Thursday, 25 June 2020

Korku, Acı ve Sıkıntı Üzerine - Nikolay A. Berdyaev

Korku, Acı ve Sıkıntı Üzerine


Yaratılmışın yaşadığı korku ilk günahın ve Tanrı'dan kopuşun sonucudur. Korku genellikle dini inançlarda, felsefi teorilerde, sosyal adet ve kurumlarda belirleyici bir faktör olagelmiştir. Korku günahkar hayatımızın temelidir ve ahlaki ve dini hayatı zehirleyerek en soylu/yüce spiritüel bölgelere sızar. s. 218

Korku titreyen, ürperen, varoluşun aşağı düzeyine düşmüş, her taraftan tehlikelerin tehdidi altındaki yaratığın halidir. Korku çaresiz ızdırap, hastalık, yoksulluk, felaket, mahrumiyet, insanın sahip olduğu herşeyi, karısını ve hayatını alıp götürebilecek düşmanlardan saldırı beklentisidir. Korku tecrübesinin varlığın insanın ulaşmak istediği irtifalarına ve acısını çektiği şeyden kurtulmaya hiçbir referansı yoktur. Korku durumunda insan genellikle yüksek irtifaları unutur ve tehlikelerden, mahrumiyetlerden ve acılardan uzak olduğu sürece aşağı-düzeyde yaşamaya hazırdır. Korku oportünistiktir ve akut acı durumunda kişi herşeye razı olacaktır. Korku, insanı yüceltmez, küçültür/ aşağılar. s. 218

Antik insan korkuyla, büyü ve totemik inançlar yoluyla mücadele etmiştir; kendilerine tanrılardan daha fazla güç verecek koruyucular ve büyü formülleri aramıştır. Korku güç elde etme, tehlikeler ve korkularla mücadele etme aracıdır, fakat aynı zamanda kendisi de onların kaynağıdır. İnsan büyülü güçlerden korkmuş ve önce dinle sonra da bilimle onlardan korunmaya çalışmıştır. s. 219

Adem'in Düşüş'ten sonra hissettiği ilk duygu korkuydu. Korkunun yokluğu Cennet hayatının özelliğidir. s. 219

Korku dini inançlara sızarak onları tahrif eder. s. 219

Din temiz olan ile kirli olanı birbirinden ayırır, birinin diğerinden korkusuna hayat verir. s. 219

Korkunun etik için önemi çok büyüktür. s. 219

Tanrı'dan korku imkansız ve yanlıştır; "Tanrı korkusu" ifadesi yanlış bir ifadedir ve yeniden yorumlanmalıdır.

Vahşi hayvanlardan ya da bulaşıcı hastalıklardan korku olabilir, Tanrı'dan korku olamaz. İnsan bu dünyanın güçlerinden, Sezarlardan, komiserlerden ya da jandarmalardan korkabilir, fakat Tanrı'dan değil. Tanrı karşısındaki tavrımız özlem olabilir, korku değil. Bu önemli ve etkili bir ayırımdır.

Günah kaynaklı sürü-ahlakı korku kategorisini ahlaki ve dini hayatın temel kategorilerinden biri haline getirmeye çalışır. Bütünüyle korkudan doğan ahlaki ayırımlar, değerlendirmeler ve eylemlerin hiçbir ahlaki önemi yoktur ya da insanın spiritüalitesinin ifadesi olamazlar. Ceza/ işkence asla hakikatin keşfine götüremez. Korku bütün ahlaki değerlendirmeleri ve eylemleri yok eder. Korku bütün ahlaki değerlendirmeleri ve eylemleri yok eder. Korku oportünistiktir. Korku ahlakı spiritüel kaynaktan yoksundur; kökleri sürü-hayatındadır. Korku vicdan özgürlüğünü yok eder ve onu kirletir. Ahlaki değerlendirmeler ve eylemler yapmak için insan korkudan özgür olmalıdır. Bütünüyle terörize olmuş bir insan temiz ahlaki eylemler gerçekleştirme fakültesini yitirir. Geçici ya da ebedi cezaların yol açtığı eylemler ve değerlendirmeler saf ahlaki eylem ve değerlendirmeler değildir. Herşeye rağmen kendisini din alanında da hissettiren sürü-zihniyeti bireyi ahlaken, yumuşak ve ılımlı bir biçimde de olsa korku hissiyle yönetmeye çalışır. Bu, trajik bir çatışmayla sonuçlanır. Sosyal olarak belirlenmiş etik çok liberal kılıklara girse de daima korku etiğidir. Her faydacı (utilitarian) ahlak korkuya dayanır; spiritüel etik böyle olmayan yegane etiktir.

Ahlaki yargılarınız ve eylemlerinizi korku hissi belirlemesin, kendi ruhunuzda onu aşın, soylu /yüce olan, ilahi olan, saf aşk uğruna temiz çaba belirlesin - bu, mutlak bir ahlaki buyruktur.

İster dünyevi ister semavi hedonist etik son tahlilde korkuya dayanır; çünkü kişinin kendisinin ve başkalarının mutluluğu korkuya bağlıdır; mutluluk her yönden tehdit altındadır; eylemlerde ve yargılarda oportünizmin bedeli ağırdır. Mutluluğu amacım haline getirirsem korku kaderime dönüşür. s. 220-221

Sürü-zihni korku etiği yaratır; transandantal/ aşkın terörün yerine endişeyi ikame ederek ve insanı gelecekte ceza ile tehdit ederek yapar bunu. s. 222

Düşüş'ün sebep olduğu "sürü-insanı" kendi transandantal / aşkın kaynağını unutur. Uygarlık kendinden hoşnutluğu ve memnuniyeti takviye etmenin, orijinaliteyi ve bireyselliği yok etmenin, insanın hayatın asli kaynaklarından kopuşunun ölümcül yoludur. s. 222

Herhangi bir ölçüde korku ve zorluk kendinden/durumdan hoşnutluktan daha iyidir. s. 223

Özgürleşme büyük bir lütuftur, fakat hayatı vülgerleştirme, yeknesaklaştırma, sığlaştırma ve tekdüzeleştirme tehlikesini de beraberinde getirir. Eğer özgürleşme hayatın yüklerini/ dertlerini ve zorluklarını atma anlamına geliyorsa, tatmin sağlama transandantal terörün trajedisinden kurtulma anlamına geliyorsa, daima durumdan/ kendinden hoşnutlukla sonuçlanır. Böyle bir özgürleşme trajediyi ve dünyamızı ilahi dünyadan ayıran uçurumun keskin bilincini doğuran spiritüel özgürlüğün karşıtıdır. Sürü-insanı özgürleşme sürecinin zaferine, tatminine götüreceğini ve dünyayı varlığının konforlu yurdu haline getireceğini düşünür. Bu, derinliğin ve orijinalitenin kaybı ve burjuva "durumdan/kendinden hoşnutluk" alanına geçiş demektir. Bu yaratıcılık etiğiyle akraba özgürlük etiğinin paradokslarından biridir. s. 224

En büyük ahlaki problem "iyiyi/iyiliği" ateşli, yaratıcı, aktif spiritüel mücadeleye yetenekli hale getirmek ve sıkıcı, yeknesak bir klişeye dönüşmesini önlemektir. Kendinden/ durumdan hoşnutluğun en netameli tezahürü kendini beğenmiş erdemdir; kendini beğenmişlik kusuru ahlaki açıdan pek korkunç değildir. Problemi yalnızca yaratıcılık etiği çözebilir; çünkü yaratıcılık etiği yaratıcı orijinalitede temellenir ve ahlaki yargılarla eylemlerin ruhun derinliklerinden doğduklarında ve ilk-elden olduklarında ısrar eder. s. 225

İnsan yaratıcı şekilde Tanrı'nın işine katıldığı, yaratma faaliyetine katkıda bulunarak O'nun planını realize ettiği sürece varlığın tamlığı/tümü (fullness) için mücadele verir. Fakat fantazmalar Tanrı'nın planını, gerçeklikten kopuşa varan ve Tanrı'nın işine katılmayı, dünyanın yaratılmasını devam ettirmeyi _reddeden başka bir planla değiştirir. s. 225

Fantazmalar tutkulardan doğar. Ve tutkuların iğrençliği ve günahkarlığı özgün/ilk elementer güçlerinde, ontolojik çekirdeklerinde değil - tam tersine orada değerlidirler - egosentrik eğilimlerinde ve varlığı hiç-varlığa / hiçliğe sürükleyen fantazmalar yaratmalarındadır. Tutkular iç bütünlük ve armoniyi bozdukları ve insandaki İlahi suret ve benzerliği yok ettikleri ve insanı ruh hayatı ile beden hayatını birleştiren spiritüel güçten yoksun bıraktıkları sürece kötüdürler. Her kötü tutku kendisine ait bir fantazmalar dünyası yaratır, insanın realite hissini yıkar ve onu terimin olumsuz anlamında bir idealiste dönüştürür. Yıkıcı tutkularla mücadele Tanrı'nın insandaki sureti ve benzeri için, armonik bütünlük için, başka bir söyleyişle spiritüalite için mücadeledir. s. 226

Muhayyile yaratıcı güçtür ve yaratıcılığın kaynağıdır. Fakat eğer muhayyile gerçekliğin dolaysız algısını tahrif ederse, insani varlığa vukufunu da kaybeder ve hiçliğin fantazmalarıyla baş başa kalır. Her şiddetli isteğin, her kusurun dolaysız idrakin yolunu tıkayan ve gerçekliği yalanlayan kendine has bir muhayyilesi vardır. Hastalıklı gurura, ihtirasa, hasede, kıskançlığa, şehvete, marazi erotizme, hırsa, cimriliğe, nefret ya da gaddarlığa teslim ederse, insan kendisini fantazmaların dünyasında bulur ve şeyleri gerçekte ne iseler öyle kavrayamaz. Herşey insanın takıntısı haline getirdiği, kendisini spiritüel özgürlükten yoksun bırakan tutkularla bağlantılıymış görünür. s. 226

Kendini-sevme/ben-sevgisi -- ilk günahın insanda açtığı en derin yaradır - realitelerin doğru algılanmasını önler; çünkü kendini- sevme hayatla her karşılaşmada ya onu fantazmalarla acıdan kurtarmak ister ya da başka fantazmalarla tatmin sağlar; elbette bu tatmin kaçınılmaz şekilde geçicidir. s. 226

Kendini-sevme telafi peşindedir, bunu yaparak gerçekliği yanlışlar. İnsan kendisi ne en fazla telafi sağlayan ve içinde kendine-sevgisinin en az yaralı hissettiği dünyayı reel dünya olarak görür. s. 227

İnsan kendisi için pesimistik bir metafizik inşa edebilir; çünkü böyle bir dünya anlayışı onun için daha az yaralayıcıdır. İnsan devrimci görüşleri benimseyebilir; çünkü onlar yaralı kendine-sevgisini telafi eder ve onu daha az incinebilir hale getirirler. İnsan şu ya da bu partiye, şu ya da bu düşünce ekolüne veya şu ya da bu politik gruba katılabilir; çünkü onlar onun kendine-sevgisini daha az yaralayıcıdır ve ona en fazla tatmini sağlarlar. İnsan bazı insanlarla dost, diğerleriyle düşman olabilir; bunu onlara kendine-sevgisine tatmin sağlayıp sağlamadıklarına, kendine-sevgisini yaralayıp yaralamadıklarına göre önem ve gerçeklik atfederek yapar. Bu bazen bir insanı imanını yitirecek noktaya sürükleyecek kadar ileri boyutlara varabilir veya kendine-sevgisini savunma ya da telafi etme adına bir mümin haline gelecek noktaya kadar ileri gider. Kendini-sevme/ben-sevgisi bütün realitelerin yanlış konuşlandırıldığı kendisine has fantazmagorik bir dünya yaratır. Ve herkes belirli ölçülerde kendisini sevdiği - bu ilk günahın yarasıdır - için, [herkes] az ya da çok bir fantazmalar dünyasında yaşar. Ben-merkezcilik günahı karşısında zafer, spiritüalite kazanma ve kendini Tanrı'nın sureti ve benzeri halinde açma varlığın reel dünyasına dönüştür. Ben-sevgisinin fantazmalarda aradığı her savunma ve telafi acıyı gideremeyecek kadar zayıf bir ilaçtır; yara kanamaya devam eder ve hasta kalbe her yandan oklar saplanır. Gerçekten iyileşmenin yegane yolu ben-merkezciliğin spiritüel şekilde yok edilmesi ve yerine teosentrizmin/ Tanrımerkezciliğin ikame edilmesidir; yani spiritüel olarak aydınlanmış bir dünyanın ikame edilmesidir. Dini pratikte bu yol egzoterik şekilde/ dışarıdan tevazu/boyun eğme diye tasvir edilir. Kelimenin asıl anlamında tevazu ben-merkezciliğin yarattığı fantazmalardan özgürleşmeden ve zihnin realitelere açılmasından başka bir şey değildir. s. 227

İlk kibir ve ben-merkezcilik günahından türeyen bütün zihin durumları - hıncın, ihtirasın, iktidar aşkının, hasedin, kıskançlığın, yaralanma hissinin muhtelif formları kendilerine özgü fantazmagorik dünyalar yaratırlar ve insanın gerçeklik hissini yıkarlar. Hasede, kıskançlığa, şöhret ve iktidar hırsına boyun eğen kişiyi tekrar realiteye döndürmek çok zordur. İktidar özlemi çeken bir insan herşeye güç kazanımına ilişkin görüş açısından bakar; şöhret sevdalısı bir insan herşeye şöhret kazanmaya ilişkin görüş noktasından bakar. Haset ve kıskançlık takıntısı bulunan insanlar hasta insanlardır; artık Tanrı'nın realitelerini göremezler; kıskançlık ve haset duygularıyla beslenen fantazmaların kuşatması altındadırlar. Mazoşizm ve sadizm - kendine ve başkalarına eziyet etmek - daima haset ve kıskançlık ve aslında hınç duygusuna saplanan insanların karakteristiğidir. Başkalarına zulmetme arzusu bir zorunlu ihtiyaca dönüşür. Tiran daima bir sadist ve bir mazoşisttir; her ikisi de kendi acısını telafi ve artırma arayışındadır. Hınç ve haset insanın başka bir insanın kendisinden daha zengin, daha cömert, daha ünlü, daha soylu ve daha iyi olmasına tahammül edemeyeceği bir noktaya ulaşabilir: kutsalın ışığı, taşıyabileceğinden fazladır. O artık realiteleri doğru şekilde birbirinden ayıramaz veya yargılayamaz. Ruhen aristokrat kişinin en önemli özelliği hınç dolayısıyla ızdırap çekmemesidir. ss. 227-228

Hırs ve şehvet düşkünlüğünün mental hayat üzerinde yıkıcı bir etkisi vardır ve insan için Tanrı'nın dünyasının yerini alan kendilerine özgü fantazma ve illüzyon dünyaları yaratırlar. Şehvet düşkünlüğü ve para aşkı kendi adına en fantastik dünyalardan birini yaratır; varlığın dünyasından çok uzak bir dünya - kapitalizmin, bankaların, menkul değerler borsası, kağıt para, çek, reklam, rekabet ve kolay kazanma uğraşı. Finans dünyası Tanrı'nın yarattığı dünyadan çok uzak, onun zenginliğine, doluluğuna ve mükemmelliğine hiçbir şey ilave etmeyen dehşet verici bir fantazmagoriadır. Leon Bloy finansın özel türde bir gizemli oyun olduğunu söylerken haklıdır. Kendine has yasalara itaat eden ve Tanrı'nın yasasını görmezlikten gelen bu fantastik dünya insanın özgürlüğünü ve ilahi sûret olmaklığını kaybettiği şehvetin ve egosentrik tutkuların yaratığıdır. Fantazmalar ruhu her durumda köleleştirir. Aynı şekilde, seksüel şehvet de insanı gerçeklikten kopararak köleleştiren kendisine has bir illüzyonik dünya yaratır. O, elementer bir tutku olarak ontolojik seks merkezinden doğmaz. O, kötü tahayyülün ürünüdür; illüzyonik, fantazmagoriktir; Tanrı'nın dünyasının realitesine tezattır. Şehvet düşkünlüğü neşesizdir ve aslında bir tutku değildir; önemi itibarı ile ontolojik birincil/ asli tutkunun ateşinin söndüğü, yerini doymak bilmez arzunun kötü sonsuzluğuna mahkum eden kurgusal tutkuların aldığı alana aittir. Doğası gereği şehvet, doymak bilmez ve tatmine yeteneksizdir; bu her şehvet için geçerlidir - seksüel şehvet, açgözlülük ve tamah şehveti, şöhret ve iktidar şehveti veya adi oburluk şehveti. Onun insanı illüzyonik bir dünyaya, hiçliğin yoluna sürüklemesinin nedeni budur. Bütün bir dünya edebiyatı, seksüel şehvetin yarattığı illüzyonik dünyaya tanıklık eder. Seks fantazmaları reel varlığın dünyasına ait aşkı öldürür. s. 229

Modern burjuva toplumundaki servet ve lüks sevgisiyle kadının gücü şehvete dayanır. N. Feodorov haklı olarak kapitalizmi ve fantazmalarını büyük ölçüde seksüel şehvetin inşa ettiğini söyler. Karşıt cinse şehvetle erkek parayı sevmeye, fantazmalar dünyasına girerek suç işlemeye başlar. Lüks büyük ölçüde seksüel şehvete bağlıdır ve illüzyonik dünyaya aittir; Tanrı'nın gerçek güzellik dünyasından farklı bir illüzyonik dünyaya. Seksüel şehvet bilinç ile bilinçaltı arasındaki ontolojik normal ilişkinin ihlalidir; kötü bilinçdışı bilinci zehirler; kendi aleyhine dönen ve ve marazi kuruntulardan ızdırap çeken bilinç sağlıklı bilinçdışını yoldan çıkarır ve çarpıtır. Genellikle sefahat (debauchery) denilen şey bilincin ürünüdür; aslında bilinçdışı masumdur. Fantazmaları aslında bilinçdışı üretmez; onlar daima varlığın asli kaynaklarından kopan bilincin ürünleridir. ss. 229-230

Şehvetin yarattığı her fantazma ölüme götürür - gönüllü ölüme değil, kaçınılmaz ölüme. Varlığın yapısı böyledir. Genellikle masum gibi görünen marazi kuruntu/hayal kötüdür ve bir illüzyon dünyası yaratır; yaratıcı değildir, zihni tüketme eğilimindedir. Aşk kişiliğe, Tanrı'nın insandaki suretine yöneldiği ve onu ebedileştirmeye çalıştığı halde, şehvet yalnızca kendisiyle ilgilenir, egosentriktir ve dünyadaki hiçbir realiteyi kavrayamaz. Bir fantazma olmasının nedeni de budur. Fantazma ile insanı kendi dışındaki "öteki" ne taşıyamayan, ben-merkezciliği aşamayan, bencil, gerçekliğe kapalı ve kökleri gerçeklikte olmayan herşeyi kastediyorum. Şehvet ve fantazma insanın dünyayla, diğer insanlarla ve Tanrı'yla temasını sağlamaz. Şehvetin laneti budur; şehvetin aslında yaratıcı olamamasının nedeni de budur. Fantazma üretimi yaratıcılık değildir; çünkü yaratıcılık daima ben'in aşılmasına imada bulunur. Oto-telkin ahlaki hayatta çok önemli bir rol oynar. İyi de olabilir kötü de. Oto-telkin bir yaratıcı fikrin bilinçdışını döllemesi de, yanlışlıkla iyilik yerine kötülüğü benimseyen yıkıcı şehvet ve fantazmaların bilinçdışını zehirlemesi de olabilir. s. 230

Oto-telkin ahlaki hayatta çok önemli bir rol oynar. İyi de olabilir kötü de. Oto-telkin bir yaratıcı fikrin bilinçdışını döllemesi de, yanlışlıkla iyilik yerine kötülüğü benimseyen yıkıcı şehvet ve fantazmaların bilinçdışını zehirlemesi de olabilir. s. 230

Korku çok özel türde fantazmalar yaratır. Korku realitelerin ayırt edilmesini ve idrakini önler. Korkuya saplantılı insan herşeyi yanlış bir perspektiften görür. "Korkunun gözleri büyüktür" der bir atasözü. Korku şu ya da bu açıdan bir ölçüde bütün insanlar için doğal olduğundan, bu günahkar dünyada bir kural olarak insanın gerçekliği yanlış algıladığı ve fantazmaların bütün hayat perspektiflerini çarpıttığı söylenebilir. Sürekli mazeret peşindeki korkak biteviye illüzyonlar yaratır. Paradoksal olan şey, kendisini korumak isteyen korkağın asıl tehlikeleri keşfetmeye hiç de istekli görünmemesidir. s. 230

Özgür düşünürler dine saldırılarında dinin kaynağının korkuda izini sürmeyi severler. Hemen hemen başka hepsi gibi bu iddia da belirli bir doğruluk payı taşır, fakat bu doğruluk çarpıtılmış, hatayla bezenmiştir ve bütünüyle keyfi şekilde anlaşılmıştır. Korkunun dini inançların doğuşunda rolü vardır. Bu nedenle özgür düşünürler dinin korkunun yol açtığı bir illüzyonik dünya yarattığını ve fakat aynı zamanda insanları korkudan kurtarmayı amaçladığını söyler. Fakat işin aslı çok daha derin ve komplekstir. Primitif insanın başına bela olan terör, primitif insanın çaresizliği ve yalnızlığı, yardım ve korunma özlemi varlığın sırrına ulaşılamaz gizemi karşısındaki kutsal, transandantal terör ile düşmüşlerin dünyasına egemen hayvani korkunun, terimin dar anlamıyla korkunun karışımıdır. Hıristiyan zamanlar dahil dini bilincin tarihinde spiritüel korku ya da kutsal terör daima dini inancın saflığını bozan hayvani ve marazi korkuya karışmıştır. Bizatihi dini inancın anlamı dünyanın acı verdiği günahkar insanı gerçekliğin keşfine götürür ve onu korkunun ürettiği fantazmalardan kurtarır. Fakat onun kendisine has fantazmaları vardır; onlar da korkudan doğarlar. Batıl itikat böyle bir fantazmadır. Korkunun etkisiyle inanç kolaylıkla batıl itikada dönüşebilir. Fantazma daima marazi ve patalojiktir. s. 231

Hastalık korkusu bir fantazmalar dünyası doğurur. Hastalığın bizatihi kendisi bir fantazmaya dönüşür; bu gerçekleştiğinde insan her taraftan kendisine saldırıya hazır enfeksiyon ve mikrop tehlikesi görür ve bedenine normal, sağlıklı tutumu yitirir. Realitenin tümünü bir enfeksiyon kaynağı olarak görür ve kıskançlığa, hasede, şehvete takıntılı insanlar gibi bir fantazmalar dünyasında yaşar. O ölüm korkusuyla hayatla temasını kaybeder ve ölümü hakiki ışığıyla göremez. Çok korktuğu ölümün gizli tehdidi her yerdedir. Ölümün gizemi karşısındaki transandantal/ aşkın terör insanı kendi illüzyonik dünyasına hapsetmez; tam tersine insanın gerçekliğin yüzeyinde kalamayacağını, derinliklerine inmesi gerektiğini gösterir. Fakat patolojik, hayvani ölüm korkusu aslında bu arada zihinden çıkarıp attığı terörün günahkar yoldan çıkışıdır. Ölüm korkusuna takıntılı insan tümüyle hayatın bu tarafında, bu dünyadadır ve transandantal terörü hissetme yetisinden yoksundur: onu kaybedecek kadar kendi beden hallerine gömülmüş, gereğinden fazla dünya hayatına ve korkularına bağlanmıştır. s. 232

Burada da psikolojik bir paradoksla karşı karşıya kalırız. Korkunun yarattığı fantazmalar hiçbir şekilde korkudan kurtuluşu getirmezler. Hasedin, kıskançlığın, aşırı hırsın, seksüel şehvetin, açgözlülüğün vb. yarattığı fantazmalar insanı acılarından kurtarmaz; tersine acılarını çoğaltırlar. Fantazmaların üretimi tatmin, mutluluk, özgürleşme vb'ye ulaşma amacının belirlediği teleolojik bir süreç değildir; fantazmaların üretimi tatminsizliği, ızdırabı ve köleliği artırır yalnızca. Bu, hedonistik bakış açısının ne kadar yanlış olduğunu gösteriyor. Fantazma yaratımı bir çözüm değildir. Acı, ızdırap ve ölüm, korkuyu daha da büyütür. İnsanın acı, ızdırap ve ölüm korkusu spiritüel durumuna bağlıdır; fantazmalar arasında ikamet ediyorsa maksimum düzeye yükselir. Fakat yüksek spiritüel düzeyde hayat, yaratıcı faaliyet ve hakikate ya da dürüstlüğe hizmet korkuyu azaltır ve ondan özgürleştirir. Kötü fantazmaların temel özelliği zihni köleleştirmeleri ve kuşatmalarıdır; başka bir söyleyişle onlar aslında yaratıcılıktan ve spiritüeliteden yoksundurlar. Onlar aynı zamanda dürüstlüğü yıkma eğilimindedir; öncelikle de kendine dürüstlüğü. Bu bir illüzyonlar dünyasında yaşayan, hem kendilerine hem de başkalarına yalan söyleyen histerik kadınlarda açıkça görülebilir. İkiyüzlülük veya ikiyüzlülüğün zayıf formunda samimiyetsizlik diye adlandırdığımız alışkanlık da fantazmaların ve bir illüzyon dünyasında ikamet etmenin ürünüdür. Bütünüyle kristalize olmuş ikiyüzlü kendi icadı bir dünyada yaşar. O, dürüstlükten yoksundur ve samimiyetsizdir; yalnızca başkalarına karşı değil, Tanrı'ya ve kendisine karşı da; yani varlığın gerçek dünyasıyla temasını yitirmiştir. İkiyüzlülük zarureten çıkar güdülerinde temellenmez. Tam ikiyüzlü kendisinden farklı biri rolünü oynayan kişidir; çünkü kendi kişiliğini kaybetmiştir. Günahkar korkuların yarattığı fantazmalar daima takıntı ve delilik kadar izolasyon ve egosentrik kendini zorla-empoze etme demektir ve tatmini, hakiki sevinci ve spiritüel özgürleşmeyi imkansız hale getirirler. ss. 232-233

Peki fantazmaların kaynağı nedir o zaman? Tanrı'nın yarattığı dünyaya benzemeyen bir dünya kuran kötü fantazmalar Tanrı'nın yaratma planının ya da Tanrı'nın insan idesinin parçası değildir. Onlar başka bir kaynaktan doğarlar. Sağlık Tanrı'dandır, fakat hastalık değildir. Kötü fantazmalar asli/birincil olmayan-varlıktan/hiçlikten doğarlar ve tekrar ona dönerler. "Hiçlik" insanda daima mevcuttur. Kötü fantazmalar hiçliğin ruhunu gerçeklik içinde doğrulayan asli varoluş-öncesi meonik özgürlükten gelirler. Onlar hiçliğe dönüş, yani Tanrı'nın yaratıcı aktivitesinde rol almanın reddidirler. Asli/ilk özgürlük onlarda kaybolmuş ve köleliğe dönüşmüştür. Kötü, illüzyonik dünya boş, varolmayan, doymak bilmez arzunun aşağılık dünyasının yaratığıdır. Hiçliğe dönüş bu yüzden gerçekleşir; fakat bu, kötü hiçliğe dönüştür. Özgürlük yargılanırken Tanrı'nın Kendi yaratıcı faaliyetine katılma çağrısına karşılık veremediğinde kötüdür. s. 233

İnsanlığı Tanrı'nın kıyamet gününden önce iki kampa bölmek yanlış, Tanrı tanımazlık ve gayrıinsanidir. Bu ayırma hepimizin içinde gerçekleşir; çünkü hepimiz hiçliği paylaşırız ve şu ya da bu türde fantazmalar yaratırız. Hıristiyan bilinci bize kendimizi doğru, başkalarını yalancı görme izni vermez. Kimse hakikatin tümünü kavrayamaz ve hakikatin tümü içinde yaşayamaz; kimse saf varlık alanına sıçrayamaz. Fantazmaların kötü dünyası haksızlığa uğrama hissinden ve Tanrı ve O'nun dünyası üzerinde yanlış taleplerde bulunmaktan doğar. Bu yanlış haksızlığa uğrama hissi kıskançlığa, hasede, hırsa, iktidar tutkusuna, şehvete vb. yol açar. Fakat suçluluk hissi bizi fantazmalardan özgürleştirir ve reel varlığa geri döndürür. ss. 233-234


Kaynak: Nikolay Berdyaev, İnsanın Yazgısı, Çev. Hüsamettin Arslan, Paradigma Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, Mayıs 2012

No comments:

Post a Comment

Post-Oryantalizm - Hamid Dabâşî

Post-Oryantalizm: Terör Çağında Bilgi ve İktidar —  Hamid Dabâşî Kitabın Tümünün Özeti Hamid Dabâşî’nin Post-Orientalism: Knowledge and Powe...