Tuesday, 23 June 2020

Ralph Waldo Emerson ve Henry David Thoreau

Ralph Waldo Emerson ve Henry David Thoreau

Ralph Waldo Emerson (1803-1882), 20. yüzyıl öncesi Amerikan düşüncesinin başlıca isimlerindendir; kimilerince Amerikan yazınsal kanonunun en tepesinde yer alan isim olarak görülür. Bağımsız ve özgün sesi, üretken kalemi sayesinde, özellikle denemeleriyle günümüze kadar uzanan geniş çaplı bir etki yaratmış, pek çok yazar, teorisyen, siyasetçi ve eylem insanını etkilemiştir. Hem yaşadığı dönemin önde gelen Amerikan entelektüelleriyle temas halinde olmuş, hem de bir ayağını Avrupa'ya, İngiltere'ye uzatmıştır. Yazılarının yanısıra konferanslar yoluyla da düşüncelerini yaymış olan Emerson'ın şiirleri de günümüzde antolojilerde sıkça boy gösterir.

Emerson, Anglosakson kültürün en belirgin olduğu ve entelektüel yanı en ağır basan Amerikan şehirlerinden biri olan Boston'da doğmuştur. Orta halli bir ailedendir, ancak maddi olanaksızlıklara rağmen önce şehrin ünlü Latin Okulu'nda, sonra Harvard Üniversitesi'nde eğitim görür. Hayata bir Protestan papazı olarak atıldıktan kısa süre sonra katı ve kurumlaşmış bir din anlayışının kendine göre olmadığına ikna olarak kiliseden ayrılır. Buradan sonrası, Emerson'ın kendi yolunu tutmasının öyküsüdür. Emerson'ın düşünceleri felsefe ve mistisizmin bir karışımı olarak karşımıza çıkar, insanı merkeze alır ve yaşamı tüm katmanlarıyla kapsamaya çalışır. Yazar, bireyin kendine yönelmesi, kendini tanıması, dünyayla bağını kendi içinden kurması, kendine-yeter hale gelmesi meselelerine yanıt ararken ruhun ve varoluşun çeşitli durumları üzerine meditasyon yapar. Emerson'a göre birey eskinin, kurumların, toplumda mevcut yapıların, kalıplaşmış bilginin kulu olmamalıdır; her insan bir özne olmayı başararak dünyayı bizzat görmeli, duymalı, araştırmalı, yaşamalıdır. Buradaki amaç, kişinin çevresiyle, dünyayla, doğayla bütünleşmesi, herşeyin ruhuna katılması, belirli bir güç döngüsünü kurmasıdır.

Emerson, American Aşkıncıları'nın (New England Transcendentalists) başlıca ismidir. Aşkıncılıkla anılan diğer isimler arasında Henry David Thoreau, Margaret Fuller, Louisa May Alcott ve Amos Bronson Alcott, James Freeman Clarke, Walt Whitman, Emily Dickinson, Nathaniel Hawthorne, Theodore Parker vardır. Bunlar, yaşadıkları dönemde kendilerini bir topluluk olarak tanımlamamış olsalar da, çeşitli kanallar üzerinden birbirlerini etkiledikleri ve bir takım ortak nitelikleri paylaştıkları için günümüzde aynı akımın üyeleri olarak anılırlar. Aşkıncılar, insanın yüzünü önce kendine, sonra doğaya dönmesini, şeylerin görünür düzenini aşarak onun ardındaki güçlerle (Tanrı'yla) bağ kurmasını ve böylece varlıkların tümünün birliğini kavramasını temel alan bir düşünüşü temsil ederler. Bu noktada, özgür bireyin tin ve eylem, ahlak ve güç anlamında bütünlüklü bir yaşayış yoluyla kendini gerçekleştirmesi önemlidir. Aşkıncılar ağırlıklı olarak, ana-akım Protestanlığın dışında kalan ve teslisi kabul etmeyerek tek tanrıya, tüm varlıkların onun görünümleri olduğuna inanan Üniteryen kilisesine mensupturlar; ancak bunun dışında geniş kaynaklardan beslenmişler, Eski ve Yeni Ahit'in yanısıra, Antik Yunan ve Roma düşüncesi ve edebiyatı, mitoloji, Hint mistisizmi, Alman İdealizmi, İskoç Sağduyu Okulu, hatta İslam tasavvufundan etkilenmişlerdir. Ayrıca Robert Owen'ın deneysel komünal yaşam çiftlikleri ve doğa-insan ilişkisi anlayışı da Aşkıncılığı etkilemiştir.

Aşkıncılığın en önemli temsilcisi sayılan Emerson, yazılarında, insanın kendine dönmesi, özgürleşmesi, doğru eylemi bulması, doğayla bütünleşmesi ve bu süreçte toplumun, kültürün, tarihin, dinin, iradenin, özyapısal niteliklerin rolü meselelerini çeşitli açılardan ele alır ve soruşturur. Emerson'a dair bir başka önemli husus, onda, kendisinin iyi bir okuru olan Nietzsche'nin de daha sonra üzerinde çokça duracağı "Güç" kavramının pek çok yansımalarına rastlıyor olmamızdır. Buna göre, insan merkezli bir yaşam felsefesi kurmak söz konusu olduğu ölçüde, bireyin kendini çoğaltıp (ve pek çok bakımdan azaltıp) gerçekleştirmesi yolunda hem tinsel hem eylemsel anlamda "Güç" önemli bir eksendir. Bireyin bilgi üretme, hakikate varma, eylem, duyum ve deneyimlerle kendini ortaya koyma yolları da bu eksen üzerinden değerlendirilir.

Ancak Emerson'ı asıl özgün kılan yan, onun Avrupa, Orta Doğu ve Hint düşünüş sistemlerini tanıyan ve bunların yazınsal kaynaklarıyla beslenen biri olarak yüzünü Amerika'ya dönmüş olmasıdır: Burada bulduğu, yalnızca yeni kurulan, endüstriyel devrimin heyecanıyla hızla gelişen ve ağırdan ağıra özgüven kazanan bir ülke değil, aynı zamanda Eski Dünya'dan tümüyle farklı olan dev bir anakaradır. Yani Emerson, Amerika'nın ikili yanını felsefi düzeyde kendinde taşır: bir yanda Avrupa' dan devralınan birikim vardır, diğer yanda tarihsel anlamda o birikimle örtüşmeyen, o birikimin yanıt veremediği yepyeni, capcanlı bir altyapı - bambaşka bir doğa ve coğrafya, bambaşka siyasi ve toplumsal meseleler, yeni yeni şekillenen, geçmişi binyıllara dayanmayan, köklerini Avrupa' dan alsa da kararlı bir şekilde Avrupa'dan bağımsızlaşmaya çabalayan bir ülkenin (anakaranın) somut gerçekliği ve zihniyet yapısı.

Öte yandan Emerson elbette kendi döneminin insanıdır. Yaşadığı dönemin "ilerleme", "tarihsel teleoloji", "insanın doğayla mücadelesi", "ırklar hiyerarşisi", "büyük adamlar tarihi" gibi bazı tipik fikir ve nosyonlarını kendinde taşır; bilimsel ve teknolojik yeniliklerin, sanayi devriminin getirdiği hızlı değişimlerin, heyecanla solur. Ancak dönemin ruhunu ve belirli bir pragmatizmi yansıtan bu referanslar bir yana bırakılırsa, Emerson düşüncelerini kendi üslubuyla her ortaya koyuşunda şaşırtıcı yüksekliklere çıkarak bize çağları aşan benzersiz pırıltılar sunar; denemeleriyle hem gerçekçi hem iyimser, derin ve çok yönlü bir yaşam felsefesi inşa eder.

Eser Hakkında Bilgi

''Yaşamın İdaresi" (The Conduct of Life), Emerson'ın 1860 yılı sonunda yayımladığı bir denemeler toplamıdır ve 1830'ların ortasından itibaren denemelerini tek tek ve derlemeler halinde ("Doğa" [Nature, 1836]; "Denemeler: Birinci Seri" [Essays: First Series, 1841]; "Denemeler: İkinci Seri" [Essays: Second Series, 1844]; "İnsanlığı Örnekleyenler" [Representative Men, 1850]; "İngilizlerin Özellikleri" [English Traits, 1856]; "Topluluk ve Yalnızlık" [Society and Solitude, 1870]) yayımlamış olan yazarın olgunluk dönemi eserlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Şiirlerini, konferans metinlerini ve toplamda ciltlerce hacme karşılık gelen günlüklerini bir yana bırakırsak, denemeleri Emerson'ın kendini ifade ettiği başlıca yazınsal tür olarak karşımıza çıkar.

Emerson'ın "İnsan nasıl yaşamalıdır?" sorusuna verdiği yanıt niteliğindeki bir kitap olan "Yaşamın İdaresi"ni oluşturan denemeler, kaynağını yazarın 1850'1i yıllar boyunca çeşitli yerlerde verdiği bir dizi konferanstan alır. Emerson 1837'den başlayarak yaşlanıp güçten düşene kadar Amerika ve Avrupa'da yaklaşık bin beş yüz konferans vermiştir. Bu yolla hem düşüncelerini yayma fırsatı bulmuş ve çeşitli entelektüel çevrelerle temas kurmuş, hem de kendine makul bir gelir kaynağı yaratmıştır. "Yaşamın İdaresi"ndeki denemeler yazarın bu tür konuşmalardan deneme haline getirerek yayıma hazırladığı bir seçkidir. Kullanılan dil de bunu yansıtır; yazar düşüncelerini bazen birbiri ardına, zincirleme bir şekilde ortaya koyar, söyledikleri yer yer vaaz niteliğine bürünür.

Kitaptaki, çağın ruhunu yakalama ve buna göre "insanın nasıl yaşaması gerektiği"ne yanıt verme çabası, karşımıza dokuz deneme çıkarır: Kader; Güç; Zenginlik; Kültür; Davranış; Tapınma; Yan Düşünceler; Güzellik; Yanılsamalar. Bu denemelerin yazımı belirli bir sıralılık ve süreklilik içindedir; birinde ortaya konan fikirler diğerinde düzeltilip geliştirilir (yerine göre ters yüz edilir), böylelikle dengeli ve döngüsel bir bütüne ulaşma gayesi gözetilir.

"Yaşamın İdaresi", Emerson'ın düşünce yapısının başlıca temalarını onun önceki deneme dizilerine göre daha gerçekçi bir süzgeçten geçirip yeniden yorumlarken, 1840- 1860 arası dönemin tarihsel, kültürel ve sosyo-ekonomik bağlamına da oturur. Bu dönemde Amerika Birleşik Devletleri kılanın batısına doğru yayılmasını tamamlamıştır; ülkede ve Avrupa' da endüstrileşme ve kapitalizm hız kazanmıştır; teknik ilerlemeler baş döndürücü bir hal almıştır; bir yandan Amerika'nın kendi kimliğini arama ve Avrupa'dan düşünsel anlamda bağımsızlaşma çabası sürerken diğer yandan ülkedeki demokrasi tartışmaları kapsayıcı bir niteliğe bürünmüş, bu esnada kölecilik karşıtlığı yükselişe geçmiş, Amerikan İç Savaşı'na (1861-1865) yol açacak olan Kuzey-Güney ayrımı keskinleşmiştir. "Concordlu bilge" Emerson, "Yaşamın İdaresi"nde kendi fikirlerini bu bağlamın dışında veya üzerinde tutmaz, tam da bu bağlamda yeniden kurmaya çalışır; çünkü belirli bir zamanda ve mekanda doğmuş olmanın kaçınılmaz çelişkisini kendinde taşıyan birey "Nasıl yaşamak gerek?" sorusuna içinde bulunduğu koşullarda yanıt bulmak zorundadır. İnsan kendi dönemine sıkışıp kalmayacaktır, tin ve istem bunun için fazlasıyla büyüktür; öte yandan bu aşkınlığın yolu, tarih-üstü ve soyut bir düzeyden değil, zamanın koşullarından geçmektedir.

Aytek Sever (Çevirmen)

*** *** *** ***

Doğa - Ralph Waldo Emerson

Emerson, doğa ile geleneklerin dışında bir ilişki kuran Transandantalizm akımının temellerini attığı bu çalışmasını konu hakkındaki ilk konferanslarına dayandırır. Emerson, doğayı her şeyi içine alan ve çok az tanıdığımız ilahi bir varlık olarak tanımlar. Birey ile doğanın füzyonunu yüceltir. Bu durum aynı zamanda Buda öğretisine dayanan bir uyanışı da içerir. Emerson, doğayı görmeyi henüz tam olarak öğrenemediğimizi ileri sürer. İnsan için önemli olan Doğa'nın Ruhu'nu keşfetmek olmalıdır. Bu noktada Emerson'ın ruh olarak adlandırdığı kavram Alman filozof Hegel'in Geist olarak tarif ettiği Tin ile yakınlık göstermektedir. Emerson'a göre doğayı sadece kendi çıkar ve ihtiyaçları için kullanan insan yarım insandır.

Doğa bir anlamıyla da hem Amerika kıtasının vahşi doğası ve insanı hem de Amerikan düşüncesiyle dünyanın ilk kez tanıştığı eserdir. Avrupa'nın aksine Amerika kıtası insan eli değmemiş, siyasi ve askeri tarihten bağışık bir doğadır. Emerson'ın doğayı ve insanın dünyadaki asıl rolünü farklı bir gözle görmesinin altında bu gerçeğin yattığı apaçıktır.

*** *** *** ***

İnsanın Görkemi - Ralph Waldo Emerson

“Kendimi Emerson’a o denli yakın buluyorum ki onu övmekten çekiniyorum, çünkü kendimi övmüş gibi olmaktan korkuyorum.” - Friedrich Nietzche

"Her insan, evrensel aklın vücut bulmuş bir başka halidir. Bütün nitelikleri insanın içinde mevcuttur." (Kitaptan)

Bostonlu rahip, dergi editörü, günlük ve deneme yazarı, öğretim üyesi, şair ve filozof Ralph Waldo Emerson (1803-1882), yaşadığı dönemden günümüze kadar hem kendiülkesinde hem de başka ülkelerde yazarları, düşünürleri büyük ölçüde etkilemiştir. Düşüncelerinin en katışıksız hali, Denemeler (1841) ve büyük ölçüde daha önceki konuşmalarını ve günlüğüne yazdıklarını içeren Denemeler: ikinci Dizi (1844) adlı yapıtlarda sunulmaktadır. Bu denemelerin en iyilerinden altısı, Emerson'ın Cambridge, Massachusetts'teki ilahiyat fakültesinde, 1838 yılında son sınıf öğrencilerine hitap eden tartışmalı "İlahiyat Fakültesi Söylevi" yle birlikte bu kitapta yer alıyor.

Emerson'ın (sınırsız özgüvenine dayalı olduğu açıkça görülen) iyimserliği, genç Amerikan ruhu için bir hayli yüreklendiriciydi. Ayrıca Emerson, gerçekten ulusal bir nitelik taşıyan edebiyat için kendi sınıfında gerçek bir peygamber olup aynı anda Amerikalı entelektüelleri dünyadaki -özellikle de Avrupa'daki- ana akım kültüre dahil olmaya çağırıyordu. Din, epistemoloji ve öteki düşünce alanlarında sonsuz sorular soran biri olarak, kesinlikle şüphecilik çağının habercisiydi.

*** *** *** ***

Henry David Thoreau

Henry David Thoreau – Ekonomik İtaatsizlik

Henry David Thoreau (1817 - 1862), ABD'li yazar, düşünür ve çevreci. 1817 yılında Massachusetts eyaletine bağlı Concord'da doğdu. Harvard Üniversitesi'nden 1837 yılında mezun oldu. Hiçbir zaman geleneksel bir öğrenci olmamıştı, okul yıllarında transandantalizme ve Ralph Waldo Emerson'a olan ilgisi başladı. Harvard'dan mezun olunca bir süre babasının dükkânında çalıştı, daha sonra bir okulda öğret-menlik yaptı. Düşüncesel anlamda fazlasıyla etkisinde kaldığı ve ömür boyu dostu olacak Emerson 1841'de onu evine davet etti ve Thoreau 1843'e kadar sık aralıklarla Emerson'da kaldı. Emerson'ın asistanı gibiydi, The Dial isimli transandantalist dergiye şiir ve nesirleri ile katkıda bulundu. 1845 yılında Concord şehrinin dışında bulunan Walden Gölü kıyısında, Emerson'a ait olan bir arazinin üstüne bir kulübe inşa etti. Burada geçirdiği iki yılın meyvesi olarak "Walden" kitabını yazdı. Walden gölünün kıyısında geçirdi doğayla bütünleşik ama yalnız iki yılın bir diğer meyvesi de, 1849'da yayınlanan, "A Week on the Concord and the Merrimack Rivers" (Concord ve Merrimack Irmakları Üzerinde Bir Hafta) idi. Thoreau'nun sağlığında yayımlaya-bildiği sadece bu iki kitabı vardır. Diğer eserleri ve günlükleri ölümün-den sonra yayınlanmıştır. 1854'de yayınladığı başyapıtı "Walden" Amerikanın en önemli entelektüel akımlarından biri olan New England Transandantalizmi için bir örnek eserdir. Eserde yer alan çevre konusundaki düşünceler ise modern çevreciliğin ve çevre ko-rumanın en önemli satırlarıdır. Amerikan düşünce tarihi, transandantalizm ve natüralizmde bıraktığı izler ne kadar önemliyse, "Sivil İtaatsizlik" (Civil Disobedience, 1849) isimli makalesi de siyasi tarihe bıraktığı iz de o kadar önemlidir. Meksika savaşı yüzünden, ki ona göre bu savaş sadece köleliği geliştirmek içindi, ödemeyi reddettiği vergi sonucu hapiste geçirdiği bir gece, onun "Sivil İtaatsizlik" isimli makale-sini yazmasına neden olmuştur. Daha sonraları Gandhi'nin en büyük ilham kaynağı olacak bu makale Thoreau'nun belki de en ünlü eseridir. Gandhi'nin dışında Tolstoy ve Martin Luther King gibi önemli isimler de Thoreau'nun düşüncelerinden ve eserlerinden ilham almışlardır.

Thoreau, federal devletin köleliğin sürdürülmesindeki rolünü gerekçe göstererek birkaç yıl üst üste vergi ödemeyi reddedince tutuklanır. Aslında Emerson da durumdan hoşnut değildir, ancak vergisini öder Thoreau'nun direnişini yersiz bulur. Buna karşılık benzeri bir eylemde bulunmuş olan Bronson Alkott, Thoreau'yu destekler. Emerson hapisteki Thoreau'yu ziyaret ettiğinde meşhur,

''Henry sen neden buradasın?'' / ''Waldo sen neden burada değilsin?''

diyaloğu yaşanır. Daha sonra Thoreau, en önemli politik metni olan Sivil İtaatsizlik denemesini bu başına gelenlerin ve kölecilik karşıtı fikirlerin etkisiyle kaleme alır.

*** *** *** ***

Henry David Thoreau - Sivil ve İtaatsiz

Henry David Thoreau, 1817 yılında Massachusetts eyaletine bağlı Concord'da doğdu. Thoreau'nun babası, etliye sütlüye pek karışmayan, herkesle yi geçinmeye çalışan, pasif bir dükkân sahibidir. Annesi ise otoriter, çocuklarını okumaya teşvik eden ve doğaya çok ilgi duyan bir kadındır. Bugün bile eski güzelliğinden bir şey kaybetmeyen Concord, etrafı göl ve nehirlerle çevrili ufak bir kasabadır. Thoreau, çocukluğunu balık tutarak, kanoyla dolaşarak geçirir. Bir çocuk arkadaşının, ‘Acayip bir çocuk, pek çalışkan biri değil’ demesinden Thoreau'nun lisedeyken parlak bir öğrenci olmadığını anlıyoruz. Buna rağmen 16 yaşında Harvard üniversitesine girmeyi başarır. O zamanlar Harvard öğrencileri siyah üniforma giymektedirler, Thoreau ise yeşil bir ceket giymeyi tercih eder. Yıllar sonra hamisi ve arkadaşı Emerson'ın Harvard'ın bütün bilim dallarında eğitim sağladığını söylemesi üzerine, Thoreau, "Evet bütün dallar var, fakat kökleri yok." yanıtını verir. Dört yıl sonra aldığı diplomanın koyun derisi üzerine basıldığını fark eden Thoreau, "Keşke her koyun, kendi derisine sahip çıksa! " diyerek böyle bir diplomanın kendisi için ne kadar az değeri olduğunu belirtir.

Harvard Üniversitesi'nden 1837 yılında mezun olur. Hiçbir zaman geleneksel bir öğrenci olmamıştı, okul yıllarında transandantalizme ve Ralph Waldo Emerson'a olan ilgisi başladı. Harvard'dan mezun olunca bir süre babasının dükkanında çalıştı, daha sonra bir okulda öğretmenlik yapmıştır.

Bütün bu olayların cereyan ettiği ve Thoreau'nun 'Bu fokur fokur kaynayan yüzyıl' diye bahsettiği 19. yüzyıl aynı zamanda genç Amerikan ulusunun batıya doğru gün geçtikçe yayılıp Kızılderililerin yerlerinden yurtlarından edilmeye başlandığı ve sudan nedenlerle Meksika'nın işgal edildiği zamanlara rastlar. Bir yandan Thomas Jefferson'un büyük bir bölümünü hazırladığı anayasaya koyduğu " Meclis, basın ve vicdan özgürlüğünü engelleyemez." maddesinden faydalanan basın, tam bir özgürlük içinde görevini sürdürürken, diğer yandan Güney eyaletlerinde kölelik hala devam etmektedir. 19 yüzyıl aynı zamanda Edgar Allen Poe, Nathianel Hawthorne, Herman Melville ve Walt Whitman gibi yazarların en ünlü yapıtlarını verdikleri bir çağdır.

Düşüncesel anlamda fazlasıyla etkisinde kaldığı ve ömür boyu dostu olacak Emerson 1841'de onu evine davet etti ve Thoreau 1843'e kadar sık aralıklarla Emerson'da kaldı. Emerson'ının asistanı gibiydi, The Dial isimli transandantalist dergiye şiir ve nesirleri ile katkıda bulundu. 1845 yılında Concord şehrinin dışında bulunan Walden Gölü kıyısında, Emerson'a ait olan bir arazinin üstüne bir kulübe inşa etti.

Burada geçirdiği iki yılın meyvesi olarak "Walden" kitabını yazdı. Walden gölünün kıyısında geçirdi doğayla bütünleşik ama yalnız iki yılın bir diğer meyvesi de, 1849'da yayınlanan, "A Week on the Concord and the Merrimack Rivers" (Concord ve Merrimack Irmakları Üzerinde Bir Hafta) idi. Thoreau'nun sağlığında yayımlayabildiği sadece bu iki kitabı vardır. Diğer eserleri ve günlükleri ölümünden sonra yayınlanmıştır. O günkü düzene kalıcı bir alternatif arayan Thoreau'nun Emerson'la arkadaş olması ve transandantalist doktrinlerini kolayca kabullenmesi zor olmaz. Thoreau bütün yaşamı boyunca kendisine iyi gelir sağlayacak, sürekli bir iş tutmaktan kaçınır ve genellikle tamircilik, çiftçilik gibi el emeğine dayanan işler yapar.

Thoreau'nun kendisinden 14 yaş daha büyük olan Ralph Waldo Emerson'la tanışıp arkadaş olması ve transandentalist felsefesini genel hatlarıyla benimsemesi, onun yaşamını etkileyen belki de en önemli olaydır. Fakat onu gruptan ayıran en önemli husus, gerçek Ütopya'yı ancak bireyin kendisinin yaratacağına ve gerçek mutluluğun bireyin kendi kendisini islah etmesi ile sağlanabileceğine inanmasıdır. Bütün yaşamı boyunca inançlarını harfi harfine uygulayan ve ana prensiplerinden hiç taviz vermeyen bu insan böyle bir Ütopya'nın nasıl mümkün olabileceğin kanıtlamak için Walden Gölü'nde zaman geçirmiştir.

Eline bir dürbün ve not defteri alarak her gün 4 saat süren gezilere çıkar. Hayvanları, bitkileri inceler, komşu çiftçilerle havadan sudan konuşur. Sadece bir buçuk kilometre uzakta olan Concord kasabasına da uğramayı ihmal etmez.

Thoreau Sivil İtaatsizlik adlı makalesinde, Meksika'ya açılan savaştan ve kölelikten nasıl utanç duyduğunu uzun uzun anlatır ve zaten pek sempati duymadığı hükümete hapse girdikten sonra bütün saygısını yitirdiğini söyler:

"Bana ulaşamadıkları için vücudumu cezalandırmaya karar verdiler, aynen büyüklerine kızıp da bir şey yapamayan bir çocuğun hıncını köpeğinden alması gibi. Hükümetin nasıl yarı-akıllı olduğunu gördüm ve dostundan düşmanını ayıramayan bu hükümete karşı bütün saygımı kaybettim."

Walden 1849 yılında tamamlanmış fakat Thoreau'nun ilk kitabı “A Week on the Concord and Merrimack Rivers”ın (Concord ve Merrimack Nehirlerinde Bir Hafta) mali açıdan bir fiyasko olduğunu bilen kitapevleri bu yeni kitabı basmaya yanaşmamışlardır. 1000 tane basılan bu kitap, dört yılda sadece 218 tane satabilmiş ve basım evinin arta kalanları geri yollaması üzerine Thoreau günlüğüne şu satırları yazmıştır: " Kitaplığımda şimdi 900 kitap var, bunların 700 den fazlasını kendim yazdım."

Walden'ı bir türlü bastıramayan Thoreau ümidini hiçbir zaman yitirmemiş ve 5 yıl boyunca kitabın üzerinde çalışmış, kısaltmalar, eklemeler yapmış ve zaten çağlayan bir ırmağı andıran üslubuna cila üzerine cila vurarak kitabı daha da güzelleştirmiştir.

Doğa tarihi eserleri arasında kendisine özgü bir yeri olan Walden, bir bakıma çok şaşırtıcı bir kitaptır. Daha ilk sayfalarında Thoreau bu kitabı kendisinin, o kulübede nasıl yaşadığını, ne yiyip içtiğini merak eden komşularını aydınlatmak için yazdığını söyler. Kulübeyi nasıl inşa ettiğini, nereye ne kadar para harcadığını en ince ayrıntılarına kadar anlatır. Hazırladığı bir tablodan, tahtaların 8 dolar 3.5 sente, iki varil kirecin 2 dolar 40 sente, sacın 31 sente ve çivilerin 3 dolar 40 sente mal olduğunu öğreniriz. İşte bu ayrıntılı bilgilere ne gerek olduğunu düşünen okuyucu aniden şöyle bir inciyle karşılaşır:

"Ben koruluklara gittim..yaşamın yalnız zaruri ihtiyaçları ile karşı karşıya kalabilmek için; bu yaşamın bana öğretebileceği bir şeyin olup olmadığını anlamak için; ki ölürken yaşamadığımın farkına varmayayım."

Ve hemen sonra: "Yaşamın bütün iliğini emmek istedim.."

Thoreau'ya göre herkes kendi ütopyasını kendi yaratabilir ve bunun gerçekleşmesi için de basit bir formül önerir:

"Basitleştir, basitleştir. Günde üç öğün yemek yerine gerekirse bir tane ye, 100 tabak yerine 5 tane kullan, diğer ihtiyaçlarını da aynı oranda azalt."

1854'de yayınladığı başyapıtı "Walden" Amerika’nın en önemli entelektüel New England Transandantalizmi için bir örnek eserdir. Eserde yer alan çevre konusundaki düşünceler ise modern çevreciliğin ve çevre korumanın en önemli satırlarıdır diyebiliriz.

Walden'a çok sayıda konuk gelir ve pek çoğunun ayakta kalması Thoreau'yu hiç rahatsız etmez.

‘Evimde üç tane iskemle var; bir tanesi yalnızlık, ikincisi arkadaş, üçüncüsü de toplum için.’

Su isteyen konukların ellerine bir maşrapa tutuşturup gölü gösterir. Eğer yemeğe kalanların sayısı birden fazlaysa o akşam Thoreau dahil hiç kimse yemek yemez. Gelenler arasında çiftçiler olduğu gibi, zamanın ünlü yazarları ve düşünürleri de vardır ve Thoreau'yu en çok rahatsız edenler de bu entelektüellerdir. "Evimin küçük olmasının bir fena yönü varsa, o da büyük düşünceleri büyük sözlerle ifade eden konuklarla arama, yeteri kadar mesafe koymaya elverişli olmamasıdır."

Ama Thoreau insanlarla ilişkilerini hiçbir zaman koparmaz. Ayaküstü de olsa komşularını sık sık ziyaret edip o yılın mahsulünden, havadan sudan konuşmayı sever ve hemen hemen bütün ihtiyaçlarını kendi ekip biçtiği tarladan sağladığı halde Concord kasabasını sık sık ziyaret eder. Komşularını tarif ederken kullandığı dil ve ifadeler bir kısım eleştirmenler tarafından küçük görmek, aşağılamak olarak değerlendirilmişse de, bu metinleri dikkatle incelediğimiz zaman, Thoreau'nın bu insanlara sadece acıdığını görürüz. Onlar " Yaşamın en güzel meyvelerini" koparamazlar, çünkü cahildirler, anadan babadan öyle görmüşlerdir. O zaman Thoreau'nun görevi "Kümesin üstünde öten bir horoz gibi" komşularını uyandırmaktır. Amerikan düşünce tarihi, transandantalizm ve natüralizmde bıraktığı izler ne kadar önemliyse, "Sivil İtaatsizlik" (Civil Disobedience, 1849) isimli makalesi de siyasi tarihe bıraktığı iz de o kadar önemlidir. Meksika savaşı yüzünden ki ona göre bu savaş sadece köleliği geliştirmek içindi, ödemeyi reddettiği vergi sonucu hapiste geçirdiği bir gece, onun "Sivil İtaatsizlik" isimli makalesini yazmasına neden olmuştur.

Daha sonraları Gandhi'nin en büyük ilham kaynağı olacak bu makale Thoreau'nun belki de en ünlü eseridir. Gandhi'nin dışında Tolstoy ve Martin Luther King gibi önemli isimler de Thoreau'nun düşüncelerinden ve eserlerinden ilham almışlardır.

Thoreau, 1862'de, birkaç küçük gezi ve Harvard'daki öğrencilik dönemi dışında hiç ayrılmadığı Concord şehrinde, geçirdiği tüberküloz yüzünden vefat etmiştir. Bütün eserleri 20 cilt halinde 1906'da basılmıştır. Vereme yakalanan Thoreau öldüğünde 45 yaşında idi. Thoreau, ölüm döşeğinde yatarken bile tuttuğu rotayı hiç değiştirmemiş ve bizde "Tövbe ettin mi" karşılığına gelen "Tanrı'yla barıştın mı" diye soran bir arkadaşına, "Kavgalı olduğumuzun farkında değildim" yanıtını vermiştir.

Son nefesini verirken bile aklı hala yabandadır. Etrafını saranların Thoreau'dan duydukları son cümleden anlayabildikleri sadece şu iki kelimeden oluşmuştur:

"Geyik, Kızılderililer..."

*** *** *** ***

“Bu cesur New England’linin vergi ödemeyi reddetmesi ve Meksika topraklarına köleliği yayacak savaşı desteklemek yerine hapse girmeyi seçmesiyledir ki şiddetsiz direniş teorisiyle ilk teması sağladım.” - Martin Luther King


“Yıllar önce, Amerika'da Henry David Thoreau adında büyük bir adam yaşardı. Onun yazıları milyonlarca kişi tarafından okundu ve üzerinde düşünüldü. Yazdıklarına büyük değer verildi, çünkü o sözünün eri, söylediklerini uygulayan biriydi. Görev duygusu ile kendi ülkesi Amerika’ya karşı çok şey yazmıştır. Amerikalıların birçok kişi kölelik zinciriyle tutsak etmelerini büyük günah saymıştır. O, sadece bunu söylemekle yetinmedi, aynı zamanda bu ticareti durdurmak için tüm gerekli adımları attı. Bu adımlardan birisi de köle ticareti yapan eyaletlere herhangi bir vergi ödememekti. Bundan dolayı vergi ödemeyi durdurunca hapse atıldı.Tutsaklığı sırasında en özgün fikirlerini yazdıklarında cisimleştirdi.” - Mohandas Gandhi





No comments:

Post a Comment

Post-Oryantalizm - Hamid Dabâşî

Post-Oryantalizm: Terör Çağında Bilgi ve İktidar —  Hamid Dabâşî Kitabın Tümünün Özeti Hamid Dabâşî’nin Post-Orientalism: Knowledge and Powe...