Ölüme Nasıl Yaklaşmamak Gerekir?
Ölümden sakınma ve kayıtsızlık zaman zaman hepimizi korkularımız, güvensizliğimiz ve zayıfladığımızda yakalayıp tehdit eder. Blaise Pascal şöyle yazar:
Varlıklarının kaybına kayıtsız kalan insanların olması... doğal bir durum değildir. İnsanlar, bunun dışında her konuda oldukça farklı davranır: En önemsiz şeylerden bile korkarlar, onları öngörüler, hissederler. Bir iş kaybı halinde veya onurunun kırıldığını düşünmesi durumunda, günler ve geceler boyu öfke içinde yaşayan insan, ölümle beraber her şeyini kaybedeceğini bilmesine rağmen hiçbir endişe duymayan, duygu beslemeyen insanla aynı kişidir. En küçük olaylara bu hassasiyeti gösterirken aynı anda en önemli olaya bu şaşılası kayıtsızlıkla yaklaşanın aynı yürek olduğunu görmek, korkunç bir durum. (1660) s. 308
Ölümü görmezden gelir ve ona karşı kayıtsızlık içinde oluruz, çünkü kendi imkanlarımızla onu yenemeyeceğimizi biliriz. Ölümün bizi alt edeceğini biliriz. Böylece kendimizi ona teslim etmeye karar veririz. Sonrasında da gereken çözümü, yani o Varlık'ı doğru yolda aramayı başaramayız. s. 308
Russell, ölüm karşısında kendi imkanlarımızın yetersizliğini fark eder, ancak yine de ölüm yazgımız üzerine cesaretle ve bilinçli şekilde ''kafa yormamızı'' tavsiye eder. s. 308
Russell, ölümü felsefeciler için bile acil bir problem olarak görmekle övgüyü hak eder. Ancak elinde cesareti, hazzı veya inancı için bir temel yoktur. Onun inancı ölüm vasıtasıyla yaşam getirmez, çünkü onun inancında ölümü yenebilen bir inanç objesi yoktur. Psikolojik bir insani durum olarak yalnızca inançlı tavır takılmanın, ölümü yenmeye bir faydası yoktur. Bu durumda Russell, bu insanlık dramını çözmek açısından faydalı olamaz; gerçek anlamda yardım sunamaz. Ölmekte olan için verebileceği iyi bir haber yoktur.
Peki dışarıdan yardım istiyor muyuz? Bazılarımız bunu istemez. Thomas Nagel, Tanrı'nın varlığının bizim için ciddi bir ''kozmik otorite problemi'' doğurduğunu, hatta o kadar ki, Tanrı'nın var olmamasını dilediğini söyler. Şöyle yazar: Ateizmin doğru olmasını istiyorum, umarım Tanrı yoktur! Bir Tanrı'nın var olmasını istemiyorum; evrenin bu şekilde olmasını istemiyorum.''
İnsanlar için ciddi bir kozmik otorite problemi oluşturmayan bir Tanrı, tuhaf, defolu bir Tanrı olurdu. Nihayetinde Tanrı olma statüsünün bir parçası, Tanrı'nın insanlar üzerinde eşsiz bir otoritesinin, hükümranlığının olmasıdır. Biz insanlar Tanrı olmadığımıza göre, gerçek bir Tanrı'nın üzerimizde otoritesi olacaktır ve ciddi derecede bencilce davranışlarımızı düzeltmeye çalışacaktır. s. 309
Nagel, Tanrı inancı içeren herhangi bir dinden korktuğunu itiraf eder. Böylesi bir korku insanlar arasında yaygın görülür ve bu korkuyu her insan zaman zaman yaşar. Bu, insanın kendi kararları ve yaşamı üzerindeki hakimiyetini kaybetme korkusundan kaynaklanır. s. 310
İnsanın şımarıkça bencilliği, mantığın algılayabileceğinden daha derinlere gider, trajik biçimde hiç durmadan intihar etmek gibi olabilir. Nihayetinde mantık da her derde deva bir ilaç değildir. Eğer öyle olsaydı Tanrı'ya ihtiyaç duymazdık. s. 310
Nagel tarafından itiraf edilen, sözüm ona kendini korumaya alan korkumuz, kendi iyiliğimiz içinmiş gibi görünebilir. Ancak, daimi olarak iyi bir hayata sahip olmamızı önler. İnsanlar için ebedi ve iyi bir yaşam sunabilecek, herkesi seven bir Tanrı'nın varlığını düşünün. Her şey göz önünde bulundurulduğunda, biz insanlar için böylesi bir Tanrı'nın varlığı iyi bir şeydir. Nagel, böylesi bir Tanrı'nın olmamasını umar. Ve bunu umarak da, hepimiz iyi olan bir şeyin var olmamasını ummuş olur. Bizim için iyi olan bir şeyin gerçekliğe karşı böylesi bir umut, Nagel'in ahlak, bağımsızlık ve otorite sahibi olma arzusundan doğar. s. 310
Nagel'in arzusu doğru bir muhakemeye saygısızca karşı gelmesi açısından, bahse konu şımarıkça bir bencillik içerir. Dayandığı yaklaşım şudur: ''Tanrı benim için iyi ve herkesi seven bir varlık olsa bile, eğer ahlaken Tanrı'dan bağımsız olamıyorsam, o zaman Tanrı'nın hiç var olmamasını dilerim. Tanrı'nın benim ve başkalarının üzerinde ahlaki otorite olduğu bir evrende var olmak istemiyorum. Böylesi bir ahlaken bağımsız-olmama haline katlanamam. Ahlaken Tanrı'dan bağımsız olamıyorsam, o zaman hiç var olmam daha iyi. Nagel, kendisi ve başkaları için iyi olan bir şeyi, yani daimi bir iyi yaşamı, Tanrı'dan ahlaken bağımsız olabilmek adına şımarıkça bir arzu uğruna feda etmeyi istemektedir. Ancak eğer Tanrı herkesi seviyorsa, -unvan itibarıyla öyledir- bu şımarıkça yaklaşım, tehlikeli biçimde yanlıştır. Bu yaklaşımın şımarıkça bencilliği, herkesi seven bir Tanrı'nın varlığıyla kutsanmış bir dünyada, intiharın getirdiği gereksiz yıkımı doğurur. Böylece şımarıkça bencillik iyi, doğru bir muhakemeyi engeller. İnsanın sözüm ona kendini korumaya alan korkusunun bir göstergesidir bu. s. 310
Tanrı'nın varlığına yaklaşımlarımız, kökenleri ve beslenip sürdürülmeleri açısından bütünüyle algısal değildir. Şımarıkça bencilliğimiz büyük önem taşır. Bu durumda, Tanrı'nın bizim için ölümü yenebilecek Varlık olmasına ilişkin kanıtların rolünü ele alalım. ss. 310-311
Gizli Yardım
Eğer Tanrı varsa, varlığı da gizlidir. Pascal çok haklıydı. ''Tanrı'nın gizli olduğunu söylemeyen herhangi bir din gerçek değildir.'' (1660) İsa'nın kendisi de Tanrı'ya gizli olduğu için teşekkür eder. Tanrı'nın krallığına ilişkin vaazlarla ilgili olarak havarilerine talimatlar vermesinin ardından şöyle dua eder:
''Sana teşekkür ediyorum Baba, cennetin ve dünyanın Efendisi, çünkü bunları bilgelerden ve eğitimlilerden gizledin ve çocuklara gösterdin. Evet, Baba, senin nazarında böylesi iyidir.'' (Luka 10: 21; Matta 11: 25-26) s. 311
Herkesi seven bir Tanrı'dan ne beklememiz gerektiğini bildiğimizi düşünürüz. Ancak Tanrı'nın bizden ne beklediğini pek ender sorarız. Herkesi seven bir Tanrı, bencilce olmayan bir sevgiyi desteklerdi ve dolayısıyla da yalnızca Tanrı'nın var olduğunu bilmemiz, O'nun için yeterli olmazdı. s. 311
Tanrı'nın var olduğunu kabul edebilir, ama ondan nefret edebilirim. Hatta Tanrı'nın gerçekliğine dair kanıtlar arttıkça Ondan nefretim de artabilir. Benim üzerimde gerçek bir otorite olarak Tanrı hakkında daha fazla kanıt elde ettikçe, Ona karşı nefretimi derinleştirebilirim. Bu durum, hayatımın en azından belli bölümlerinde kendi kendimin ahlaki otoritesi olmak şeklindeki bencilce isteğimden ileri gelir. ss. 311-312
Tanrı'dan nefret etmek kimseye fayda getirmez, Tanrı'dan nefret eden kişi dahil. Bu nefret, bir insanla, ölümü yenebilecek ve o kişi için ebedi ve iyi bir yaşam sunabilecek yegane Varlık arasındaki sevgi dolu bir ilişkinin önüne geçer. Herkesi seven bir Tanrı, Tanrı nefretini körüklemeyecektir. Kararlılıkla Tanrı'ya karşı çıkan biri için Tanrı'nın varlığına dair daha fazla kanıt oluşması genellikle zararlı olur, çünkü Tanrı'ya karşı muhalif duruşu yoğunlaştırır ve sertleştirir. Bu yüzden İsa, havarilerinden kutsal mesajını kararlı muhaliflerin önünde aktarmalarını ister, böylelikle mesajını ayaklar altına almalarının önüne geçmeye çalışır. Matta 7: 6. Böyle kötü niyetli bir tepki, muhaliflerin kendilerine bile fayda getirmezdi. Herkesi seven bir Tanrı, şımarıkça karşıtlığı kırmanın yollarını arar, ancak bunu amacına zarar veren doğrudan saldırılarla yapmaz. Bunun yerine Tanrı, bizi çeşitli şekillerde duygularımıza yönelmeye çağırır ve bekler. İnsanlar piyon değildir, bu yüzden Tanrı'nın tam bir zafer kazanmasını beklememek gerekir. İnsanlar Tanrı'nın çağrısını özgürce reddedebildikleri için bazıları Tanrı'nın bütün çabalarına rağmen, Onu kabullenmenin yakınından bile geçmeyebilir. s. 312
İnsanın şımarıkça bencilliği, mantığın algılayabileceğinden daha derinlere gider, trajik biçimde hiç durmadan intihar etmek gibi olabilir. Nihayetinde mantık da her derde deva bir ilaç değildir. Eğer öyle olsaydı Tanrı'ya ihtiyaç duymazdık. s. 310
Nagel tarafından itiraf edilen, sözüm ona kendini korumaya alan korkumuz, kendi iyiliğimiz içinmiş gibi görünebilir. Ancak, daimi olarak iyi bir hayata sahip olmamızı önler. İnsanlar için ebedi ve iyi bir yaşam sunabilecek, herkesi seven bir Tanrı'nın varlığını düşünün. Her şey göz önünde bulundurulduğunda, biz insanlar için böylesi bir Tanrı'nın varlığı iyi bir şeydir. Nagel, böylesi bir Tanrı'nın olmamasını umar. Ve bunu umarak da, hepimiz iyi olan bir şeyin var olmamasını ummuş olur. Bizim için iyi olan bir şeyin gerçekliğe karşı böylesi bir umut, Nagel'in ahlak, bağımsızlık ve otorite sahibi olma arzusundan doğar. s. 310
Nagel'in arzusu doğru bir muhakemeye saygısızca karşı gelmesi açısından, bahse konu şımarıkça bir bencillik içerir. Dayandığı yaklaşım şudur: ''Tanrı benim için iyi ve herkesi seven bir varlık olsa bile, eğer ahlaken Tanrı'dan bağımsız olamıyorsam, o zaman Tanrı'nın hiç var olmamasını dilerim. Tanrı'nın benim ve başkalarının üzerinde ahlaki otorite olduğu bir evrende var olmak istemiyorum. Böylesi bir ahlaken bağımsız-olmama haline katlanamam. Ahlaken Tanrı'dan bağımsız olamıyorsam, o zaman hiç var olmam daha iyi. Nagel, kendisi ve başkaları için iyi olan bir şeyi, yani daimi bir iyi yaşamı, Tanrı'dan ahlaken bağımsız olabilmek adına şımarıkça bir arzu uğruna feda etmeyi istemektedir. Ancak eğer Tanrı herkesi seviyorsa, -unvan itibarıyla öyledir- bu şımarıkça yaklaşım, tehlikeli biçimde yanlıştır. Bu yaklaşımın şımarıkça bencilliği, herkesi seven bir Tanrı'nın varlığıyla kutsanmış bir dünyada, intiharın getirdiği gereksiz yıkımı doğurur. Böylece şımarıkça bencillik iyi, doğru bir muhakemeyi engeller. İnsanın sözüm ona kendini korumaya alan korkusunun bir göstergesidir bu. s. 310
Tanrı'nın varlığına yaklaşımlarımız, kökenleri ve beslenip sürdürülmeleri açısından bütünüyle algısal değildir. Şımarıkça bencilliğimiz büyük önem taşır. Bu durumda, Tanrı'nın bizim için ölümü yenebilecek Varlık olmasına ilişkin kanıtların rolünü ele alalım. ss. 310-311
Gizli Yardım
Eğer Tanrı varsa, varlığı da gizlidir. Pascal çok haklıydı. ''Tanrı'nın gizli olduğunu söylemeyen herhangi bir din gerçek değildir.'' (1660) İsa'nın kendisi de Tanrı'ya gizli olduğu için teşekkür eder. Tanrı'nın krallığına ilişkin vaazlarla ilgili olarak havarilerine talimatlar vermesinin ardından şöyle dua eder:
''Sana teşekkür ediyorum Baba, cennetin ve dünyanın Efendisi, çünkü bunları bilgelerden ve eğitimlilerden gizledin ve çocuklara gösterdin. Evet, Baba, senin nazarında böylesi iyidir.'' (Luka 10: 21; Matta 11: 25-26) s. 311
Herkesi seven bir Tanrı'dan ne beklememiz gerektiğini bildiğimizi düşünürüz. Ancak Tanrı'nın bizden ne beklediğini pek ender sorarız. Herkesi seven bir Tanrı, bencilce olmayan bir sevgiyi desteklerdi ve dolayısıyla da yalnızca Tanrı'nın var olduğunu bilmemiz, O'nun için yeterli olmazdı. s. 311
Tanrı'nın var olduğunu kabul edebilir, ama ondan nefret edebilirim. Hatta Tanrı'nın gerçekliğine dair kanıtlar arttıkça Ondan nefretim de artabilir. Benim üzerimde gerçek bir otorite olarak Tanrı hakkında daha fazla kanıt elde ettikçe, Ona karşı nefretimi derinleştirebilirim. Bu durum, hayatımın en azından belli bölümlerinde kendi kendimin ahlaki otoritesi olmak şeklindeki bencilce isteğimden ileri gelir. ss. 311-312
Tanrı'dan nefret etmek kimseye fayda getirmez, Tanrı'dan nefret eden kişi dahil. Bu nefret, bir insanla, ölümü yenebilecek ve o kişi için ebedi ve iyi bir yaşam sunabilecek yegane Varlık arasındaki sevgi dolu bir ilişkinin önüne geçer. Herkesi seven bir Tanrı, Tanrı nefretini körüklemeyecektir. Kararlılıkla Tanrı'ya karşı çıkan biri için Tanrı'nın varlığına dair daha fazla kanıt oluşması genellikle zararlı olur, çünkü Tanrı'ya karşı muhalif duruşu yoğunlaştırır ve sertleştirir. Bu yüzden İsa, havarilerinden kutsal mesajını kararlı muhaliflerin önünde aktarmalarını ister, böylelikle mesajını ayaklar altına almalarının önüne geçmeye çalışır. Matta 7: 6. Böyle kötü niyetli bir tepki, muhaliflerin kendilerine bile fayda getirmezdi. Herkesi seven bir Tanrı, şımarıkça karşıtlığı kırmanın yollarını arar, ancak bunu amacına zarar veren doğrudan saldırılarla yapmaz. Bunun yerine Tanrı, bizi çeşitli şekillerde duygularımıza yönelmeye çağırır ve bekler. İnsanlar piyon değildir, bu yüzden Tanrı'nın tam bir zafer kazanmasını beklememek gerekir. İnsanlar Tanrı'nın çağrısını özgürce reddedebildikleri için bazıları Tanrı'nın bütün çabalarına rağmen, Onu kabullenmenin yakınından bile geçmeyebilir. s. 312
Tanrı'nın Ruhu'nun varlığından gelen kanıt, vicdanla gelen kanıta benzer türdendir, özverili bir yardımseverliğin iyiliğiyle gereksiz eziyetin kötülüğü arasındaki farkın ayrımı gibi. Vicdani yaklaşımlarla gelen böylesi bir kanıt, hakiki bir kanıt olmasına rağmen şüpheciler (agnostikler) karşısında sorgusuz kabul edilecek bir argüman doğurmaz, ancak bu kanıtın kusurlu olduğunu göstermez. Buna ek olarak, böylesi bir kanıt bizim tarafımızdan da, vicdanımızla çelişen bir şeyi yapmaya heves ettiysek gözardı edilebilir. Vicdani yaklaşımdan gelen kanıt, yine de hakiki ve belirgindir. Benzer şekilde Tanrı'nın Ruhu'na dair kanıt için de durum böyledir; bu kanı Tanrı'nın fedakarca gerçekleştirdiği ilahi davranışların benzerlerini yeterince sergilemediğimiz şeklindeki vicdan muhasebesiyle gelir. s. 313
İrade ile ilgili faktörler, Tanrı'nın gerçekliğine dair kanıt toplamak açısından büyük önem taşır. Herkesi seven bir Tanrı, insanların iyiliği için Tanrı olarak tanınmak arayışında olacaktır. Dolayısıyla Tanrı, bizim Tanrı'mız olarak bilinmek isteyecektir. Tanrı, bizim yanımızda olduğunu, bize karşı olmadığını göstermek için İsa'yı canlı bir kanıt olarak göndermiştir. İsa'nın fedakarlığı, Tanrı'nın bizim yararımıza müdahalesini göstermek açısından bir uyarı niteliğindedir. İsa, Tanrı için yaşamak adına bencilliğine direnir, yani bencilliğinden vazgeçer. Kendi iradesiyle Baba'sının fedakar iradesine boyun eğer. Tanrı'nın itaat çağrısına İsa'nın yaptığı gibi boyun eğdiğimde, Tanrı benim Tanrım haline gelir ve böylece ben de Tanrı'nın hizmetkarı ve çocuğu olurum. Yalnızca bu şekilde, kendi irademle boyun eğdiğimde, Tanrı benim Tanrım olur. Böylece benim Tanrım olarak Tanrı'ya dair sahip olduğum sağlam bilgi, benimle ilgili irade unsurlarına, Tanrı'yla ilişkim söz konusu olduğunda irademi nasıl yönlendirdiğime bağlıdır. Vicdanımda ki Tanrı Ruhu'nun hüküm verici ve yönlendirici müdahalelerine karşı kendi irademle boyun eğmem gerekir. İrade -içermeyen bir yaklaşımla, benim Tanrım olarak Tanrı'ya dair sağlam bilgi sahibi olamam. Eğer Tanrı bize hayret verici bir biçimde görünmüş olsaydı, o zaman Tanrı'ya Tanrı olarak boyun eğerdik, diye düşünürüz kendi kendimize. Ancak bu, şüpheli bir yaklaşımdır, çünkü bu yaklaşımla, kendimizi Tanrı üzerinde kavramsal karar verme yetkisine sahip bir yargıç olarak konumlandırılmış oluruz. s. 313
Yine de Tanrı'nın gerçekliğine dair temel kanıt, Tanrı'ya özgü Ruhun varlığını deneyimlemek meselesidir. Bu varlık, herhangi bir tür argüman değildir. Daha ziyade, insanın yaşamı üzerinde Tanrı'nın otoriter çağrısıdır. Ve eğer bir çağrı nefreti körüklüyorsa bu çağrı herkesi seven bir Tanrı'dan gelen bir çağrı değildir. Sahte tanrılar gerçek Tanrı'yla rekabet halindedir ve bu tanrılar, kendini düşünmeyen fedakârca sevgi standardı kullanılarak tespit edilir. s. 314
Mevcut yaklaşım bu özellikleri bir arada tutar, bununla birlikte Yahudi-Hristiyanlığın Tanrısı tarafından sunulan kanıtların açıklayıcı, psikolojik ve varoluşsal özgünlüğünü göz ardı etmez. Gerçek Tanrı'ya ilişkin hakiki varoluş-kanıtı, Tanrı'nın İsa aracılığıyla bizlere verdiği iyi haberlerin gerekli bir öncülü değildir, daha ziyade bu iyi haberler vasıtasıyla ortaya çıkar. Tanrı'nın İsa'yla aktardıkları, Tanrı'nın Ruhu'nun hüküm verici ve yönlendirici gücüyle uyum içindedir. Tanrı'nın gerçekliğine ait uygun hüküm verme özelliği, Tanrı'nın bizim için yaptıklarının olumlu sonuçlarıyla kesişen, kendine özgü Ruhu'nun dönüştürücü çalışmasıyla gelir. Dolayısıyla yalnızca varoluş kanıtıyla değil, daha ziyade Tanrı'nın İsa'nın getirdiği iyi haberler aracılığıyla yaptığı lütufkar kişisel çağrı anlamında, yaptıklarına ve yapmakta olduklarına bakarak konuyu ele almaya başlamamız gerekir. Böylece deizme ya da yalnızca kuru kuruya tanrıcılar veya gerçek Tanrı'nın ve İsa'nın Baba'sının gerçekliği kadar sağlam olmayan inanışlara yönelme riskinden sakınmış olacağız. Sonrasında da Tanrı'nın tüm insanlara, hatta cahil olanlara bile, İsa'nın iyi haberleri aracılığıyla sunduğu zarif uzlaşma teklifini, daha net bir şekilde göreceğiz. Bir insanın Tanrı'nın gerçekliğine dair kanıtları algılayabilmesi için çetrefilli argümanları anlayabiliyor olmasına gerek yoktur. Ve bu iyi bir haberdir. s. 315
Argümanlar bir kenara, İsa'nın getirdiği iyi haberlerin tanrıcı olmayan geleneklerle yetişmiş insanlar arasında kaybolmasına da gerek yoktur. Tanrı'nın Ruhu'nun hüküm verici ve yönlendirici gücü, her gelenekten anlayışlı insanı, hatta bu Ruh'u henüz göre yükselen İsa'nın Ruhu olarak kabul etmemiş insanların anlayışlı olanlarını bile değiştirmeye başlayabilir. Söz konusu iyi haberler bu insanlara gerçekten ulaştığında ve zamanı geldiğinde, Tanrı'nın Ruhu'nun yüreklerinde yaptığını, göğe yükselen İsa'nın Ruhu'nun işi olarak benimseme noktasına geleceklerdir. İsa'nın iyi haberlerinin temelinde insana argümanlardan ve dini geleneklerden çok daha derin işleyen bir güç vardır: Yaşayan Tanrı'nın Ruhu'nun değiştirici gücü. s. 315
Sonuç
Tanrı'nın yolunu izlemeye istekli kişi için eldeki kanıtlar biraz belirsiz ancak yeterli kanıtlardır. Bu kanıtlar insanı mütevazı kılmak ve toplumu alaşağı eden türde kibirli gösterişçilikten uzak tutmak açısından biraz belirsizdir. Kibrimizle, rahatlıkla bulabileceğimiz bir Tanrı'yı, kendimize hizmet eden bir metaya dönüştürürüz. Bu eğilim İsa'yı ''bir işaret arayan günahkar bir nesil bu'' demeye itmiştir. Matta 16: 4. Elimizdeki kanıtlar ölümün verdiği eğitimle uyumludur: Ancak bizi ölümden ve yozlaşmadan kurtaracak yegane Varlık'a güvenmeyi öğretmektir. ss. 315-316
Ders şudur ki, gerçek Tanrı'nın yoluna girmek için, kendi yolumuzdan sapmamız gerekir. Zor bir görevdir bu, çünkü göremediğimiz bir Tanrı'ya güvenmek açısından sıkıntı yaşarız. Eğer bu görünmez Tanrı'ya güvenirsek, mutluluğumuzun ve mantığımızın risk altında olacağından korkarız. İşin gerçeği, mutluluğumuz ve mantığımız eğer Tanrı'ya güvenmezsek risk altındadır ve hatta ters gitmeye mahkumdur. Ölüm, belirgin bir uyarı vazifesi görür. Güvendiğimiz Tanrı olmadan bizi bekleyen, yalnızca ölümdür. Tanrı'nın yolundan gitmek için kendi yolumuzdan döndüğümüzde, Tanrı'yı ölüme ve yozlaşmaya karşı kurtarıcımız olarak kabul ederiz. O zaman hiçbir şey, ölüm bile bizi yok edemez. s. 316
Tanrı'ya umut bağlamak cesaretini bulduğumuzda, Platon'un haklı olduğunu göreceğiz: Felsefe doğru yapıldığında, bizi ölmeye ve ölüme hazırlar. Ayrıca bizi ihtiyaç duyduğumuz yegane Varlık'a da götürür. s. 316
Üzerinde Düşünülebilecek Sorular
- Herkesi-seven bir Tanrı, insanın ölmesine izin vermekle bir amaç taşıyorsa, neyi amaçlıyor olabilir? Ölüm bir tür ikaz olabilir mi? Eğer öyleyse bu ikazın amacı nedir?
- Eğer kişisel bir Tanrı yoksa insan hayatının anlamı veya amacı hakkında anlatabileceğimiz en iyi hikaye nedir? Bu hikaye nihayetinde bir çaresizliği mi ortaya koyar yoksa buna karşı mı çıkar? İntihara karşı çıkar mı?
- Herkesi-seven bir Tanrı'nın varlığının belli oranda anlaşılmaz veya gizli olduğunu düşünmek, mantıksal açıdan tutarlı mıdır? Eğer öyleyse, ilahi anlaşılmazlıkla Tanrı'nın amacı ne olabilir? Buradaki problem bizden kaynaklanıyor olabilir mi? Eğer öyleyse nasıl?
- Herkesi-seven bir Tanrı'nın gerçekliğini bilebilmeyi nasıl bekleriz? Bencilce eğilimlerimiz göz önünde bulundurulduğunda, Tanrı'nın gerçekliğini bilebilecek durumda mıyız? Veya ilahi gerçekliği anlayabilmek için önemli bir değişime uğramamız gerekir mi?
- Bencil ve riyakar davranışlarımız düşünüldüğünde, herkesi seven bir Tanrı mecbur olmasa bize yaklaşır mıydı? Eğer yanıt hayırsa, Tanrı'nın gerçekliğini kendi kendimize anlayabilmeyi bekleyebilir miydik? Bu konuda durumu kavramak açısından yeterli alçakgönüllüğe sahip miyiz? ss. 316-317
Kaynak: Paul K. Moser - İlahi Gizlilik, Ölüm ve Anlamı, Din Felsefesi, Klasik ve Güncel Meseleler, ss. 308-317
No comments:
Post a Comment