Ruhsal Tekamül Ya Da İnanç Aşamaları
Çağlar boyunca kendilerini gözlemleyen derin-düşünürler, hepimizin ruhsal olarak aynı yerde bulunmadığımızı fark etmişlerdir. Ruhsal tekamülün farklı aşamaları vardır. Bugün bu konuda yazanlar arasında en çok tanınan kişi Emory Üniversitesi'nin Candler Teoloji Fakültesi'nde öğretim üyesi olan ve diğer kitapların yanı sıra, İnanç Aşamaları adlı kitabın da yazarı olan James Fowler'dir. s. 123
Fowler, ruhsal tekamül altı aşamasını tarif eder; ben bu aşamaları rafineleştirerek dörde indirdim, ama biz esasen aynı şeyi söylüyoruz.
Ben, bu aşamalarla ilgili kendi anlayışıma, kitaplardan öğrenerek değil, deneyimlerimle -özellikle ''mantıklı görünmeyen'' deneyimlerle- ulaştım. Bu deneyimlerden birincisini, On beş yaşındayken Hıristiyanlığın ne olduğunu incelemek için çevredeki bazı kiliseleri ziyaret ettiğimde yaşamıştım. Ziyaret etmeye karar verdiğim ilk kilise evimizin birkaç sokak aşağısındaydı; bu kilise o zamanın en ünlü vaizine pazar vaazları radyo kanallarından yayınlanan bir vaize sahipti. On beş yaşında olmama rağmen bu adamın bir sahtekar olduğunu fark etmekte hiç zorlanmadım. Sonra aynı sokaktan yukarı doğru çıkıp, yine, birincisi kadar olmasa da, tanınmış bir vaize sahip olan başka bir kiliseye gittim. On beş yaşında olmama rağmen bu vaizin kutsal bir adam olduğunu, gerçek bir tanrı adamı olduğunu görmekte hiç zorlanmadım. Bu durum bana hiç mantıklı görünmemişti ve bu sonraki yirmi beş yıl boyunca Hıristiyan kilisesine sırtını dönmemin nedenlerinden biriydi. s. 123-124
Mantıklı görünmeyen ve deneyimlerden bir başkası hayatımda daha sonra yavaş yavaş meydana geldi. Ben birkaç yıl boyunca psikoterapist olarak çalıştıktan sonra, garip bir kalıp ortaya çıkmaya başlamıştı. Eğer acı, üzüntü ve zorluk çektikleri için bana terapiye gelen kişiler dindar iseler, onlar terapiye gerçekten katıldıklarında, çoğu zaman, terapiyi dini sorgulayanlar, kuşkucular, agnostikler, hatta ateistler olarak tamamlıyorlardı. Ama eğer acı, üzüntü ve zorluk çektikleri için terapiye gelen kişiler ateist, agnostik ya da kuşkucu iseler, onlar terapiye gerçekten katıldıklarında, çoğu zaman derin bir biçimde dindar ya da spiritüel kişiler olarak tamamlıyordulardı. Bu kalıp da bana hiç mantıklı görünmemişti. Aynı terapist ve aynı terapi başarılı ama tamamen zıt sonuçlar veriyordu. Ben önce bunun nedenini anlayamadım ama sonra, yavaş yavaş, hepimizin ruhsal olarak aynı yerde olmadığımızı ve farklı tekamül aşamalarının bulunduğunu anladım. Ancak, biz onlara İhtiyat ve esneklikle bakmalıyız. s. 124-125
Ruhsal tekamülün Birinci Aşaması, benim ''kaotik/antisosyal'' olarak nitelendirdiğim aşamadır. Bu aşama, nüfusun -benim yalan insanları olarak adlandırdığım insanlar da dahil olmak üzere yüzde yirmisini kapsıyor olabilir. s. 125
Genel olarak, bu, maneviyatın ve ruhsallığın olmadığı bir aşamadır ve bu aşamadaki insanlar ahlak kurallarını hiçe sayan, ilkesiz insanlardır. Ben bu aşamayı anti-sosyal olarak adlandırıyorum, çünkü onlar sevecenmiş gibi davranabilmekle birlikte, aslında, onların insanlarla tüm ilişkileri kendi çıkarlarını gözetici ve -açıkça olmasa bile- kurnazca yönlendiricidir. Bu aşama kaotiktir, çünkü bu insanlar ahlak kurallarını hiçe saydıklarından ve ilkesiz olduklarından, onları yönetebilecek, kendi iradelerinden başka bir mekanizmaya sahip değildirler. Kontrol edilemeyen irade bir gün bir yöne, ertesi gün başka bir yöne gidebildiğinden, onların varlığı sonuçta kaotiktir. Bu aşamadaki insanların başları sık sık derde girer ve onları çoğu zaman hapishanelerde, hastanelerde ya da evsiz barksız olarak sokaklarda bulabilirsiniz. Ancak, bazıları bazen, elde etmek istedikleri şey uğruna çok disiplinli olabilir ve epeyce prestij ve güç içeren mevkilere yükselebilirler. Hatta onlar devlet başkanları ya da ünlü vaizler bile olabilirler. s. 125
Birinci Aşamadaki insanlar zaman zaman kendi varlıklarının kaosuyla temasa geçebilirler. Onlar bunu yaptıklarında, bu belki de bir insanın yaşayabileceği en acı verici deneyim olur. Genellikle, onlar o deneyimi iyi kötü atlatırlar, ama eğer bu acı verici deneyim devam ederse onlar kendilerini öldürebilirler ve ben nedeni açıklanamayan bazı intiharların bu kategoriye girebileceğini düşünüyorum. Ya da bazen onlar bir dönüşüm geçirerek İkinci Aşamaya geçebilirler. Böyle dönüşümler, çoğu zaman -çoğu zaman diyorum, çünkü daima istisnalar vardır- çok ani ve çarpıcı bir biçimde meydana gelir. Bu durumda sanki Tanrı aşağı uzanıp o ruhu yakalar ve ona aniden büyük bir atılım yaptırır. O kişiye şaşırtıcı bir şey olur ve bu çoğu zaman tümüyle bilinçsiz olarak gerçekleşir. Eğer bu bilinçli kılanabilseydi, bunun sanki o kişinin kendi kendine, ''ben bu kaostan kurtulmak için her şeyi yapmaya, beni yönetecek bir kuruma teslim olmaya bile gönüllüyüm'' demesi gibi olacağını düşünüyorum. s. 126
Böylece, onlar dönüşüm geçirerek benim ''formsal/kurumsal'' olarak nitelendirdiğim İkinci Aşamaya geçerler. Ben onu kurumsal olarak nitelendiriyorum, çünkü bu aşamadaki insanlar, kendilerini yönetecek bir kuruma muhtaçtırlar. Bazıları için bu kurum bir hapishane olabilir. Diğerleri için bu kurum ordu olabilir. Bazıları için de, onların yönetilmek için kendilerini teslim ettikleri kurum, son derece organize bir anonim şirket olabilir. Ama çoğu insan için, o kilisedir. Gerçekten de, düzenli olarak kiliseye gidenlerin büyük çoğunluğu İkinci Aşama -formsal/kurumsal aşama- kategorisine girer. Bu aşamalar içinde derece derece değişmeler olsa da ve hiçbir şey kesin olarak saptanmış olmasa da, İkinci Aşamada belirli şeyler insanların dini davranışını karakterize eder. Onlar yönetilmeleri için kilise kurumuna muhtaçtırlar ve benim bu aşamayı formsal olarak da adlandırmamın nedeni, bu insanların dinin formlarına çok bağlı olmalarıdır. s. 126-127
Eğer birisi formları veya ritüelleri değiştirmeye, onların ortak dualarını değiştirmeye ya da yeni ilahiler takdim etmeye başlarsa, İkinci Aşama insanları bundan çok rahatsız olurlar. İkinci Aşamadaki insanların dinlerinin formlarının değiştirilmesinden çok rahatsız olmalarında şaşılacak bir şey yoktur, çünkü onların kaostan kurtulmak için -bir yere kadar- bel bağladıkları şey o formlardır. s. 127
Bu aşamada insanların dini davranışlarını karakterize eden başka bir şey onların Tanrı'yı tamamen dışsal bir varlık olarak görmeleridir. Onlar, Tanrı'nın her birimizin içinde yaşayan -teologların ''insanın özünde var olan'' dedikleri- yanını, insanın özünde bulunan tanrısallığı anlamazlar. Onlar, (teologların her yerde hazır ve nazır olduğunu söyledikleri) Tanrı'nın sadece yukarıda, dışarıda var olduğunu düşünürler. Onlar Tanrı'yı genellikle erkeksi bir tip olarak tasavvur ederler ve onun sevecen bir varlık olduğuna inansalar da, O'na -uygun durumlarda kullanmaktan çekinmediği- cezalandırıcı bir gücü de atfederler. Bu, Tanrı'yı gökyüzünde yaşayan dev bir iyilikçi polis olarak görmektir. Birçok bakımdan, bu, İkinci Aşamadaki insanların tam ihtiyaç duydukları türde bir Tanrı'dır. s. 127-128
Diyelim ki İkinci Aşamada bulunan iki kişi karşılaşır evlenir ve çocuk sahibi olur. Onlar çocuklarını istikrarlı bir evde büyütürler, çünkü istikrar, değişmezlik İkinci Aşamadaki insanlar için çok değerlidir. Kilise, çocukların önemli olduklarını ve onlara saygılı davranılması gerektiğini söylediği için, onlar çocuklarına saygılı davranırlar. Onların sevgisi zaman zaman, dinin ruhundan daha çok dini yasalara aşırı riayetten kaynaklanıyor olsa da ve yaratıcılıktan yoksun olsa da, yine de onlar sevecendirler, çünkü kilise onlara, sevecen olma ve nasıl sevecen olacakları konusunda az da olsa bir şeyler öğretir. s. 128
Böyle istikrarlı ve sevecen bir evde büyüyen, kendisine saygılı davranılan ve önem verilen bir çocuğa ne olur? Bu çocuk onlar ister Hıristiyan, ister Müslüman, ister Budist veya Yahudi olsunlar -ebeveynlerinin dinî prensiplerini ana sütü gibi emeceklerdir. O, ergenlik çağına geldiğinde, bu prensipler onun kalbine kazınmış ya da -psikiyatri terimle- içselleştirilmiş olacaktır. Ama bu vuku bulduğunda, bu genç, yönetilmek için bir kuruma ihtiyacı olmayan, kendi-kendini yöneten prensipli bir insan olacaktır. Böyle ergenler o zaman, ''bu saçma mitlere, boş inançlara ve bu eski kafalı tutucu kuruma kimin ihtiyacı var ki?'' demeye başlarlar. O zaman onlar -çoğu kez ebeveynlerinin tamamen gereksiz olan dehşet ve hüsranlarına rağmen -kuşkucular, agnostikler ya da ateistler olarak kiliseden kopmaya başlayacaklardır. İşte o noktada onlar, bir dönüşüm geçirerek, benim ''kuşkucu/bireysel'' olarak adlandırdığım Üçüncü Aşamaya geçmeye başlamışlardır. s. 128
Yine genellikle, Üçüncü Aşamadaki insanlar sözcüğün sıradan anlamında dindar olmasalar da, ruhsal tekamüllerinde İkinci Aşamadaki insanlardan ileridedirler. Onlar hiç anti-sosyal değildirler. Çoğu zaman topluma derin bir biçimde dahil olurlar. Onlar, Sosyal Sorumluluk Doktorları gibi örgütlerin ya da ekoloji hareketinin omurgasını oluşturan türde insanlardır. Onlar, kendilerini çocuklarına adamış sevecen ebeveynler olurlar. Onlar, çoğu kez bilimci -ve kesinlikle bilimsel kafalı- olurlar. Onlar, sürekli olarak gerçeği arayanlardır. Eğer onlar gerçeği yeterince derin ve yeterince geniş bir biçimde ararlarsa, aradıkları şeyi bulmaya başlarlar ve gerçeğin yeterince parçasını, büyük tabloyu bir an için görebilecek ve onun, sadece çok güzel olmadığını, İkinci Aşamada bulunan ebeveynlerinin ya da büyük-ebeveynlerinin inandıkları o ilkel mitlerin ve boş inançların birçoğuna garip bir biçimde benzediğini de fark edebilecek kadar bir araya getirirler. İşte bu noktada onlar yine bir dönüşüm geçirerek, benim ''mistik/toplumsal'' olarak adlandırdığım Dördüncü Aşamaya geçmeye başlarlar. s. 129
O, tanımlanması zor olan, kültürümüzde aşağılayıcı bir anlam verilen ve genelde yanlış tanımlanan bir sözcük olsa da, ben bu aşamayı tarif etmek için ''mistik'' sözcüğünü kullanıyorum. Ama mistikler hakkında belirli şeyler söylenebilir. Onlar durumun yüzeyinin altında bir tür birbirine-bağlılık görmüş olan insanlardır. Çağlar boyunca, mistikler, erkekler ve kadınlar arasında, insanlar ile değer yaratıklar arasında dünyada yaşayan insanlar ile dünyada olmayan varlıklar arasında bağlantılar görmüşlerdir. Yüzeyin altında bu tür bir karşılıklı-bağlantı gören mistikler, tüm kültürlerin ve dinlerin mistikleri, birlikten ve ortaklıktan söz etmişlerdir. Onlar ayrıca paradokstan da söz etmişlerdir. s. 129
Mistik (mystic) sözcüğünün kökü, gizem (mystery) sözcüğüdür. Mistikler gizemi seven insanlardır. Onlar gizemleri çözmeye bayılırlar, ama aynı zamanda ne kadar çok gizemi çözerlerse, o kadar çok gizemle daha karşılaşacaklarını bilirler. Ama İkinci Aşamadaki insanlar kesin olarak saptanmamış durumlardan çok rahatsız olurken, mistikler bir gizem dünyasında çok rahat yaşarlar. s. 129-130
Bu prensipler tüm uluslar, kültürler ve dinler için geçerlidir. Gerçekten de, dünyanın tüm büyük dinlerini karakterize eden şeylerden biri, onların sanki bir dinin öğretilerinin iki farklı farklı çevirisi varmış gibi, hem İkinci Aşamadaki hem Dördüncü aşamadaki insanlara hitap etme kapasitesine sahip olmasıdır. Bunu, Yahudilikten bir örnek olarak açıklayalım: Kutsal Kitap'ta yer alan Mezmurlar Kitabı'nın 3. mezmuru, ''Tanrı korkusu bilgeliğin başlangıcıdır'' sözüyle biter. İkinci Aşamada bu söz, ''Siz gökyüzündeki o büyük polisten korkmaya başladığınızda, ne yaptığınızın gerçekten farkına varırsınız'' anlamına gelecek şekilde çevrilir. Bu doğrudur. Dördüncü Aşamada ise bu söz, ''Tanrı karşısında duyulan huşu size aydınlanmaya giden yolu gösterir'' anlamına gelecek şekilde çevrilir. Bu da doğrudur. s. 130
Daha önce belirttiğim gibi, bu ikili çeviri niteliği tüm büyük dinler için geçerlidir. Ben, onları büyük dinler yapanın da bu olduğunu düşünüyorum. Onların hepsi hem İkinci Aşama hem Dördüncü Aşama inananlarına yer verir. s. 130
Bu farklı aşamaların en büyük sorunu ve onları anlamanın çok önemli olmasının en büyük nedeni, ruhsal-spiritüel yolculukta böyle farklı noktalarda bulunan insanlar arasında var olan tehdit duygusudur.
Bir dereceye kadar hepimiz, hâlâ bizim yeni aştığımız aşamada bulunan insanlar tarafından tehdit edildiğimizi hissedebiliriz, çünkü henüz yeni kimliğimizde emin veya güvenli olmayabiliriz. Ama çoğunlukla tehdit diğer taraftan gelir ve biz özellikle bizden ilerideki aşamalarda bulunan insanlar tarafından tehdit edildiğimizi hissederiz. s. 131
Birinci Aşamada ki insanlar çoğunlukla rahat kişiler gibi görünürler; görünüşe göre, hiçbir şey onları çok rahatsız etmez. Ama o dış görünüşün ardına nüfuz edebilirseniz, onların neredeyse herkesten ve her şeyden çok korktuklarını görürsünüz. s. 131
İkinci Aşamadaki insanlar, Birinci Aşamadaki -günahkar olarak gördükleri- insanlar tarafından tehdit edildiklerini pek hissetmezler. Onlar günahkarları severler, çünkü yapacakları hizmetler ve yardımlar için onları verimli bir toprak olarak görürler. Onlar, Üçüncü Aşamanın kuşkucu bireyleri tarafından tehdit edildiklerini hissederler. Ama onlar en çok, kendileriyle aynı şeylere inanır görünen, ama onlara kesinlikle dehşet verici buldukları bir özgürlükle inanan Dördüncü Aşama insanları tarafından tehdit edildiklerini hissederler. s. 131
Üçüncü Aşama insanları, yani kuşkucular, Birinci Aşamanın prensipsiz insanları ya da -boş şeylere inanan salaklar olarak görüp önemsemedikleri- İkinci Aşama insanları tarafından tehdit edildiklerini pek hissetmezler. Ama onlar, kendileri gibi bilimsel-kafalı görünen ve iyi dipnotlar yazmayı bilen, ancak yine de, hâlâ bu saçma Tanrı konusuna inanan Dördüncü Aşama insanları tarafından tehdit edildiklerini hissederler. Eğer Üçüncü Aşama insanlarına, dönüşüm geçirip, ruhsal tekamülün bir sonraki aşamasına geçmekten söz ederseniz, onlar size çok kızarlar. s. 131-132
Ruhsal tekamülün bir aşamasından diğerine geçişlerde, her aşamada önemli derecede farklı bir deneyim yaşanır. Birinci Aşamadan İkinci Aşamaya geçişler, çoğunlukla çok ani ve çok çarpıcıdır. Öte yandan, Üçüncü Aşamadan Dördüncü Aşamaya geçişler tedricidir, onlar yavaş yavaş gerçekleşir. Örneğin, ben bir gün Din Olarak Psikoloji kitabının yazarı Paul Vitz ile birlikteyken, birisi ona, ne zaman bir Hıristiyan olduğunu sormuştu. Bunun üzerine o, kafasını kaşıyarak, ''72 ila 76 yılları arasında'' diye yanıtlamıştı. Bu yanıtı, bir İkinci Akşama insanı şu yanıtıyla kıyaslayın: ''Bu, 17 Ağustos gecesi saat sekizde gerçekleşti!'' Açıkçası, burada farklı türde bir fenomen sürüp gitmektedir. s. 132
Ben, ruhsal olarak, İkinci Aşamanın düzenli olarak kiliseye giden büyük çoğunluğundan ileride olan Üçüncü Aşama insanları, yani kuşkucularla da konuştum. Bu insanlar da bir ''dönüşüm'' geçirmiş, dönüşümü geçirerek kuşkucu olmuşlardır ki bu Kutsal Kitap'ta ''kalbin aranması'' denilen şeye eşdeğerdir. Onlar 17 Ağustos gecesi saat tam sekinde şehadet getiren İkinci Aşama insanından ileridedirler, ama hâlâ barış veya adalete erişmek için bir dönüşüm geçirmek zorunda olabilirler. Dönüşüm tek seferde meydana gelen bir şey değildir. Her türlü ruhsal tekamülde olduğu gibi, o devam eden bir süreçtir. Ben öleceğim güne dek dönüşüm geçirmeye devam etmeyi bekliyor ve umut ediyorum. s. 132
Bu noktada, Tanrı'nın benim kategorilerimi geçersiz kalabileceğini ve insanların (ve kendimizin) bu ruhsal tekamül tayfının neresinde yer aldıklarını belirlerken hem ihtiyatlı hem esnek olmamız gerektiğini hatırlamamızı isterim. Yüzeysel olarak bir aşamada görünürken, aslında, tamamen farklı bir yerde bulunan çok sayıda insan vardır. Örneğin, çıplak göze İkinci Aşamada görünen ama için için dininden memnun olmayan, ondan kuşku duyan ve bilimsel-kafalı olan insanlar vardır. Bu o kadar yaygın bir durumdur ki sadece azıcık dindar olan cemaatler yaratılmıştır. Kent dışındaki zengin mahallelerde birçok papaz, pazar sabahları cemaatlerine Tanrı'dan değil psikolojiden söz etmektedir. Onların Tanrı'dan söz etmeleri çok tehdit edici olurdu. Yine Tanrı'dan söz eden, ama hiç dindar ve spiritüel olmayan insanlar vardır. Bunlar Dördüncü Aşamadaymış gibi görünebilen -belli tarikat liderleri gibi- o kisveye bürünebilen, ama aslında Birinci Aşama suçluları olan insanlardır. s. 132-133
Benzer şekilde, tüm bilimciler de Üçüncü Aşama insanları değildirler. Onlar da iyi dipnotlar yazmayı bilirler, ama bunu sadece -bilimsel doktrini çok kusursuz bir biçimde anladıkları, böylece dünyanın tüm gizemini görmezden gelirken kendilerini güvende hissettikleri- son derece dar bir araştırma alanında yaparlar. Böyle bilimciler gerçekte İkinci Aşama insanlarıdır. s. 133
Bir de, psikiyatrların sınırdaki kişilikler olarak tanımladıkları insanlar vardır. Onları karakterize eden şeylerden biri, bir ayakları Birinci Aşamada, bir ayakları İkinci Aşamada, bir elleri Üçüncü Aşamada bir elleri Dördüncü Aşamada gibi görünmeleridir. Onlar her yerdedirler. Tutarlılıktan yoksundurlar ve işte, bir anlamda bu yüzden onları sınırdaki kişilikler olarak adlandırırız: Onlar sınırlara sahip değildirler. s. 133
Bir de, daha ileri bir aşamaya girmeye başlayan, ama sonra geriye doğru kayan insanlar vardır. Bizim, İkinci Aşamadan Birinci Aşamaya geri kayan bir kişi için kullandığımız bir isim vardır: Kötü yola sapan kişi. Tipik olarak, o içki içen, kumar oynayan, kadınların peşinden koşan ve sefil bir yaşam süren bir adam olabilir, ama o bir gün çok dindar bir insana rastlayıp onunla sohbet eder ve ondan etkilenerek hayatını değiştirir. Sonraki iki yıl boyunca o ayık, Tanrı'dan korkan, dürüst bir yaşam sürer. Ama bir gün ortadan kaybolur; kimse onun nerede olduğunu bilmez ancak altı ay sonra, sefalet içinde yaşarken ya da bir kumarhanede kumar oynarken bulunur. Onun kiliseden arkadaşları onunla konuşurlar ve bir kez daha onu kurtarırlar; adam iki yıl daha düzgün bir yaşam sürer, ama iki yıl sonra bir kez daha kötü yola sapar. s. 134
İkinci Aşama ile Üçüncü Aşama arasında ileri geri giden insanlar da vardır. Böyle bir kişinin örneği, düzenli olarak ibadet eden ve şöyle diyen bir kişi olabilir: ''Elbette Ben Tanrı'ya hâlâ inanıyorum. Yani doğanın ne kadar güzel olduğuna bakın, şu tepeler yeşilleniyor, beyaz bulutlar uçuyor ve çiçekler açıyor. Hiçbir insan zekası böyle bir güzelliği yaratamazdı, bu yüzden milyonlarca yıl önce tüm bunları başlatmış olan tanrısal bir zeka olmalı. Ama biliyor musunuz pazar günü golf sahasında olmak da kilisede olmak kadar güzel ve ben golf sahasında da Tanrıma ibadet edebilirim.'' s. 134
Böylece, bu adam golf sahasının kiliseye tercih eder. Her şey iyidir, ama sonra adamın işleri biraz ters gider. O zaman o, ''Aman Tanrım, ben kiliseye gitmiyordum! Ben dua etmiyordum!'' der. O, kiliseye geri döner ve yoğun bir biçimde dua etmeye başlar. İki yıl sonra -belki çok dua ettiği için- işleri iyiye gitmeye başlar ve o tekrar Üçüncü Aşama golf sahasına geri döner. s. 134
Bir de, Üçüncü Aşama ile Dördüncü Aşama arasında ileri geri giden insanlar vardır. Benim Theodore adlı böyle bir arkadaşım vardı. Gündüzleri, Theodore parlak bir bilimsel düşünüşe ve keskin bir rasyonel kapasiteye sahiptir ve belki de dinlemek zorunda kaldığın en sıkıcı insandı. Ama arada bir akşamları biraz esrar içtiğinde, birden yaşam ve ölüm, anlam ve ihtişam hakkında konuşmaya başlardı. O, o kadar ruh-dolu olurdu ki ben ayaklarının dibinde oturup onu adeta büyülenmiş gibi dinlerdim. Ama ertesi sabah o beni görmeye gelir ve ''Dün gece benim içime ne girdi bilmiyorum. Çok çılgınca şeylerden söz ettim. Artık içki ve esrar içmeyi bırakmalıyım'' derdi. Ben bunu alkol ve uyuşturucu kullanımını övmek için söylemiyorum; sadece, arkadaşımın durumunda, alkol ve uyuşturucunun onu çağrıldığı yönde akacak kadar gevşettiğini, ama gündüzleri onun, büyük bir korkuyla, alışılmış Üçüncü Aşama rasyonelliğine geri çekildiğini belirtmek için söylüyorum. s. 134-135
Bizim, bulunduğumuz aşamada sağlam bir biçimde kök salmadığımızda geriye kaymamız mümkündür, ama nasıl normal insan gelişiminin psikolojik aşamalarını mümkün değilse, ruhsal tekamülün bu aşamalarını da atlatmak mümkün değildir. Aslında, bu iki gelişim kalıbı benzer bir sırayı izler. Örneğin, çocuklar 5 yaşına kadar Birinci Aşama yaratıklarıdır. Onlar henüz doğru ile yanlış arasındaki farkı içselleştirmemişlerdir, bu yüzden rahat yalan söyleyebilir, aldatabilir, çalabilir ve taşkınlık yaparak ebeveynlerine istedikleri şeyleri yaptırabilirler. Onların birçoğunun büyüdüklerinde yalancı, düzenbaz, hırsız ve manipülatör olmaması dikkate değer değildir. Aslında, onların birçoğunun büyüdüklerinde dürüst, terbiyeli, yasalara saygılı insanlar olmasını açıklamak daha zordur. s. 135
5 yaşından 12 yaşına kadar, çocuklar İkinci Aşama yaratıkları olurlar. Onlar yaramaz olabilirler, ama ciddi bir biçimde başkaldırmazlar. Aslında, ebeveynleri ir şeyi belli bir biçimde yapmalarını istediklerinde, bu çocuklar o şeyin o şekilde yapılması gerektiğini, onun tek yolunun o olduğunu düşünürler. Onlar büyük taklitçiler ve takipçiler olurlar. Ama onlar ergenlik çağına geldiklerinde durum kaotik hale gelir ve ebeveynlerle ergen arasında çatışma başlar. Ergen, şimdi ebeveynlerinin söyledikleri -ve eskiden Tanrı'nın sözü gibi olan- her şeye karşı çıkar ve onları reddeder. Bu, bireysel sorgulama ve kuşkuculuk aşamasıdır. Ergenlik çağı aşılana dek Dördüncü Aşama başlayamaz. s. 135-136
Bu aşamaların hiçbiri atlanamasa da, bazı insanlar belirli aşamalarda diğerlerinden daha hızlı ilerleyebilirler. Yine bu aşamalardan hızla geçmek mümkünken, onlara saplanıp kalmak da çok mümkündür. s. 136
Ruhsal tekamül aşamaları hakkında bilinmesi gereken bir başka önemli şey de, biz ne kadar çok gelişirsek gelişelim, hepimizin önceki aşamaların kalıntılarını barındırdığımızdır. Ben onun dışarı çıkmasına izin vermeyi düşünmesem de, benim kimliğimin zindanında bir Birinci Aşama parçası -suçlu Scott Peck- yatmaktadır. Ben, sadece, onun varlığını fark ettiğim için her hafta onun hücresinin duvarına bir tuğla daha ekleyebilirim. Yine de, o çok rahat bir hücredir. Onun duvardan duvara halısı ve renkli bir televizyonu vardır ve bazı akşamlar ben, insan davranışıyla ilgili pratik bir bilgiye ihtiyaç duyduğumda, o zindana inip parmaklıkların ardında durarak onunla konuşabilirim. s. 138
Benzer biçimde, benim kişiliğimin bir İkinci Aşama parçası, stresli zamanlarda çevresinde ona hayatın zor ve muğlak ikilemleriyle ilgili kesin ve basit yanıtlar verecek, tam olarak ne yapması gerektiğini söyleyerek sorumluluğunu üstlenecek bir abiye ya da babaya ihtiyaç duyan bir Scott Peck de vardır.
Yine, belirli stres zamanlarında, ruhsal yanına güvenmek yerine, geri gidip bilimsel yanına itimat eden bir Üçüncü Aşama Scott Peck'i de vardır. Ben, çevremdeki insanlara, eğer Amerikan Psikiyatri Derneği'nde bir konuşma yapmaya davet edilseydim -ki bu çok düşük bir ihtimaldi- büyük olasılıkla, sadece kontrollü araştırmalardan söz edeceğimi ve bu ölçülemez ruh işi hakkında hiçbir şey anlatmayacağımı söylerdim. s. 138
Bu konuda yanılmayın. Hepimiz, ruhsal olarak ne kadar tekamül etmiş olursak olalım, içimizde bu tekamülün önceki aşamalarının kalıntılarını barındırırız. Böylece, eğer şu anda kendinizden çok hoşnutsanız, kendinizi Dördüncü Aşamanın doğru yolunda güvende yürüdüğünüze ikna etmişseniz, zindanınızı kontrol etmenizi tavsiye ederim. Öte yandan, eğer kendinizi üstün ya da aşağı hissediyorsanız, hepimizin içimizde daha ileri aşamaların gizli potansiyelini de taşıdığımızı idrak etmemiz yararlı olabilir. Oscar Wilde'ın bir zamanlar dediği gibi, ''Her azizin/velinin bir geçmişi ve her günahkarın bir geleceği vardır.'' s. 138-139
Bu konuda biraz tevazu göstermek için bir başka neden de vardır. Ben bu aşamalardan ilk kez Paul Vitz'le birlikte bir seminer verirken söz etmiştim (daha önce Vitz'in bu ülkede, psikoloji ile dinin bütünleştirilmesi konusunda otoritelerden bir olduğunu belirtmiştim). Ben konuştuktan sonra, Paul söz olarak şöyle dedi: ''Dr. Peck'in anlattığı aşamalar benim çok ilgimi çekti. Onların büyük ölçüde geçerli olduğunu düşünüyorum. Gerçekten de onları psikoterapi çalışmalarımda kullanacağımı düşünüyorum. Ama hepinizin şunu hatırlamasını istiyorum ki, Scott Peck'in Dördüncü Aşama dediği aşama, bir son değil, başlangıçtır.'' s. 139
Birinci Aşamadaki insanlar zaman zaman kendi varlıklarının kaosuyla temasa geçebilirler. Onlar bunu yaptıklarında, bu belki de bir insanın yaşayabileceği en acı verici deneyim olur. Genellikle, onlar o deneyimi iyi kötü atlatırlar, ama eğer bu acı verici deneyim devam ederse onlar kendilerini öldürebilirler ve ben nedeni açıklanamayan bazı intiharların bu kategoriye girebileceğini düşünüyorum. Ya da bazen onlar bir dönüşüm geçirerek İkinci Aşamaya geçebilirler. Böyle dönüşümler, çoğu zaman -çoğu zaman diyorum, çünkü daima istisnalar vardır- çok ani ve çarpıcı bir biçimde meydana gelir. Bu durumda sanki Tanrı aşağı uzanıp o ruhu yakalar ve ona aniden büyük bir atılım yaptırır. O kişiye şaşırtıcı bir şey olur ve bu çoğu zaman tümüyle bilinçsiz olarak gerçekleşir. Eğer bu bilinçli kılanabilseydi, bunun sanki o kişinin kendi kendine, ''ben bu kaostan kurtulmak için her şeyi yapmaya, beni yönetecek bir kuruma teslim olmaya bile gönüllüyüm'' demesi gibi olacağını düşünüyorum. s. 126
Böylece, onlar dönüşüm geçirerek benim ''formsal/kurumsal'' olarak nitelendirdiğim İkinci Aşamaya geçerler. Ben onu kurumsal olarak nitelendiriyorum, çünkü bu aşamadaki insanlar, kendilerini yönetecek bir kuruma muhtaçtırlar. Bazıları için bu kurum bir hapishane olabilir. Diğerleri için bu kurum ordu olabilir. Bazıları için de, onların yönetilmek için kendilerini teslim ettikleri kurum, son derece organize bir anonim şirket olabilir. Ama çoğu insan için, o kilisedir. Gerçekten de, düzenli olarak kiliseye gidenlerin büyük çoğunluğu İkinci Aşama -formsal/kurumsal aşama- kategorisine girer. Bu aşamalar içinde derece derece değişmeler olsa da ve hiçbir şey kesin olarak saptanmış olmasa da, İkinci Aşamada belirli şeyler insanların dini davranışını karakterize eder. Onlar yönetilmeleri için kilise kurumuna muhtaçtırlar ve benim bu aşamayı formsal olarak da adlandırmamın nedeni, bu insanların dinin formlarına çok bağlı olmalarıdır. s. 126-127
Eğer birisi formları veya ritüelleri değiştirmeye, onların ortak dualarını değiştirmeye ya da yeni ilahiler takdim etmeye başlarsa, İkinci Aşama insanları bundan çok rahatsız olurlar. İkinci Aşamadaki insanların dinlerinin formlarının değiştirilmesinden çok rahatsız olmalarında şaşılacak bir şey yoktur, çünkü onların kaostan kurtulmak için -bir yere kadar- bel bağladıkları şey o formlardır. s. 127
Bu aşamada insanların dini davranışlarını karakterize eden başka bir şey onların Tanrı'yı tamamen dışsal bir varlık olarak görmeleridir. Onlar, Tanrı'nın her birimizin içinde yaşayan -teologların ''insanın özünde var olan'' dedikleri- yanını, insanın özünde bulunan tanrısallığı anlamazlar. Onlar, (teologların her yerde hazır ve nazır olduğunu söyledikleri) Tanrı'nın sadece yukarıda, dışarıda var olduğunu düşünürler. Onlar Tanrı'yı genellikle erkeksi bir tip olarak tasavvur ederler ve onun sevecen bir varlık olduğuna inansalar da, O'na -uygun durumlarda kullanmaktan çekinmediği- cezalandırıcı bir gücü de atfederler. Bu, Tanrı'yı gökyüzünde yaşayan dev bir iyilikçi polis olarak görmektir. Birçok bakımdan, bu, İkinci Aşamadaki insanların tam ihtiyaç duydukları türde bir Tanrı'dır. s. 127-128
Diyelim ki İkinci Aşamada bulunan iki kişi karşılaşır evlenir ve çocuk sahibi olur. Onlar çocuklarını istikrarlı bir evde büyütürler, çünkü istikrar, değişmezlik İkinci Aşamadaki insanlar için çok değerlidir. Kilise, çocukların önemli olduklarını ve onlara saygılı davranılması gerektiğini söylediği için, onlar çocuklarına saygılı davranırlar. Onların sevgisi zaman zaman, dinin ruhundan daha çok dini yasalara aşırı riayetten kaynaklanıyor olsa da ve yaratıcılıktan yoksun olsa da, yine de onlar sevecendirler, çünkü kilise onlara, sevecen olma ve nasıl sevecen olacakları konusunda az da olsa bir şeyler öğretir. s. 128
Böyle istikrarlı ve sevecen bir evde büyüyen, kendisine saygılı davranılan ve önem verilen bir çocuğa ne olur? Bu çocuk onlar ister Hıristiyan, ister Müslüman, ister Budist veya Yahudi olsunlar -ebeveynlerinin dinî prensiplerini ana sütü gibi emeceklerdir. O, ergenlik çağına geldiğinde, bu prensipler onun kalbine kazınmış ya da -psikiyatri terimle- içselleştirilmiş olacaktır. Ama bu vuku bulduğunda, bu genç, yönetilmek için bir kuruma ihtiyacı olmayan, kendi-kendini yöneten prensipli bir insan olacaktır. Böyle ergenler o zaman, ''bu saçma mitlere, boş inançlara ve bu eski kafalı tutucu kuruma kimin ihtiyacı var ki?'' demeye başlarlar. O zaman onlar -çoğu kez ebeveynlerinin tamamen gereksiz olan dehşet ve hüsranlarına rağmen -kuşkucular, agnostikler ya da ateistler olarak kiliseden kopmaya başlayacaklardır. İşte o noktada onlar, bir dönüşüm geçirerek, benim ''kuşkucu/bireysel'' olarak adlandırdığım Üçüncü Aşamaya geçmeye başlamışlardır. s. 128
Yine genellikle, Üçüncü Aşamadaki insanlar sözcüğün sıradan anlamında dindar olmasalar da, ruhsal tekamüllerinde İkinci Aşamadaki insanlardan ileridedirler. Onlar hiç anti-sosyal değildirler. Çoğu zaman topluma derin bir biçimde dahil olurlar. Onlar, Sosyal Sorumluluk Doktorları gibi örgütlerin ya da ekoloji hareketinin omurgasını oluşturan türde insanlardır. Onlar, kendilerini çocuklarına adamış sevecen ebeveynler olurlar. Onlar, çoğu kez bilimci -ve kesinlikle bilimsel kafalı- olurlar. Onlar, sürekli olarak gerçeği arayanlardır. Eğer onlar gerçeği yeterince derin ve yeterince geniş bir biçimde ararlarsa, aradıkları şeyi bulmaya başlarlar ve gerçeğin yeterince parçasını, büyük tabloyu bir an için görebilecek ve onun, sadece çok güzel olmadığını, İkinci Aşamada bulunan ebeveynlerinin ya da büyük-ebeveynlerinin inandıkları o ilkel mitlerin ve boş inançların birçoğuna garip bir biçimde benzediğini de fark edebilecek kadar bir araya getirirler. İşte bu noktada onlar yine bir dönüşüm geçirerek, benim ''mistik/toplumsal'' olarak adlandırdığım Dördüncü Aşamaya geçmeye başlarlar. s. 129
O, tanımlanması zor olan, kültürümüzde aşağılayıcı bir anlam verilen ve genelde yanlış tanımlanan bir sözcük olsa da, ben bu aşamayı tarif etmek için ''mistik'' sözcüğünü kullanıyorum. Ama mistikler hakkında belirli şeyler söylenebilir. Onlar durumun yüzeyinin altında bir tür birbirine-bağlılık görmüş olan insanlardır. Çağlar boyunca, mistikler, erkekler ve kadınlar arasında, insanlar ile değer yaratıklar arasında dünyada yaşayan insanlar ile dünyada olmayan varlıklar arasında bağlantılar görmüşlerdir. Yüzeyin altında bu tür bir karşılıklı-bağlantı gören mistikler, tüm kültürlerin ve dinlerin mistikleri, birlikten ve ortaklıktan söz etmişlerdir. Onlar ayrıca paradokstan da söz etmişlerdir. s. 129
Mistik (mystic) sözcüğünün kökü, gizem (mystery) sözcüğüdür. Mistikler gizemi seven insanlardır. Onlar gizemleri çözmeye bayılırlar, ama aynı zamanda ne kadar çok gizemi çözerlerse, o kadar çok gizemle daha karşılaşacaklarını bilirler. Ama İkinci Aşamadaki insanlar kesin olarak saptanmamış durumlardan çok rahatsız olurken, mistikler bir gizem dünyasında çok rahat yaşarlar. s. 129-130
Bu prensipler tüm uluslar, kültürler ve dinler için geçerlidir. Gerçekten de, dünyanın tüm büyük dinlerini karakterize eden şeylerden biri, onların sanki bir dinin öğretilerinin iki farklı farklı çevirisi varmış gibi, hem İkinci Aşamadaki hem Dördüncü aşamadaki insanlara hitap etme kapasitesine sahip olmasıdır. Bunu, Yahudilikten bir örnek olarak açıklayalım: Kutsal Kitap'ta yer alan Mezmurlar Kitabı'nın 3. mezmuru, ''Tanrı korkusu bilgeliğin başlangıcıdır'' sözüyle biter. İkinci Aşamada bu söz, ''Siz gökyüzündeki o büyük polisten korkmaya başladığınızda, ne yaptığınızın gerçekten farkına varırsınız'' anlamına gelecek şekilde çevrilir. Bu doğrudur. Dördüncü Aşamada ise bu söz, ''Tanrı karşısında duyulan huşu size aydınlanmaya giden yolu gösterir'' anlamına gelecek şekilde çevrilir. Bu da doğrudur. s. 130
Daha önce belirttiğim gibi, bu ikili çeviri niteliği tüm büyük dinler için geçerlidir. Ben, onları büyük dinler yapanın da bu olduğunu düşünüyorum. Onların hepsi hem İkinci Aşama hem Dördüncü Aşama inananlarına yer verir. s. 130
Bu farklı aşamaların en büyük sorunu ve onları anlamanın çok önemli olmasının en büyük nedeni, ruhsal-spiritüel yolculukta böyle farklı noktalarda bulunan insanlar arasında var olan tehdit duygusudur.
Bir dereceye kadar hepimiz, hâlâ bizim yeni aştığımız aşamada bulunan insanlar tarafından tehdit edildiğimizi hissedebiliriz, çünkü henüz yeni kimliğimizde emin veya güvenli olmayabiliriz. Ama çoğunlukla tehdit diğer taraftan gelir ve biz özellikle bizden ilerideki aşamalarda bulunan insanlar tarafından tehdit edildiğimizi hissederiz. s. 131
Birinci Aşamada ki insanlar çoğunlukla rahat kişiler gibi görünürler; görünüşe göre, hiçbir şey onları çok rahatsız etmez. Ama o dış görünüşün ardına nüfuz edebilirseniz, onların neredeyse herkesten ve her şeyden çok korktuklarını görürsünüz. s. 131
İkinci Aşamadaki insanlar, Birinci Aşamadaki -günahkar olarak gördükleri- insanlar tarafından tehdit edildiklerini pek hissetmezler. Onlar günahkarları severler, çünkü yapacakları hizmetler ve yardımlar için onları verimli bir toprak olarak görürler. Onlar, Üçüncü Aşamanın kuşkucu bireyleri tarafından tehdit edildiklerini hissederler. Ama onlar en çok, kendileriyle aynı şeylere inanır görünen, ama onlara kesinlikle dehşet verici buldukları bir özgürlükle inanan Dördüncü Aşama insanları tarafından tehdit edildiklerini hissederler. s. 131
Üçüncü Aşama insanları, yani kuşkucular, Birinci Aşamanın prensipsiz insanları ya da -boş şeylere inanan salaklar olarak görüp önemsemedikleri- İkinci Aşama insanları tarafından tehdit edildiklerini pek hissetmezler. Ama onlar, kendileri gibi bilimsel-kafalı görünen ve iyi dipnotlar yazmayı bilen, ancak yine de, hâlâ bu saçma Tanrı konusuna inanan Dördüncü Aşama insanları tarafından tehdit edildiklerini hissederler. Eğer Üçüncü Aşama insanlarına, dönüşüm geçirip, ruhsal tekamülün bir sonraki aşamasına geçmekten söz ederseniz, onlar size çok kızarlar. s. 131-132
Ruhsal tekamülün bir aşamasından diğerine geçişlerde, her aşamada önemli derecede farklı bir deneyim yaşanır. Birinci Aşamadan İkinci Aşamaya geçişler, çoğunlukla çok ani ve çok çarpıcıdır. Öte yandan, Üçüncü Aşamadan Dördüncü Aşamaya geçişler tedricidir, onlar yavaş yavaş gerçekleşir. Örneğin, ben bir gün Din Olarak Psikoloji kitabının yazarı Paul Vitz ile birlikteyken, birisi ona, ne zaman bir Hıristiyan olduğunu sormuştu. Bunun üzerine o, kafasını kaşıyarak, ''72 ila 76 yılları arasında'' diye yanıtlamıştı. Bu yanıtı, bir İkinci Akşama insanı şu yanıtıyla kıyaslayın: ''Bu, 17 Ağustos gecesi saat sekizde gerçekleşti!'' Açıkçası, burada farklı türde bir fenomen sürüp gitmektedir. s. 132
Ben, ruhsal olarak, İkinci Aşamanın düzenli olarak kiliseye giden büyük çoğunluğundan ileride olan Üçüncü Aşama insanları, yani kuşkucularla da konuştum. Bu insanlar da bir ''dönüşüm'' geçirmiş, dönüşümü geçirerek kuşkucu olmuşlardır ki bu Kutsal Kitap'ta ''kalbin aranması'' denilen şeye eşdeğerdir. Onlar 17 Ağustos gecesi saat tam sekinde şehadet getiren İkinci Aşama insanından ileridedirler, ama hâlâ barış veya adalete erişmek için bir dönüşüm geçirmek zorunda olabilirler. Dönüşüm tek seferde meydana gelen bir şey değildir. Her türlü ruhsal tekamülde olduğu gibi, o devam eden bir süreçtir. Ben öleceğim güne dek dönüşüm geçirmeye devam etmeyi bekliyor ve umut ediyorum. s. 132
Bu noktada, Tanrı'nın benim kategorilerimi geçersiz kalabileceğini ve insanların (ve kendimizin) bu ruhsal tekamül tayfının neresinde yer aldıklarını belirlerken hem ihtiyatlı hem esnek olmamız gerektiğini hatırlamamızı isterim. Yüzeysel olarak bir aşamada görünürken, aslında, tamamen farklı bir yerde bulunan çok sayıda insan vardır. Örneğin, çıplak göze İkinci Aşamada görünen ama için için dininden memnun olmayan, ondan kuşku duyan ve bilimsel-kafalı olan insanlar vardır. Bu o kadar yaygın bir durumdur ki sadece azıcık dindar olan cemaatler yaratılmıştır. Kent dışındaki zengin mahallelerde birçok papaz, pazar sabahları cemaatlerine Tanrı'dan değil psikolojiden söz etmektedir. Onların Tanrı'dan söz etmeleri çok tehdit edici olurdu. Yine Tanrı'dan söz eden, ama hiç dindar ve spiritüel olmayan insanlar vardır. Bunlar Dördüncü Aşamadaymış gibi görünebilen -belli tarikat liderleri gibi- o kisveye bürünebilen, ama aslında Birinci Aşama suçluları olan insanlardır. s. 132-133
Benzer şekilde, tüm bilimciler de Üçüncü Aşama insanları değildirler. Onlar da iyi dipnotlar yazmayı bilirler, ama bunu sadece -bilimsel doktrini çok kusursuz bir biçimde anladıkları, böylece dünyanın tüm gizemini görmezden gelirken kendilerini güvende hissettikleri- son derece dar bir araştırma alanında yaparlar. Böyle bilimciler gerçekte İkinci Aşama insanlarıdır. s. 133
Bir de, psikiyatrların sınırdaki kişilikler olarak tanımladıkları insanlar vardır. Onları karakterize eden şeylerden biri, bir ayakları Birinci Aşamada, bir ayakları İkinci Aşamada, bir elleri Üçüncü Aşamada bir elleri Dördüncü Aşamada gibi görünmeleridir. Onlar her yerdedirler. Tutarlılıktan yoksundurlar ve işte, bir anlamda bu yüzden onları sınırdaki kişilikler olarak adlandırırız: Onlar sınırlara sahip değildirler. s. 133
Bir de, daha ileri bir aşamaya girmeye başlayan, ama sonra geriye doğru kayan insanlar vardır. Bizim, İkinci Aşamadan Birinci Aşamaya geri kayan bir kişi için kullandığımız bir isim vardır: Kötü yola sapan kişi. Tipik olarak, o içki içen, kumar oynayan, kadınların peşinden koşan ve sefil bir yaşam süren bir adam olabilir, ama o bir gün çok dindar bir insana rastlayıp onunla sohbet eder ve ondan etkilenerek hayatını değiştirir. Sonraki iki yıl boyunca o ayık, Tanrı'dan korkan, dürüst bir yaşam sürer. Ama bir gün ortadan kaybolur; kimse onun nerede olduğunu bilmez ancak altı ay sonra, sefalet içinde yaşarken ya da bir kumarhanede kumar oynarken bulunur. Onun kiliseden arkadaşları onunla konuşurlar ve bir kez daha onu kurtarırlar; adam iki yıl daha düzgün bir yaşam sürer, ama iki yıl sonra bir kez daha kötü yola sapar. s. 134
İkinci Aşama ile Üçüncü Aşama arasında ileri geri giden insanlar da vardır. Böyle bir kişinin örneği, düzenli olarak ibadet eden ve şöyle diyen bir kişi olabilir: ''Elbette Ben Tanrı'ya hâlâ inanıyorum. Yani doğanın ne kadar güzel olduğuna bakın, şu tepeler yeşilleniyor, beyaz bulutlar uçuyor ve çiçekler açıyor. Hiçbir insan zekası böyle bir güzelliği yaratamazdı, bu yüzden milyonlarca yıl önce tüm bunları başlatmış olan tanrısal bir zeka olmalı. Ama biliyor musunuz pazar günü golf sahasında olmak da kilisede olmak kadar güzel ve ben golf sahasında da Tanrıma ibadet edebilirim.'' s. 134
Böylece, bu adam golf sahasının kiliseye tercih eder. Her şey iyidir, ama sonra adamın işleri biraz ters gider. O zaman o, ''Aman Tanrım, ben kiliseye gitmiyordum! Ben dua etmiyordum!'' der. O, kiliseye geri döner ve yoğun bir biçimde dua etmeye başlar. İki yıl sonra -belki çok dua ettiği için- işleri iyiye gitmeye başlar ve o tekrar Üçüncü Aşama golf sahasına geri döner. s. 134
Bir de, Üçüncü Aşama ile Dördüncü Aşama arasında ileri geri giden insanlar vardır. Benim Theodore adlı böyle bir arkadaşım vardı. Gündüzleri, Theodore parlak bir bilimsel düşünüşe ve keskin bir rasyonel kapasiteye sahiptir ve belki de dinlemek zorunda kaldığın en sıkıcı insandı. Ama arada bir akşamları biraz esrar içtiğinde, birden yaşam ve ölüm, anlam ve ihtişam hakkında konuşmaya başlardı. O, o kadar ruh-dolu olurdu ki ben ayaklarının dibinde oturup onu adeta büyülenmiş gibi dinlerdim. Ama ertesi sabah o beni görmeye gelir ve ''Dün gece benim içime ne girdi bilmiyorum. Çok çılgınca şeylerden söz ettim. Artık içki ve esrar içmeyi bırakmalıyım'' derdi. Ben bunu alkol ve uyuşturucu kullanımını övmek için söylemiyorum; sadece, arkadaşımın durumunda, alkol ve uyuşturucunun onu çağrıldığı yönde akacak kadar gevşettiğini, ama gündüzleri onun, büyük bir korkuyla, alışılmış Üçüncü Aşama rasyonelliğine geri çekildiğini belirtmek için söylüyorum. s. 134-135
Bizim, bulunduğumuz aşamada sağlam bir biçimde kök salmadığımızda geriye kaymamız mümkündür, ama nasıl normal insan gelişiminin psikolojik aşamalarını mümkün değilse, ruhsal tekamülün bu aşamalarını da atlatmak mümkün değildir. Aslında, bu iki gelişim kalıbı benzer bir sırayı izler. Örneğin, çocuklar 5 yaşına kadar Birinci Aşama yaratıklarıdır. Onlar henüz doğru ile yanlış arasındaki farkı içselleştirmemişlerdir, bu yüzden rahat yalan söyleyebilir, aldatabilir, çalabilir ve taşkınlık yaparak ebeveynlerine istedikleri şeyleri yaptırabilirler. Onların birçoğunun büyüdüklerinde yalancı, düzenbaz, hırsız ve manipülatör olmaması dikkate değer değildir. Aslında, onların birçoğunun büyüdüklerinde dürüst, terbiyeli, yasalara saygılı insanlar olmasını açıklamak daha zordur. s. 135
5 yaşından 12 yaşına kadar, çocuklar İkinci Aşama yaratıkları olurlar. Onlar yaramaz olabilirler, ama ciddi bir biçimde başkaldırmazlar. Aslında, ebeveynleri ir şeyi belli bir biçimde yapmalarını istediklerinde, bu çocuklar o şeyin o şekilde yapılması gerektiğini, onun tek yolunun o olduğunu düşünürler. Onlar büyük taklitçiler ve takipçiler olurlar. Ama onlar ergenlik çağına geldiklerinde durum kaotik hale gelir ve ebeveynlerle ergen arasında çatışma başlar. Ergen, şimdi ebeveynlerinin söyledikleri -ve eskiden Tanrı'nın sözü gibi olan- her şeye karşı çıkar ve onları reddeder. Bu, bireysel sorgulama ve kuşkuculuk aşamasıdır. Ergenlik çağı aşılana dek Dördüncü Aşama başlayamaz. s. 135-136
Bu aşamaların hiçbiri atlanamasa da, bazı insanlar belirli aşamalarda diğerlerinden daha hızlı ilerleyebilirler. Yine bu aşamalardan hızla geçmek mümkünken, onlara saplanıp kalmak da çok mümkündür. s. 136
Ruhsal tekamül aşamaları hakkında bilinmesi gereken bir başka önemli şey de, biz ne kadar çok gelişirsek gelişelim, hepimizin önceki aşamaların kalıntılarını barındırdığımızdır. Ben onun dışarı çıkmasına izin vermeyi düşünmesem de, benim kimliğimin zindanında bir Birinci Aşama parçası -suçlu Scott Peck- yatmaktadır. Ben, sadece, onun varlığını fark ettiğim için her hafta onun hücresinin duvarına bir tuğla daha ekleyebilirim. Yine de, o çok rahat bir hücredir. Onun duvardan duvara halısı ve renkli bir televizyonu vardır ve bazı akşamlar ben, insan davranışıyla ilgili pratik bir bilgiye ihtiyaç duyduğumda, o zindana inip parmaklıkların ardında durarak onunla konuşabilirim. s. 138
Benzer biçimde, benim kişiliğimin bir İkinci Aşama parçası, stresli zamanlarda çevresinde ona hayatın zor ve muğlak ikilemleriyle ilgili kesin ve basit yanıtlar verecek, tam olarak ne yapması gerektiğini söyleyerek sorumluluğunu üstlenecek bir abiye ya da babaya ihtiyaç duyan bir Scott Peck de vardır.
Yine, belirli stres zamanlarında, ruhsal yanına güvenmek yerine, geri gidip bilimsel yanına itimat eden bir Üçüncü Aşama Scott Peck'i de vardır. Ben, çevremdeki insanlara, eğer Amerikan Psikiyatri Derneği'nde bir konuşma yapmaya davet edilseydim -ki bu çok düşük bir ihtimaldi- büyük olasılıkla, sadece kontrollü araştırmalardan söz edeceğimi ve bu ölçülemez ruh işi hakkında hiçbir şey anlatmayacağımı söylerdim. s. 138
Bu konuda yanılmayın. Hepimiz, ruhsal olarak ne kadar tekamül etmiş olursak olalım, içimizde bu tekamülün önceki aşamalarının kalıntılarını barındırırız. Böylece, eğer şu anda kendinizden çok hoşnutsanız, kendinizi Dördüncü Aşamanın doğru yolunda güvende yürüdüğünüze ikna etmişseniz, zindanınızı kontrol etmenizi tavsiye ederim. Öte yandan, eğer kendinizi üstün ya da aşağı hissediyorsanız, hepimizin içimizde daha ileri aşamaların gizli potansiyelini de taşıdığımızı idrak etmemiz yararlı olabilir. Oscar Wilde'ın bir zamanlar dediği gibi, ''Her azizin/velinin bir geçmişi ve her günahkarın bir geleceği vardır.'' s. 138-139
Bu konuda biraz tevazu göstermek için bir başka neden de vardır. Ben bu aşamalardan ilk kez Paul Vitz'le birlikte bir seminer verirken söz etmiştim (daha önce Vitz'in bu ülkede, psikoloji ile dinin bütünleştirilmesi konusunda otoritelerden bir olduğunu belirtmiştim). Ben konuştuktan sonra, Paul söz olarak şöyle dedi: ''Dr. Peck'in anlattığı aşamalar benim çok ilgimi çekti. Onların büyük ölçüde geçerli olduğunu düşünüyorum. Gerçekten de onları psikoterapi çalışmalarımda kullanacağımı düşünüyorum. Ama hepinizin şunu hatırlamasını istiyorum ki, Scott Peck'in Dördüncü Aşama dediği aşama, bir son değil, başlangıçtır.'' s. 139
Kaynak: M. Scott Peck, Az Seçilen Yolun Ötesi, ss. 123-139
No comments:
Post a Comment