor olması dikkate değerdir. Bu, insani saçmalığın/havailiğin (frivolity) en çarpıcı delilidir. İnsan tümüyle yüzeysel yaşamaya yeteneklidir ve işte bu yüzden cehennem imajı onu ilgilendirmez. Ebedi hayat ve ölümsüzlük hissini kaybeden insan kendisini meşakkatli cehennem probleminden kurtarmış ve sorumluluk yükünü de fırlatıp atmıştır. Cehennemin modern reddi hayatı aşırı ölçülerde kolaylaştırır, yüzeyselleştirir ve sorumsuz hale getirir. Fakat cehenneme inanç ahlakı ve spiritüel hayatı anlamsızlaştırır; çünkü cehennem hayatının tümü azap/işkence hayatıdır. Cehennem fikri işkencedir ve işkence insanı hiçbir şey yapmamaya sürükleyebilir. Fakat işkence altındaki şeylerin hiçbir değeri ya da önemi yoktur ve ahlaki ve spiritüel başarı değildir. Cehenneme inancın bu boyutu üzerinde pek kafa patlatılmamıştır. Bir insanın Tanrı aşkıyla ve mükemmel hayat için değil de cehennem korkusuyla yaptığı hiçbir şeyin herhangi bir anlamı yoktur. ss. 325-326

Eğer cehennem var ise ve benim için bir tehdit ise, çıkarsız Tanrı sevgisi benim için imkansızdır ve eylemlerime ilham veren şey mükemmeliyet çabası değil, ebedi cezadan kaçma arzusudur.  Cehenneme inanç insanları hedonistlere ve faydacılara dönüştürür ve çıkarsız hakikat/ doğruluk aşkını tahrip eder. s. 326

Cezalandırılma korkusu ve kurtuluş özlemi ve ebedi mutluluk özlemi hiçbir şekilde mistik motifler değildir. Sürekli mutluluk ve sürekli ceza, kurtuluş ve ceza egzoterik fikirler, ilahi olanın sürü-zihnine yansıyan ifşalarıdır. Sürü-zihniyetini benimseyen din daima faydacı bir unsur taşır. Yalnızca çıkarsızlık irtifalanna yükselen mistisizm sürü-zihninden bağımsızdır. Ebedi cezadan kurtuluş hakikatin son sözü değildir, o sadece Tanrı'nın Krallığı, Tanrı Sevgisi, mükemmel hayat ve kemale erme arayışıyla ilgili hakikatin yararcı ve vülger formudur. O hiçbir şekilde cehennem problemini çözemez ya da acısını dindiremez. s. 326

Cehennemin gerçekliğini kabul edemeyiz, ahlak bilincimiz ona başkaldırır; kolaylıkla onu reddedemeyiz; çünkü bu, sorgulanamaz değerleri feda etme anlamına gelir. Eğer özgürlük ve kişiliği reddederseniz cehennemi reddetmek de çok kolaydır. Eğer kişilik ebedi değilse ve eğer insan özgür değilse cehennem de olamaz; cebren iyi olmaya ve cennete girmeye zorlanabiliriz. Cehennem fikri ontolojik bakımdan özgürlük ve kişilikle ilişkilidir; adalet ve ceza ile değil. Yeterince paradoksaldır ki cehennem insanın spiritüel özgürlüğünün ahlaki postülasıdır. Cehennem adaletin zaferini ve günahkarların cezalandırılmasını garantilemek için değil, insanı iyi olmaya zorlanmaktan kurtarmak, cebren cennete yerleştirilmekten kurtarmak için gereklidir/ zorunludur. Bir anlamda insanın ahlaki bir cehennem hakkı vardır - özgürce cehennemi cennete tercih etme hakkı. Bu, ahlaki cehennem diyalektiğini özetler. ss. 326-327

Aziz Thomas Aquinas ve Dante' de rastladığımız türde cehennemin adalet temelinde meşrulaştırılması özellikle yıkıcıdır ve spiritüel derinlikten yoksundur. Diyalektik olarak cehennemi varsayan, özgürlük fikridir, adalet fikri değil. s. 327

Cehenneme insani görüş noktasından da ilahi görüş açısından da bakılabilir. Eğer insan Tanrı'nın görüş noktasından bakarsa cehennemi objektifleştirir; o kavranamazdır, kabul edilemezdir ve yıkıcıdır. O, Tanrı'nın dünyayı yaratmış olabileceği düşünceyle uzlaştırılamazdır ve eğer Tanrı cehennemi önceden görseydi adalet adına onu önceden belirleyemezdi veya Tanrı, cehennemi Kendi Krallığı'yla yan yana özel bir zulüm alanı olarak tolere edemezdi. İlahi görüş noktasından bu yaratılışın bir başarısızlık olması anlamına gelir. Özel bir ebedi hayat alanı olarak objektif cehennem fikri de tolere edilemez, düşünülemezdir ve aslında Tanrı inancıyla uzlaştırılamazdır. Bile-isteye ebedi cezanın varoluşuna izin veren bir Tanrı hiçbir suretle Tanrı değildir ve aksine şeytana benzer. Günahkarların cezalandırıldığı yer ve iyiler için teselli mekanı olarak cehennem bir peri masalıdır; onda gerçekliğin gölgesi dahi yoktur; ödül ve cezalarla yüklü gündelik varoluşumuzdan devşirilmiştir. Benimsenen yanlış ve heretik/ sapkın inançların haklı karşılığı olarak ebedi cehennem fikri muzaffer sürü-zihninin en meşum ve aşağılık ürünlerinden biridir. Objektif görüş noktasından, yani Tanrı'nın görüş noktasından cehennem diye bir şey olamaz. Cehennemi kabul etmek Tanrı'yı reddetmek olur. s. 328

Cehennem bütünüyle sübjektif alana aittir; objektif alana değil; o subject'de/ öznede varolur, objede değil; yani kaynağı insandır, Tanrı değil. Objektif bir varlık alanı olarak cehennem diye bir şey yoktur; böyle bir anlayış bütünüyle tanrısızdır; Hıristiyan değil Manişeist'tir. Metafizik cehennem teorileri bu yüzden kesinlikle imkansız ve kabul edilemezdir. Cehennemi objektif bir şey olarak kavrama istikametinde yapılan bütün girişimler haklı olarak bizde öfke ve karşıtlık doğurmuştur. s. 328

Cennet gibi cehennem de insanın spiritüel hayatının sembollerinden biridir sadece. s. 328

Cennet gibi cehennem de insanın spiritüel hayatının sembollerinden biridir sadece. Cehennem ebediyetin, ebediyetin parçası olma imkanının ve ebedi hayata geçiş imkanının reddidir. Zulmün ebediyeti diye bir şey olamaz. s. 329

Fakat ebedi azabın kötü sonsuzluğu, kerameti kendinden menkul sübjektif alanda var olabilir. Kendi iç hayatında insan acısının sınırsız/sonsuz olduğunu hissedebilir ve bu tecrübe sonsuz cehennem fikrini doğurabilir. Yeryüzündeki hayatımızda bize bir an, bir saat ya da bir gün değil sonsuza kadar, ebediyyen devam edecek izlenimi bırakan azaplar çekme tecrübesi verilmiştir. Dehşet verici olan ve cehennemi hatırlatan şeyler işte bu tür azaplardır. Fakat onların sonsuzluklarının ebediyetle hiçbir alakası yoktur ve objektif realiteden yoksundurlar. s. 329

Sonu gelmeyen azap tecrübesi insanın ben-merkezli acısından kurtulmaya muktedir olamama tecrübesidir. s. 329

Cehennem hiçbir suretle ebediyet değildir; zaman içinde geçip gitmeyen süredir. Cehennem azapları geçicidir/zamansaldır; çünkü zamanın "kötü/karanlık sonsuzluğu"nda (bed infinity) varolurlar; onlar Tanrı'nın Krallığı'nın ebediliğinden farklı bir ebedilikte ikamet ederler. Geçici olarak cehennemde kalanlar ve ebediyete giremeyenler, sübjektif kapalı-alanda kalanlar ve objektif Tanrı'nın Krallığı alanına geçemeyenlerdir. Kendinde cehennem illüzyonik, fantazmagorik (düşlemsel) ve gerçekdışıdır, fakat birey için çok büyük bir psikolojik sübjektif gerçekliği vardır. Cehennem bir fantazma(düşlem), ebedi olmayan, ancak insanın sınırsız bir şey olarak yaşayabileceği bir kabustur. İnsan tutkularının yarattığı fantazmalar (düşlemler) kişiyi/beni cehenneme çeker. Tutkular insanı ebediyete uyandıramayan, ancak nedenleri ebedi olmayan illüzyonik bir düşler ve karabasanlar şebekesi örer. Bu karabasanlarda objektif olarak gerçek hiçbir şey yoktur. İnsanı bu karabasanları yaşamaya mahkum eden Tanrı'nın objektif adaleti değildir; insanın insanı önceden-mevcut olmayan-varlığa /hiçliğe mahkum eden irrasyonel özgürlüğüdür. Tanrı'nın dünyasında yaşama tecrübesinden sonra bu hiçliğin (non-being) cehennemi doğası olduğu açıkça ortaya çıkar. ss. 329-330

İnsanı cehennem azabına çarptıran Tanrı değil, Tanrı fikri vasıtasıyla insanın kendisidir. İlahi ışık insanın hakiki meşgalesinin hatırlatıcısı olarak azapların kaynağıdır. Cehennemin güçleriyle mücadele, insanı, insanın bilincini sonsuz bir zamanı sona erdiriyor gibi görünen kabustan ebediyete uyandırabilecek ölçüde aydınlık, tam ve güçlü hale getirme mücadelesidir. Cehennem fantazmaları  (düşlemleri) kişiliğin bütünlüğünün kaybıyla, bilincin sentezleyici gücünün kaybıyla sonuçlanır, fakat liflerine ayrılarak parçalanan kişilik varolmayı ve düşler kurmayı sürdürür ve parçalanan kişisel bilinç, fonksiyonunu yerine getirmeye devam eder. Bu kişilik fragmanları/parçaları mutlak yalnızlığı yaşarlar. s. 330

İnsan bilinç vasıtasıyla bilinçaltından bilinçüstüne/ süperbilince geçer. Bütünlük ve tamlığa yalnızca bilinçüstünde/ süperbilinçte ulaşılabilir. "Bilinçli" hayatımız doğumdan ölüme kadar cehennemin kabusunu müjdeleyen tehditkar rüyavari hallerden ibarettir. Bu halleri günahkar tutkular yaratır; bu hallerdeki bilinci aydınlanmamış ve ihya edilmemiş bilinçaltı parçalayarak çarpıtır. Fakat insani hayat cenneti müjdeleyen başka rüyalar ve vizyonlar da taşır. Onlar bize bilinçaltının şekil değiştirerek yüceldiği süperbilinç/bilinçüstü hayatın sezgilerini verirler. s. 330

Spiritüel itidal ve vecitle aydınlanma cehennemin illüzyonik yarı-varoluşuna dönüşü imkansız hale getiren kemale ermenin/ tamlığa ulaşmanın eşit ölçüde tanıklarıdır. s. 331

Acı ve ızdırap bilinçle ilişkilidir ve bilinç bütünüyle yok edilemez. Bilincin kökü bölünme tohumlarını içinde taşır ve bilinç bütün haline gelemediği için acı çeker. Fakat bilincin bölünmüşlüğü tam parçalanmaya maruz kalabilir ve böylece acı ve ızdırap artabilir. Acı ya bilinçüstü bütünlüğe ya da hiçliğe varıldığında biter. s. 331

Aydınlık, uyanık bilinç rüya gören karanlık bilinçaltından genellikle düşünüldüğü kadar keskin şekilde kopmaz / ayrılmaz. Kadim dünyada, tarihin şafağında, bilinç ile bilinçaltı arasındaki ayırım hala net değildir ve insan "rüyaları" yanlış şekilde "realiteler" olarak anlamıştı. Bu, mit-yapma sürecinin egemen olduğu koşullarda böyleydi. Cehennem fikri/ideası, ancak Hıristiyanlık çağında belirgin hale geldi; fakat kökleri derin antikitedeydi. Başlangıçta cezalandırıcı adalet fikriyle açıkça ilişkilendirilmiş değildi. Gölgelerden ve yarı-varoluşlardan oluşan alan olan Hades bütün ölümlülerin kederli yazgısıydı. Kadim Grekler bu kaderden kurtuluş konusunda hiçbir şey bilmiyorlardı. Ölümden sonraki varoluş ölüler diyarının yeraltı tanrılarıyla bağlantılıydı. Bu karanlık yeraltı imajlarıyla ve yarı-varoluşun acılı rüyalarıyla dokunan cehennem kabuslarının başlangıcıydı. Hayat anlayışları temelde trajik olan Grekler, ölümlülerin melankoli kaderine boyun eğmişlerdi. Dehşet verici olan insanların bütünüyle ölmemeleri, ancak insanın uyanamadığı acılı rüyaya benzer bir yarı-varoluşa ve yarı-bilince mahkumiyetleriydi. Grek aristokrasisi alacakaranlık yeraltı dünyasının üzerine bir Olympos inşa etmişti. Grekler'in ölüm karşısında zafer ve hakiki ahlaka ulaşmak için aradıkları şeyler bu Gizemler'di. Fakat Grek zihni iki dünya ilkesi arasındaki mücadele ile şeytanın kendisini tekrar cehenneme sürükleyen nihai yenilgisinden ibaret iki kamp - "iyiler" ile "kötüler" - anlayışını geliştirememişti. ss. 331-332

Dini ahlaki düalizm Pers düşüncesinin karakteristiğidir ve Manişeizm'de apaçıktır. İbrani eskatoloji teorilerinin Pers etkisi altında şekillendiği ve Hıristiyan şeytan ve onun krallığı anlayışının Pagan bir kaynağı olduğu reddedilemez. Daha net bir biçimde dile getirmek gerekirse, Hıristiyan düşüncesi kendisini Manişeist unsurlardan hiçbir zaman bütünüyle kurtaramamıştır. Cehennem anlayışı kristalleştiğinde kadim intikam içgüdüsüne, onu zamandan ebediyete taşıyarak bir anlam yüklemiştir. s. 332

Cehennem insan zihninde iki şekilde görünür: ya genelde insanlığın nihai kaderi olarak; çünkü bu kaderde kurtuluş diye bir şey yoktur ve kimse yalnızca tanrılara açık Tanrı'nın Krallığı'na giremez; ya da iyilerin kurtuluşu tamamlandıktan sonra kötüler için tahsis edilen ödül ve ceza adaletinin zaferi olarak. İlk cehennem imajı kurtuluşu bilmeyen ne ebediyette yaşayabilen ne de bütünüyle ölebilen acıklı günahkar insanlık rüyasıdır. İkinci cehennem imajını kurtuluştan haberdar olan ve "günahkarları/kötüleri" cehenneme havale ederek kendilerini "iyiler" olarak görenler yaratmıştır. Cehennemi Tanrı'nın yarattığını farzetmek imkansızdır; cehennemi şeytan yaratmıştır; cehennemi yaratan insani günahtır. Fakat çok daha korkutucu olan şey cehennemi yalnızca "günahkarların" ve şeytanın yaratmış olması değildir, cehennemin büyük ölçüde "erdemliler" ve "iyiler" için değil, "günahkarlar" ve "kötüler" için yaratılmış olmasıdır. "Günahkarlar /kötüler" cehennemi kendileri için yaratırken, "iyiler" cehennemi başkaları için yaratırlar. Yüzyıllardır kurtuluşu bulan "iyiler" cehennem idesini/ fikrini tescil ederek takviye etmişlerdir. Bu, Hıristiyan düşüncesinde çok büyük bir etki bırakmıştır ve ilhamını Hıristiyanlık'tan ve İncil'in adalet fikrinden alan bir düşünce değildir. Kilise'nin ilk Grek hocaları hiç de bu cehennem fikrinin inşasının ve takviyesinin sorumluları değildiler. "İyilerin" bu kötü eseri Aziz Augustine'le başlayan ve Aziz Thomas Aquinas ve Dante'de zirve yapan Batı Hıristiyan düşüncesinde inşa edilmiştir. İyilerin "kötüler/ günahkarlar" için yarattığı cehennem anlayışı her kateşizmde/ilmihalde (catechism) ve her resmi teoloji müfredatında egemendir. Bu anlayış İncil'in metaforik dili ve herhangi bir sembolik kavranışı dikkate alınmaksızın lafzen anlaşılan İncil metinlerinde temellendirilmiştir. İncil'in cehennem hakkındaki ifadeleri üzerinde merakla kafa yoran yeni Hıristiyan bilincidir; eskiler bu ifadelerden hoşnuttular. ss. 332-333

Özgürlük ve zorunluluk problemiyle bağlantılı bütün antinomiler cehenneme atıfla birlikte doğarlar ve gerçekten de daha kabul edilemez hale gelerek yeni zorluklar doğururlar. Zorunluluğu yani evrensel kurtuluşun kaçınılmazlığını kabul edersek, yaratılmışın özgürlüğünü reddetmemiz gerekir. Origen'in apocatastasis /nihai restorasyon doktrini kendi özgürlük anlayışıyla çelişir. Düşüş'ten önceki koşullardaki herşeyin yeniden ifadesi olarak anlaşılan dünyanın tümünün kurtuluşu, insan özgürlüğünden bağımsız dışarıdan belirlenmiş bir sürecin sonucu olarak kavranır. Bütün yaratıklar son'a ve Tanrı'nın Krallığı' na girmeye mecbur kalacaktır. Cehennem vardır, fakat geçicidir; daha net bir ifadeyle geçici ızdırap mekanıdır. Geçici bir cehennem daima yalnızca geçici ceza çekme yeridir ve eğitici bir önemi/ anlamı vardır. s. 333

Cehennemin ve cehennem azabının Tanrı'nın yaratışında önceden belirlenmiş bir şey olduğunu söylemek mümkün müdür? Bu kesinlikle kabul edilebilir bir fikir değildir. Origen, Kalvin'den daha iyidir; Origen' de Aziz Augustine' den çok daha fazla ahlaki hakikat/ doğruluk vardır. Cehennem problemiyle alabora zihnin karşısına dikilen temel antinomi şudur: insani özgürlük zorlayıcı/ cebri, önceden belirlenmiş kurtuluş fikriyle uyuşmaz, fakat aynı özgürlük önceden belirlenmiş bir yazgı olarak cehennem fikrine de direnir. Cehennemi reddedemeyiz; çünkü bu özgürlüğe aykırı olur; cehennemi kabul edemeyiz, çünkü özgürlük ona başkaldırır. Cehennem kaderde kristalleşen karanlık, irrasyonel, meonik özgürlüktür. Hıristiyan bilinç kadim Greklerdeki anlamıyla kaderin varlığını reddeder; çünkü bu, Tanrı ve insan özgürlüğü fikriyle uyuşmaz. Fakat cehennem fikri kader fikrinin muadilidir. Cehennemin "günahkarların" kaderi olduğu ve "iyilerin" ondan bağımsız olduğu söylenecektir. Fakat böyle bir argüman/tez yüzeyseldir. "Günahkarlar" ın özgürlüğü ölümcül bir özgürlüktür ve onların kötü mukadderatına dönüşür. Genelde kaderle çelişen özgürlük de dejenere olarak kadere dönüşebilir. İnayetten/lütuftan yoksun karanlık/ kör, kötü özgürlük Hıristiyanlığın onayladığı "kader" dir. İnayeti/ lütfu reddeden karanlık/kör özgürlük cenneti istemeyebilir; cehennemi tercih edebilir. Bu genellikle cehennem fikrine karşı çıkanlarca ileri sürülür. Bu yüzden cehennemin cennete özgür tercihi yaratılışı tehdit eden kaderdir. Özgürlük-zorunluluk antinomisi sadece insan ve yaratılmış dünya için değil, Tanrı için de söz konusudur. Bu antinomiyi çözmenin zorluğu, takdir (predestination; takdir, önceden belirleme) doktrinini doğurmuştur. Eğer Tanrı önceden görüyorsa ya da daha yerinde bir ifadeyle eğer Tanrı yaratılmışa bahşettiği özgürlüğün onu götüreceği yeri ezelden biliyor ise bazılarının kurtulmasını ve diğerlerinin helakını önceden belirlemiş demektir. Bu dehşet ve­rici doktrin özgürlüğe değil Tanrı'nın bizzat kendisine kader karakteri atfeder. Tanrı yaratılmışın kurtuluşunu ya da helakını önceden belirleyen kaderidir. Takdir doktrini kesinlikle bir son şeylerin gizemini rasyonelleştirme formudur; son şeylerin gizemini bütünüyle yok etme formudur. Fakat her durumda cehennem mukadderdir - ister Tanrı tarafından önceden belirlenmiş olsun ister insan özgürlüğünün kaçınılmaz sonucu olsun. Bu antinomi çözümsüz kalır ve meşakkatli problemi çözme girişimleriyle bölünerek mücadele eden ruhun iç diyalogu devam eder. Bu problemi çözme çabasının kendisinin bir cehennem-ateşi /azabı tecrübesi olduğu bile söylenebilir. ss. 333-334

Cehennem fikri ebedi zeval/kötü kader /kaçınılmaz korkunç son fikridir; çünkü cehennemde ne özgürlük vardır ne de cehennemden çıkışı sağlayacak inayet vardır. Cehennem kesinlikle mukadderdir ve kaçınılamazdır. Cehenneme götüren özgürlük onaylanır, fakat cehennemden çıkaracak özgürlük reddedilir; cehenneme özgür giriş vardır, fakat özgür çıkış yoktur. Bu yüzden Tanrı'nın dünya anlayışı Grek mitolojisinin kaderinden çok daha dehşet verici bir kötü kader elementi içerir. Bu ölümcül element Hıristiyan zihnini ve vicdanını karartır. Özel bir ontolojik alan olarak cehennem hem ilahi planın başarısızlığına hem de bilinçle Tanrı'yı da içine alan bir kader elementini gösterir. Bu kadere ilahi adaletin zaferi çağrısında bulunmak kökten yanlış olacaktır; çünkü zaman içinde işlenen günahları ebedi azapla cezalandırmakta hiçbir adalet olamaz. Zaman ve ebediyet mukayese edilemez şeylerdir. Karma ve reenkarnasyon doktrininde bile daha fazla adalet vardır; çünkü bu doktrine göre zaman içinde gerçekleştirilen işlerin/ amellerin kefareti ebediyette değil zaman içinde ödenir ve insanın bu tek hayatta doğum ile ölüm arasındaki tecrübesi dışında daha büyük bir tecrübesi yoktur. Hıristiyan zihni teosofik (teolojik+felsefi) reenkarnasyon teorisini benimseyemez. Fakat insanın nihai kaderinin ancak spiritüel dünyalarda kısa dünyevi hayatımızda mümkün olduğundan sınırsız ölçüde daha büyük bir tecrübeden sonra belirlenebileceğini kabul etmek elzemdir. ss. 335-336

Cehennem ahlaki iradenin ve insanlığın ahlaki bilincinin belirli bir eğiliminin sonucudur. Teolojik problemlerle asla başı derde girmeyenler bunu isteyebilirler ve kabul edebilirler. Objektif bir alan olarak cehennem dünyayı keskin şekilde ikiye - "iyiler" ile "kötüler" - bölen ahlaki iradenin yaratısıdır; bu bölme eylemi cennet ile cehennem ayırımında zirve yapar. "Günahkarlar / kötüler" cehenneme atılır ve bu, bu hayatta ve bu zamanda gerçekleşir. Burada "atılma" ile kastettiğim "ahlaki açıdan atılma" dır; çünkü fiziksel açıdan kötüler efendiler olabilirler. Cehennem, mutluluğu hak eden iyilerin kaderinin ebedi cezayı hak eden kötülerin kaderinden kesin şekilde ayrılmasının ürünüdür. Objektif bir alan olarak cehennem büyük ölçüde iyilerin eseridir. Cehennem iyilere adaletin nihai ifadesi, adil bir ceza gibi görünür. Burada cehennemden objektif anlamıyla söz ediyorum; çünkü cehennem sübjektif bir şey olarak bizatihi "iyilerin" hayatlarında aranmalıdır ve aynı zamanda onların da bildiği bir tecrübedir. Dünyayı keskin şekilde ikiye bölen insan iradesi, cehennemi "günahkarların" izole edilerek içine atıldığı ebedi bir hapishane olarak tahayyül eder; öyle ki iyilere hiçbir zarar gelemesin. Böyle bir anlayış elbette ilahi değil tümüyle insanidir. Bu, iyiliğin ve kötülüğün berisindeki günahkar bu dünya hayatımızın zirvesidir. Kötülük karşısında gerçek zafer imkanı yani kötülerin ihya edilmesi düşünülmez bile ve çok daha kötüsü, irade kötülerin ihya olmamalarına yönelir, tersine değil. Kötüler izole edilmeli, cezalandırılarak cehenneme atılmalıdır. İyiler bu fikirle teselli bulmalıdır. Kimse "günahkarları" ve kötüleri kurtarmayı düşünemez. İnsanlar günahkarları kurtarmayı kesinlikle herkes günahkar olduğu için düşünürler. Fakat günahkarların şeytanın kampındaki "günahkarlarla" birlikte sayıldığı bir an gelir; onlar terk edilir ve cehenneme havale edilirler. s. 336

"İyilerin" kaderinin "kötülerin" kaderinden bu ayrılması ve iyilerin kötüler üzerindeki bu son yargısı genellikle çok soylu olduğu kabul edilen bir ahlakın en büyük sapkınlığıdır. Objektif varlık alanında ebediyyen çekilecek ceza ve azap olarak cehennemin İlahi yargının ürünü olduğunu tahayyül etmek yanlıştır. Bu kendilerini "iyiler" olarak görenlerin icadıdır. İnsani ve çok insani cehennem fikri Tanrı'nın yargısıyla ortak hiçbir şey içermeyen berbat insani yargıyı objektifleştirir. "Hakiki müminler" "heretikleri" İlahi adalete göre değil insani adalete göre cehenneme yollar. Her insan ruhunun ve bütün yaratılmışların beklediği Tanrı'nın yargısı muhtemeldir ki insanların yargısına hiçbir benzerlik taşımayacaktır. Kavrayışımızın dışında, sonuncu birinci, birinci sonuncu olacak. İnsanların Tanrı'nın yargılama hakkını gaspetmeleri kesinlikle kabul edilemez. Tanrı dünyayı yargılayacak, fakat cehennem fikrini de yargılayacak. Onun yargısı iyilik ile kötülük arasında yaptığımız ayırımı aşar. Bu fikir ilahi takdir düşüncesinde yansımasını bulabilir. s. 337

İnsanın ahlaki iradesi herhangi bir yaratığı cehenneme gönderme ya da bunu adalet adına talep etme amacında olamaz. İnsanın cehennemi kendisi için uygun görmesi mümkündür; sübjektif bir varoluş olduğu için, objektif bir varoluş olduğu için değil. Cehennem azabını tecrübe edebilirim ve cehennem azabını hak ettiğime inanıyor olabilirim. Fakat yalnızca cehennem objektifleştirilemeyeceği veya reel bir varlık düzeni sayılamayacağı için onu başkaları için düşünmem veya başkalarına uygun görmem imkansızdır. Komşularının, dostlarının ve akrabalarının cehenneme gidebilecekleri gerçeğini sükunetle kabul eden sofu Hıristiyanları anlamak zordur. Birlikte çay içtiğim adamın ebedi azaba mahkum edilmesine katlanamam. Eğer insanlar ahlaken çok duyarlı olsalardı ahlaki iradelerini ve ruhlarını tümüyle hayat içinde karşılaştıkları her varlığın cehennem azabından kurtulmasına yöneltirdi. Bunun insanların başka insanların ahlaki erdemler geliştirmelerine ve hakiki imana yönelmelerine katkıda bulundukları zaman yaptıkları şey olduğunu düşünmek yanlıştır. Hakiki ahlaki değişme "kötülere" ve "yazgısı kötülere" yönelik değişmedir; onların da kurtarılmaları yani onların kaderini kendi kaderi sayma ve bunu paylaşmaya hazır olma arzusu istikametinde değişme. Bu, kurtuluşu bireysel olarak, yalnızca benimle arayamayacağım ve benim kendi erdemlerime bel bağlayarak Tanrı'nın Krallığı' na giden yolu açamayacağım anlamına gelir. Kurtuluşun böylesi bir yorumu kozmosun birliğini bozar. Sevdiğim insanlar, dostlarım veya akrabalarım ya da tanıdıklarım cehenneme gidecekse - bir "heretik/ sapkın" olarak Boehme, bir "deccal/anti-İsa" olarak Nietzsche, bir "pagan" olarak Goethe ve bir "günahkar" olarak Puşkin cehennemde iseler, cennet benim için imkansızdır. Teolojilerinde Aristoteles'siz tek bir adım dahi atamayan Roma Katolikleri bir Hıristiyan olmayan Aristoteles'in cehennemde yanmasını gönül rahatlığı ile kabule hazırdır. Bu türden şeylerin tümü bizim için imkansızdır ve bu devasa bir ahlaki ilerlemedir. Eğer Aristoteles'e ya da Nietzsche'ye çok fazla şey borçlu isem, kaderlerini paylaşmam, azaplarını üstlenmem ve onları cehennemden kurtarmam gerekir. Ahlaki bilinç şu Tanrı sorusuyla başlamıştır: "Kabil, kardeşin Habil nerede?" ve Tanrı'nın şu sorusuyla sona erecektir: "Habil, kardeşin Kabil nerede?" ss. 337-338

Cehennem kendisini gösteremeyecek kadar güçsüz ruhun durumudur, mutlak ben-merkezciliktir, karanlık ve kötü izolasyon, yani sevmeye kesin yeteneksizliktir. Cehennem büyüyen sonsuzluk uçurumuna açılan ızdırap yüklü bir an'a, bu an sonsuz zaman olacak şekilde hapsolmak anlamına gelir. Cehennem ruhun Tanrı'dan, Tanrı'nın dünyasından ve diğer insanlardan kopuşunu yaratır ve örgütler. Cehennemde ruh herkesten ve herşeyden koparak bütünüyle izole olmuştur ve aynı zamanda herşeyin ve herkesin kölesi haline gelmiştir. Cehennem fikrinin insan zihninde çarpıklaşması cehennem fikrinin Tanrı'nın yargısından ve cezasından korkuyla özdeşleşmesine yol açmıştır. Fakat cehennem Tanrı'nın ruh üzerindeki olabildiğince cezalandırıcı ve ödüllendirici tasarrufu değildir; Tanrı'nın ruh üzerinde tasarrufunun yokluğu, ruhun kendisini Tanrı'nın etkisine açma kapasitesizliği, Tanrı'dan tam kopuşudur. Cehennem korkusunu doğuran, Tanrı'nın yargısının sert ve acımasız olacağı düşüncesi değildir. Tanrı sevgi ve merhamettir; insanın kaderini O'na teslim etmesi, korkuyu aşması anlamına gelir. Dehşet verici şey kaderimi kendi ellerime teslim etmemdir. Korkunç olan şey Tanrı'nın bana yapacağı şey değil, benim kendime yapacağım şeydir. Korkunç olan şey ruhun kendisi, ebedi hayata girme yeteneksizliği hakkındaki yargısıdır. Cehennem aslında insanın Tanrı'nın eline düşmesi değil, insanı sonunda insanın kendi aygıtlarına terk etmesidir. Hiçbir şey insanın hayatı cehenneme hazırlayan karanlık meonik özgürlüğünden daha korkunç olamaz. Tanrı'nın yargısından korku, karanlığın İlahi ışığa ve sevgiye dayanamamasıdır. Tanrı'nın yargısı yalnızca karanlığa tutulan dehşet verici ışık, kötülük ve nefrete yönelmiş sevgidir. ss. 338-339

Her insanın ruhu günahkardır ve karanlığa maruzdur ve kendi gücüyle aydınlığa çıkamaz. Ruh yarı-varoluşun alacakaranlık düş ülkesine girme eğilimindedir. Ruhun kendi özgür çabaları onu hakikate ve hakiki varlığa götüremez. Hıristiyanlığın özü bundan ibarettir. "İsa insanların hayatlarını mahvetmek için değil, kurtarmak için gelmiştir." "Ben dünyayı yargılamaya değil, kurtarmaya geldim." İsa'nın gelişi cehennemi değil Tanrı'nın Krallığı'nı inşa etmeye başlayan insan ruhu için dönüm noktasıdır. İnsanın ahlaki çabaları insanı ona götürmez. Eğer İsa yoksa, İsa ile bağlantılı kalp değişmesi yoksa, şu ya da bu formda cehennem de kaçınılmaz demektir; çünkü insan bu değişmeyi yaratamaz. Kurtuluşun özü yaratılmışları natürel şekilde kendisine çeken cehennemden kurtuluştur. s. 339

Cehennem fikri semavi dünyaya transfer edilen ceza/yasa hukuku çağrışımlarından bütünüyle bağımsız olmalıdır. Cehennem İlahi müdahaleye ve Tanrı'nın kendisine inişine kapalı doğal dünyanın sonucudur. Dünyadaki her İlahi eylem insanın cehennemden kurtuluşuna yönelimlidir. s. 339

Cehennem ebediyete intikal edemeyecek, daima zamanın içinde kalacaktır. Bu yüzden o ebedi olamaz. Ruhumda konuşan seslerden biri bana herkesin cehenneme mahkum olduğunu söyler; çünkü az ya da çok cehennem herkesin kötü yazgısıdır. Bendeki diğer ses bana herkesin kurtarılması gerektiğini, insan özgürlüğünün kendisine herhangi bir baskı yapılmaksızın içeriden aydınlatılması gerektiğini - ve kurtuluşun İsa ile geleceğini - söyler. Spiritüel dünyada, kötülüğü/şeytanı insan ruhunun dışında bir şey olarak düşünemeyiz; o insan ruhunda içkindir ve bu onun kendisine terk edildiği anlamına gelir. İsa, ruhu şeytandan kurtarır. Manişeist bir bakış açısını benimsemedikçe şeytan yüksek bir ruh olarak, Tanrı'nın yaratığı olarak düşünülebilir ve onun düşüşü yalnızca meonik özgürlükle açıklanabilir. Satanizm problemi uçurum niteliğindeki irrasyonel özgürlük probleminin temelindedir. s. 340

Cehennem fikri bir korkutma, bir dini ve ahlaki terörizmin vasıtası haline gelmiştir. Fakat bu korkutmalarda hiçbir reel cehennem tehdidi dehşeti yoktur. Asıl dehşet, aşkın İlahi yargının ve cezanın tehditlerinde değil, her İlahi eylemi dışarıda bırakan insani yazgının işleyişindedir. Paradoksal şekilde, cehennem dehşetinin nihai yazgısını Tanrı'nın yargısına değil kendi yargısına bağladığında insanı kontrolü altına aldığı söylenebilir. En acımasız mahkeme insanın kendi vicdanının mahkemesidir. s. 340

Göz korkutucu cehennem fikrinin sürü-zihnini kilisede tuttuğu zamanlar vardı; fakat bugün bu fikir insanların kiliseye girmelerine engel oluyor. İnsan bilinci değişti. Tanrı'nın Krallığı'nı ve cehennem korkusunun dışında mükemmel hayatı aramadığımız bugün bizim için çok açık; bu korku hayatımızı ahlaki anlamdan yoksun bırakan ve mükemmelliğe ulaşmamızı veya Tanrı'nın Krallığı için çalışmamızı engelleyen hastalıklı bir duygudur. Dini hayatın mahmuzu olarak kullanılan cehennem korkusu kısmi bir cehennem tecrübesi, cehennemin ifşa anına giriştir. Bu yüzden dini hayatı cehenneme mahkumiyete bağlayanlar aslında ruhu cehenneme itekleyenlerdir. s. 340

Cehennem içkin ve bütünüyle sübjektiftir; onda aşkın ve ontolojik açıdan reel hiçbir şey yoktur. O bütünüyle bir kendisine kapanma, aşkın herhangi bir şeye yükselme umudundan yoksun olma ve kendinden kaçma durumudur. Cehennem umutsuzluk tecrübesidir ve bu tecrübe bütünüyle sübjektiftir. Çıkış yolu umudun yeşermesidir. s. 340

Yüksek ve olgun bir bilinç bu modası geçmiş cehennem fikrini benimseyemez; fakat cehennem fikrinin gereğinden fazla lakayt, duygusal bakımdan optimistik reddi de eşit ölçüde savunulamazdır. Cehennemin varlığı kuşku götürmez; cehennem bize tecrübeyle ifşa olur; cehennem kendi seçimimiz olabilir. Fakat o, zamana aittir ve dolayısıyla geçicidir/fanidir. Zamanın içinde yer alan herşey geçicidir. Ebediyetin zaman karşısındaki zaferi yani zamana ait olanın ebediyete geçişi, cehennem ve onun güçleri karşısındaki zaferdir. Cehennem, İncil'de söylendiği gibi, bir aeon [uzun bir zaman dilimi, çn.] veya aeon'ların aeon'udur, fakat ebediyet/ ebedi değildir. Cehennemde olanlar, ebediyete geçemeyenler, zamanın içinde kalırlar. Fakat ebediyen zamanın içinde kalmak imkansızdır; insan zamanın içinde yalnızca bir süre kalabilir. Hayatın kısa bir anının suçlarının adil karşılığı/ cezası olarak ebedi azap fikrinde meşum ve yıkıcı bir şey vardır. Hayatın kısa bir döneminde yapılan şeylerin sonucu olarak ebedi mahkumiyet/lanetlenme insanın kabuslarının en iğrençlerinden biridir. Açık avantajlara sahip reenkarnasyon doktrini de avantajlarına rağmen sonu gelmez vücut bulma kabusları, karanlık geçişler boyunca sonsuz gezinme kabusları içerir; insanın yazgısının çözümünü Tanrı' da değil kozmosta bulur. Fakat bir şey kuşku götürmez ölçüde doğrudur: ölümden sonra ruh başka varlık düzlemlerinde yaşamaya devam eder. Dünyamızdaki doğum ile ölüm arasındaki hayat insanın yazgısının ebedi yazgısından ayrı, kendisiyle kavranamaz küçücük bir parçasıdır yalnızca.

Cehennem fikri legalistik (harfiyen) anlamda yorumlandığında özellikle yıkıcıdır. Böyle bir yorum genel ve vülgerdir (kaba, bayağı, sıradan); dini etikten, felsefeden ve teolojiden bütünüyle çıkarılmalıdır. Cehennem fikri her faydacı mülahazadan kurtarılmalıdır; yalnızca o zaman bilginin ışığı onu aydınlatabilir. Yalnızca o zaman bir cehennem psikolojisi olabileceği, ancak cehennem ontolojisi olamayacağı bizim için apaçık hale gelecektir. Cehennem problemi bütünüyle irrasyoneldir ve onu rasyonelleştirmenin hiçbir yolu yoktur. s. 341

Ölüm korkusu/ ölümün dehşeti insanın yakasını bırakmaz; fakat bu, en büyük korku değildir. Bütün korkuların en büyüğü cehennem korkusudur. Bu korku ruha egemen olduğunda insan ebedi ölüm demek olan cehennemden kurtuluşun peşinde koşmaya hazırdır. Fakat ölüm korkusu acıyla, son agoni/ızdırapla, tükenmeyle geçen bir korkudur; bu dünyadaki / hayatın bu tarafındaki korkudur. Hayatın diğer tarafında / öteki hayatta böyle bir şey yoktur. Ölüm hayatın en katı ve en acılı gerçeği olarak dehşet vericidir. Ölüm tecrübesinden geçiş bize cehennem azabından geçiş gibi görünür. Cehennem sürekli ölmedir, asla bitmeyecek son acıdır (the last agony). İnsan zihni ölümdeki cehennem korkusundan kaçmaya hazır olduğunda, herşeyin sonu olacak ölümü düşünür, sonsuz ölümü değil. Ölümdeki cehennem korkusundan kurtulmaya çalışmak bir çöküş göstergesi ve bir illüzyondur. s. 342

Ebedi cehenneme inanç, son tahlilde Tanrı'nın gücüne inanmamak, şeytanın gücüne inanmaktır. Hıristiyan teolojisinin temel çelişkisi buradadır. Maniheizm günahkar heresi'yi lanetler. Fakat Maniheist unsurlar Hıristiyanlığa sızmıştır. Hıristiyanlar Tanrı'nın gücüne olduğu kadar şeytanın gücüne de inanmışlardır. Hıristiyanlar çoğu zaman şeytanın gücüne Tanrı'nın gücünden daha fazla inanmışlardır. Şeytan, Maniheistlerin kötünün iyisinin/ ehven-i şer' inin yerini almış ve son sözün Tanrı'ya mı yoksa şeytana mı ait olacağı konusunda bir karara varamamışlardır. Maniheizm metafizik bir hatadır fakat ahlaki bir derinliği vardır, kötülük problemine ilişkin keskin bir bilinci vardır; rasyonalist teolojiyi kolayca çürütebilecek ölçüde bir ahlaki derinlik ve keskin bilinç. s. 342

Cehennem probleminin içerdiği dehşete düşürücü zorlukları karşısında öne sürülmüş çözümlerden biri onu iyiliğin zaferi kadar İlahi adaletin zaferi olarak kabul etmektir. Cehennemin karanlık güçleri karşısında zafer, sonsuz olan Tanrı'nın merhameti ve bağışlaması sorunu değil, Tanrı'nın Kendisi'nden uzaklaşan ve Kendisi'nden nefret etmeye başlayan yaratığın nüfuz edilemez özgürlüğünü yok edebilme tarzıyla ilgili bir sorundur. Şeytanın krallığı realite değil, hiçliktir (non-being), karanlık meonik özgürlük alanıdır, illüzyonik sübjektif alan. Bu alana sürüklenen insan kendisine ait değil, hiçliğin (non-being) karanlık güçlerine aittir. Meonik özgürlük karşısında zafer Tanrı için imkansızdır; çünkü bu özgürlüğü Tanrı yaratmamıştır ve kökleri hiçliktedir; eşit ölçüde insan için de imkansızdır; çünkü insan bu karanlık özgürlüğün güçlerinin kölesi haline gelmiştir ve özgürlüğü içinde özgür değildir. Cehennem korkusu ruhun Tanrı'dan kopması ve O'nun ruhtaki imajının belirsizleşmesi demektir. s. 343

N. Feodorov bütün ölüleri yücelten cesur ve ürkütücü bir fikri dile getirmiştir. Fakat onun fikri daha ileri taşınarak derinleştirilmelidir. Yalnızca bütün ölüleri ölümden kurtarmak ve hayata döndürmekle kalınmamalı, bütün ölüler cehennemden korunmalı ve kurtarılmalıdır. Bu, etiğin son ve nihai talebidir. Ruhunuzun gücünü herkesi cehennemden kurtarmaya yöneltin. İradeniz ve eylemlerinizle cehennem inşa etmeyin, tam tersine bütün gücünüzle onu yıkın. "Günahkarları" cehenneme yollayarak cehennem yaratmayın. Tanrı'nın Krallığı'nı "iyilerin" "kötüler" karşısındaki zaferi gibi insani bir tarzda tahayyül etmeyin; insani tarzda "iyilerin" ışık alanında, "kötülerin" karanlık alanda izolasyonunu tahayyül etmeyin. Ahlaki eylemlerde ve değerlendirmelerde böylesine radikal bir değişme varsaymayın. Ahlaki irade öncelikle evrensel kurtuluşa yöneltilmelidir. Bu mutlak bir ahlaki hakikattir ve şu ya da bu metafizik kurtuluş ve ceza anlayışına bağlı değildir. Herkes için bu dünyada da öteki dünyada da cehennem yaratmayın, soylu ve idealistik formlara bürünen ve ebediyete yansıtılan intikam güdülerinden kurtulun. Hem tecrübede içkin bir şey olarak hem de yaşadığımız karanlık özgürlüğün ürünü olarak cehennem bir şekilde vardır, fakat "kötüler/günahkarlar" ile "iyiler"in birbirinden koparılarak izole edildikleri bir cezalandırma mekanı olarak onu biz yaratmamalıyız. Tanrı'nın Krallığı, her durumda "iyiliğimizin" ve "kötülüğümüzün" ötesindedir; ayırımın berisindeki günahkar hayatımızın kabusunu artırmamalıyız. İyiler "kötülerin" kaderini üstlenmeli, yazgılarını paylaşmalı ve bu yolla onları özgürleştirmelidir. Kendim için bir cehennem yaratabilirim, ne yazık ki onu yaratmak için çok şey yapıyorum. Fakat cehennemi başkaları için yaratmamalıyım, tek bir canlı varlık için bile. "İyiliğin" soylu, idealistik intikamlara dönüşmesine izin vermeyin. İmparator Justinian bir zamanlar kilisenin, evrensel kurtuluş doktrininden dolayı Origen'i lanetlemesini istemişti. Justinian bu dünyada geçici azaplar olmasından hoşnut değildi; öteki dünyadaki ebedi azabı istiyordu. Zaman İmparator Justinian'ı izleme zamanı değil, ona karşı çıkma zamanıdır. ''İyiler" artık "kötülerin" cehennemden kurtulmasına burnunu sokmamalı/ mani olmamalıdır. ss. 343-344

Daha önce Gogol'den şu iktibası yapmıştım: "İyilikte herhangi bir iyilik görülememesi ne kadar üzücü." Bu ifade etiğin en derin problemini dile getiriyor. İyilikte en küçük iyilik dahi yoktur; cehennemin her iki tarafa da hazırlanmak olmasının nedeni budur. İyiliğin kötülükten sorumluluğu, "iyilerin" "kötülerden" sorumluluğu etik için yeni bir problemdir. Bütün sorumluluğu "kötülüğe" ve "kötülere" yüklemek adaletsizliktir. Onlar varoldular, çünkü "iyiler" kötüydü ve iyilerde yeterince iyilik yoktu. Hem "kötüler" hem de "iyiler" Tanrı'ya hesap verecektir, fakat O'nun yargısı insanınkinden farklı olacaktır. İyilik/hayır ile kötülük/ şer arasındaki ayırımımız belirsizleşebilir. "İyiler" cehennemi yarattıkları için hesap verecek; kendi dürüstlükleriyle yetindikleri için, intikam güdülerine soylu bir karakter atfettikleri için, "kötülerin" yücelmesini önledikleri, lanetleyerek hızla cezalandırılmalarının yolunu açtıkları için hesap verecek. Yeni dini psikolojinin ve etiğin ulaşacağı sonuç bu olmalıdır. s. 344

Cehennem problemi rasyonelleştirilemeyecek bir nihai gizemdir. Fakat ilahi adaletin zaferi olarak ebedi azap anlayışı - dogmatik teolojide itibarlı bir yeri vardır - bu gizemin reddi ve bu gizemi rasyonelleştirme girişimidir. Eskatoloji hem pesimizmden, hem optimizmden, hem de rasyonalizasyondan bağımsız olmalıdır. Bütün rasyonalistik eskatolojiler korkunç birer kabustur. Cehennemde ebedi azap fikri bir kabustur; sonu gelmez reenkarnasyon, kişiliğin ilahi varlıkta yok olması ve hatta kaçınılmaz evrensel kurtuluş fikirleri de kabuslardır. Böyledirler, çünkü onlar gizemi rasyonelleştirerek yok ederler. İster optimistik ister pesimistik, rasyonalistik cehennem
doktrini inşa edemeyiz ve etmemeliyiz. s. 345

Son sözün Tanrı'ya ve İlahi anlama ait olduğuna da inanabiliriz ve inanmamız gerekir. Cehennem anlayışı nihai realitelerle değil ikincil realitelerle ilişkilidir. Mistik ve apophatic bilginin cehennem hakkında söyleyecek hiçbir şeyi yoktur. Cehennem, Tanrı'nın [Gottheit; Godhead] nüfuz edilemez ve dile getirilemez derinliklerinde gözden kaybolur. O, cataphatic ve rasyonalistik teolojiye aittir. Cehennemin varolamayacağı bilgisi bile benden esirgenmiştir; cehennemin olmaması gerektiğini, en azından benim herkesi ondan gücümün yettiğince korumam ve kurtarmam gerektiğini biliyorum. Kendimi kurtuluş faaliyetinden izole etmemeli ve cehennem azabına mahkum komşularımı kurtarmayı unutmamalıyım. Şeytana giderek varoluşu daha fazla terk etmemeli ve onları Tanrı'ya geri döndürmeliyiz. Cehennem, Tanrı için zafer değildir - şeytanın ve hiçliğin/yok-oluşun zaferidir. s. 345

Not: Bizde de şöyle bir söz vardır: Hiç bir günah Allah'ın merhametinden daha büyük değildir? Bu söz Allah'ı gereğince takdir eden bir sözdür. Aynı zamanda cehennemin sonsuz olmadığını da.


Kaynak: Nikolay Berdyaev, İnsanın Yazgısı, Çev. Hüsamettin Arslan, Paradigma Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, Mayıs 2012

No comments:

Post a Comment

Post-Oryantalizm - Hamid Dabâşî

Post-Oryantalizm: Terör Çağında Bilgi ve İktidar —  Hamid Dabâşî Kitabın Tümünün Özeti Hamid Dabâşî’nin Post-Orientalism: Knowledge and Powe...