Monday, 1 June 2020

Dünyanın Kendisine Şükran Borçlu Olduğu Bilim İnsanı: Louis Pasteur (1822-1895)

Dünyanın Kendisine Şükran Borçlu Olduğu Bilim İnsanı: Louis Pasteur (1822-1895)

Pasteur'ün, gözle görülemeyen canlı organizmalar olan mikropların —  bakteri ve virüsler  — yayıldığını keşfetmesi, tüm dünyada sayısız hayat kurtardı.

Pasteur, 27 Aralık 1822'de Fransa'nın küçük bir kasabası olan Dôle'da dünyaya geldi. Babası, tabakçı denilen, hayvan derisinden deri yapan bir kişiydi.  Pasteur’un ailesindeki erkeklerin tabaklama işiyle uğraşması, büyük büyükbabasının tabakçılık işini kurduğu 1763 yılına kadar uzanır. Tabaklama işleminin bir kısmı mikroplara (küçük canlı organizmalar) dayanır. Tabaklamada, mikroplar deriyi hazırlayarak yumuşak ve güçlü olmasını sağlar. Bira, şarap, ekmek ve peynir gibi diğer yaygın ürünler de mikroplara bağlıdır. 

Pasteur’un ebeveynleri, Jean-Joseph Pasteur ve Jeanne Roqui, çocuklarına aile değerlerine sadakat, sıkı çalışmaya saygıyı kendisine öğrettiler. 

1852'de Pasteur, Fransa'nın Strazburg şehrindeki Strazburg Üniversitesi'nde kimya bölümünün başkanı oldu. Burada, şekerin alkole dönüştüğü bir tür kimyasal süreç olan fermantasyon üzerine çalışmaya başladı. Çalışmaları, biranın mayalanmasında ve şarap yapımında büyük gelişmeler sağladı.

1854'te şehrine taşınmıştı. Lille'e vardıktan kısa bir süre sonra, pancar kökü suyundan sirke elde eden bir sirke üreticisi Pasteur'un yardımını istedi. Sirke üreticisi, sirkesinin bazen neden bozulduğunu ve bu bozulmanın nasıl önleneceğini bir türlü anlayamıyordu. 

Pasteur pancar kökü suyunu mikroskobunun altında inceledi. Bu suyun alkol ve maya içerdiğini keşfetti. Maya, pancar kökü suyunun fermente olmasına neden oluyordu.  Pasteur daha sonra pancar kökü suyunu kontrollü olarak ısıtmanın mayayı yok ettiğini ve fermantasyonu önlediğini gösterdi. “Pastörizasyon” adı verilen bu süreç, sonunda peynir ve süt gibi bir dizi besini korumak için uygulandı. Bu aynı zamanda ameliyathanedeki enfeksiyonu önemli ölçüde azaltmanın temeli oldu.

1865'te Pasteur'dan Fransa'daki hastalıklı ipek endüstrisine yardım etmesi istendi. İpekböcekleri bir salgın şeklinde ipeği mahvediyordu. Mikroskobuyla birlikte Fransa'nın güneyine gitti ve çalışmaya başladı. Dört ay sonra hastalığa neden olan mikroorganizmayı izole etti. Üç yıl süren yoğun çalışmanın ardından bulaşmayı kontrol altına almak için yöntemler geliştirdi/önerdi. 

Çok çalışan ve kederli Pasteur, 1868'de serebral kanama (beyindeki bozuk kan damarının neden olduğu bir kanama) yaşadı. Sol kolunun ve bacağının bir kısmı kalıcı olarak felç oldu. Hayatının kalan kısmında bunu bastırarak yaşamak zorunda kaldı. 

1870–71 Fransız-Alman Savaşı'nda askeri tıp birliklerini, hastalık ve enfeksiyonun mikroplardan kaynaklandığı teorisini benimsemeye çağırdı. Askeri tıp birlikleri, isteksizce aletlerini ve bandajlarını sterilize etmeyi ve mikropları öldürmek için ısı ile tedavi etmeyi kabul ettiler. Sonuçlar muhteşemdi, ve 1873'te Pasteur, Fransız Tıp Akademisi üyesi yapıldı - resmi tıp derecesi olmayan bir adam için dikkate değer bir başarıydı bu.

1876 ve 1877 arasında, özellikle sığır ve koyunları etkileyen bir katil veba,  yıkıcı bir şarbon salgını patlak vermişti. Şarbon basili/mikrobu 1876'da Robert Koch (1843-1910) tarafından zaten tanımlanmıştı. Basilin/mikrobun hastalığı taşımadığı, bununla ilişkili toksik (zehirli) bir maddenin taşıdığı ileri sürülmüştü. Pasteur, basilin/mikrobun kendisinin bir hastalık ajanı/etkeni veya hastalığın taşıyıcısı olduğunu kanıtladı.

1881'de Pasteur şarbon basilini/mikrobunu hafifçe ısıtmanın, hayvanların aşılanması için kullanılabilecek gücünü zayıflatabileceği kanaatine vardı. Aşı, vücuda zayıflatılmış bir hastalık ajanının sokulması işlemidir. Vücut hastalığın/mikrobun hafif bir formunu alır, böylece vücut gerçek hastalığa (karşı) bağışıklık kazandırılmış (güçlendirilirmiş) olur.  Pasteur bir grup koyunu aşı maddesi ile aşıladı ve bir kısmını aşılamadan bıraktı. Sonra her iki gruba şarbon basili enjekte etti. Aşılanmamış koyunlar öldü ve aşılanan koyunlar yaşadı.

Pasteur ayrıca kuduzu yenmek için de aşılama işlemini kullandı. Kuduz, bir ısırık yoluyla insanlara bulaşan, hayvanların, özellikle köpeklerin ölümcül bir hastalığıdır. Kuduz virüsü mikrobunu izole etmek ve aşısını üretmek beş yıl sürdü. Sonunda, 1884'te, diğer araştırmacılarla işbirliği içinde, Pasteur, tavşanların dokularında virüsü büyütme yöntemini mükemmelleştirdi. Virüs, steril havaya maruz bırakılarak zayıflatılabilir. Daha sonra enjeksiyon için bir aşı veya mikropun zayıflamış formu hazırlanabilir. Bu yöntemin başarısı tüm dünyada heyecanla karşılandı. 

Kısa süre sonra kuduz aşısının insanlar üzerinde nasıl etki göstereceği sorusu ortaya çıktı. 1885'te dokuz yaşında bir çocuk olan Joseph Meister, Pasteur'a getirildi. Çocuk, kuduz bir köpeğin on dört ısırığından muzdaripti. Çocuğun doktorunun mutabakatı ile Pasteur, aşı tedavisine başladı. Enjeksiyonlar on iki günlük bir süre boyunca devam etti ve çocuk iyileşti.

1888'de, kendisine minnettarlığın bir nişanesi olarak, Fransa, Pasteur Enstitüsü'nü kurdu. Enstitü, dünyadaki en verimli biyolojik araştırma merkezlerinden biri oldu.

1892'de Pasteur’un yetmişinci doğum günü ulusal bir bayramdı. Sorbonne'da büyük bir kutlama yapıldı. Ne yazık ki Pasteur dünyanın dört bir yanından toplanan delegelerle konuşmak için (sağlık bakımından) çok zayıftı. Oğlunun okuduğu konuşmasının sonu şöyledi: “Beyler, bana, bilimin ve barışın cehalet ve savaşı yeneceğine dair sarsılmaz inancı olan bir adamın yaşayabileceği en büyük mutluluğu yaşatıyorsunuz. Uzun vadede, geleceğin, fatihlere değil insanlığın kurtarıcılarına ait olacağına dair inancınızı kaybetmeyin...”

Pasteur, 28 Eylül 1895'te Paris'te öldü. Son sözleri şunlardı: “Kişi çalışmalı; kişi çalışmak zorundadır. Ben elimden geleni yaptım.” 

Kaynak: Laura B. Tyle - Encyclopedia of World Biography, Louis Pasteur mad. s. 1450-1453

No comments:

Post a Comment

Post-Oryantalizm - Hamid Dabâşî

Post-Oryantalizm: Terör Çağında Bilgi ve İktidar —  Hamid Dabâşî Kitabın Tümünün Özeti Hamid Dabâşî’nin Post-Orientalism: Knowledge and Powe...