Monday, 22 June 2020

Cennet: İyiliğin ve Kötülüğün Ötesi - Nikolay Berdyaev

Cennet: İyiliğin ve Kötülüğün Ötesi


İnsanın cehennem önsezisiyle başı beladadır. Fakat kalbinin derinliklerinde cennetin hatırası ve cennetin rüyası yaşar - bir olma rüyası ve hatırası. Hayatımız cennet ile cehennem arasında geçer. Cennetten sürgünleriz, fakat henüz cehenneme girmiş değiliz. Hemen hiçbir şekilde cennete benzemeyen dünyamızın ortasında cenneti geçmişte, başlangıçta ve gelecekte, sonda bir şey olarak düşünürüz. En erken geçmiş ve nihai gelecek, cennet ideasında /fikrinde birleşir. Pagan dünyadaki altın çağ miti, bir cennet mitiydi. Pagan mitolojik bilinci altın çağı geçmiş bir şey olarak bilir, fakat Mesihçi gelecek cennet beklentisinden bihaberdir. Yalnızca kadim İsraillilerin böyle bir beklentisi vardı. Mitoloji daima geçmişle ilgilenmiştir; oysa Mesihçilik gelecekle ilgilenir. İnsanın ve doğanın ilk/ orijinal durumu olarak Kitab-ı Mukaddes'in cennet hikayesi bir mittir (kelimenin realistik/gerçek anlamıyla bir mit). Fakat Mesih' in, Tanrı'nın Krallığı'nın geleceğine ilişkin kehanet ve beklentiler Mesihçidir. Kitab-ı Mukaddes mitoloji ile Mesihçiliği birleştirir. ss. 347-348

Kozmik süreç cennetten sürgünle başlar. Fakat yeryüzünde insan yalnızca kayıp cenneti hatırlamakla kalmaz; o aynı zamanda Tanrı'yı, hakikati ve güzelliği temaşa / tefekkür yoluyla ve aşk ve yaratıcı vecdle cennetimsi mutluluğu tecrübe etme anlarına da muktedirdir. Cennet sadece insanın hatıralarında, rüyalarında ve yaratıcı muhayyilesinde varolmaz. Cennet doğanın güzelliğinde, günışığında, parlayan yıldızlarda, mavi gökyüzünde, dağ zirvelerinin bakir karlarında, denizlerde ve nehirlerde, ormanlarda ve mısır tarlalarında, kıymetli taşlarda ve çiçeklerde, hayvanlar dünyasının ihtişamındadır. s. 348

Kozmik süreç cennetle başlamıştır ve cennete doğru ilerlemektedir - fakat aynı zamanda cehenneme doğru da. Başlangıçta cennet. Sonda cennet ve cehennem. Cehennem yalnızca kozmik süreçteki bir kazanım gibi görünüyor. Cehennem kozmik hayatın sonunda ifşa olacak yeni gerçekliktir. Cennet yeni değildir. O, olmuş olana dönüştür. İnsanlığın bir bölümü cennete dönecekken, diğer bölümünün cehenneme gidecek olması na kadar üzücü! Bunun bilgi ağacının meyvesini yemenin sonucu olduğu anlaşılıyor. s. 348

Cennette hayat herşeyi içeriyordu ve iyilik ile kötülük arasında bir ayırım yapılamayacak şekilde cennetin dışında hiçbir şey yoktu. Bu ayırım yapıldığında, hayat ikiye bölündü ve cehennem cennetin yanıbaşında sahneye çıktı. Bu, özgürlüğün bir parçasıydı - iyilik ile kötülüğü bilme ve aralarında tercih yapma özgürlüğünün. Cennetin hatırasını ve rüyasını, ister kendisi ister başkaları için, korkunç cehennem müjdesi zehirler. Özgürlük cehennem pahasına gelir. Eğer özgürlük için değilse cennette hayat üzerinde siyah bulutlar olmaksızın ebediyyen devam edecektir. İnsana sürekli spiritüel özgürlüğün ölümcül sonuçlarının karartmadığı cennetimsi bir hayatı bütün ihtişamıyla yeniden yaratma rüyası musallat olur. Yer yüzünde cennet ütopyalarının tümünün temelinde bu rüya vardır. İnsan cennetten sürülmüştür; çünkü özgürlüğü ölümcüldür. Eğer özgürlükten vazgeçerse cennete geri dönebilecek midir? Özgürlükten feragat ederek cehennemden kaçabilecek midir? Özgürlük ve cennet diyalektiklerini dehasının gücüyle Dostoyevski işlemiştir. Bir Gülünç Adamın Rüyası [The Dream of a Ridiculous Man], Versilov'un Rüyası [Versilov's Dream], Büyük Engizisyoncu'nun Hikayesi [The Legend of the Grand Inquisitor] başlıklı metinleri Dostoyevski'ye işkence eden cennet problemini ele alır. O, özgürlük sınavından henüz geçmemiş bir cennete de, insan ruhunun özgürlüğünü hesaba katmaksızın bütün insanların imtihanından sonra mecburen tesis edilen bir cennete de razı değildir. O yalnızca özgürlüğün onayından geçen ve insan tarafından özgürce tercih edilen bir cenneti kabul eder. Geçmişteki ve gelecekteki mecburi cennet Dostoyevski'yi korkutur ve ona Deccal'in tuzağı gibi görünür. Bu, Düşüş mitine yeni bir ışık tutar. Şeytanın tuzağı, hep düşünülegeldiği gibi, özgürlük değildir; insana mekanik tarzda zorla kabul ettirilen mutluluk, özgürlüğün reddidir. Bu bizi rasyonel olarak çözülemeyen ve insanın ve her yaratığın nihai yazgısıyla örtüşmeyen Düşüş'ün nihai sırrına/ gizemine götürür. Bu yüzden Düşüş anlayışımızın irrasyonel ve çelişkili olması mukadderdir. Düşüş insanın özgürlüğünün tezahürü ve imtihanıdır, spiritüel özgürlüğün henüz bilinmediği ilk, bilinç-öncesi, natürel cennetten çıkıştır ve aynı zamanda Düşüş özgürlüğün kaybı ve daha aşağı düzeydeki natürel elementlere boyun eğmedir. Düşüş kozmik hayatın düğümünün çözüldüğü zamandı. Düşüş gerekliydi/ zorunluydu, çünkü özgürlük yaratılışın daha yüksek anlamının realizasyonu için zorunluydu. Fakat "özgürlüğün gerekliliği/ zorunluluğu" bir çelişki ve bir paradokstur. Bu çelişkiyi düşüncede gideremeyiz, hayat tecrübesinde yaşayabiliriz sadece. Düşüş, Anlam'ın ihlalidir/ parçalanmasıdır ve ondan düşerek uzaklaşmadır ve biz yine de Düşüş' teki anlamı -özgürlüğün bilinmediği ilk/ asıl cennetten, özgürlüğün bilgisinin varolduğu cennete geçişin anlamını -kabul etmeliyiz. ss. 348-349

İlk cennete ne dönebiliriz ne de dönmemiz gerekir. Kozmik sürecin sonundaki cennet, başlangıçtaki cennetten çok farklıdır. Kozmik sürecin sonundaki cennet bütün imtihanlardan sonra ve özgürlüğün bilgisiyle gelir. Aslında cennetin cehennemden sonra, kötülüğün tecrübesinden ve cehennemin özgür reddinden sonra olacağı söylenebilir. İlk pre-kozmik yokluğa/ hiçliğe (non-being) dönüş tutkusunu Tanrı'nın varlık anlayışına uyan entiteler özgürce aşabilir. İnsanın yaratıcı meşgalesine ilişkin hiçbir bilincin ve henüz realize edilmemiş yüksek insan fikrinin bulunmadığı cennet tam anlamıyla ifşa olur. Başka bir söyleyişle natürel cennetin yerini spiritüel cennet alır. s. 350

Kozmik süreçte insan, acı ve ızdırap içinde sürekli kayıp cennete ve ilk masumiyetine ve bütünlüğüne dönüş rüyası görür. Kendisine iç bölünmenin ve bütünlüğün kaybının sonucu olarak görünen bilgiden feragat etmeye hazırdır. İnsan "kültürün" agonilerinden/ acılarından "doğa"nın neşe ve mutluluğuna kaçmaya hazırdır. Fakat insan her zaman rüyalarında ve arzularında günahkar bir düşkırıklığı yaşar; çünkü sadece "kültür" değil "doğa" da ilk günahtan nasibini almıştır. Ona açık tek yol vardır - "insan" fikrinin/ idesinin sonuna iman etme ve biçim değiştiren "doğanın" da gireceği ruhun krallığına girme. İyiliğin ve kötülüğün bilgisi cennetimsi bütünlüğün kaybını gerektirir, fakat bilgi yolu sona doğru ilerlemelidir. İnsan bir kez iyilik ile kötülüğü birbirinden ayırma patikasına girdi mi, bilgi olarak bilgi artık kötü değildir. Bilgi, hedefinden dolayı kötüdür fakat kendisi kötü değildir. İnsan, yaratma çabasını bilgi yoluyla gerçekleştirir. Bu "doğa" şampiyonlarının yönelttiği saldırılar karşısında "kültür" ün meşruiyetidir / savunmasıdır. İnsanın trajedi ve heroism/ kahramanlık patikasını izlemesi mukadderdir. Orijinal/ ilk bütünlüğe, yani cennetimsi "doğaya" dönüş bu patikanın terki anlamına gelir. Kayıp cennet tefekkürü doğanın asli güzelliğinde korunur ve insan kendisini ona götüren yolu gündelik dünyanın yaratıcı transfigürasyonu (başkalaşımı, çn.) olan sanata özgü temaşada bulur. Sanatta ve şiirde kayıp cennet temaşası vardır; insan onlarda yaratıcı ekstazi/vecd yoluyla, yani yaratıcı daha yüksek alanlara tırmanma yoluyla semavi mutluluğa ulaşır. Dünyanın ağırlığını /baskısını alteden Puşkin'in şiirinde bir cennet yansıması vardır. Fakat onda da cennete insani yaratıcılık yoluyla, insanın yolu izlenerek ulaşılır, asli doğaya dönülerek değil. Ve bu herşey için geçerlidir. ss. 350-351

Ahlaki hayat denilen hayat cennetimsi değildir; cennet "iyiliğin/ iyilerin" zaferi değildir. İyiliği/ iyileri ve ahlaki hayatı daima yargı, bölünme, "kötülüğün" ve "kötülerin" sürekli reddi zehirler. "İyilik/iyiler" alanında ilahi özgürleşme, hafiflik/ aydınlık (lightness), bütünlük ve ışıma yoktur. Cennet kaygının / ilginin bitmesi, endişe dünyasından kaçış ve spiritüel bütünlüğe ulaşma demektir. Fakat ahlaki hayat kaygının, kötülükle mücadele endişesinin baskısı altındadır; ahlaki hayatta bölünme vardır - insanlığın iyiler ile kötüler olarak bölünmesi vardır. Cehennemle bağlantılı olarak anlaşılan cennet kötülüğün krallığına tezat iyiliğin krallığı olacaktır. Bu krallıkta bütünlük olamaz ve bu krallığı günahkarların ebedi azaplarıyla cehenneme yakınlık zehirleyecektir. Ebedi cehennemle yan yana ideal ebedi mutluluk alanı insanın en büyük icatlarından biridir - "iyilerin" kötü icadı. s. 351

Günahkar dünyamızın kategorilerini, iyilik ile kötülük arasındaki ayırımımızı cennete transfer ederiz. Fakat cennet iyiliğin/hayrın ve kötülüğün/ şerrin ötesindedir ve bu yüzden terime yüklediğimiz anlamıyla cennet münhasıran iyilerin krallığı değildir. Güzellik olarak düşündüğümüzde cenneti anlamaya yaklaşırız. Dünyanın transfigürasyonu ve ihyası (regeneration) güzelliktir, iyilik değil. Cennet yaratılmışın teosisi (theosis), yani ilahlaşmasıdır. İyilik transfigürasyondan ve ihya işleminden geçmemiş dünyaya göre iyiliktir. Yalnızca güzellik endişenin/ kaygının yükünden kurtulmadır; iyilik henüz endişeden/ kaygıdan özgür değildir. Ölümün diğer tarafındaki ebedi hayat ki orada cennet ile cehennem ayırımı olacaktır; ölümün berisindeki hayat - ki orada iyilik ve kötülük alanları ayırımı vardır - kaygının/ endişenin baskısı altında olacak, insana barış, mükemmel bütünlük ya da tam mutluluk getiremeyecektir. Trajik cehennemle mücadele sürecinin her halükarda başlaması mukadderdir. Cennet konusundaki temel antinomi, insanın cennet saadetinin tutkuyla rüyasını görmesi ve aynı zamanda onun kasvetli, monoton, sabit ve değişmez olacağını tahayyül ederek ondan korkmasıdır. Bu antinomi zaman ve ebediyet paradoksuyla ilişkilidir. Biz ebediyeti yalnızca zamana atıfla anlamlı fikirlere transfer ederiz. Mükemmelliği, tamlığı ve bütünlüğü zaman içinde şeyler olarak düşünmek imkansızdır. Zaman içinde mükemmellik düşüncesi acı verici ölçekte yavandır ve rehaveti ve her yaratıcı hareketin sonunu ima eder. Her dünyada cennet ütopyasının fazlasıyla sıkıcı/ruhsuz ve yanlış olmasının nedeni budur. Mükemmelliği ebediyetten zamana transfer etmek yanlıştır. Mükemmellik, tamlık ve bütünlük zaman içinde gerçekleştirilemez. ss. 351-352


Zaman eksikliğe, noksanlığa ve bozulmaya imada bulunur. Zamana transfer edilen mükemmellik daima sınırlıdır; oysa ebediyette mükemmellik pozitif sonsuzluktur. Zamanımızda, dünyada cennet hayatın yaratıcı sürecinin, sınırsız gayretin sonu olacak ve bu yüzden sıkıntıyla sonuçlanacaktır. Fakat insanlar öte dünyadaki hayata da aynı karakteri atfetmeyi başarmışlardır. Zaman içinde düşünür, cenneti geleceğe yansıtırız; bu yüzden o bize durgun bir şey olarak, sınırsız çabanın, hareketin ve yaratıcılığın durması olarak, tam tatmine ulaşma olarak görünür. s. 352

Fakat cennet gelecekte değildir, zamanda değildir, ebediyettedir. Ebediyete fiili anda ulaşılır, ebediyet şimdidedir, zamandan kurtulduğumuz şimdide. Ebediyet hareketin ve yaratıcı hayatın durması değildir. s. 352

Cenneti günahkar dünyamızın taşıdığından daha azını değil daha fazlasını taşıyan, daha az değil daha fazla hareket içeren bir şey olarak düşünmeliyiz; bu hareket doğanın değil ruhun hareketi olsa da ve zamanın sürekliliğinde temellenmese de. Mükemmelliği yaratıcı dinamizm yokluğu olarak düşünmek imkansızdır. Mükemmel cennet hayatında zamandan doğan endişe, kaygı, özlem ve sükunetsizlik yoktur; onda onun kendisine özgü bir yaratıcı hareket vardır. Cennet insan için bir paradokstur; çünkü mükemmelliği dinamizmden ve hareketten yoksun düşünmek zamanda sonsuzluğu özlemle, sükunetle ve acıyla birlikte düşünmek kadar imkansızdır. Bu paradoksu tecrübe ederken bu taraftayızdır ve öteye geçememişizdir. Dünyamızın acı yüklü zorluklarını öte dünyaya transfer ederiz. Fakat cenneti zamanımızın ve onunla bağlantılı herşeyin, iyiliğin ve kötülüğün ötesinde bir şey olarak yalnızca apophatik (olumsuzlama, yalanlama) olarak kavrayabiliriz. s. 353

Binyıl fikri insani mutluluk ve sevinç rüyasının, Mesihçi yortunun, yalnızca cennette değil aynı zamanda dünyadaki, hem ebediyetteki hem de tarihsel zamanımızdaki cennetin ifadesidir. Milenyum fikrinde ebediyet zamana ve zaman ebediyete girer. İnsan daima kozmik sürecin sonunda Tanrı'nın Krallığı'nın ifşa olmasını, ilam doğruluğun gerçekleşmesini ve azizlerin yeryüzüne egemen olmasını umut eder. Bu, kozmik sürecin zaman ile ebediyet arasında bir ara dönemde ifşa olması umududur; o artık zamanda değildir ve henüz ebediyette de değildir. Kıyamet'in yorumunun temel zorluğu budur. Ebediyetin dilinin zamanın diline tercüme edilmesi gerekir. Binyıl fikrini bütünüyle reddetmek bu paradoksun kendisini reddetmek ve cennete girmesi yasaklanmış ilahi-olmayan dünyayı bu tarafta, zamanda bırakarak herşeyi ebediyete transfer etmektir. Fakat bu paradoksu aynı zamanda Tanrı'nın Krallığı'nı yeryüzünün ve zamanımızın koşullarına göre düşünenler de reddeder. ss. 353-354

Hıristiyan vahiy herşeyden önce Tanrı'nın Krallığı'nın mesajıdır. Bu Krallığı arayış, Hıristiyanlığın özüdür. Fakat onunla ilgili fikri yorumlamak aşırı ölçüde zordur ve çözümü imkansız çelişkilere götürür. Tanrı'nın Krallığı zaman içinde varolan bir şey olarak düşünülemez; o zamanın sonu, dünyanın sonu, yeni bir cennet ve yeni bir yeryüzüdür. Fakat eğer Tanrı'nın Krallığı zamanın dışında ve ebediyette ise, bütünüyle zamanın sonuna atfedilemez; çünkü bu son zamanın içindedir. Tanrı'nın Krallığı sadece zamanın sonunda gelmez, her an gelir. Bir an bizi zamandan ebediyete götürebilir. Tanrı'nın Krallığı ya da ebediyet dünyanın sonundan önce geçen zaman dilimiyle benden koparılmış değildir. Ebediyete giden iki yol vardır - ân'ın derinliği ile zamanın ve dünyanın sonu. Tanrı'nın Krallığı görünerek gelmeyecek. Biz onu Semavi Krallık olarak düşünürüz fakat o yeryüzünde de mümkündür; çünkü yeryüzü de yeniden diriltilebilir ve ebediyeti miras alabilir. Bildiğimiz yeryüzü ile yeni yeryüzü arasına keskin bir ayırım hattı çekemeyiz. Dünyevi cennet fikri bir ütopyadır, yanlış bir ütopya. Fakat derin anlamıyla cenneti yeryüzünde düşünebiliriz; ebediyete girebilir, vecd tecrübesi yaşayabilir, Tanrı'yı temaşa edebilir, hazza ve nura sahip olabiliriz. Tanrı'nın Krallığı'nın eskatolojik yorumu biricik doğru yorumudur. Fakat eskatolojik bilinç paradoksu son'un hem gelecekte sınırsız bir zamana ertelenmesi hem de hayatın her anına yakın olmasıdır. Hayat süreci içinde de bir eskatoloji vardır. Kıyamet sadece dünyanın ve tarihin sonunun ifşası değildir. Kıyamet aynı zamanda dünyanın ve tarihin içindeki sonun, insan hayatı ve hayatın her anı içindeki sonun da ifşasıdır. s. 354

Kıyamet'in son ve Son Yargı/Hesap Günü beklentisi olarak yorumunu aşmak özellikle önemlidir. Kıyameti bir yaratıcılık çağrısı, kahramanca bir çaba ve başan olarak aktif bir şekilde yorumlamak da mümkündür. s. 355

İnsan, cehennemi ve cenneti aktif şekilde yaratır. Onlar spiritüel hayatın ifadeleridir ve ruhun derinliklerinde ifşa olurlar. Yalnızca günahın bozduğu zayıf bilinç cenneti ve cehennemi dış dünyaya yansıtır ve onları doğa alanına benzer bir objektif alana transfer eder. Derin ve daha tam bir bilinç cenneti ve cehennemi ruhun içinde yakalar; başka bir söyleyişle onları gelecek zamana yansıtarak pasif şekilde cennet rüyası görmez, cehennem korkusu hissetmez. Tanrı'nın Yargısı her an gerçekleşir ve ebediyetin zaman içindeki sesidir. Cehennem fikri gibi cennet fikri de bu yüzden bütün faydacı mülahazalardan tümüyle kurtarılmalıdır. Tanrı'nın Krallığı bir ödül değildir, mükemmelleşmenin, ilâhîleşmenin, güzelliğin ve spiritüel bütünleşmenin meyvesidir. s. 355

Cennet fikri mükemmelleşmenin mutluluğu içerdiği, mükemmel'in, güzelin, doğrunun ve kutsalın bir kutsanmışlık durumunda olduğu önkabülünde temellenir. Tanrı'daki hayat mutluluktur. Erdemin mutluluğu fikri, hedonizmin kaynağıdır. Hedonizm dünyevi olmadan önce semaviydi. "İnsan mutluluğa doğmuştur" cennetimsi hedonizmin iddiasıdır. Acı, üzüntü ve ızdırap günahın sonucudur. Düşüş'ten önce Cennet'te mutluluk vardı. Mutluluk ve kutsanmışlık Tanrı karşısında itaatkar doğruluk ve kutsallıkla aynıydı. Dürüstlerin tekrar döneceği yeni cennet bir mutluluk durumu olacaktır. Dürüstlük ile mutluluğun özdeşliği, sübjektif olan ile objektif olanın özdeşliğidir yani bütünlüktür. Günahkar bir dünyada yaşayan bizleri yöneten onun yasalarıdır; bu dünya kendi utancını taşır ve bunu kavramamız zordur. Cennet saadetini kuşkuyla karşılarız. Günahkar bir dünyada trajedi, ızdırap ve tatminsizlik daha yüksek ve daha mükemmel bir durumun göstergeleridir. Mutluluğun hayatın sonunda ve iyilik ile kötülüğün kriteri olduğu fikri daha aşağı düzeyde ahlak teorilerine - hedonizm, eudaimonizm (en yüksek amaç mutluluktur doktrini, çn.) ve faydacılık (utilitarianism) - inanan bizlerin icadıdır. Biz haklı olarak mutluluk peşinde koşmayı bir tuzak ve hile sayarız. Dünyamızda hiçbir son/nihai mutluluk olamaz; hayattan kaçış ve başkasıyla birleşme, endişe ve sıkıntının bulunmadığı özgür bir dünya olarak sevinç ve hatta mutluluk anlan bulunsa da. Ve aslında insan asla mutluluk için yaşayamaz - mutluluğu getirebilecek şeylerin gerçekleşmesi ve objektif iyilikler ve değerler için yaşar. Mutluluğun hayatın sonu/ amacı olduğu fikrî tefekkürün ve kendini-analizin ürünüdür. ss. 355-356

Ele aldığımız sorun için çok daha önemli şey, acı çekmeyen fakat daha mutlu, tatmin olmuş/mutmain ve huzurlu insanların bizde fikirleri itibarı ile daha yüzeysel ve sınırlı, hallerinden-memnun ve başkalarının üzüntülerine duyarsız insanlar oldukları kuşkusu uyandırmasıdır. Günahkar dünyamızda cennet mutluluğu bize kavranamaz görünüyor. Bu yüzden çilecilik günahların ortasında cennete ulaşma iddiasındadır. Kendimizi mutluluğun doğruluğun ve dürüstlüğün ifadesi olduğu bir varlık düzlemine taşımayı zor buluruz. Etik ve psikolojik bir paradoksla karşı karşıya kalırız. Herşeye rağmen hayatın nadir anlarında tecrübe ettiğimiz cennet mutluluğu tamlığa, tamamlanmışlığa, ilahi mükemmelliğe ermedir. Fakat bu mutluluk durumu bize aynı zamanda ruhun hareketindeki bir mola, sınırsız çaba ve gayretin inkıtası, kendine-yeterlilik ve başkalarının acılarına ve cehennemin varlığına kayıtsızlık olarak sıkıntılar yaratır. s. 356

Cennet mutluluğu hayat ağacından yemek ve iyilik ile kötülüğün bilgisinden yoksunluk anlamına gelir; fakat biz hayat ağacından beslenir ve iyilik ile kötülük arasındaki ayırımla birlikte yaşar, onu kozmik sürecin sonunda ortaya çıkacak yeni cennete taşırız. Dünya sürecinin başlangıcındaki cennet ile sonundaki cennet arasındaki ontolojik farklılık budur. Başlangıçtaki cennet bilincin zehrinden, iyilik ile kötülüğü bilmenin, onları birbirinden ayırmanın zehrinden muaf ilk bütünlüktür. Bu cennete dönüş diye bir şey yoktur. Ve bu cennet, en yüksek onurumuzun ifadesi olarak görecek kadar değer verdiğimiz özgürlüğü tanımaz. Sondaki cennet insanın daha önce bilincin acısına ve bölünmesine, özgürlük ile iyiliğin ve kötülüğün bilgisine maruz kaldığını varsayar. Bu cennet bölünme ve bozulmadan sonraki yeni bir bütünlük ve tamlığı gösterir. Fakat bu, cehennemle bağlantısından dolayı bizim için sıkıntı vericidir. Bilincin bölünmesi ve özgürlük denemesinin sonucu olan kötülükle nasıl başa çıkılması gerekir? Eğer günahkarlara cehennem azabı varsa ve eğer gerçekten yok edilmesi şöyle dursun kendisine ait bir krallığı varsa cennette mutluluğun tadını nasıl çıkaracağız? Eğer kozmik hayatın başlangıcındaki cenneti, onda özgürlük denenmediği için kabul edemiyorsak, özgürlük daha önce denendiği ve kötülüğün doğmasına yol açlığı için kozmik hayatın sonundaki cennet de kabul edilemez. Eskatolojik boyutuyla etiğin temel problemi budur. Etik bu problemle karşı karşıya kalır, ancak onu çözemez. Mutlulukla ilişkili mükemmelleşme fikri bizi hem çeker hem de iter. Bizi iter çünkü mutluluk ve mükemmelliği sonsuz oldukları halde sonlu şeyler olarak düşünürüz, yani rasyonelleştirmeye elverişli olmayan şeyleri rasyonalize ederiz ve apophatik şekilde düşünmek yerine cataphatik şekilde düşünürüz. ss. 356-357

Çarmıhın gizemi temel cennet ve özgürlük çelişkisini ortadan kaldırır. Kötülüğü yok etmek için İyi/ İyilik kendisini çarmıha germelidir. İyi yeni bir boyutta sahneye çıkar: "günahkarları/ kötüleri" ebedi cezaya mahkum etmez; çarmıhta ızdırap çeker. "İyiler" "kötüleri" cehenneme göndererek zaferlerini kutlamazlar; tersine İsa ile birlikte kötüleri kurtarmak için cehenneme girerler. Fakat bu cehennemden kurtarma orada olan "kötülere" yönelik şiddet eylemi olamaz. Problemin olağanüstü zorluğu budur. Bu problem insani ve natürel araçlarla çözülemez; yalnızca Tanrı-insan ve inayetle/lütufla çözülebilir. Ne Tanrı ne de insan kötülere baskı yapabilir ve onları cennette iyi ve mutlu olmaya zorlayabilir. Fakat gizemli şekilde birbiriyle bütünleşen İnayetiyle/ Lütfuyla ve özgürlüğüyle Tanrı-insan kötüleri/ günahkarları kurtarmanın gizemini bilir. s. 357

Tanrı'nın Krallığı bizim iyimizin/iyiliğimizin krallığı değil, aşkın iyiliğin krallığıdır; orada özgürlüğün sonuçları ve özgürlük hamleleri bu dünyada büründükleri formlar dışında formlar alırlar. Bu, bu hayatta çok farklı bir ahlaka, değerlerin yeniden değerlendirilmesine imada bulunur. Eskatoloji hayatımızın tümünü tekrar aydınlatır. Etik, aşkın iyilik ve Tanrı'nın Krallığı'na giden yollar hakkındaki öğretiye dönüşür; peygamberane bir karakter kazanır ve yasanın katı ve keskin belirlemelerini aşar. Nietzsche'yi mahveden değerlerin yeniden değerlendirilmesi ve iyilik ile kötülüğü aşma arzusu buydu; Nietzsche'nin aydınlanmamış bir peygaberane karakteri vardı. Nietzsche iyilik ile kötülüğün ötesindeki alanı iyilik ile kötülüğün berisine taşıdı; bu onun aslında bu dünyanın ötesine geçemediğini gösterir. s. 358

Aşkın iyilik ahlakı hiçbir suretle iyilik ile kötülüğe ya da kötülüğün tolere edilmesine, kötülüğe kayıtsızlığa imada bulunmaz. O bunu ne daha çok ne daha az talep eder. Günahkarların cehenneme atılmasında temellenen bir ahlak minimum ahlaktır, maksimum ahlak değil; o kötülük karşısındaki zaferden vazgeçer; günahkarları/ kötüleri aydınlatma ve özgürleştirme/kurtarma fikrini terk eder; kendisini ayırımlarla ve değerlendirmelerle sınırlar; gerçek herhangi bir değişikliğe ve gerçekliğin değişimine yol açmaz. Kişisel kurtuluş fikrinde temellenen dini ahlak "minimum ahlak"tır; aşkın egoizmin ahlakı. Bu ahlak başka insanlar ve dünya acı ve ızdırap içindeyken konforla ve rahat rahat oturur; o herkesin başka herkesten sorumlu olduğunu ve yaratılmış dünyanın birliğini reddeder. Ruh alanında bu tür kerameti kendisinden menkul ve izole kişilik diye bir şey yoktur. Kişisel kurtuluş ahlakı, cennet fikrinin ve İlam Krallığın çarpıtılmasıyla sonuçlanır. Eğer kendimi dünyanın bütününden izole ediyorsam ve yalnızca kendimle ilgileniyorsam hakiki cennet mutluluğu/semavi mutluluk imkansızdır. Semavi mutluluk, yalnızca kendileri için imtiyazlı bir konum talep edenler için imkansızdır. Düşüş dünya-ruhunu ve bir mikrokozmos olarak insanı içerir ve insan dünya-ruhu ile birlikte kurtarılabilecek yegane mikrokozmostur. İnsanın insandan ve insanın kozmostan kopuşu Düşüş'ün sonucudur ve günahın bu sonucunu kurtuluş faaliyetine taşımak ve Tanrı'nın Krallığı'nı günahkar dünyanın imajına dönüştürmek imkansızdır. Kurtuluş insanın insanla ve kozmosla, Tanrı ile tekrar buluşma yoluyla tekrar buluşmasıdır. Bu yüzden, bireysel kurtuluş olamaz; seçilmişlerin kurtuluşu olamaz. Çarmıh, acı ve trajedi bütün insanlık ve bütün dünya ihya oluncaya ve yeniden dirilinceye (transfigured end regenerated) kadar devam edecek. Ve eğer buna bizim dünya-devrimizde ulaşılamaz ise, kurtuluş ve ihya faaliyetinin sürdürüleceği başka devirler olacak. Bu faaliyet bizim dünyevi hayatımızla sınırlı değildir. Benim kurtuluşum yalnızca diğer insanlarınkine değil, aynı zamanda hayvanların, bitkilerin, minerallerin, otların kurtuluşuna bağlıdır - hepsi biçim değiştirerek Tanrı'nın Krallığı'na girecek. Ve bu benim yaratıcı faaliyetime bağlıdır. ss. 358-359

Bu yüzden etik'in faaliyet alanı dünyanın tümüdür. İnsan kozmik hayatın büyük merkezidir; kozmik hayat onunla nefes alır ve onun vasıtasıyla gerçekleşmelidir. İnsan tek başına yükselemez.. İlahi Krallık fikri münhasıran bireysel kurtuluşla ilgili dini veya ahlaki bireycilikle uyuşmaz; kişiliğin üstün değerini kabul etmek kişisel kurtuluşla ilgilenmek anlamına gelmez; insanın dünya hayatındaki en yüksek yaratıcı aktiviteye sahip olduğunu kabul etmek anlamına gelir. s. 359

İki farklı iyi/iyilik vardır - yargılayan ve değerlendirmeler yapan günahkar dünyamızın koşullarında ve iyilik ile kötülük ayırımının berisindeki iyilik; ve hayatın en yüksek niteliğine ulaşma anlamında, iyilik ile kötülük ayırımının ötesinde olan ve yargılamayan, değerlendirmeler yapmayan, ancak ışığını yayan iyilik. Birinci iyilik türünün semavi hayatla hiçbir alakası yoktur; o geçici iyiliktir ve günahla birlikte ölür. Bu iyilik ebediyete yansıtıldığında cehennemi yaratır. Cehennem bu taraftaki hayatın ebediyete transferidir kesinlikle. İkinci iyilik türü semavidir; iyilik/hayır ile kötülük/ şer ayırımımızın üzerinde ve ötesindedir ve yanıbaşında bir cehennemin varlığını kabul etmez. Birinci iyilik türünün hayatımızın yegane kılavuzu olduğunu, ikinci iyilik türünün kılavuzluk yapamayacağını düşünmek yanlıştır. Tam tersine ikinci iyilik türü değerlerin yeniden değerlendirilmesiyle ve daha yüksek bir ahlak düzeyiyle sonuçlanır; o kötülüğe kayıtsızlıktan doğmaz, kötülüğün doğurduğu problemin derin ve ızdırap yüklü tecrübesinden doğar. Birinci iyilik türü kötülük problemini çözemez. ss. 359-360

Bir kural olarak etik kötülükle ilgili şeyleri tanımaz; o kötülüğü yargılar ve lanetler; fakat kötülüğü yok edemeyecek kadar güçsüzdür ve aslında böyle bir şeyi yapmak da istemez. Bu yüzden, etik ne cennet ne de cehennem hakkındadır, o yalnızca geçici olanı bilebilir. Görevimiz semavi iyiliğin kabul gördüğü ve bu nedenle cehennem problemiyle karşı karşıya kalındığı bir etik sistem inşa etmektir. Yaratıcılık etiği cehennem azabını tanısa da semavi alana aittir. Cennet günahlardan, bölünmüşlükten ve dünyanın sınırlamalarından kurtularak/ onları aşarak sonsuzluğa vecdle uçuştur. Bu yaratıcı uçuş iyilik ile kötülük arasındaki ayırıma dayanan Yargı'nın ötesine uçuştur - iyiliğin ötesine uçuş. Aşk iyiliğin ötesindedir; semavi hayatın başlangıcıdır; günahtan doğan ızdırapla kararsa da. Yaratıcılık etiği bir anlamda binyılcıdır (chiliastic) ve zaman ile ebediyet arasında, bu dünya ile öte dünya arasında ikamet eden, varoluşumuzun katı-sınırlarının eriyerek yok oldukları bir devreye yönelir. Her yaratıcı ilhamda vuku bulan şey budur. s. 360

Modern uygarlık semavi hayatın karşıtıdır. Zamanı hızlandırarak geleceğe yönelik çabalar sergilemesi bir ebediyete uçuş değildir; tam tersine modern hayat/uygarlık, doymak bilmez sonsuz özlemin azabını anlamaya başlayabilelim diye insanı ölüm getiren zamanın kölesi haline getirir. Bu devir bir katastrofa yönelmiştir, asla sona ermeyecektir; kendi kendisini-yıkıcıdır. Zamanı kötü hızlandırmanın ve gelecek için kötü çabalar sergilemenin yerini ebediyete ve sonsuzluğa yaratıcı uçuşun aldığı bir başka devir gelecektir. s. 361

İnsanın gayret ve çabası sorununa verilecek iki cevap vardır: Biri insanın temaşaya/tefekküre, diğeri eyleme çağrılı olmasıdır. Fakat sanki birbirlerini karşılıklı dışarıda bırakıyorlarmışçasına temaşayı eylemin karşıt kutbuna yerleştirmek yanlıştır. İnsan, yaratıcı aktiviteye çağrılıdır; sadece bir seyirci değildir - seyrettiği güzellik ilahi güzellik olsa bile. Yaratıcılık zorlukların aşılmasını varsayar ve onda bir emek unsuru vardır. Fakat yaratıcılık aynı zamanda semavi denilebilecek temaşa anlarını, zorlukların ve emeğin beyhude olduğu anları da içerir; bu, ben'in ilahi olanla buluşmasıdır. Temaşa en yüksek durumdur; kendinde amaçtır, araç olamaz. Fakat temaşa aynı zamanda yaratıcılıktır; endişenin ve zorlukların aşılmasını sağlayan spiritüel aktivitedir. s. 361

Etiğin son eskatolojik problemi, problemlerinin en zorudur; kötülüğün anlamı problemi. Bu problemi monistik ve düalistik tarzda çözmek amacıyla girişimlerde bulunulmuştur. Bu problemin düalistik çözümü Düşüş'ün doğurduğu iyilik ile kötülük arasındaki ayırımın berisinde ikamet eder ve bu ayırımın cehennem ve cennet olarak ebediyete yansıtılmasından ibarettir. Böylece kötülük özel bir varlık düzenine havale edilir ve bütünüyle anlamsızdır; fakat anlamın varoluşunu doğrular; çünkü cezasını çeker. Monistik çözüm kötülüğün krallığı olarak cehennemi iyiliğin ya da cennetin krallığının yanında ebedileştirmek istemez; ilkece kötülük iyiliğe tabidir, ya iyiliğin bir parçası olarak - bilincimizin sınırlarından dolayı kötülük olarak görünüyordur - ya da eksik ifşa olmuş iyilik veya illüzyon olarak. Kötülüğün bilgisi daima anlamla ilgili bir soruna imada bulunur. Düalistik çözüm kötülüğün anlamını kötülüğü iyiliğin zaferinin cezalandırmasında görür. Monistik çözüm kötülüğün anlamını onun iyiliğin bir parçası olmasında ve bir bütün olarak iyiliğe tabi olmasında görür. Fakat aslında ilk durumda kötülük anlamsızdır ve onun varlık kazandığı dünya meşrulaştırılamaz. İkinci durumda kötülüğün varolmadığı ve onunla ilgili problemin aslında anlaşılamayacağı söylenir. ss. 361-362

Düalistik ve monistik düşünce tarzları eşit ölçüde geçersizdir ve yalnızca kötülük probleminin çözülemez paradoksal karakterine imada bulunurlar. Bu paradoks kötülüğün anlamsız olması, Anlam yokluğu ve ihlali olması, fakat eğer Anlam yani Tanrı son söz ise pozitif bir anlamının bulunmasıdır. Bu dilemmadan, bu bütünüyle birbirine karşıt iddialardan biri benimsenerek çıkış yolu bulmak imkansızdır. Hem kötülüğün anlamsız olduğunu hem de anlamlı olduğunu kabul etmeliyiz. Kendisini ortodoks olarak gören rasyonel teolojinin ortaya atacağı hiçbir çözümü yoktur. Eğer kötülük bütünüyle saçma ve dünyanın anlamının ihlali ise ve eğer ebedi cehennemle taçlanıyorsa, aslında anlamı olmayan bir şeyin, Tanrı'nın dünya anlayışının bir parçasıdır ve yaratma bir başarısızlıktır. Fakat eğer kötülüğün pozitif bir anlamı var ve ebedi cehennemle sonuçlanmıyorsa, eğer cennette açıklama bulacaksa, kötülükle mücadele zorlaşır; çünkü bu durumda kötülük realize edilmemiş iyilik formu demektir. s. 362

Bu zorluğu geleneksel irade doktrini aracılığıyla çözmek amacıyla teşebbüslerde bulunulmuştur. Fakat gördüğümüz gibi bu, zorluğu yalnızca erteler ve özgürlüğün kaynağı sorununu doğurur. Kötülüğün pozitif anlamı bir özgürlük denemesi/ sınavı olmasında ve yaratılmışın en yüksek niteliği durumundaki özgürlüğün kötülük ihtimalini varsaymasındadır. Kötülüğü bilmeyen, yani özgürlüğü tanımayan cennetteki hayat Tanrı'nın sûretini ve benzerini taşıyan insanı tatmin etmez. İnsan özgürlüğün sona ereceği bir cennet arar. Fakat bir özgürlük sınavı/denemesi kötülüğe yol açar ve bu yüzden özgürlük denemesinden geçen bir cennet hayatı kötülüğün pozitif anlamını tanıyan bir hayattır. ss. 362-363

Özgürlük, uçurum niteliğinde bir varoluş-öncesi kaynaktan doğar ve bu kaynaktan gelen karanlık, ilahi ışık yani Logos tarafından aydınlatılarak dönüştürülmelidir. Kötülüğün doğuşu hem onun cennet hayatında ifadesini bulacak pozitif anlamını tanımamız hem de sürekli mücadele ederek onu lanetlememiz gerektiğini gösterir. Kötülüğün pozitif anlamı yalnızca kötülükle kahramanca mücadeleyi ve onların karşısında zaferi getiren hayatın zenginleştirilmesinde ikamet eder. Fakat bu mücadele ve zafer kötülüğün özel bir varlık alanına havale edilmesi değil, fiilen ve nihai şekilde ortadan kaldırılması yani dönüştürülmesi ve kurtarılması anlamına gelir. Bu, etiğin hem ezoterik/iç hem de egzoterik/dış boyutu bulunan temel paradoksudur. Etik kaçınılmaz şekilde eskatolojiye girer ve onda çözülür. Etiğin son sözü insanın ilahi hayatın kendisini zenginleştiren özgürlüğü ve yaratıcılığı vasıtasıyla ulaşılan theosis, yani ilahileşmedir. s. 363

İyilik ve kötülük paradoksunu tanıyan bir etiğin ana pozisyonu şu şekilde formüle edilebilir: Tanrı'nın, İlahi işleyişteki özgür ve yaratıcı aktiviteye katılma çağrısını işitecek şekilde eylemde bulun; kendini saf ve özgün vicdanla geliştir, kişiliğini disipline et, kendi içindeki ve çevrendeki kötülükle mücadele et - kötüleri cehenneme göndermek ve kötülüğün krallığını yaratmak için değil, kötülüğü ortadan kaldırmak ve kötülerin yaratıcı ihyasını geliştirmek için. s. 363

Kaynak: Nikolay Berdyaev, İnsanın Yazgısı, Çev. Hüsamettin Arslan, Paradigma Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, Mayıs 2012

No comments:

Post a Comment

Post-Oryantalizm - Hamid Dabâşî

Post-Oryantalizm: Terör Çağında Bilgi ve İktidar —  Hamid Dabâşî Kitabın Tümünün Özeti Hamid Dabâşî’nin Post-Orientalism: Knowledge and Powe...